AnasayfaEkspresGaleriSSSKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 ~ Bar 2 ~

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Dahlia E. Bilbatúa
Le Dahlia Noir - Bar Sahibesi
avatar

Kadın
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 22
Yaş : 26
Kan statüsü : Safkan
Galleon : 6620
Ekspresso Puanı : 0
Kayıt tarihi : 29/09/08

MesajKonu: ~ Bar 2 ~   Salı 30 Eyl. 2008, 00:28

Out: Barda ben varım. Buna dikkat ederek Rp'lerinizi yapabilirsiniz. Ayrı ayrı bar başlıkları vardır. Karışıklık olmasın diye biri burada Rp yaparken başkaları da diğer başlıklarda yapabilir.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Eurydice Black
Slytherin Bina Sorumlusu, İksir Profesörü
avatar

Kadın
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 2206
Yaş : 23
Kan statüsü : Safkan.
Galleon : 7246
Ekspresso Puanı : 89
Kayıt tarihi : 05/06/08

MesajKonu: Geri: ~ Bar 2 ~   Çarş. 05 Kas. 2008, 01:10

Tarih~ Mart 1951
Mevsim~ İlkbahar
Hava~ Hafif güneşli ve rüzgârlı.

_________________
    Karanlık, dehşet vericidir.Ama korkuttuğu için değil;Olanları sakince ve tek başına düşünme olanağı sunduğu için.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Eurydice Black
Slytherin Bina Sorumlusu, İksir Profesörü
avatar

Kadın
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 2206
Yaş : 23
Kan statüsü : Safkan.
Galleon : 7246
Ekspresso Puanı : 89
Kayıt tarihi : 05/06/08

MesajKonu: Geri: ~ Bar 2 ~   Çarş. 05 Kas. 2008, 01:11

Kışlar… Uzun ve zorlu geçen bir kışın ardından baharın getirdiği ılık hava ile kaslar gevşemiş, kafalardaki sıkıntılar bir nevi azalmıştı. Yağmurun dinmesiyle kendini gösteren güneş saklambaç oynuyormuşçasına bulutların arasına giriyor kısa bir süre sonra tekrar beliriveriyordu. Güneşin kendini göstermesiyle oluşan gökkuşağı, içinde barındırdığı bin bir çeşit renk ile izleyenlerini kendine bağlıyordu. Eski hoyratlığı kalmamış, tatlı tatlı esen rüzgâr çatılardaki su damlacıklarını hafifçe uçuruyordu. Diagon yağışlı bir sabahın ardından güneşli havaya merhaba diyordu. Yağmurdan nasibini almayan eşyalarını tekrar dışarı çıkaran dükkân sahipleri kenarları yağmur yemiş tahta masalara bakıp küfrediyorlardı. Saklandıkları dükkânlardan dışarı akın eden cadı ve büyücüler Diagon’un eski taşlarla kaplı yoluna kendilerini atmak için can ve başla birbirlerini itekliyorlardı. Bu sırada elinde diş fırçası, ayağında bol bir pijama, saçları savaştan yeni çıkmış bir cadıyı andıran genç kız ayna karşısında dişlerini fırçalıyordu…

Saçlarından önüne düşen parçaları lavaboyu tuttuğu eliyle geri ittirirken aynadaki yansımasına bakıyordu. Okula ilk başladığı hali ile şimdiki arasında dağlar kadar fark vardı. Saçları tamamen sararmış, gözleri griden yeşile dönmüştü. Boyu desen bir hayli uzamış, kilosu normalin biraz altına düşmüştü. Giyimine artık daha çok özen veriyordu. Asaletin gücün bir temsilcisi olduğuna inanıyordu daima. Gözlerinin önünden geçen binlerce düşünceyi elinin tersiyle bir kenara itti ve bol suyla çalkaladığı ağzını havluya sildikten sonra kendini banyodan dışarı attı. Koridorları koşarak geçti ve odasının kapısını açtığı gibi hızlıca kapattı. Odanın bir ucunda bulunan dolaba ilerledi ve Hogwarts’takinin aksine küçük bir mırıltı dahi çıkarmayan dolabı sessizce açtı. Giyebileceği birkaç kazağı yatağının üzerine fırlattı ve askıdaki birkaç gömleğini dışarı çıkardı. Böyle havalar için ideal olarak düşündüğü pantolonunu ayağına geçirdi ve askıda beklettiği, açık gri çizgileri olan beyaz gömleği diğerlerinden ayırdı. Karar veremediği zamanlarda yaptığı gibi eli hafifçe başını kaşırken diğer eliyle pantolonunda çeşitli sesler çıkartıyordu.

Ve o anda gözüne takılan ince, siyah kazakla bir dağa benzeyen yığının yanından uzaklaştı. Eline aldığı ince yünü kendisinden uzaklaştırıp sıkı bir incelemeden geçirdi. Giyeceğine karar verdiklerini kazak yığınından oluşan dağın yanında bir yere koyduktan sonra masasının üzerindeki asasını aldı ve yatağının başına geri döndü. Pijamanın üstünü bir kenara fırlattı ve onun yerini gömlek aldı. Hızlı hareket ederken çarptığı komodinin sarsılması sonucu asası yere düştü. Lanetler okuyarak eğildiği yerden asasını aldı ve yatağın üzerinde hala beklemekte olan ince kazağı üzerine geçirdi. Koşturarak dolaba gitti ve içinden ayakkabılarını çıkardı. Spor kıyafetlerinin altına giydiği bez ayakkabılar birbirine uyumun verdiği mutlulukla adeta canlanmışlardı. Minik bir dokunuşla toparladığı kıyafetleri yine bir asa hareketi ile dolaba geri göndermişti. Uzun süredir düz olan saçları hala şeklini koruyordu. Küçük düzeltmelerden sonra asasını aldı ve odasından dışarı çıktı…

Koridorlar… Upuzun ve dar koridorları hızlı adımlarla geçtikten sonra salona giden dönerli merdivenleri inmeye başladı. Aşağıya vardığında nefesini düzenledi ve sakin bir biçimde kendisine söylenecekleri beklemeye başladı. Yemek sırasında tüm aile üyeleri masada olmalıydı. Bu ailenin önemli bir kuralıydı. Uzun masa beyaz örtülerle kaplanmış, kristal bardak ve tabaklar yerlerini almış, gümüş çatal ve bıçaklar parıl parıl parıldamaktaydı. Yemek için odasından çıkmış olan Büyükanne Black Elizabeth’i şöyle bir gözden geçirdikten sonra;

Hayrola Elizabeth! Bir yere mi gidiyorsun?

Buruşmuş yanaklarının ortasındaki katlı dokudan çıkmış olan tiz ses olduğundan da az desibeldeydi. Üzerine giydiği siyah döpiyes ve tepeden sıkıca topuz yaptığı pamuk beyazı saçları ile tam bir ‘hanımefendi’yi anımsatıyordu Büyükanne Black. Elizabeth karşısındaki yaşlı kadının gözlerine bakarak;

Şey… Evet. Arkadaşımla sözleşmiştik. Knocturn’a gideceğiz.
Peki evlâdım, yemek zamanı bu malikâneden çıkılmayacağının farkındasın değil mi?
Evet, biliyorum büyükanne ama yalnızca bu seferlik izin veremez misin?
Kimmiş bu arkadaşın?
Nicole. Slytherin’deyiz. Aynı yatakhanede kalıyoruz.
Nereye gidecekmişsiniz Knocturn’da?
Le Dahlia Noir’e…
Dahlia… Peki, ama sadece bu sefere mahsus. Bir daha asla!
Çok teşekkürler büyükanne…

Sakince girdiği salondan sevinçle çıkan Elizabeth, misafir odasındaki şöminede aldı soluğu. Avucuna aldığı bir tutam tozu üzerine serperek bağırdı. Kısa sürede varmıştı Knocturn’a. Üzerindeki minik toz tanelerini silkeledi ve Le Dahlia Noir yazan tabelaya doğru ilerlemeye başladı. Bar’ın önüne geldiğinde hafifçe bir durdu ve üzerine bakındıktan sonra camlı ahşap kapıyı ittirerek içeri girdi. Kapıdaki çan gelenin habercisi, kendisi gibi minik sesleri ile Dahlia’ya haber veriyordu. Gıcırdayan ahşap zemin ve zeminin üzerindeki masa-sandalye takımı Elizabeth’i içeri buyur ediyordu adeta. Masalar arasında ilerledikçe başların ona çevrilmesi oldukça rahatsız edici bir durumdu. Uzun zamandır aradığı ödevi bulmuş bir öğrenci misali aradığını bulmanın sevinciyle gözleri kamaşan Elizabeth arkası dönük kızın git gide yanına yaklaşıyordu. Bu sırada karşılaştığı barın sahibesine;

Kolay gelsin Bayan Bilbatúa. Dedi ve kendisini fark etmiş olan sarışın kıza dönüp;
Umarım seni fazla bekletmedim Nicole… Diyerek çektiği sandalyeye yerleşti.

_________________
    Karanlık, dehşet vericidir.Ama korkuttuğu için değil;Olanları sakince ve tek başına düşünme olanağı sunduğu için.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Nicole Marissa Magdalene
Fontjoncouse Otel Ortağı
avatar

Kadın
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 4533
Yaş : 25
Kan statüsü : Safkan
Galleon : 7501
Ekspresso Puanı : 75
Kayıt tarihi : 02/07/08

MesajKonu: Geri: ~ Bar 2 ~   C.tesi 08 Kas. 2008, 00:56

Hala süren sessizlik ve hüzün... Nicole hisleri günden güne daha çok derinleşiyor ve akıl almaz bir hal alıyordu. Her seferinde biraz daha ölüme yaklaştığını hissediyor. Hatta kendiyle dalga geçercesine nasıl ölebileceğinin planlarını yapıyordu. Bir erkeğin onu bu kadar etkileyebilmesi olanaksızdı. Ama artık her şey için çok geçti tutulmuştu bir kere ve bunun kaçışı da yoktu. Güvenebileceği bir kişiyi kaybedeceğini düşünürken, ardına bir kişiye daha kaybetmek ona en ağır darbe olmuştu. İlk darbe bir soğuk su olmuştu ona iyi biri olmasına olanak sağlayacak derken diğer bir balyoz şeklinde bir darbeyle paramparça olmuştu artık, ne düşünmeye ne de bir şey yapmaya hali kalmıştı. Sadece boş bir şekilde derslerden derse bir ruh gibi giriyor. Sıkıntıdan gece geç saatte aniden kâbuslarından uyanıyor ya da gecenin o ıssızlığıyla kendi kendine düşünmeden konuşup hissetmeye çalışıyordu. Daha her şeyin başındayım toparlanmalıyım demek bu kadar kolay olmuyordu. Çünkü ne zaman tam olarak bir şeylere inanmaya başlayıp mutlu olsa karşısına başka bir dert geliyor, kaderi yine onu oyuna getirerek bütün düşüncelerini hiçe sayıp yok olmasına sebep oluyordu. Kaybolmak tamamen kaybolmak hiç kimsenin olmadığı bir yere gitmek bir anlığına gitmek istiyordu yaşadığı bu yerden; fakat buna ne şartlar ne de konumu izin veriyordu. Her şey onun aleyhine gelişmeye son süratle başlamıştı. Sonuna kadar da devam edecek gibi görünüyordu. Bu alın yazının sebebi kimdi... Bazen aynanın karşısına geçip kendine uzun uzun bakıyor o yeşil gözlerin ardında bulanan gerçeği anlamaya çalışıyordu. Bunu bulmaya çalışmaya başlamasıyla birlikte annesinin sözleri aklına geliyordu. Ardından da bir ağaçla konuştuğu ve onun annesine ne kadar benzediğini söylediği gün....

Hayatı adeta karman çorman bir bilmece halini almıştı. Nerden başlayacağını bilemeyen küçük uzun sarı saçları olan bir çocukluk fotoğrafındaki haline dönmüştü resmen... Geçmiş üzerine bir çamur gibi yapışmış ve birinin hataları yüzünden bırakmıyordu. Bu kadar büyük olan ne olabilirdi. Ne yapmıştı ki şu 16 yıl boyunca en fazla bir kaç kişi korkutmuş veya kavga etmiş ya da aşağılamıştı. Yaptıkları hiçbir şekilde doğru değildi, ama bir tek o mu böyleydi? Yoksa herkes kendi içinde bu kadar ikilem ve karmaşa içine düşer miydi? Herkesin bir karmaşa içine düştüğünü bir derece anlayabilirdi; fakat herkesin kendisi kadar karmakarışık bir hayatı olduğunu anlayamazdı. Tanıdığı hiç kimse bilmiyordu, onun bu yanını acaba birine anlatmalı ve artık kendi içinde bir fark mı yaratmalıydı. İnanmadığı ve inanmayacağı kişinin istediği bu muydu? Bu da yetmezmiş gibi tam kendini ölümün o sessiz ve soğuk suları içine atarken biri onu kurtarmıştı. Kim yapmıştı? Neden böyle büyük bir işin içinekendini atıp sonra hiç bir şey olmamış gibi yok olmuştu hayatından... Düşünenseven birine ihtiyacı vardı belki de şu ana kadar hiç böyle olmamıştı. Biliyordu her şeyi seviyordu yaşadığını var sayıp boş veriyordu. Ama şimdi her şey altüst olmuştu. Gene yeni bir başlangıç yapıp her şeyi yok mu saymalıydı, daha ne kadar yok sayabilirdi olanları saklayarak mezara götürerek arkasından koca bir soru işareti bırakarak neyi kanıtlayabilirdi. Oysa kardeşine olan sözünde yok bunu söylemenin zamanı değildi. Kendine bunların hepsini itiraf edecek güç yoktu. Belki de ailesinde de bu olay olmuştu ve bu yüzden kaçakların olduğu Slyterin'i seçmişlerdi. Aslında çok seviyordu Slyterin'i ve tam ona uyan biriydi. Ne kadar çok çelişki ve bazı problemleriyle bunu hak etmese de kötülük onun bir parçasıydı. Kalbinin en derinliklerinde yazan bir alın yazısıydı. Haftalar haftaları kovalıyorken geçmişten geleceğe her şeyi düşünüp artık yeni bir sayfa açmak için hazırlanıyordu gene. Bu sefer nefes alması bile zordu, düzeltmek için daha fazla çaba gerekiyordu. Düştüğü o çukurun içinden her türlü kurtulmalıydı. Çok zordu, çünkü artık kirlenmişti bütün bu olaylar karşısında yıkılmaktan çamura bulanmıştı bir kere, ama her şeyin bir çıkış yolu olduğundan bunu da atlatacaktı. Zorlu geçen bu sarsıntılı günler bir karın yağmasıyla her yerin beyaz bir örtüyle kaplanıp ve ardından doğan güneşin ardından yok olabilecek miydi?

Bilmiyordu, takmıyordu artık düşüncelerini ama bir türlü yok etmeliydi. Denemediği yollar var mıydı? Acı çekerek olmuyorsa, mutlu olmakla da olmuyorsa nasıl olacaktı. Biriyle konuşmak anlatmak işte hastalığının tedavisi bu olmalıydı. Umut ederek düşündüğü ve bir o kadar da önemsememeye çalıştığı bu duygular ister istemez geliyordu. Ne de olsa düşünmek ve yaratmak olan bir insan düşünmek istemeyince ne kadar duygularına engel olabilir ki! Sonunda geçen bir haftanın ardından tüm cesaretini ve benliğini ortaya koyarak kendine yakın bulduğu ama bir o kadar biraz farklılıkları olduğunu düşündüğü Elizzy’le konuşmaya karar verdi. Ona her şeyi anlatacağını da söylediğine de hatırlayınca sözüne nasıl başlayacağını bildiğinden bunu söylemek sandığı kadar derinden yaralayıcı bir konuşma haline gelmemişti. En sonunda beraber bir çılgınlık yaparak kafa dağıtmaya bir yerlere gitmeyi uygun bulmuşlardı Uzun zamandır herkesin söz ettiği bir bardı burası Nicole bir zamanlar başka biriyle gitmek istediği bardı. Onu unutmak için en uygun yerin onu düşlediği yerin olacağını biliyordu. Bu seçim hem o hem de son zamanlarda Nicole fark etse bile söyleyemediği bir değişikliğin açığa çıkması için en uygun yerdi. Mutluydu bu karara vardıkları için, dışarı yansıtamasa da içten içe mutlu olmanın ve umudunu kaybeden birinin yeniden dala tutunmasının başlangıcıydı bu olay. Bu sefer daha hırslı ve daha azimli bir şekilde tutulmalıydı ki bir kere daha yere düştüğünde acılara karşı dayanaklı bir şekilde iyi yanından bakıp mutlu bir şekilde hayatında ki amaçlarına tutunup ulaşabilsin. Elizzy’le sonunda yeni açılan bara gitmeyi karar vermişlerdi. Biraz kafa dağıtmanın kimseye zararı olmaz. Motive olmak için büyük bir kaynak olurdu. Nicole bunu düşünmüyordu pek fazla, ama orada belki birkaç şişe içtikten sonra arkadaşı olan bu kişiye her şeyi anlatmayı planlıyordu. Biraz zor olacaktı; fakat rahatlaması için bunu yapması gerekti.


Cumartesi günü gelip nihayetinde çatmıştı. Nicole ilk defa sabırsızlanmış ve heyecanlı bir şekilde o günün gelmesini beklemişti. O gün gece yatarken giyecekleri kıyafetlerin hepsini dışarı erken çıkıp biraz kendi başına nefes almak istediğinden gece hazırlamaya karar vermişti. İlk defa dışarı gitmiyordu, ama uzun zaman derin bir kabuğa çekildiği için insan içine çıkmak onu biraz heyecanlandırıyordu. Bu da istese de istemese de gelişen bir telaşa dönüşüyor, midesini sanki bir torbanın büzülmesi gibi büzüştürüp farklı bir hissetmesine neden oluyordu. Yazın ailesiyle gittiği dünya turunda girdiği bir mağazadan aldığı püti kareli kırmızının siyahla kombine bir biçimde bitiştirdiği bir elbise giymeye karar vermişti. Kıyafetlerini hazırlayıp annesinin ona hediye olarak yolladığı küçük pufidik koltuğun üstüne koydu. Sonra da yatmak üzere kıyafetlerini çıkarıp, eline ilk gelen mavi geceliğini giydi. Yatmak ve hemen uyumak istiyordu. Çünkü yarının hemen gelmesini dışarı çıkıp Hogwarts’ın havasından biraz olsun uzak kalmak istiyordu. Burası olmadan yaşayamazdı, çünkü her şeyin üstesinden gelmeyi zor da olsa burada öğreniyordu. Düşünceler içinde yatağın içine gömüldükten hemen sonra kendini uykununderinliğine atmıştı.

Sabah kalktığında o kadar tatlı bir çekmişti ki bir an bu yüzden kendini çok güvende ve rahat hissetmeye başlamıştı. Bugün güzel geçmeliydi ne olursa olsun? Kendi kendine “Yeni bir gün belki yeni bir umut ve başlangıç daha” diye başlamıştı. Günün o aydınlanmaya yakın olan saatlerine belli ki çok erken kalkmıştı. Ama kimin umurundaydı. Elizzy’le barda bulaşacağından önceden gitmesinin hiçbir sakıncası olmayacaktı. Uykunun sersemliğini üzerinden attıktan sonra akşam yaptıklarını hatırlayarak kıyafetlerini giyinmeye başladı. Ona uygun güzel bir ayakkabı ve bütün gereken eşyalarının sığacağı sade bir siyah çantayı da almayı unutmamıştı. Ne de olsa çok fazla bildiği bir yere gitmeyecekti, ama ona bu sefer yol gösteren hiçbir şey olmayacaktı. Sadece o anki olan olaylara göre hareket edip yoluna devam edecekti. Uzun sarı saçlarına da en sevdiği kıvırcık ve saçını dolgun gösterecek şekli verdikten sonra bir eksiği var mı diye dolabının köşesine taşıdığı aynanın karşısına geçti. Kendine bakınca yüzünün ne kadar solgun ve gözlerinin uyumaktan çok şişkin olduğunu görünce fazla belli olmayacağını düşündüğü kapatıcı allık ve ardından sevdiği kırmızı ruju sürdü. Gittiği yerde ihtiyacı olur diye de kıyafetinin yanına çok sade kalan ama en uygunun bu olduğunu düşündüğü çantanın içine attı. Artık hazırdı. Geriye sadece Hogwarts’ın koridorlarından geçip o devasa kapının dışına çıkmak kalmıştı. Etrafta herkes uyuduğundan sessiz adımlarla yavaş yavaş Slytherin yatakhanesinden, ardından da koridorun birinde diğerine geçen yollardan ayrılmıştı. Hogwarts’ın kapısının oraya vardığında kapıyı elinde geldiğince yavaş bir şekilde açmaya çalıştı. Dışarı baktığında havanın çok da kötü olmadığını anlayınca sevindi.

Ama güneş sürekli bulutlar oyun oynuyormuşçasına onların arasına saklanarak kayboluyordu. Hafiften bir rüzgâr esiyordu. Bu da insanın kendinin ne konumda olduğunu fark etmesine ve ardından uykusu varsa açılmasına sebep oluyordu. Nicole böyle havaları eskiden bayılırdı, ama şimdi kafasında ki her şey darman dağınık olduğundan hiçbir şey düşünmeden yola koyulmaya karar verdi. Şimdi yapacağı tek şey vardı. Hogwarts’da ki ormanın içinden geçip, oradan Muggle’ların olduğu kenti bulup otobüse binmekti. Bunu yapmak biraz zordu. Ama bunu başaracağına inandığından böyle bir yolu seçmişti. Artık ayakları üstünde durmanın zamanı gelmişti. Hiç kimseye kendini bağımlı hissetmemesi için sevmediği bir yerde olsa geçmeli ve onların soğuduğu havayı soğumalıydı. Ormanın içine girerken kendine destek vermek istercesine bir şarkı mırıldanmaya başlamıştı. “Hiç kimse hiç kimseye…” diye başlayıp sürüyordu. Melodi hızlandıkça Nicole’ün adımları hızlanıyordu. Sonunda vardığını anladığında hiç kimsenin onu fark etmediğini görünce şaşırdı; fakat bunu belli etmemek için yüzünde hiçbir yansıma görünmüyordu. “Bu kadar basitmiş, şarkı söylemek ve olayları akışına bırakmak…" Şansına gelen otobüsü görür görmez koşarak durağın önüne yaklaşan hızlı otobüsü yakalamak üzere yola koyuldu. Bindiği anda bir koku sarmıştı her yeri… Ne oluyor diyecekken tam o sırada kimliğini belli etmeden onlar gibi davranmanın hiçbir sakıncası olmadığını düşündü. Nasıl olsa yanında kimsecikler yoktu.

Otobüse bindikten hemen sonra ardından sert bir sesle kapı kapandı ve otobüs kendini kaybetmiş bir hızla ilerlemeye başladı. Nicole dışarıyı görmeyi veya inceleyip öğrenmeyi planlamıştı; fakat bu kadar hızlı bir şekilde Knoctorn yoluna gelebileceğini kim söyleyebilirdi ki! Artık gelmişti ne yapacağını bilmiyordu. Saatin daha çok erken olduğunu görünce hayal kırıklığına uğramıştı. Ama nasıl olsa zaman geçecekti. Girdiği yeri beklediği gibi bulmamıştı, burada ne yapabilirdi onu bile bilmiyordu. Maceraya atılmak istiyordu ve sonunda ulaşmıştı niye yakınıyordu ki! İşte burası tam bir Slytherin yeriydi. O yere ayak basar basmaz, içinde bir şeyler ezilmişti sanki. Ama kendine ait bir yerde olmasına karşın daha demin tedirginsiz bir şekilde gezdiği yerden daha fazla korkuyordu buradan. En sonunda girecek hiçbir yer bulamayınca Le Dahlie Noil’in oraya girmeye karar verdi. Hiç kimse olmayacağını biliyordu ama belki sahibi burada olur da onunla az da olsa hal hatır sorup sohbet ederdi. İçeri girdiğinde gördüğü manzara karşısında şaşırmıştı. Çok değişikti burası. Hiçbir yerde böyle bir yer görmemişti. Barın sahibine doğru dönerek “Günaydın Bayan Bilbatúa.”diyerek köşede içeriden dışarının göründüğü masanın oraya geçmeye karar vermişti. Biraz oturmak ve dışarı bakmak istiyordu. Sonunda kendine içecek bir şey söylemeye karar verdi. Tabii ki de bu soğukta kendine çok iyi gideceğini düşündüğü içecek ateş viskisiydi. Siparişini verdikten sonra beklemeye koyuldu. Zaman çok hızlı ilerlemiyordu. Ama Nicole içtikçe daha fazla zaman kavramını yitiriyordu en sonunda kapının ardından Elizzy’nin gelişini gördü. “Oh sonunda” diye bağırarak kapıdan içeri girmesi bekliyordu. Elizzy nefes nefes içeri girip Bayan Bilbatúa selam verdikten sonra Nicole doğru; “Umarım seni fazla bekletmedim Nicole…” diye Nicole karşısında duran sandalyeyi çekip oturdu. Sandalyenin çekişiyle oluşan ses karşısında Nicole içkinin de verdiği mayhoşlukla beraber kulaklarını tıkayarak “Yavaş.” dedi. ArdındanYok çok beklemedim, ne önemi var bekledim mi acaba hatırlamıyorum desem ne dersin? Büyük bir ihtimalle şu an saçmalıyorum. İçkinin verdiğini küçük bir etki.”dedi ve sonunda da büyük bir kahkahayla gülmeye başladı. Çok içmemişti daha ikinci kadehinde bu kadar sarhoş olmasının nedeni acıyan ve durmadan kanayan kalbinden dolayı olmalıydı.

_________________
[center]
Bazen hiç kimse göründüğü gibi değildir
[/center]
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Eurydice Black
Slytherin Bina Sorumlusu, İksir Profesörü
avatar

Kadın
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 2206
Yaş : 23
Kan statüsü : Safkan.
Galleon : 7246
Ekspresso Puanı : 89
Kayıt tarihi : 05/06/08

MesajKonu: Geri: ~ Bar 2 ~   C.tesi 08 Kas. 2008, 03:01

Otururken çektiği sandalyenin çıkardığı ses fazla olacak ki Nicole rahatsız olmuştu. Verdiği rahatsızlıktan ötürü şöyle bir etrafına bakındı özür dileyebileceği başka kimse var mu diye. Sonra arkadaşına döndü. Sırlarını paylaşmaya çalıştığı biricik arkadaşına…

Yok, çok beklemedim, ne önemi var bekledim mi acaba hatırlamıyorum desem ne dersin? Büyük bir ihtimalle şu an saçmalıyorum. İçkinin verdiğini küçük bir etki.
Küçük mü? Nicole sen ne yaptın? Kaç bardak içtin? Bak, bugünlerde çok dalgınsın. Anlıyorum Maglor… Yaşadıkların kolay değildi ama sıkıntılarını şu lanet içki şişesinde bırakmak yerine bize anlatabilirsin. Bana anlatabilirsin…

Yaratmak istediği etkinin yerini bulup bulmadığının farkında değildi henüz. Ama anlayamıyordu arkadaşının son halini. Ona neler oluyordu ki? Son yaşananları tam olarak bilmiyordu. Zaten Nicole hiçbirini anlatmıyordu ki. Yalnızca duyduklarıyla yetiniyordu Beth. Onun dünyasında işler sarpa sarmaya başlamıştı anlaşılan. Beth o sıralar başkalarını eleştirmekle meşguldü. Ya kendisini eleştirmeyi beceremiyor ya da korkuyordu. Küçükken canavar maskelerinden korkmayan kız şimdi bir oğlan uğruna kendi ile yüzleşmekten korkuyordu. Niye bu hale gelmişti ki? Sadece basit bir sevgi yüzünden mi? Yoksa kendinin bile anlamaya korktuğu aşktan mı? Düşüncelerine hakim olamıyordu, kendini onu sevmekten bir türlü alıkoyamıyordu. Neydi ki bu? Karanlık… Tüm benliğini buram buram sarmış bir karanlık... Gözünü kör eden bir karanlıktı. İnkâr edemese de acı bir gerçekti bu. Evet, aşktı…

Kıyafetlerine verdiği özenin herkes farkındaydı. Saçları eskisi gibi dağınık değildi. Şimdi mutlaka bir şekil veriyordu. Epeyce kilo vermişti. Üzerine sıktığı parfümler Beth’e yeni bir kimlik kazandırıyordu. Aksesuar konusuna gayet seçiciydi. Kol saatleri ve tokalar dışında pek düşkünlüğü yoktu onlara. Ayakkabılarını kıyafetlerine uydurmaya çalışıyordu. Tüm bunları yapmaya çalışırken o lanet olası sarı mahlûk(Lessie) tüm olanları mahvediyordu. Bir gün yiyeceği toplu ve güçlü darbe ile toparlanması zor olacaktı sarı mahlûkun. Her şeyi daha da zorlaştırıyordu. Hayır, hayır, hayır… Şimdi bunları düşünmenin sırası değildi. Kafasından atmalıydı olanları. O an tüm konsantresini Nicole’e vermeliydi. Karşısındaki kız gözünün önünde eriyordu günden güne. Konuşmalıydı… Bir süre onu oyalamalıydı. Ama nasıl yapacaktı ki? Belki de konuşturmak en iyi yöntemdi o durum için. Peki, nasıl başlamalıydı söze?

Kafasında tasarladığı birkaç soru yöntemi ve mimikten sonra hafifçe genzini temizledi ve

Bizim için özel bir içeceğiniz var mı Bayan Bilbatúa?

Dedi ve genç bar sahibesini diğer yöne yollarken uzun süredir düşündüklerini açıklamak istercesine ağzını araladı. Ve öyle ki tüm patavatsızlığıyla döktü bütün olanları.

Nicole, senin neyin var? Bize anlatmıyorsun ama derdin olduğu apaçık ortada. Sorun kimse söyle çözmeye çalışalım.

Ne kadar kullanmayacağı sözcük varsa kullanmıştı konuşmasında. O an tek korkusu arkadaşını kırıp, kendine küstürmekti. Az önceki patavatsızlığını yok etmek amacıyla kullandığı sözcükler daha da beterdi. En sonunda bütün son söyleyeceklerini baştan söylemenin vermiş olduğu sinirle, fakat ses tonunu ayarlamaya çalışarak;

Bir sorunun varsa bana anlatabilirsin Nicole. Seni severek dinlerim… Dedi.

Az önce rafa kaldırdığı korku duygusu yine kaplamıştı tüm benliğini. Elizabeth’i Elizabeth olmaktan çıkaran tek şey O’ydu. Ve O, mutlak bir gün ortaya çıkacaktı. Elizabeth kendisine şaşkınlık mı, heyecan mı, öfke mi anlayamadığı bakışlar atan Nicole’e en sevecen, en cana yakın haliyle bakıyordu. Belki de uzun yıllardır hiç hissetmediği bir arkadaşlık bağıyla bağlanmıştı Nicole’e. Tıpkı birine bağlandığı aşk gibi... Tutkuyla, heyecanla, korkuyla…

_________________
    Karanlık, dehşet vericidir.Ama korkuttuğu için değil;Olanları sakince ve tek başına düşünme olanağı sunduğu için.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Nicole Marissa Magdalene
Fontjoncouse Otel Ortağı
avatar

Kadın
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 4533
Yaş : 25
Kan statüsü : Safkan
Galleon : 7501
Ekspresso Puanı : 75
Kayıt tarihi : 02/07/08

MesajKonu: Geri: ~ Bar 2 ~   C.tesi 08 Kas. 2008, 16:10

Söylediği sözlerin hiç bir anlam ifade etmediğini biliyordu Nicole, farkındaydı fakat ne demek isterse tersine bir tepki yaratan bir çekim vardı içinde. Cümlelerin hepsi kesik kesik ve anlamsızdı. Ama karşısında ki bundan çok korktuğunu belli eden bir tavırla kendi aleminde bir çıkar yol aramaya başlamıştı. Onunda epey dalgın ve üzgün olduğu konular vardı belki de düşüncelere dalmış sürükleniyor gibi bir hali vardı. Elizzy'e karşı mahcup mu olmalıydı. Şu ana kadar hiçbir olayını anlatmayıp içine attığı için oysa onunla ilgili her şeyi az da olsa biliyordu. Sır gibi saklamıştı Nicole kendini, belki de aşılamaz duvaları vardı; fakat bunu yıkmanın zamanının geldiğini biliyordu. Çünkü her defasında kendi kendine düşündüğünden, kendi içinde boğulmasına sebep veriyordu duyguları artık sınırı aşmıştı patlamak üzereydi. Bunu anlamış ve burada buluşmak istemişti. Şimdi kendini en yakın hissettiği kişiye açmak için bir motive edici cümle bekliyordu.

Elizzy baya tedirgin bir şekilde uzak diyarlara dalmıştı. Bu kadar ne düşündüğünü merak etmişti. Çünkü genellikle hazırcevaplılığıyla tanıyordu. Beklemek hep Nicole mahsus oluyordu. Bir şeylerin olduğunu anlamıştı, bir tek ikilem içine girenin o olmadığını anlayınca biraz rahatlamıştı. Elizzy'i ona sert ama bir o kadar da sevecen yaklaşarak "Küçük mü? Nicole sen ne yaptın? Kaç bardak içtin? Bak, bugünlerde çok dalgınsın. Anlıyorum Maglor… Yaşadıkların kolay değildi ama sıkıntılarını şu lanet içki şişesinde bırakmak yerine bize anlatabilirsin. Bana anlatabilirsin..."diye cevaplamıştı. Nicole cevapta Maglor'un adını duyunca yaşadığı büyük acıdan dolayı sabırsızlıkla beklemeye başladı. Ne diyordu bu kadar sert bir cevap neden onun adını söylüyordu. "Yüzleşmem lazım evet onunla yüzleşmem lazım." diye içten içe öfkeyle mırıldanmaya başladı. Elizzy ardından barın olduğu bölüme doğru dönerek " Bizim için özel bir içeceğiniz var mı Bayan Bilbatúa?" diye sordu. Nicole bu sorunun ardından "Ben bir içki daha almalıyım." diye söylendi. Fakat adı gibi biliyordu ki Elizzy buna izin vermeyecekti. Duymamızlığa gelmişti. Çünkü iki kadeh viski onu yerle bir etmişti bile.

Elizzy düşünceli gelmişti dışarıdan ve halen düşünceli görünüyordu. Belli ki Nicole duygularının karmakarışık bir hal almasını sağlamıştı. Sorularına yanıt vermiyordu. Düşünüyordu, ama kafası o kadar dalgalıydı ki en sonunda sorularına yanıt veremeyen Nicole bakarak, kendini iyi hissetmesi adına " Nicole, senin neyin var? Bize anlatmıyorsun ama derdin olduğu apaçık ortada. Sorun kimse söyle çözmeye çalışalım." demişti. Nicole bu cümleden hiçbir şey anlamamıştı. Zaten üzerinde uçuşan bir iki tane kuş bile görüyordu. Gittikçe kendini kaybediyor, oturduğu yerden kendini düşecekmiş gibi hissediyordu. Elizzy bir anlam veremeden verdiği cevabın tatmin edici olmadığını görünce "Bir sorunun varsa bana anlatabilirsin Nicole. Seni severek dinlerim…"dedi. Nicole kafasına şimdi dank eden soru kalıpları hepsi birbiri ardına gelmiş gibiydi. Oysa Elizzy onun anlaması için kendi içiyle derin bir muhasebe içerisindeydi. En sonunda Nicole tüm sözlerini kafasında kurduktan sonra "Sadece iki bardak içtim. Çok fazla değil dimi? Ayrıca artık bana Maglor deme biliyorum, onu sevmiyorum. Ama yarım kalan duygularım bana acı veriyor. Güvenmek nedir bilir misin ben güvendim; fakat o bana hiç bir şey söylemeden çekip gitti. Ne mektup yazdı ne de biriyle haber gönderdi. Kardeşimi atlatmama yardım etti. Sırdaş olduk, belki.... başka hislerimde vardı. Ama olmayacağını biliyordum. Bir şey demeden çekip gideceğini ise bilmiyordum. İşte bu beni yıktı. Her şey üstüme üstüme geliyor ve ben anlatamıyorum kimseye sana anlatmak için çağırdım. Ama şimdi de iki kadehle sarhoş olmayan ben sarhoş oldum ve yarın hiç bir şeyi hatırlamıyacağım belki de hatırlarım ne de olsa acı ne olursa olsun olduğu yerde kalıyor. Neyse çok konuştum. Benden bu kadar işte sakladığım her şeyin kısa bir özeti." diye sözlerini sonlardırmıştı. Ağzına geleni söylediğinden ve biraz da alkolin etkisinden pek düzgün bir şekilde konuşamamıştı. Ama sonunda gereksiz ve yersiz bile olsa duygularını az da olsa açıkladığı biri vardı. Elizzy bakıyor ve cümlelerle bağlantı kurmaya çalışıyordu. Nicole de sessizce Elizzy'nin istediği yeni içeceklerini yudumluyarak Elizzy'e bakıyordu. Anlatabilmiş miydi? Bu kadar çabuk anlatacağını ve söyleyecek şeyse niye daha önce söylememiş ve kendine bu kadar acı çektirmişti. Bilmiyordu ve belki de sonsuza kadar bu bilmece denilen hayatın içinde bilemeyecekti.

_________________
[center]
Bazen hiç kimse göründüğü gibi değildir
[/center]
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Eurydice Black
Slytherin Bina Sorumlusu, İksir Profesörü
avatar

Kadın
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 2206
Yaş : 23
Kan statüsü : Safkan.
Galleon : 7246
Ekspresso Puanı : 89
Kayıt tarihi : 05/06/08

MesajKonu: Geri: ~ Bar 2 ~   Ptsi 17 Kas. 2008, 00:30

Sadece iki bardak içtim. Çok fazla değil dimi? Ayrıca artık bana Maglor deme biliyorum, onu sevmiyorum. Ama yarım kalan duygularım bana acı veriyor. Güvenmek nedir bilir misin ben güvendim; fakat o bana hiç bir şey söylemeden çekip gitti. Ne mektup yazdı ne de biriyle haber gönderdi. Kardeşimi atlatmama yardım etti. Sırdaş olduk, belki... Başka hislerimde vardı. Ama olmayacağını biliyordum. Bir şey demeden çekip gideceğini ise bilmiyordum. İşte bu beni yıktı. Her şey üstüme üstüme geliyor ve ben anlatamıyorum kimseye sana anlatmak için çağırdım. Ama şimdi de iki kadehle sarhoş olmayan ben sarhoş oldum ve yarın hiç bir şeyi hatırlamayacağım belki de hatırlarım ne de olsa acı ne olursa olsun olduğu yerde kalıyor. Neyse çok konuştum. Benden bu kadar işte sakladığım her şeyin kısa bir özeti.

Güvenmek… O da güvenmişti bir şeylere. Güvendiğini anlatmalıydı ona. Şuan güvendiği kişiyi söylemeliydi ama yapabilecek miydi? Hafifçe araladı ağzını. Söylemek istediklerini tartarcasına bir hali vardı. Önüne gelen içkiden birkaç yudum aldıktan sonra uzun süre anlatmamanın verdiği sıkıntıyla elini alnına koydu ve anlatmaya başladı.

Güvenmek… Sanırım biliyorum anlamını. Tamam, kardeş acısını bilemem. Dayrnt ve Eragon’a bir şey olmadığı için şanslı hissediyorum kendimi ama ben de acı çekiyorum Nicole. Benim güllük gülistanlık yaşadığımı mı düşünüyorsun? Ne kadar katı görünsem de ben de sevdim Nicole! Delicesi, ölümüne… Evet, kimseye söylemedim ama ben de sevdim. Kendimden bir şeyler katarak büyüttüm içimdeki küçük hisleri. Ve ‘hiç ummadığım bir anda karşıma çıktı aşk’. Niye sürekli bazı yerlerden kaçıyorum sanıyorsun. Niye bazen kahvaltıya oturmadan çekip gidiyorum dersliğe? Peki ya Deborah üstüme o lanet olası içeceği döktüğünde neden cinnet geçirmedim? Biliyorsun Nicole, ben… Elizabeth Black, kimseye güvenmeyen buzul prenses… İnanmasan da sevdim. Geçen akşam başımı yasladığım o diri omuzların sahibini sevdim. Felipe’i gerçekten sevdim…

Gözlerinden süzülen tuzlu su damlacıkları yanaklarını aşarak elbisesinde veya içkinin o garip kıvamında son buluyordu. Son yaşadıklarını da anlatmalıydı. Çinli prensesini… Titreyen ellerini az önce koyduğu yerden çektikten sonra masanın üzerine bıraktı ve sinirli bir edayla;

Bir de babasının Çin İmparatoru olduğunu söyleyen Çinlimiz var tabiî. Haa… Bir de Ravenclaw’lı bir sarışınımız… Sanki ben sevmeye başladığım zaman tüm dünya o kişiyi sevmeye başlıyor. Seneye mezun olacağız Nicole ve o zaman onların işi bitecek! Sen de toparlanmana bak Nicole! Kendini salmamalısın. Geride bıraktıklarını düşün ve toparla kendini!

Anlatmıştı… Aylardır içinde barındırdığı, omuzlarında taşımaktan yorulduğu tüm sırlarını dökmüştü açığa. Yorgun gözlerle bakıyordu karşısındaki kıza. Felipe’e baktığı yeşilimsi yorgun gözlerle…

_________________
    Karanlık, dehşet vericidir.Ama korkuttuğu için değil;Olanları sakince ve tek başına düşünme olanağı sunduğu için.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Nicole Marissa Magdalene
Fontjoncouse Otel Ortağı
avatar

Kadın
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 4533
Yaş : 25
Kan statüsü : Safkan
Galleon : 7501
Ekspresso Puanı : 75
Kayıt tarihi : 02/07/08

MesajKonu: Geri: ~ Bar 2 ~   Cuma 21 Kas. 2008, 19:11

Bir sarmaşık kadar karışıktı Nicole'ün kurduğu cümleler, fakat Elizabeth bunun alkolün etkisiyle olduğunu anlamış gibiydi. Kendi de içtiğinden yavaş yavaş bütün etkileri üzerinde hissetmeye başlamıştı. Nicole bomboş sokağa dalmıştı. Bir yandan karşısında ki ni dinliyor diyer yandan düşündüğü acılarıyla gözleri yaşarıyordu belki de bu yüzden karşısında ki kişiye bakmayacak kadar zayıf hissediyordu. Hislerini anlatmak zaten yeteri kadar ağır bir ceza olmuştu. Rahatlamıştı; fakat bu rahatlama onun içinde ki utanç verici düşünceleri dindiremiyordu.

Güvenmek… Sanırım biliyorum anlamını. Tamam, kardeş acısını bilemem. Dayrnt ve Eragon’a bir şey olmadığı için şanslı hissediyorum kendimi ama ben de acı çekiyorum Nicole. Benim güllük gülistanlık yaşadığımı mı düşünüyorsun.Ne kadar katı görünsem de ben de sevdim Nicole! Delicesi, ölümüne… Evet, kimseye söylemedim ama ben de sevdim. Kendimden bir şeyler katarak büyüttüm içimdeki küçük hisleri. Ve ‘hiç ummadığım bir anda karşıma çıktı aşk’. Niye sürekli bazı yerlerden kaçıyorum sanıyorsun. Niye bazen kahvaltıya oturmadan çekip gidiyorum dersliğe? Peki ya Deborah üstüme o lanet olası içeceği döktüğünde neden cinnet geçirmedim? Biliyorsun Nicole, ben… Elizabeth Black, kimseye güvenmeyen buzul prenses… İnanmasan da sevdim. Geçen akşam başımı yasladığım o diri omuzların sahibini sevdim. Felipe’i gerçekten sevdim…

Nicole aldığı cevap karşısında şoke olmuştu ve bu da içkinin üzerinde ki etkisini azaltmasına sahip olmuştu. Biraz ayılmanın ve dinç bir şekilde düşünmenin rahatlığı içinde Elizy'e doğru döndü. Ne kadar üzgün göründüğünü anlayınca söylediklerine biraz pişman olmuştu. Acaba doğru bir zamanda mı paylaşmıştı duygularını çok güvendiği bu arkadaşıyla... Şimdi ne yapmalıydı destek mi olmalı yoksa hala dertlerinde yakınmaya devam mı etmeliydi? Kafası karışıkken çıkılmaz bir labirente dönüşmüştü, artık çıkmaz sokak uzaktan bile parlamıyordu.

Bir de babasının Çin İmparatoru olduğunu söyleyen Çinlimiz var tabiî. Haa… Bir de Ravenclaw’lı bir sarışınımız… Sanki ben sevmeye başladığım zaman tüm dünya o kişiyi sevmeye başlıyor. Seneye mezun olacağız Nicole ve o zaman onların işi bitecek! Sen de toparlanmana bak Nicole! Kendini salmamalısın. Geride bıraktıklarını düşün ve toparla kendini!

Ardı ardına iki beklenmeyen itiraf ne yapmalıydı şimdi böyle bir acı çekmemişti şu ana kadar her şey bir yandan da Elizzy'nin üstüne geliyordu bir de. Belki de kaderleri bunları önceden birleştirip oyununa ortak etmek istemişti.

Haklısın belki de bilmiyorum. Herkes kendi içinde bir karışıklık yaşıyor. Bilemiyorum ben sevmedim acı çektim her seferinde bulamadım gerçek aşkı hep aradım. Ama yanlış yerlerde yanlış kişilerle oldu. Her şey şimdi üstüme üstüme geliyor. Senin de durumu az da olsa bu kafayla anlamaya çalışıyorum ama şu an algılayıp çözecek bir durumda değilim. İkimizde hafif meşrep bir durumdayız. Buradan nasıl gidicez onu bile bilmiyorum. Nese sen anlat ben de kendime göre bir şeyler anlatırım sonra...... Destek olmadığım için üzgünüm ve ayrıca böyle bir sevgiyi ayakta tutmak senin görevin.... Belki de o da seni sevmeye başlar olmaz olmaz dememek lazım. Ayrıca diğer rakiplerini sen çoktan alt edersin bence... Hem söyleyemedim ya da farkedemedim, bu aralar çok kendine dikkat ediyorsun ve eski Elizzy değilsin benim yerime sen bir maceraya atıl doya sıya yaşa ve söyle aşkını yoksa kaybedersin sonunda benim gibi...

İlk defa verilen itirafın ardından bir itiraf daha şaşırmıştı Nicole ama içten içe sevinmişti hatta sonunda başta yorum yapamayacağını söylese bile az da olsa bir kaç fikrini beyan etmişti. Elizzy'nin o kaskatı ve imkansız olduğunu düşündüğü aşkını düşünen gözlerinin içine...

_________________
[center]
Bazen hiç kimse göründüğü gibi değildir
[/center]


En son Nicole Marissa Magdalene tarafından Cuma 21 Kas. 2008, 23:33 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Eurydice Black
Slytherin Bina Sorumlusu, İksir Profesörü
avatar

Kadın
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 2206
Yaş : 23
Kan statüsü : Safkan.
Galleon : 7246
Ekspresso Puanı : 89
Kayıt tarihi : 05/06/08

MesajKonu: Geri: ~ Bar 2 ~   Cuma 21 Kas. 2008, 22:13

Haklısın belki de bilmiyorum. Herkes kendi içinde bir karışıklık yaşıyor. Bilemiyorum ben sevmedim acı çektim her seferinde bulamadım gerçek aşkı hep aradım. Ama yanlış yerlerde yanlış kişilerle oldu. Her şey şimdi üstüme üstüme geliyor. Senin de durumu az da olsa bu kafayla anlamaya çalışıyorum ama şu an algılayıp çözecek bir durumda değilim. İkimizde hafif meşrep bir durumdayız. Buradan nasıl gideceğiz onu bile bilmiyorum. Neyse sen anlat ben de kendime göre bir şeyler anlatırım sonra... Destek olmadığım için üzgünüm ve ayrıca böyle bir sevgiyi ayakta tutmak senin görevin... Belki de o da seni sevmeye başlar olmaz olmaz dememek lazım. Ayrıca diğer rakiplerini sen çoktan alt edersin bence... Hem söyleyemedim ya da fark edemedim, bu aralar çok kendine dikkat ediyorsun ve eski Elizzy değilsin benim yerime sen bir maceraya atıl doyasıya yaşa ve söyle aşkını yoksa kaybedersin sonunda benim gibi...

Artık iyice cümleleri karışmıştı Nicole’ün. Kendisi ne kadar dayanıklı olsa da içkiye karşısındakini ayık tutması gerektiğinden o bardaktan başkasını içmeyecekti. Aklına o an bin bir düşünce gelmişti. Hangisini uygulaması gerektiğini kestiremiyordu bir türlü. Sonunda karşısındaki kızın bardağını eline aldı ve bardaktaki yeşilimsi mavi sıvıyı bir dikişte midesine indirdi. Gözlerinde oluşan yanma hissi onu oldukça zorluyordu. İçkinin geçerken boğazında bıraktığı buruk tattan nefret ediyordu. Hala elinde tuttuğu bardağı büyük bir gümbürtüyle masaya indirdikten sonra sımsıkı yumduğu gözlerini açarak arkadaşının ne yaptığını garip bir şekilde izleyen kıza baktı. Gözlerini tekrar açıp kapattı ve boğuk bir sesle;

Artık içmemelisin Nicole. Bak kendine zarar vereceksin. Ben, ben de dikkat etmeliyim ama senin epey dikkatli olman gerekiyor. Bak son zamanlarda çok kötüsün. Dediklerine gelecek olursak; evet ben de farkındayım kendime epey zaman ayırıyorum. Fakat bunu bir süre bilinçsizce yaptım yani hiç farkında değildim ama geçenlerde bir gün eski fotoğraflara bakarken keşfettim. Baya kilo vermiş gibiyim. Tenim eskisi kadar beyaz değil. Saçlarım daha düzenli sanki. Kıyafetlerim gördüğün gibi…

Bu sırada açılmış belindeki büyük siyah yanık benzeri lekeyi izleyen Nicole kaşlarını kaldırmış bu ne dercesine bakıyordu Elizabeth’in yüzüne. O anda açıklama gereği hissetti kendinde. Derin bir nefes aldı. Sonra gözlerini Nicole’ünkilere dikerek konuşmaya başladı.

Ahh… Bu mu? Geçen günkü atışmada araya girmemeliydim. Formumu kaybetmiş olmalıyım, belimi biraz daha ileri çekebilseydim çarpmayacaktı. Sadece küçük bir lanet. Daha fazlasını da gördüm. Merak etme benim bir şeyim yok!

Gerçeği söyleyecek hali yoktu yani! Şimdi niye, neden, nasıllarla dolu bir sınav geçirebilirdi. Uygun zamanda ve uygun yerde anlatması gerektiğini düşündü ve anında konuyu değiştirdi. Ne kadar değiştirebildiyse tabi…

_________________
    Karanlık, dehşet vericidir.Ama korkuttuğu için değil;Olanları sakince ve tek başına düşünme olanağı sunduğu için.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Nicole Marissa Magdalene
Fontjoncouse Otel Ortağı
avatar

Kadın
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 4533
Yaş : 25
Kan statüsü : Safkan
Galleon : 7501
Ekspresso Puanı : 75
Kayıt tarihi : 02/07/08

MesajKonu: Geri: ~ Bar 2 ~   Cuma 21 Kas. 2008, 23:27

Nicole artık bir cevap beklemiyordu tükenmişti, yitik düşmüştü bütün duyguları aslında ayakta durmalı ve kötülük yaparak çıkarmalıydı. Ama arda arda olan bu durum onun hiç bir şekilde düzelmemesine neden olmuştu. Bir an karşısında ki kızın aniden önünde ki içkisini alıp içmesiyle uyandı o eski yaşantısına dalıp gittiği hayallerinden. Niçin yapmıştı bunu onu korumaya mı çalışıyordu. Neden bu kadar değer veriyordu Nicole, ne cezp ediyordu onu. Artık uyanmanın zamanı gelmişti; fakat Nicole çok fazla sorguladığından belki de kendi kendini mutsuz ediyor. Sonra da hiçbir şeyi bilmediğinden yakınıyordu. Elizzy'nin yaptığı olayı kendini sorgulamaktan bir an yanıtsız bırakmıştı. Elizzy derin bir nefes almıştı. Boğazı epey yanmış olucaktı ki yutkunmaya başlamıştı.

Neden Elizzy? Neden böyle bir şey yaptın. İçkimi tamamlayım kafamı koyup uyurdum ve belki de biri beni taşırdı. Artık uyanmam lazım ama çok zor çok acı çekiyorum ne yapacağımı bilmiyorum deyip geçiştiriyorum sonunda yeni bir hayatta başlangıç yapıcağım. Eski herkesi büyüleyen Nicole geri dönücek. Ama sana bir şey daha itiraf edeceğim. Beni takip eden siyah bir gölge gibi gözüken... nese. Hala ayılamadım galiba

Hızlı bir şekilde sıkıştırmıştı, bir dikişte içtiğin bardağın ardından gözleri kızarıp dolan Elizzy'e anlaşılır anlaşılmazdı gene kelimeler; fakat bu sefer daha az baygın olan net bir sesle konuşuyordu.

Artık içmemelisin Nicole. Bak kendine zarar vereceksin. Ben, ben de dikkat etmeliyim ama senin epey dikkatli olman gerekiyor. Bak son zamanlarda çok kötüsün. Dediklerine gelecek olursak; evet ben de farkındayım kendime epey zaman ayırıyorum. Fakat bunu bir süre bilinçsizce yaptım yani hiç farkında değildim ama geçenlerde bir gün eski fotoğraflara bakarken keşfettim. Baya kilo vermiş gibiyim. Tenim eskisi kadar beyaz değil. Saçlarım daha düzenli sanki. Kıyafetlerim gördüğün gibi…

Bir sürü anne öğüdü gibi gelen ama sırf arkadaşının kendini düşündüğünden oluşan hikaye tarzında anlatımlar ve dikkatini çekip Nicole hayatla olan bağlantısını hayatta yeniden katmak istercesine Elizzy konuşuyordu.

Evet her konuda haklısın. Tamam çalışacağım. Bu durumu belki de çok uzattım. Artık son damlaları akıcak aynı bir depoda ki suyun tükenmesi gibi musluktan boşanırcasına akıp sonunda bitecek, az kaldı hissedebiliyorum. Ama en çok can acıtan taraf son bir yerinin kanaması kadar acı veren bu son su damlaları. Kan ve su nereden nereye? Bu arada sana gelecek olursak. Ne kadar kendi içimde duvalar örsemde kör değilim. Sende benden bir şeyle saklıyor gibisin örneğin o iz de neyin nesi?

Kendi durumunu anlatmıştı. Artık ramak kalmıştı. Kendini bir dönüm noktasından diğer bir noktaya atıp hayatında bir bölüm atlayıp silmeye, mutluluklar gelicek kaplayacaktı. Tüm acılarını birer birer örtücekti toprağın tabuttu örtüğü gibi kapatacaktı.

Ahh… Bu mu? Geçen günkü atışmada araya girmemeliydim. Formumu kaybetmiş olmalıyım, belimi biraz daha ileri çekebilseydim çarpmayacaktı. Sadece küçük bir lanet. Daha fazlasını da gördüm. Merak etme benim bir şeyim yok!

Elizzy dalga geçer gibi kekeleyerek iki cümleyle karışım içinde olan kelimeleri dizelemişti. Nicole kendine geldiğinden ve her dakkika sonrasında beyni her fonksiyona daha iyi yanıt verdiğinden sezgileri de yerine gelmişti. Ne saklıyordu bu kadar Nicole'ü kızdıracağını bildiğinden sakladığı ve Nicole'ün çok önemli olduğunu düşündüğü bu gizemli olay.

Hala beni kandırdığını sanıyorsun. Sarhoşum diye alay et sen, bundan sonra eski Nicole olduğumda bu olayı anlayıp çözmesini bilirim biliyorsun. Ama bu olayı kendi yöntemimle çözmeyi istemiyorsan rahatlıkla anlatabilirsin.

Nicole'ün merakı uyanınca keyfi az da olsa yerine gelmişti; fakat karşısında ki kız bu sefer çekingen bir tavırla ne cevao vereceğiyle ilgili derin bir düşüncenin içine düşmüştü.

_________________
[center]
Bazen hiç kimse göründüğü gibi değildir
[/center]
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Eurydice Black
Slytherin Bina Sorumlusu, İksir Profesörü
avatar

Kadın
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 2206
Yaş : 23
Kan statüsü : Safkan.
Galleon : 7246
Ekspresso Puanı : 89
Kayıt tarihi : 05/06/08

MesajKonu: Geri: ~ Bar 2 ~   Ptsi 08 Ara. 2008, 02:42

Önündeki kadehle oynayıp duruyordu sürekli. Nicole görmüştü işte lanetin izini. Ne olursa olsun söylemeyecekti. Nasıl olsa yakında öğrenirdi. O aptal Çin Prensesi ile atıştıklarında Liz’in aptallığı yüzünden yediği laneti bilmesi Nicole için hiç iyi olmazdı. Bağırır, çağırır, hatta ve hatta o kızı öldürmeye bile kalkışırdı. Küçük bir lanet diye geçiştirmek şuan ki durum için en iyisiydi. Zaten Nicole’ün düzelmesi gerekiyordu. Psikolojisi altüst olmuştu. Kardeşini kaybetmişti. Aptal Maglor onu bırakıp gitmişti. İyi arkadaşlarından biri olan Dayrnt bu sene mezun oluyordu. Bir de Çin Prensesi’nin yaptıklarını anlatmak akıl kârı değildi. Yerinde kıpırdanıp duruyordu. Eliyle içinde bir hayli içki bulunan kadehi sarsıyordu. Diğer elinin tırnaklarıyla da masada garip sesler çıkarıyordu. O geceden sonra gözleri bir değişik parlıyordu. Yeşiller kahverengileriyle buluşmak adına ışıldıyordu adeta. Ona karşı öyle bir sevgi besliyordu ki içinde. Ne yapacaktı bilmiyordu. Ne düşünecekti bilmiyordu. Ne söyleyecekti, hiç bilmiyordu. Bilmiyordu, bilmiyordu… Bilinmezlik içinde sürüklenip gidiyorlardı. Gözlerinden yaş geliyordu, durmaksızın… Soluk almakta güçlük çekiyordu. Belki de yaptıklarını, yaşadıklarını birine anlatmanın, anlatabilmenin mutluluğuydu bu gözyaşları. Zorlukla çıkan bir sesle;

“Nicole, ben… Çok, çok seviyorum. Hayatım boyunca sevmediğim kadar, hiç hissetmediğim boyutta. Bilmiyorum, ne yapacağımı bilmiyorum. Onun beni sevmediğini biliyorum, ama başkasını sevmesinden de korkuyorum. Parıldayan kahverengi gözlerin bana ait olmasını istiyorum Nicole. Benim olmasını istiyorum. O yüreğin içinde bana da yer olmasını istiyorum. Biliyorum, çok fazla isteklerim… Ama inan durduramıyorum kendimi. Geçen gece kendimi tutmasaydım, kendime hâkim olamasaydım ne yapacağımı düşünemiyorum. Hayatım boyunca yapmadığım, yaşamadığım şeyler bunlar. Ve ben, ne yapacağımı bilmemekten o kadar korkuyorum ki… Slweyn’leri biliyorsun. Onun oğluyla küçükken yaşadığımız macerayı biliyorsun. Ona çocuk kalbiyle de olsa bağlandığımı biliyorsun. Ama ne olur anla Nicole, lütfen anla! Felipe’i çok seviyorum”

Bütün bar dönmüş haykıran kıza bakıyordu.’Deli mi bu?’ dercesine. Bazıları ise barı terk etmeye koyulmuştu. Ağlıyordu, ağlıyordu… Sessizce ağlıyordu, yaratıcıya sığınarak ağlıyordu. Felipe’i düşünerek ağlıyordu. Nicole’den yardım bekleyerek ağlıyordu…

_________________
    Karanlık, dehşet vericidir.Ama korkuttuğu için değil;Olanları sakince ve tek başına düşünme olanağı sunduğu için.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Nicole Marissa Magdalene
Fontjoncouse Otel Ortağı
avatar

Kadın
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 4533
Yaş : 25
Kan statüsü : Safkan
Galleon : 7501
Ekspresso Puanı : 75
Kayıt tarihi : 02/07/08

MesajKonu: Geri: ~ Bar 2 ~   Salı 09 Ara. 2008, 23:23

Anlıyorum canım biliyorum sevmenin ne zor olduğunu ne kadar çok acı çektirdiğini biliyorum. Karşılıksız sevgi çok zordur. Ama sen bu olayın karşılıksız bir şekilde yaşacağını biliyor musun Liz'cim. Sana soruyorum. İçten içe tükeniyorsun ve zaman sana onu hatırlatmaktan başka bir şey yapmıyor. Biliyorum. Sonunda her şey değişebilir. Hiç ummadığın şeyler olabilir hayatının yaşam kesitlerinde... Hissediyorum ki Felipe o kadar vicdansız biri değildir. Sana bir karşılık vermese bile arkadaş ol. Çünkü nasıl olursa olsun. Sevdiğinin seni bir yerden sevmeye başlayabilmesi aşkınıza bir başlangıç olabilir.

Uzun kurulan biraz anlamsız, ama Liz'i kendine getirecek yatışmasına yardımcı olacak yüklemli yüklemsiz kurulan cümleler... Ne kadar zordu hayatta yaşananlar ve senin karşına bir kapı kadar sert bir şekilde çıkan acı ve üzüntü getiren gerçek olaylar. Liz'i başta sona biliyor, tanıyordu. Değişmişti ve olgunlaşmıştı kendince... Şimdi bununla beraber değer verdiği arkadaşını da geliştirmeliydi. Her şeyi onla paylaşmaya başlamıştı. Kardeşi öldükten sonra onu canından biri olarak bilip sevmişti. İçlerinde atan kötülük damarlarını beraber parçalamış. Hep yana yana olmuşlardı. Ne kadar büyük bir dönem geçirse de Liz'e hep bir yerlede destek olmuş korumuş kollamıştı. Liz'de ona kendine göre fikirler verip uyanmasını sağlamıştı. Başta Nicole kötüydü. Şimdi de Liz sırayla üzüntülerini paylaşıp yok sayıp kimseye belli etmek adına bir daha yaşıyorlardı belki de bu bir evreydi. Doğanın öngürdüğü Yüce Merlin'in doğayla iş birliği içinde kaderinde arada ortak olup çıktığı herhangi bir romandan veya tiyatrodan çıkmış bir yazı gibi yazılıyor ve durmadan zamanla hiç beklenmedik şekilde değişiyordu.

Nicole konuşmanın ardından bu sihirli evrenin nasıl işlediğini merak edercesine sorgulamaya başlamıştı. Ne kadar enteresan bir dünyanın içinde hayatta gözlerini açıp ne amaçlar için dünyaya gelmişti ve sonunda nereye gidip ne olacaktı. Bu konuya varması imkansız da olsa varmıştı. Liz'in söyledikleri aşka karşılık göremenin getirdiği bir olaydı. Ama Nicole'e dünyanın farklılığını çağrıştırmıştı. Hayal dünyası canlanmıştı. Bu içten içe gözyaşı döken Liz'in sayesinde. İşte bu yüzden seviyor kendi için zor olsa da iyi biri gibi elinden geldiğince destek olmaya çalışıyordu.

_________________
[center]
Bazen hiç kimse göründüğü gibi değildir
[/center]
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Sponsored content




MesajKonu: Geri: ~ Bar 2 ~   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
~ Bar 2 ~
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Le Dahlia Noir-
Buraya geçin: