AnasayfaEkspresGaleriSSSKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 İlerleyen Saatler | İlk prova

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Mireila Alverad
Elektro Kemanist & Pramoda - Menajer
avatar

Kadın
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 23
Yaş : 33
Kan statüsü : Safkan
Galleon : 6829
Ekspresso Puanı : 0
Kayıt tarihi : 05/08/08

MesajKonu: İlerleyen Saatler | İlk prova   Salı 09 Ara. 2008, 23:22

Gecenin siyahıydı en somut gerçek. Ne teni ürperten rüzgâr kadar deliydi ne de kaldırımlara çakılı kalmış banklar gibi durgun. Bazen yıldırımların yırtarak geçtiği derisindeki acıyla ağlıyor bazense güne karşı kazandığı büyük zaferle yıldızlarını sergiliyordu. Kimine göre bir umuttu gök; kayan yıldızlarının gerçekleştirdiği dileklerle. Bazılarına göre de gelecekti; her kilometresi sırlarla dolu olan. Parlaklığı gitmiş, sarı renkli saçları yastığına dağılmış, zarif bedeni yatağına yığılmış genç kız içinse bir hiçti. Saatlerdir, parmaklarını bile kıpırdatmadan öylece penceresinin ona sunduğu gök manzarasını seyrediyordu. Şato misali evlerindeki onca oda yerine seçtiği bu çatı katının ona sunduğu tek lüks; bu canlı tabloydu. Babasının milyon galleonluk servetinden kendisine düşne payı Pramoda için harcamaya yemin etmiş bir kız için babasına göre fazla bileydi bu oda. O garip geceyi iyi hatırlıyordu. Zavallı annesinin bedenini kızının önüne siper edişi adamın çileden çıkmış tavırlarından ileri geliyordu. Mireila'nın okulu bıraktığı gün, nişanı attığı gün ve hatta kardeşini St. Mungo'luk ettiği gün dışarı taşmayan sinirleri Sihir Bakanlığı'ndaki mevkiiyi kabul etmeyip, Pramoda için para istediği gün sel olup akmıştı. Haftalarca süren sessizlik can yakıcı, çileden çıkarıcı bir hal almaya yakınken anne Wendorlf Alverad babayı sakinleştirmiş ve hatta şımarık Mireila'nın isteğini kabul etmesini sağlamıştı. Hiç bir zaman tam olarak bağlılık duyamadığı annesine duyduğu sevgiyi bir tek o zaman en keskin hatlarıyla gördüğünü hatırlıyordu. Dünyada yalnız olduğunun farkındaydı. Burada olmayı, aile olarak Alverad'ları o seçmemişti. Onu yöneten güç bir gün yalnız bırakacaktı, hissettiği yalnızlık işini kolaylaştırıyordu. Ölmekten korkmadığını ileri süren onca insandan biri değildi, gerçekten onu varedene ulaşmak için büyük bir istek duyuyordu. Yalnızca o zaman günahlarından arınacağına, gerçek bir insana dönüşeceğine inanıyordu. Merhamete, şevkate ve sevgiye erişecekti. İçinde var olmayan merhamet, asla duymadığı şevkat ve içinde filizlenmeden deşilen sevgiyi hissetmek harika olacaktı, biliyordu.

Öyle hızla doğruldu ki birden harekete geçen kan ile şaşıran dolaşım sistemi bir süre onu hareketsiz, başı döner halde bıraktı. Geri dönen denge yeteneği ile hareketlenip dolabının önüne fırlattığı ceketini küçük elleriyle kavrayıp sırtına geçirdi. Sırtı ile ceketinin sert derisi arasında kalan saçlarını kurtarmaya çabalarken bir yandan da açık kapıdan koridora süzülmüştü. Gecenin bu geç saatinde evde dolanan fareler dışında kimse ayakta olmazdı. İçlerinden birinin halıyla paralel ilerlediğini görmesine rağmen hayvanı ürkütecek bir şey yapmadan merdivenlere koştu. Geniş trabzana oturup katları hızla gerisinde bırakırken elleri iki yana açılmıştı, parlak saçları geriye doğru savrulurken geceye ışık saçıyordu. Kalın tabanlı botlarının yere temas edişi tok bir ses çıkarmış, kapının dibinde yuvalanan tahta kurularını ürkütmüştü. Büyük demir kapıyı olanca gücüyle kendine doğru çekti ve geçebileceği bir boşluk bırakana kadar açtı. Sokağın çalıları arasında ötüşen böceklerin iç gıcıklayan sesi kulaklarını rahatsız etmeye başlarken Alverad evinin kapısı kısa soluklu bir gürültüyle kapandı. Mireila bir süre soğuk havanın yüzünü tokatlamasına izin verdi. Rüzgâr olmamasına rağmen tenindeki nemi alacak derecedeki kuru hava bir jilet gibi kesiyordu suratını. Annesinin çıkan gürültüye duyarlı olup, camdan bakacağını bildiğinden bir kaç dakika daha kapının dibinde mahsur kaldı. Dakikalar birbirini kovalarken nereye gideceğine karar vermeye çalışıyordu. Tedirgindi. Sanki bu kısacık zaman diliminde karar veremezse kaybolacakmış gibi hızla ve mantık aramadan aklındaki yerleri eliyordu. Kendine ait olan bir yer, kendini ait hissettiği bir yer bulmak tek arzusuydu. Pramoda'nın tüm üyelerinin sıcak yataklarında uyukladıkları düşünülürse Pramoda's Jam bu akşamı geçireceği en güzel yer olacaktı. Ceketinin yakalarını yavaşça kaldırdı, ellerini karın hizzasındaki ceplere soktu ve ince bacaklarının çelimsiz adımlarını yola koydu.

Yolda birşey düşünmemiş, hiç rolünü iyi kıvırmıştı. Serseriler ona sataşmamış, yanında olmayan asasına ihtiyaç duyacak bir olay gerçekleşmemişti. Cebinden çıkardığı anahtarı büyük, tahta kapının deliğine sokmakta acele ediyordu. Sonunda başardığını kanıtlayan sesle hızla binanın girişine adım attı. Kapıyı ayağı ile kapatıp ellerini nefesiyle ısıtmaya çalışırken kulağında çınlayan böcek sesleri dışında duyduğu ses onu duraksatmış, bir süre girişteki Hindistan anısı halının üzerinde bekletmişti. Ustaca çalınan gitar Pramoda'lardan birinin içerde olduğunu kanıtlıyordu. Bir süre içeri girmekle eve dönmek arasında kaldıysa da önünde uzanan merdivenleri birer ikişer çıkarak ilk kata ulaştığında sesin nereden geldiğini anlamak için bir kez daha duraksadı. Sağ tarafta uzanan koridorun sonlarından gelen sesi takip etmek için bedenini o yana çevirip hareketlenmişti. Duvarların açık renkleri içine yakışmadığı bir gerçekti. Tamamı siyah olan kıyafetleri buraya uymadığının bir kanıtıydı. Ortamın ferah kokusuna karşılık kızın sert ve iddialı parfümü ise bir başka aykırılık örneği idi. Ve daha bulunacak beş fark olmasına rağmen oyununu bir kenara bırakıp ulaştığı kapının pirinç tokmağını çevirdi. Başını içeri uzattığında aletlerin akorlarını yapan görevliyle karşılaşmış olmasının verdiği şok ifadesi çabuk dağıldı. Provanın bu gece olduğunu unutmuş olması Mireila'nın aptallığının iyi bir göstergesiydi. Yüzünü buruşturdu ve içeriye girdi. Çocuğun dikkatini bozmamaya çalışarak odanın en büyük duvarına yaslanmış deri koltuğa kendini attı. Diğerlerinin gelmesi uzun sürmezdi, uykusuz bir başka geceye teslim olmuştu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Feodora Providentia
Omnia Mutanter Kitapçısı
avatar

Kadın
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 121
Yaş : 24
Kan statüsü : Safkan
Galleon : 6862
Ekspresso Puanı : 5
Kayıt tarihi : 13/08/08

MesajKonu: Geri: İlerleyen Saatler | İlk prova   C.tesi 13 Ara. 2008, 19:21

Güven... Söylenmesi çok kolay bir kelimeydi. Birçok kişi de bu kelimeyi rahatlıkla söyleyebiliyordu, üstelik karşısındakilere bu kelimeyi bazen tokat gibi çarpmakta bazen de kandırmak için kullanabiliyorlardı. Nylénia da geçen yıla kadar bunları yapabilecek kadar rahattı. Fakat şimdi, bütün bir yaz boyunca geçirdiklerinden sonra artık kendini o kadar da rahat hissedemiyordu. Babasının yaptıklarından sonra bu kelime onun canını acıtmaktan başka bir işe yaramıyordu. Gene Amaranth olayların etkisinden daha çabuk kurtulabilmişti. Merlin'e Şükür! Yoksa annesi çok daha kötü günler geçirebilirdi. Nylénia da zaman içinde yavaş yavaş toplanmıştı. Her zaman mantıklı olarak tanınan Nylénia, babasının evlendiği haberini aldığında çileden çıkmıştı. Uzun zamandır bu olayın gerçekleşeceğini biliyordu ama gene de hayatı boyunca ne olursa olsun güvendiği tek adamın da bunu yapabilmesi, gerçekten en son noktaydı. Amaranth zaten ondan nefret ediyordu. Fakat artık Nylénia da onun yanına katılmıştı. Yakıcı bir şeyler hissediyordu onu düşününce. Burada olsa, tam parmaklarının altında, işte o zaman onu durdurabilecek biri var mıydı? Belki Aamaranth ama o da kuvvetle ihtimal ona katılırdı. Ne zamandan beri, beyninde bu tip düşüncelerin biri gidiyor, diğeri geliyordu. Ona hiç yakışmayan bu düşüncelerden kendini soyutlayamıyordu bir türlü. O zaman atalarına çektiğini düşünürdü Nylénia. Özellikle de anne tarafına. Eh, ne de olsa Charita ailesinden bu konularda uzman kişiler çıkmıştı. "Nasıl olsa ben de bir Charita sayılırım."Yüzünde oluşan, utanmaz gülümsemeyi silmeye vakit bulamadan, kaç saattir oturduğundan emin olamadığı, küçük ama ferah odasına aniden dalan annesiyle göz göze geldi. "Bu kadar saattir içeride ne yapıyorsun Lethe?" Nylénia da bu kadar saattir içeride ne yaptığını bilmiyordu. En son nota kağıtlarını almak için buraya... Nylénia'nın mavi gözleri aklına gelen ve asla unutmaması gereken küçük bir dipnot ile büyürken, yere saçılmış kağıtları bir hamle de artık yavaş yavaş çürümeye yüz tutmuş döşemenin üzerinden aldı. Kısa bir iç çekiş sonunda, ona şaşkınlıkla bakan kızıl saçlı kadına gülümsedi. Genç kadın endişeli olduğunu belli eden bir ses tonuyla konuştu. "Nylé, sen iyi misin?" Nylénia ağzından otomatik olarak çıkan bir evet ile cevap verirken, gözleri pencerenin dışına kaydığında, güneşin çoktan batmış olduğunu gördü. Gökyüzü sessiz bir siyahlığın etkisi altına girmişti artık. Yüzünde az önceden arta kalan gülümseme daha da büyüdü. Annesine geç kalacağını ve merak etmemesini söyledikten sonra, odadan dışarı çıktı. Bugün ilk kez prova yapacaklardı ve Nylénia bunu nasıl unutabildiğini gerçekten bilmiyordu.

Kısa bir süre sonra, evden dışarı çıkmıştı. Annesinin arkasından yağdırdığı soruları duymamazlıktan gelmek, her zaman işe yarayan bir yönetm olmuştu. Merakının annesinden ona geçtiği kesin bir şeydi. Dışarı çıktığında, narin teninin birden soğumasına neden olan soğuğu hissettiğinde, içeri girip üzerine daha kalın bir şey almayı düşünse de, bundan hemen vazgeçmişti. İçeri girerse, bu gece bir daha dışarı çıkamayabilirdi. Üstelik... Belki biraz soğuk ona iyi gelirdi, kim bilir? Yavaş ve çarpık adımlarla, ilerisinin pek göremediği yolda yürümeye devam etti. Arada sırada botları yüzünden kaysa da, önemli bir hasar almamıştı. Sadece bir kere popo üstü düşmüştü ve bu da çok büyük bir zahiyat yaratmazdı. Ara sokaklara girmekten biraz çekinmesine rağmen, hemen hemen hepsine girmişti. Neyse ki, elleri ceplerinde, süklüm püklüm kız rolünü iyi yapabildiği için kimse ona bulaşmamıştı. Hoş, bulaşsalar ne olurdu ki? Asa kullanamazdı ama kendini savunmayı biliyordu. Zamanında babası ona bunu öğretmişti. Bu düşünce, babasını ona tekrar anımsatırken, içinde yavaş yavaş yükselen öfke, gözlerini karanlık gecede bir mücevher gibi parlamasına neden oluyordu. Adımlarını daha da hızlandırarak, yürümeye devam etti. Bir an önce Pramoda's Jam'e varmak istiyordu. Orası onun rahatlayabildiği tek yerdi.

Yoldaki değişik sapmalar yüzünden, beyni aynı şeyleri düşünmediği için, rahatlamış bir şekilde, stüdyoya varmıştı. Amaranth'ın zekasını takdir etmekten kendini alıkoyamamıştı. Gerçi her zaman takdir ederdi orası ayrı bir mesele. Nylénia kırk yıl düşünse, bu kadar saçma bir yere stüdyo kuramazdı. Fakat bu iyi olmuştu. Hem kimsenin aklının ucuna gelmezdi hem de yolda yürürken, herhangi bir çukurun içine düşmemek için dikkatle geliniyordu ve bu da akıl dağıtıcı bir şeydi. Özellikle Nylénia çok rahatlamıştı. Büyük tahta, kapıdan içeri adımını attığındai kızarmış yanaklarını yalayarak geçen sıcak hava, onu bir anlığına mayıştırmıştı. Üzerindeki ince, siyah paltoyu çıkartıp, neresi olduğunu görmediği bir köşeye fırlattı ve doğrudan gitarının bıraktığı odaya gitti. Bu odayı kendi için döşemişti. Bu odaya sadece Amaranth'ın girmesine izin veriyordu. Çünkü o zaten hayatının yarısıydı ve ondan burayı esirgeyecek değildi. Bütün oda baştan aşağı beyaza boyanmıştı. Diğer eşyalar da aynı şekilde beyaz ve beyaza yakın, hoş bir krem rengine sahipti. İnsanın içeri girdiğinde, gözlerini kamaştırıyordu. Amaranth'da bunu sözleriyle tasdik etmişti. "Merlin aşkına Lethe. Ne sorunun vardı da, burayı tamamen beyaz yaptın?" Nylénia da cevabı vermişti. "Burası benim içimi ferahlatıyor Amaranth. Sana da tavsiye ederim." Nylénia, her zmaanki göz kamaşmasını atlattıktan sonra, hızlıca gitarını eline aldı. Bu Nylénia için özel ve mutluluk verici bir andı. Gitarını eline aldığında, mutluluğun yavaş yavaş içine dağıldığını hissedebiliyordu. Bedeni aldığı hazzın etkisiyle havalanıyor, yükseliyor ve zirveye çıkıyordu. Bir daha da aşağıa inmiyordu. Orada çakılı kalıyordu. Gitarının birçok insan için kulak tırmalayıcı sesini duyduğunda ise, mutluluk ya da başka bir güzel duygu, hissettiklerini tanımlamak için epey zayıf kalıyordu. Giovanni'ye benzemişti iyice. Eline gitarı ilk tutuştıran kişiye. Nylé, mutluluk verici özel anına onu da dahil etmenin mutluluğu içinde, artık ezberlemeye başladığı notaları sese dönüştürmeye başlamıştı. Bazen kabaran ruhunun etkisiyle, daha sert basıyordu tellere bazen de oyuncağını incitmeye korkan bir kız gibi yumuşacık seslerin odada yükselmesine neden oluyordu. Bütün duyuları ve duyguları ayakta, sadece çalıyordu. Fakat onun bu yükselişi, duyduğu sesle bozulmuştu. Biri mi gelmişti? İnce kaşları çatılırken, uyuşmuş olan ruhu hemen kendine geldi. Gitarını bir süreliğine terk etmesi gerekiyordu. Bu yüzden içten içe bir üzüntü duysa da, yapabileceği bir şey yoktu. Odasından dışarı çıktığında, siyahlarla kaplı bir beden ve ışıltısı sönse de, dikkat çeken sarı saçlar görünce, hızla o yöne gitmeye başladı. Nylénia takip ettiği kişinin girdiği odadan içeri girdiğinde, aletlere akor yapan çocuğu görünce gülümsedi. İşini iyi yapıyordu ve sessiz biriydi. Gözleri siyaha bürünmüş bedeni bulduğunda, tuttuğunu fark ettiği nefesi bıraktı. Bu Mireila'dan başkası değildi. Hayatı boyunca gördüğü belki de en iyi kemancıydı. Üstelik onların menajerliğini de üstelenmişti. Bu kızı seviyordu. Bütün ruhunu bu işe adadğını biliyordu ve Nylénia biraz da onun yüzünden bu işe daha sıkı sarılıyordu. Kimseyi yüz üstü bırakamazdı. Çok az zaman önce onu tanımıştı ama bu kıza karşı kendini bu derece sorumlu hissediyordu. Sessizce kızın yanına otururken, ilk başta ne diyeceğini bilemeden öylece oturdu. Fakat en sonunda, ağzından saçma da olsa birkaç kelime dökülmüştü. "Güzel bir gece, öyle değil mi?"

_________________


~ In my thoughts, hidden, necropolis of dreams,
Filled with dead hopes, echoing, ghostly screams...



Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
İlerleyen Saatler | İlk prova
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Pramoda's Jam-
Buraya geçin: