AnasayfaEkspresGaleriSSSKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Baskın

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Marcus Lucas Black
Muggle
avatar

Erkek
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 295
Yaş : 27
Kan statüsü : Safkan
Galleon : 7376
Ekspresso Puanı : 0
Kayıt tarihi : 13/09/07

MesajKonu: Baskın   C.tesi 23 Ağus. 2008, 12:30

Herkese yalan söylemenin ne demek olduğunu ondan daha iyi bilecek biri yoktu. Belki bunu yapmak zorunda kalmıştı. Neden bunu yaptığını da bilmiyordu ya. Mısır’a gitmemişti, aslında iş için hiçbir yere gitmemişti. Sadece görünümünü değiştirmesi için birkaç günlük –daha fazla- zamana ihtiyacı vardı. Ve o zamanı yakalamıştı. Belki eski yüzünü özleyecekti.Ama böylesi daha iyi olabilirdi herkes için. Aslında kimseye de kimliğini açıklamaya niyeti yoktu ama bunu yapmaktan başka bir seçeneği yoktu. Ama böyle olunca da aptallık oluyordu, hem yüzünü değiştiriyordu, hem de kimliğini açıklıyor. Kafasını bunlara takmamıştı.İtalya’dan geldiği gece malikaneye gitmemişti.

Çatlak kazanda kalmıştı, oranın sahibi de tanımamıştı onu. Zaten aynaya baktığında kendisi bile tanıyamıyordu. Saçlarını daha çok sevmişti ama…Kendi kendine kıkırdayarak yürümeye devam etti.İtalya’ya gitmeden öncede ölüm yiyenlerle konuşmuşlardı.Baskından söz etmişlerdi, onun bu gün yapılacağı işaretini aldıktan sonra heyecanı artmaya başlamıştı. Belki bu heyecan değildi, sadece sevdiklerinin nasıl bir tepki vereceğiydi.Tabii ki de kötü karşılayacaklardı.Gözlerini devirerek ufak bir sesle oradan cisimlendi. Acaba saldırıya başlamışlar mıydı? Belki de kimse gitmemişti, o zaman ne yapacaktı. Beklemekten başka bir şey yapamazdı.

Güneşin, tepelerin ardından yavaş yavaş inerken geri de bıraktığı ; güzel görünüm onu hayretler içerisinde bırakarak kendi kendine söyleniyordu *Muggle’ların güzel bir manzaraya sahip olduklarını bilmiyordum* sırıtarak güneş ışıklarının daha batmadığı çimenlerin üzerinde beliren siyah dumanların arasında belirdi. Yüzünde ki maskesi her şeyi kapatıyordu , üzerinde ki simsiyah cüppe de tamamlıyordu onu.Elin de ki asayı sıkıca kavradığında birkaç kişinin daha oraya cisimlendiğini fark etti. Ona göre ; bu kadar önlemi almalarına bile gerek yoktu. Aptal muggle’lar dan mı korkacaklardı? Asasını ileriye doğru yöneltti ve ona en yakın banka nişan alarak;

‘’-Bombarda Maxima!’’

Orada bulunan birkaç çocuğun ve annesinin geriye doğru uçtuğunu, bankında parçalandığını görünce sinsice sırıttı. Muggle’lara bakmayı sürdürürken birkaç saniye içinde onlarca çığlık duymaya başlamıştı.Onların bu sesi çıkartmalarından nefret ediyordu.Bir kaç metre ötede ki bankta oturanların geriye doğru korku içinde yavaş yavaş yürümelerini gördüğünde bir den hızlanmışlardı ve sonunda arkalarına bakmadan koşmaya başlamışlardı.Bu gerçekten eğlenceliydi ama bakanlığı o kadar memnun edeceğini düşünmüyordu. Sinsi bir sırıtışın ardından bunu kimsenin göremeyecek olmasına aldırmadan devam etti.Maskenin altında ki yüzü kuzenine veya Sy… o ne düşünecekti acaba?

Hepsinin birden ona kızmasından korkuyordu, bunu istediği için yapmıştı.Anlayışla karşılamalarını beklemiyordu hiç birinin, ama onlar için küçük bir ayrıntıydı bu.Kafasını öyle bu konuya takmıştı ki ona elinde koca bir demirle koşmaya çalışan adamı görmemişti bile..Elinde ki demirin koluna geldiğini hissetmişti ki bir an için onlarca çivi batmış gibiydi.Kendini yeşil çimlerin üzerinde buldu.Kafasını kaldırdığında adamın tekrar vurmaya çalıştığını gördü ve asasını acımadan kaldırarak sessizce mırıldandı;

‘’-Bu ne cüret? Avada Kedavra!’’

asasını ucunda beliren yeşil ışıkların hızla adama çarpıp onu geriye doğru itmesini sağlamıştı.Böylece hem elinde ki düşmüştü hem de kendisi düşerek ölmüştü.Sinsice bir bakış attı ama bu sefer gülümsemedi…tebessüm göstermedi veya bir duyguyu gösterecek şey yapmadı.Onu sinirlendirmeyi başaran muggle’lardan birini daha öldürmüştü.Ama kolunun acısını unutmuş değildi.Kanayan koluna aldırmadan ayağa kalkarak etrafın da cani ölüm yiyenleri gördü ve biraz daha kin besleyerek birkaç adım daha attı.Bakışları şimdi bolca olan otlara kaymıştı.Asasını da oraya kaydırarak sessiz büyü yaptı

‘’-Yakarum Inflamar!’’

Asanını ucundan çıkan ateş birkaç saniye duraksayarak ileri de ki otlara doğru gitti.Ve bir an için yanmayacağını sansa da hemen yanmaya başlamıştı.Bakışları diğer ölüm yiyenlere kaysa da hemen bakışlarını toplamıştı.Bir kaç muggle’ı da ateş sarmıştı.Bazıları bağırıp kaçıyor , bazıları da bir yerlere saklanıyordu.Onların bu görüntüsü onun hoşuna gidiyordu , gerçekten harika bir manzaraydı.Şimdi hepsinin kafasının karışık ve dehşet içinde olduğundan emindi.Tıpkı onun kafasının olduğu gibi.Ama arada bir fark vardı ; onun kafası baskın yüzünden değil , Sy yüzünden di.Onu kaç haftadır görmüyordu , özlemişti.Aynı şeyleri onun da hissettiğinden emin gibiydi.Belki de o , öyle düşünmüyordu.

En son gördüğünde çok yakınlardı ,şimdi araları açılmıştı.Belki onu unutmuştu.*Aptal şey kafa çeneni.Sy asla böyle bir şey yapmaz* kafasında ki düşünceler ile etrafa bakmayı sürdürüyordu , herkesin etrafa büyüler saçtığından memnun görünerek bir an için gözleri yere doğru gitti ve sonunda havaya kaldırarak arkadaşlarını izlemeyi sürdürdü.Kaçışan yaşlı bir kadına da sersemletme büyüsü yollamıştı.Kadın birkaç metre havaya uçarak yere çakılmasını izledikten sonra sinsice sırıttı.Ama gözleri Sy’deydi. Oda maskeli ölüm yiyenlerin içinde miydi? Yoksa yapacak başka işleri mi vardı?


Out: Dalmayın
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://hogwartsekspresi.com/lejantlar-karakter-kartlary-f164/era
Emily L. Black

avatar

Kadın
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 90
Yaş : 62
Kan statüsü : Melez(Half-Blood)
Galleon : 6814
Ekspresso Puanı : 0
Kayıt tarihi : 21/06/08

MesajKonu: Geri: Baskın   C.tesi 23 Ağus. 2008, 13:23

Bu masum yüzün ardında bir canavar yatıyordu sanki. Her an kovuğundan çıkmayı bekleyen bir canavar. Öğrencilerine ve diğer profesörlere ne kadar anlayışlı davranıyordu. Ama o ölüm yiyendi. Karanlık Lord’a hizmet ediyordu. Ona hizmet etmeye devam edecekti zaten, sonsuza kadar. Son nefesini verene kadar. Daha geçen hafta Ölüm Yiyen Kontesi Rocio Sycorax Malfoy eşliğinde kısa bir toplantı yapılmıştı. Bu toplantıda Subven Meydanına bir baskın düzenleneceği konuşulmuştu. Emily kaç gündür bu anı bekliyordu. Muggle’ları katledeceği günü. Ne kadar masumdu aslında görünüşü. Bol kazağının dalgalanışı, takılarının sesleri ve saçlarının süzülüşü ne kadar masumdu. Ama yüzüne o korkunç maskeyi geçirince değişiyordu. Öğrencileri onun bu halini görse herhalde şoka uğrardı. Zaten büyük bir ihtimale öğrencileriyle geçireceği son dönemdi bu. Bırakacaktı profesörlüğü. Bırakmak istiyordu. Tamamen ölüm yiyenlikle uğraşacaktı.

Yavaş yavaş adımlar atıyordu olduğu yerde. Hogwarts içinde cisimlenebilmesi olanaksızdı. Bu nedenle, telaşlı olduğunu belli etmeden arazinin dışına çıkmaya koyuldu. Yasak ormana girdi kavisli yoldan ani bir şekilde Dışarıda oldukça yakıcı bir güneş vardı. Ancak göl kenarının etkisinden olmalı ki bu güneşin yakıcılığını rüzgar biraz olsun kapatıyordu. Yapraklara değen rüzgar her seferinde yolunu değiştiriyordu. Bugün dolunay olmalıydı. Kurtadamların şanssız günü… Her seferinde soğuk yapraklar tenine değiyordu. Bu da onun huylanmasını sağlıyordu. Nedense Hogwarts arazisi ile yasak ormanın arasında büyük bir fark vardı. Yasak orman çok daha soğuktu.

Bugün onda bir değişiklik vardı, büyük bir değişiklik. Her zamanki gözlükleri olduğu yerdeydi. Gözleri bu sefer olduğundan çok daha büyüktü. Sevinçten olmalıydı. Siyah bir pelerin ve yüzünde bulunan maske onu tamamlamıştı. Gözlük, maskeye değdiğinde rahatsızlık duysa da gözlüğü çıkarması imkansızdı. Yoksa göremezdi. Yerle birleşik ayakkabıları, her zamankine göre yere vurdukça tok bir ses çıkarmıyordu. Yavaş yavaş araziden çıkmaya başlamıştı. Kalbinde bir huzursuzluk vardı. Oraya varamayacağını hissediyordu. Bir hafta önce yaptıkları toplantıda haince planlarını gerçekleştiremeyeceğini düşünüyordu. Belki de endişelerinde haklıydı. Çünkü hışırtılar duymaya başlamıştı. Her an herhangi bir sihirli yaratık ona saldırabilirdi. Ama asası vardı, onu etkisiz hale getirmesi – umuyordu ki – uzun sürmezdi. Dedikleri doğru çıkıyordu galiba. Kaslı bir vücut ve toynaklar görmeye başlamıştı. Kalbi daha hızlı atmaya başladı. Bir at-adam çıkmıştı karşısına. Karga burunlu, kısık gözlü ve uzun bacaklı korkunç bir at-adam.

“Dişlerimin tadına ve toynaklarımın acısına varmak istemiyorsan hemen buradan gidersin. Yıldızlar ve gökyüzü adına yemin ederim ki seni öldürürüm.”

İşte bu lafların ardından iyice korkmaya başlamıştı. Kalbi durmuş gibiydi sanki. Yüz hatlarına yayılan bir korku ifadesi tüm vücuduna yayılmıştı. Parmaklarını asasına doğru götürdü. Bunu at-adama belli etmek istemiyordu. Ne yapacaktı şimdi? Nasıl kurtulacaktı bu at-adamdan. Onla sakin bir şekilde konuşması lazımdı. Ya da kurallara aykırı olarak onu öldürmesi. Asasını sıkı sıkıya kavradı. At-adam daha hiçbir şeyin farkında değildi. At-adamın toynaklarına, mimiklerine basit bir tebessüm koyarak baktı. Asasını cüppesinin cebinden çıkarmaya yeltendi. Ama elleri donmuştu sanki. İçinden bir ses onunla konuşması gerektiğini söylüyordu.

“Ben dostum, evet dostum. Merak etme kimseye zarar vermeden ayrılacağım. Incarcoreus.”

Aynı anda at-adamın her tarafını sarmıştı kalın ipler. Gerçi bunlara ip demek mümkün değildi. Halat gibi bir şeydi bunlar. At-adamı boğulmayla baş başa bırakarak oradan ayrıldı. Hogwarts arazisinin dışına çıkmak için birkaç dakika daha yürümesi gerekiyordu. Herhangi bir yaratıkla karşılaşmadan araziden dışarıya çıkmıştı. Etrafına bakındı. Herhangi birinin onu cisimlenirken görmesini istemezdi. Etrafına iri, siyah gözleriyle baktı. Herhangi birisi yoktu. Konsantre olarak bir pat sesinin eşliğinde buharlaştı. Arkasında herhangi bir iz bırakmamıştı. Bir borudan geçiyormuş gibi hissetti önce. Vücut hatlarına uymayan bir borudan. Boğazını, ellerin sardığını hissetti. Bu his kısa bir süre içinde geçti. Nihayet Meadow parktaydı. Diğer maskeli ölüm yiyenleri gördü. Muggle’lar bu maskeli ölüm yiyenlere bakıyordu. Hepsi oldukça şaşkın gibiydi. Emily asasını, kara pelerinin içinden bir hışımla çıkardı. Ani bir şekilde bağırdı.

“Bombarda Maxima.”

O anda muggle’ların birçoğu geriye doğru uçuşmuştu. Gözlerine delice bir ifade takındı. Zafer bu olmalıydı. Rocio’nun intikamını almaya gelmişlerdi buraya. Birçok muggle çığlıklar atarak kaçışmaya devam ediyordu. Yüz hatlarına yaygınlaştırdığı bir tebessüm ile asasına yeltendi tekrar. Pelerini rüzgardan senkronize bir şekilde dalgalanıyordu. Yarısı maskede, yarısı ensesine dökülmüş bir şekilde olan saçları dalgalanıyordu her seferinde. Ardı ardına büyüler gönderdi muggle’lara. Onlara büyü gönderdikçe ve onların çığlıklarını duyunca büyük bir çığlık koparıyordu. Maskesi onu biraz boğmuştu. Ama bu mutlulukla onu aldırış edemezdi. Asasını kaldırdı ve bağırdı.

“Incendio.” Her yer ateşle kaplanmıştı. Muggle’ların bazıları yanıyor, bazıları da korkudan hızlı adımlarla kaçıyordu. Bu bağırış seslerinden çok hoşlanmıştı. Nasıl böyle bir ruh haline bürünebiliyordu anlamıyordu. Salıncakların, bankların ve diğer oyuncakların bulunduğu parkta birçok çocuk vardı. Etraf ağaçlarla ve binalarla süslenmişti. Ve şimdi o ağaçların birçoğu yanmıştı. Ortada bağıran ve koşan muggle’lar vardı. Emily, Marcus'u bulmak istiyordu bu telaşnin arasında. Maskeli ölüm yiyenlerin arasında, onu boyundan tanımıştı hemen. Bu kargaşanın arasında onu hemen bir kenara çekmesi ve söylemesi lazımdı. Onu kolundan tuttu. Öyle hızlı çekti ki neredeyse kara pelerini yırtılıyordu. Bir binanın arkasına götürerek maskesini çıkarttı. Nasıl söyleyeceğini bilmiyordu. Ama söyleyecekti.


Marcus, üzgünüm hem de çok. Rocio Azkaban'da, sen Mısır'dayken gitti."
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://hogwartsekspresi.com/index.htm
Marietta Dennise Black

avatar

Kadın
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 260
Yaş : 29
Kan statüsü : safkan
Galleon : 7161
Ekspresso Puanı : 0
Kayıt tarihi : 29/12/07

MesajKonu: Geri: Baskın   C.tesi 23 Ağus. 2008, 14:16

Dennnise o akşam sessizce odasında son hazırlıklarını tamamladı.Bella ve Emily'nin de geleceğini biliyordu ama malikanede herkes kendi odasından cisimlenecekti.Dikkat çekmek istemiyordu.Bu Dennise'in ilk yasa dışı işi değildi ama yinede gergindi.Siyah upuzun cüppesini giydikten sonra ölümyiyen maskesini taktı.Aynada son kez kendine baktıktan sonra buharlaştı...Meadow parka siyah bulutlar saçarak cisimlendi.Evet biraz gecikmiş gibiydi.Mugglelar etrafa saçılmış çığlıklar atıyorlardı.2 ay önce Bellayla beraber ilk defa gördüğü park şimdi yanıyordu.Banklar kırılmıştı ve etrafta bağıran can çekişen yaralı mugglelardan başka kimse yoktu.Ama birden birilerini görür gibi oldu.İlerde 2 siyah cüppe kişi vardı.Konuşuyor gibilerdi.Öyle kısa olmuştu ki Dennise konuşup konuşmadıklarını bile anlamadı.Yüzünde sinsi bir sırıtşla onlara doğru üyürdü.Bir yandan etrafa sataşmadan edemedi.Küçük camlı bir kulubenin içine girmiş bir adam elinde siyah bir şeyle biriyle konuşuyo gibiydi.Dennise onun ne olduğunu bilmiyordu ama içinden bir ses bir yerelere ihbar ettiğini söyledi.Asasını hiç çekinmeden kaldırdı:

"Expulso!"

Kulübe ve adam büyük bir patlama sesiyle havaya uçtular.Dennise bunlara hiç aldırmadan ilerlemeye devam etti.Lanet olası mugglelar hesap günleri gelmişti!gün ölümyiyenlerin günüydü.Şimdi biraz gösteri zamanıydı.Maskenin altından sırıtışını kimse görmüyordu.siyah bulutların içinde yeniden buharlaştı ve meadow parkın tam ortasındaki kaydırağın tepesine cisimlendi.Asasını çıkarttı.Ve hafifçe bir daire çizdikten sonra sesizce mırıldandı.

"Enderhio maxima!"

Parkın kum olan kısmını daire şeklinde alevler sardı ve hızla kaydırak ve salıncağa yaklaşmaya başladı.Dennise kaydırağın tepesinde çığıklar atarak tepiniyor ve gülüyordu bu çok hoşuna gitmişti.Alevler tam cüppesini yalarken ordan buharlaştı ve ilerdeki iki ölümyiyenin yanında belirdi.Kim olduklarını tabiki çıkaramamıştı.Ancak seslerinden tanırdı.Onlarla konuşmadan etraflarına baktı.İlerde bir kadın saklanmıştı.Dennise bunu görüp asasını kaldırdı.Gözlerini kıstı.Gizli gizli dinlenmekten hiç hoşlanmazdı.

"Curio!"

Kadın geri takla atıp acı içinde yerde kıvranmaya başladı.ve bir süre sonra bayıldı.Artık onları duyamazdı.Dennise nihayet onlara döndü.Kim olduklarını bilmiyordu ama karagahta konuşulanları bilen birileriydi. "Plan ne!" dedi kısaca.Bir anca uygulamasalar çok iyi olacaktı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://hogwartsekspresi.com/lejantlar-karakter-kartlary-f164/mar
Adéline Michelle Malfoy
Muggle


Kadın
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 453
Yaş : 23
Kan statüsü : Safkan
Galleon : 7185
Ekspresso Puanı : 0
Kayıt tarihi : 18/12/07

MesajKonu: Geri: Baskın   C.tesi 23 Ağus. 2008, 18:16

Odasında sessizce oturuyordu. Buz gibi soğuk masmavi gözleri saatteydi. Yapılan son toplantıda Muggle Kent' e bir saldırı düzenleyeceklerini biliyordu. Bu sabah ise saldırının bu akşam düzenleneceği haberi ona ulaşmıştı. Sadece önceden belirlenmiş Ölüm Yiyenler katılacaktı bu saldırıya. Hala gözü saatteydi. Böyle aptalca saate bakınmaktan sıkılmıştı. Hışımla ayağa kalktı. Hazırlanması uzun sürebilirdi. Hemen dolabından simsiyah cüppesini aldı. Ondan beklenmeyecek kadar hızlı giymişti cüppesini. Masasının üstündeki maskesini aldı ve aynanın karşısına geçti. İçindeki kötülüğü dış görünüşüne yansıtan bir cadıydı Adéline. Bazen kendinden bile korktuğu oluyordu. Çünkü isterse nasıl cani olabileceğini bir tek o biliyordu. Kimliğini gizleyecek olan maskesini taktı. Maskesi sadece yüzünü kapatıyordu. Bugün bir hayli kabarmış olan kahverengi saçları ona değişik bir hava katmıştı. Birkaç saniye daha aynaya baktıktan sonra siyah bulutlar eşliğinde buharlaştı. En fazla iki saniye sonra Meadow Park' a ulaşmıştı. Biraz geciktiğinin farkındaydı. Çoğu yer yanıyor ve pis Muggle' ların çığlıkları kulaklarını tırmalıyordu. Belli ki ondan önce gelenler muggleların canlarına epey yakmıştı. O sırada arkasından birinin ona doğru "Biri daha geldi. Saldırın. Saldırın." diye bağırarak yaklaştığını fark etmişti. Adamın elinde kocaman bir sopa vardı ve Adéline' nin bununla canını yakmak istediği her halinden anlaşılıyordu. Adéline pis pis sırıtarak asasını kaldırdı:

" Bak benim çubuğum daha kısa ama senin çubuğundan daha çok can acıtıyor. Crucio."

Adamın çığlıkları kulaklarını birkez daha tırmalarken hızlı adımlar ile oradan ayrıldı. Buraya Muggle Araştırmaları dersinde geldiklerinin yeni hatırlamıştı. Öylese ileride bir kolye satan bir kulübe olmalıydı. Oraya doğru ilerledi. Klübenin kapısını havaya uçurup, içeriye daldı. İçeride kimse yoktu. Demek ki aptal olduğunu düşündüğü satıcı zekasını kullanıp kaçmayı başarmıştı. Huızla dışarı çıkıp klübeyi ateşe verdi. Az önce bulunduğu yere geri döndü. Crucio' ya uğrayan adam acıya dayanamayıp ölmüştü. Adéline' nin sinirden ateş gibi parlayan gözleri söylediği nefret dolu kelimelere eşlik eder gibiydi.

" Sana beniç çubuğumun daha fazla acıttığını söylemiştim."

Daha sonra adama bir tekme atıp onuda ateşe verdi. Nedense mutlu olmuştu. Birilerini öldürmek, onlara işgence etmek hoşuna gidiyordu artık. Okul zamanlarında bundan biraz çekinsede artık çok zevk alıyordu bu tür şeylerden. Hogwarts' ta genelde sivri dili ile işgence ederken artık sadece asası konuşuyordu. Karşıdan ona doğru çığlıklar atarak gelen anne ve çocuğunu henüz fark etmişti. Çocuklara işgence etmek istemese de annesinin deli gibi çıkardığı sesler onun sinirlerini bozmuştu. Sessizce tamamen yasak olan büyülerden birini mırıldandı. Asası kadını işaret ediyordu.

" İmperio. Git ve kendini şu yanan otların içine at."

O sırada kadın bağırmayı kesmiş ve çocuğunun elini bırakmıştı. Arkasından bir şey kovalıyormuş gibi yanan otlara doğru koşuyordu. Kadın yanan otların üzerinde atladığında orada bıraktığı çocuk tiz bir çığllık atmıştı. Annesine sesleniyordu. Adéline çocuğa dönüp:

" Beşe kadar sayacağım. Ben beş deyinceye kadar buradan uzaklaşmassan sonun annen gibi olur ve bunu ikimizde istemeyiz değil mi? Bir....... İki........ Üç....... Dört........ Beş........ "

Çocuk oraya çakılmış gibi duruyordu orada. Gölerinden yaşlar süzülüyordu. Adéline onu uyarmıştı. Kaçması gerekirken çocuk burada durmayı tercih etmiş yada korkudan kıpırdayamamıştı. Soğuk bir sesle:

" Seni uyardım küçük. Madem annenin yanına gitmek istiyorsun... Yazık! Daha çok küçüksün.. Avada Kedavra."

Asasından çıkan yeşil ışık çocuğu tam kalbinden vurmuştu. Bir saniye sonra çocuğun cansız bedeni yerde yatıyordu. Bu son yaptığı ona hiç zevk vermemişti. Bir binanın duvarında gölgeler beliriyordu. Daha ölmemişler miydi bu aptallar. Hızlı adımlar ile binanın arkasına doğru ilerledi. Gölgelerin maskeli ve siyah cüppeli arkadaşlarına ait olduğunu görünce rahatlamıştı. Maskesini çıkarıp sadece üçünün duyabileceği sesle bir soru sordu.

" Şimdi ne yapıyoruz?"
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://hogwartsekspresi.com/lejantlar-karakter-kartlary-f164/_as
Marietta Dennise Black

avatar

Kadın
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 260
Yaş : 29
Kan statüsü : safkan
Galleon : 7161
Ekspresso Puanı : 0
Kayıt tarihi : 29/12/07

MesajKonu: Geri: Baskın   Paz 24 Ağus. 2008, 18:34

Dennise diğerlerinin yanına geldiğinde arkasındaki çığıklar üzerine bir bakış atmış ve hiç de yabancı olmayan bir stil görmüştü. Maskesinin ardından yavaşça gülümsedi. Önce bir adamı ardından da bir anne ve çocuğu öldürüşünü izledi. Kesinlikle yabancı değildi.Hatta çocuğa bir şans daha vermesini bile anlamıştı.Kollarını kavuşturmuş yeni gelene bakıyordu. Yeni gelen maskesini çıkarınca bunun eski dostu Adeline olduğunu gördü. Adeline ile Hogwarts da Syltherin kızlar çetesinde beraberlerdi.Okuldan sonra onunda ölüm yiyen olduğunu biliyordu ama bir türlü görüşememişlerdi. Karargahta bile bir yada iki kere görmüştü.Herzamanki o canlı sesiyle:

"Şimdi ne yapıyoruz?"

"Adeline! Seni deli hemen tak şu maskeyi!" dedi Dennise.Kendine gelmesi biraz sürmüştü.Burası yeterince güvenli değildi.Herhangi bir büyücü yada cadı kimliklerini bilmemeliydi.Hatta aptal mugglelar bile görgü tanığı sayılabilirdi.İki yakasına bakındıktan sonra yeniden konuştu.Sesi hafif bir fısıtıyla çıkıyordu.

"Burası güvenli değil! Kimse kimliğini deşifre etmesin. Birbirimizi bilmemiz bile iyi değil ama burda planımızı konuşmak zorundayız!"

Yanındakilere baktı. 3 altın maskeli ölümyiyende sükunetle susuyor ve onu dinliyor gibi görünüyorlardı. Bu baskında Blacklerin ağırlıkta olduğunu bildiği için biraz da rahat sayılırdı. Bu yüzden kendisine emredilen planı anlatmaktan çekinmedi. Yavaşça yeniden konuşmaya başladı:

"Pekala. Bana söylenen talimatlara göre.Burayı havaya uçurduktan sonra. Birazda diğer sokaklarda eğlenebiliriz. Hımm. Mesela Adeline sen ve ben şu sokağı halledebiliriz. Buradan bir giysi mağazasını görebiliyorum."

Sinsice sırıttı. Burada bir iki ufak dokunuştan sonra gidebilirlerdi. Diğerleri de muhtemelen öbür sokaklara dağılacaklardı. Gelecek olan birkaç ölümyiyen daha vardı ama onları burda beklemeleri yanlış olurdu. Sesizce diğerlerinin kararını beklemeye başladı. Bir yandn da gizlice etrafına bakınıyordu. Bakanlık güçlerinden birini görürse onlarla çatışmak zorunda kalabilirlerdi.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://hogwartsekspresi.com/lejantlar-karakter-kartlary-f164/mar
Bellatrix Black

avatar

Kadın
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 102
Yaş : 24
Kan statüsü : Safkan
Galleon : 7502
Ekspresso Puanı : 0
Kayıt tarihi : 13/07/07

MesajKonu: Geri: Baskın   Salı 26 Ağus. 2008, 12:53

Soğuk... Artık alışkın olduğu bir duyguydu. Kalbinin derinliklerindeki soğukluk bir türlü geçmek bilmiyordu. Birilerinin canını acıtmak, sinirini onlardan çıkarmak istiyordu. Rocio gitmişti, kontesleri gitmişti. Birilerinin onu Azkaban'dan çıkarması gerekiyordu. Ömrünün sonuna kadar orada kalmayacağı açıkca belliydi. Ama öncelikli işleri o aptal muggle aşıklarına bunu ödetmekti. Çok sevdikleri muggleların katledildiklerini gördüklerinde Rocio'yu Azkaban'a tıkarak belki ne kadar yanlış bir şey yaptıklarını anlarlardı. Düşünceler kafasında bir anafor gibi kaynarken fazla ses çıkarmamaya çalışarak ve kimseye görünmeden bahçeye çıktı. Dışarıdaki güneş bile içinde bulunan karanlığı etkilemiyordu. Güneşe inat yaparcasına esen rüzgar saçlarını uçuşturuyordu. Elinin tersiyle önüne düşen saçları umursamazca geri iterek kendini rüzgarın hırçınlığına bıraktı. Az sonra gitmesi gerekiyordu, vakit gelmişti. Tam Black'ların zevkine göre döşenmiş her tarafından buram buram ihtişam akan bahçeye son kez baktı. Sanki kendini geri dönemeyecekmiş gibi hissediyordu. Bunu yıllardır yapıyordu ama bu sefer farklı olarak içinde garip bir heyecan vardı. Olumsuz fikirleri kafasından uzaklaştırmak istercesine silkindi. Derin bir nefes alarak konsantre oldu ve karmaşanın tam ortasına cisimlendi.

Her yerde çığlıklar, yalvaran ve ağlayan insan sesleri duyuluyordu. Onları duydukça Bellatrix'in içinde alışkın olmadığı bir duygu filizlendi. Acıma... Sevdiklerini kaybediyorlardı ve ailelerini. Neler düşündüğüne şaşırarak kendini toparlamaya çalıştı. Onlar sadece muggle'dı. Değersiz, işe yaramaz yaratıklar. Onlar için üzülmesine ne gerek vardı ki. Yanan bina döküntülerinin arasından geçerek gözüne kestirdiği ve hayatta kalan tek insanlar gibi görünen iki çocuğa doğru ilerledi. Korkmuş görünüyorlardı. Bellatrix elinde asasıyla onlara her adım attığında birbirlerine dahada sokuluyorlardı. Ama aptallar kaçmıyordu. Çocuk olabilirlerdi ama buradan sağ çıkamayacaklarını onlarda biliyordu. Çocukların 2-3 metre ilerisinde durarak asasını kaldırdı ve çocukların yalvarıp ağlamalarına kulak asmayarak eğlencenin tadını çıkarmaya başladı. Kendi sesindeki soğukluğa şaşarak sözcükleri haykırdı.

''Incendio!''

Bücürlerin yanında durduğu otlar yanmaya başlamıştı. Yangın rüzgarında etkisiyle hızla büyüyerek çocuklara ulaştı. Korkudan sabitlenmiş bir şekilde oldukları yerde duruyorlardı. Alevlerin sıcaklığını enselerinde hissettikleri an kaçmaya çalıştılar ama artık çok geçti. İyice büyümüş alevler çocukları yutarak daha çok çığlık atmalarına neden oldu ve ardından o çığlıkları da kesilerek hayatları son buldu. Yeterince izlemişti. Genelde çocuklara acısız bir ölüm uygulardı. Ama damarlarındaki kan öylesine delice akıyordu ki ne yaptığının farkında bile değildi. Biraz ilerleyince bir arada büyük ihtimalle şimdi ne yapacaklarını konuşan maskeli arkadaşlarını gördü ve yanlarına ilerledi.

Sesinden Dennise olabileceğini tahmin ettiği kız planı anlatıyordu. Kimler olduğunu bilmiyordu ama eğer bir yere gidilecekse tanıdığı biriyle gitmeyi tercih ederdi.

''Pekala. Burada her şey bitti sanırım.Siz yeterince dağıtmışsınız.Peki şimdi nereye gidiyoruz?''diye sordu sabırsızca. Konuşurken sürekli etrafına bakıp duruyordu. Bulundukları yer hiçte güvenli görünmüyordu. Burada durdukları sürece seherbazlar için açık hedeftiler. Rüzgarda uçuşan pelerinine biraz daha sarılarak tanınma olasılığını sıfıra indirdi. Ardından yanındakilere dönerek hadi artık gidelim buradan dermiş gibi baktı. Elbette maske yüzünden kimse yüz ifadesini görmemişti. Son bir defa etrafta kimse varmı diye kontrol ederek arkasındaki duvara yaslandı.

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://hogwartsekspresi.com/lejantlar-karakter-kartlary-f164/bel
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Baskın   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Baskın
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Meadow Park-
Buraya geçin: