AnasayfaEkspresGaleriSSSKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Esintiler.

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Felice Jade Mathé
Vampir - God's Devils ~ Piyanist
avatar

Kadın
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 842
Yaş : 25
Kan statüsü : Safkan.
Galleon : 6333
Ekspresso Puanı : 13
Kayıt tarihi : 01/04/09

MesajKonu: Esintiler.   Cuma 24 Nis. 2009, 16:09

Tarih: 30 Nisan
Mevsim: Bahar
Hava Durumu: Rüzgarlı
Rp Yapanlar : Felice Jade Mathé ~ Crestencia Ethel Fletcher
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Felice Jade Mathé
Vampir - God's Devils ~ Piyanist
avatar

Kadın
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 842
Yaş : 25
Kan statüsü : Safkan.
Galleon : 6333
Ekspresso Puanı : 13
Kayıt tarihi : 01/04/09

MesajKonu: Geri: Esintiler.   Cuma 24 Nis. 2009, 16:11

Evde~
Zamanın nasıl geçtiğini anlamadan buluşma saatleri gelmişti. Crestencia ile görüşmeyi kendisi istemişti ve onun da akşamları dışarı çıkamadığını bile bile yapmıştı bunu. Uzun uzun nerede görüşeceklerini tartışmışlardı; evler, kafeler, ormanlar ve sonunda Meadow Parkı. Hala ne giyeceğine bile karar vermemiş olduğu için kendisine o kadar çok kızıyordu ki. Üşengeçlik işte, bu ara kendisine hakim olmaya çalışsa da üşengeçlikten kurtulamıyordu. Bir şekilde bir şeyleri ertelemek öyle kolay geliyordu ki… Uzun adımlarla dolabına yaklaşıp kapaklarını olabildiğince hızla açtı. Eşyaları katlamaktan nefret ettiği için basit tshirtlerini bile askıya asmıştı; elinin tersiyle bir bir itti hepsini. ‘ Uf ! ‘ her zaman için giyecek bir şeyler olurdu ama vampir bir arkadaşla parkta sohbet için ne giyeceğini bugüne kadar hiç düşünmemişti anlaşılan. Orman rengi elbisesini çekip aldı, üzerine tutup boy aynasında kendisine baktı. Kafasını sağına düşürüp kendisini seyretti bir süre. Bu renkle birlikte saçları iki kat daha renkli görünmüştü, gözleri daha bir parlak. Çıplak ayaklarını parkeye sürüyerek aynaya daha da yaklaştı. ‘ Bu elbise olmalı, bu iyi ‘. Kendisine bir kez de elbiseyi giydikten sonra baktı; ince askıları beyaz omuzlarında her an düşecekmiş gibi kayıyor, elbisenin incelen beli Felice ‘in belini sarıp sarmalıyor, dizinin üzerinde biten pilileri ona şirin bir kız havası veriyordu. Sol göğsünün üzerinde duran gümüş broşu her ne kadar bu ara ortalıkta dolandığı tipine uyum sağlamasa da kendisine yakışıyordu. Elbiseyi bir kez daha düzeltmeye ihtiyaç duymadan saçlarına daldırdı ellerini. Dalgalı, turuncu saçlarının arasından birer birer çıktı beyaz parmakları, hiç takılmadan. Gülümsedi ‘taranmaya ihtiyaçları yok ‘. Gözlerini devirerek bir dahaki sefere üşengeç olmayacağına dair bininci yemini etti. Son olarak elbisenin altına her zaman giydiği gri converselerinden birini giydi.

Meadow Parkı~
İngiltere ‘nin ortasında sık ağaçlarla kaplı olan parka adımını attı Felice. Her yer tahmin edemeyeceği kadar muggle kaynıyordu. Crestencia ‘nın bu buluşma yerinden rahatsız olup olmayacağını düşündü bir süre. Adımlarını daha da hızlandırıp parkın derinliklerine ilerledi, kimseye görünmek, kimseyle muhatap olmak istemeyeceklerdi mutlaka. Crestencia ‘ya gelince, o, elbette Felice ‘i bir şekilde bulacaktı. Rahat olacaklarını düşündüğü gibi bir yere geldiğinde ise olduğu yerde durdu. Burası devasa bir söğüt ağacının altıydı. Felice ağacın tepesine kadar bakmayı denedi ama o kadar çok yaprak vardı ki bunu başaramadı. Ağacın gövdesine uzun parmaklarını uzatıp gövdedeki yeşil sarı yosunlara dokundu, parmaklarını kokladı ve ağacın dibine oturdu. Buluşma için ne kadar hazırlanmış olması, giydiği o pilili elbise dahi toprak zemine oturmasını engelleyememişti yine. Neden bu kadar rahatına düşkündü acaba ? Ayaklarını karnına çekip kollarını onların etrafına doladı. İçinden ürpermek hatta titremek geliyordu, toprak soğuk olmalıydı muhtemelen. Kafasını kollarına yaslayıp bugün piyanoda çaldığı şarkılardan birini mırıldanmaya başladı. Crestencia gecikmeyecekti elbet ama Felice bekleyecek gibi görünüyordu. Koluna baktığında saatini de yanına almadığını fark etti.
Crestencia ‘yı ne kadar zamandır görmüyordu acaba ? Tabii zaman ne kadar geçerse geçsin Felice ona baktığında onu her zaman bıraktığı gibi buluyordu. ‘ Ne kadar zaman geçerse geçsin… ‘ diye mırıldandı. Daha genç olmasına rağmen Crestencia ‘nın hiç yaşlanmamasını ve o kimsenin karşı koyamadığı güzelliğini kıskanıyor muydu yoksa ? ‘ Hayır ‘ dedi uzun bir süre sonra ‘ hayır kıskanmıyorum ‘. Etraf ne kadar ağaçlarla çevrili de olsa içeri girmeyi başaran birkaç esinti saçlarının uçlarını havalandırdı. Bir kez daha ürperdi parmak uçlarına kadar. Üzerine giyecek bir şeyler almamış olası canını çok sıkmıştı şimdi. ‘ Hadi Cres ‘ dedi belli belirsiz, ‘ Çabuk gel. ‘

Başlangıç Rp 'si çok sıkıcıydı o.O
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Crestencia Ethél Fletcher
Yazar ~ Vampir
avatar

Kadın
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 702
Yaş : 22
Kan statüsü : Kanının statüsü hakkında hiçbir fikri yok. Fakat damarlarında lanetli kanın aktığına inanıyor.
Galleon : 6505
Ekspresso Puanı : 16
Kayıt tarihi : 12/11/08

MesajKonu: Geri: Esintiler.   Cuma 24 Nis. 2009, 22:55

Bir av köpeğinin, avına yaklaşırken yaptığı gibi saldırıya karşı hazır olarak gerilmiş pis kokulu otçulları izlerken beyninin kıvrımlarında aradığı uzun zaman önce kaybettiği vahşilik miydi, yoksa yanlızca kan isteği miydi? Çamura benzeyen kokularıyla insanların zariflik tanrıçası olarak gördüğü ceylanların bu kadar berbat kokmasının sebebi neydi? Burnu çok az bir zaman önce ağaçların arasından geçen leziz kokulu kampçı kokusunu arar gibiydi. İkinci kez bir insanla karşılarşırsa onu avlamakta bir mahsur görmeyecekti. Ceylan sürüsüne sessiz adımlarla yaklaşırken burnu memnuniyetsizlikten kırışmıştı. Acelesi olmasaydı tatlı kokulu bir boz ayı arayabilirdi. Gölün kenarındaki sazlığın, sık dalları arasından ceylanlara atılmaya hazır biraz daha eğildi ve genzinden çıkan bir hırlamayla otçullara doğru atıldı. Sürü; insan görmüş hamam böcekleri gibi kaçışırken elinin ilk olarak dokunduğu ceylanın hafifçe bükülen kemiğinin sesini duyduğunda dudakları beyaz yüzünü aydınlatırcasına geriye doğru gerildi. “Gel bakalım pis kokulu yaratık.” diye mırıldanarak onu kendine çekti. Dudaklarının hayvanın boynunu bulması için uzun süre gerekmezdi. Av ve avcının serüveni ne kadar da doğaldı. Avcının görevi avını yokederek kendi yaşamını sağlamaktı. Bu bencillik miydi? Crestencia’nın düşünceleri av ve avcının serüveninden uzaklaşırken ağzını dolduran kanın tadının etrafında küçük bir çembber oluşturdu. Kokudan daha iyi değildi fakat yine de idare ederdi. Değer verdiği bir insanın yanına gitmeden önce daha iyi şeylerle beslenmesi gerektiğini neden hala öğrenememişti? İnsanları kendi varlığı nedeniyle tehlikeye atmaktan hoşlanmıyordu. Bu çok ezici ve üzücü bir duyguydu. Onların varlığı yeryüzünde sürmeseydi insanlar kendi saçma kazalarıyla, ruhları alınmadan rahatça ölebilirlerdi. Caine’nin soyundan biri olmak onun mu suçuydu ki tüm bu sorumluluklar ona yüklenmişti? Yaratığın kanının ağzına gelmediğini farketmesi saniyenin kısa bir bölümü kadar sürdü. Tek bir ceylan onu doyurmuştu fakat Felice’in yanında bu yeterli miydi? Kendini bir şarap fıçısı olarak düşünürse, içinin dolduğunu fakat daha fazla alabileceğini hissediyordu sorun da buydu. Felice’in tadı kendine ne kadar fazla kan yüklerse yüklesin yine de tatlı gelecekti. Felice’in kanının tadını tutabilecek olan neydi, bir başka insanın kanı mı? Bu öşfte katliam olurdu, çünkü hangi vampir insan kanını tattıktan sonra kendini doğru dürüst dizginleyebilirdi? Tek kaşını kaldırarak dudaklarını yaladı ve beyaz elbisesindeki küçük kan damlalarına baktı. Acelesi olduğunda hep böyle olurdu. Ellerini kana bulaması yetmiyormuş gibi bir de elbiselerinin kan içinde kalması dayanılmazdı. Eve gidip tekrar değiştirmek zorundaydı şimdi. Falice’i kan damlalarıyla bezenmiş elbisesiyle karşılamak istemezdi. Eve gitmek zor olmazdı yanlızca üzerinde garip bir yorgunluk hissi vardı. Bu yeni hisse karşılık dudak büzerek havayı kokladı ve öne eğilerek koşmaya başladı. Rüzgarın mayn rengi saçlarının arasında gezindiğini hissetmek ne kadar da hoş bir duyguydu. Koşarken hissettiği özgürlük hissini başka neyde hissedebiliyordu ki zaten. Ayaklarının yere usulca konuşunu hissetmek, soğuk ve cansız diliyle havada yoğunlaşan kent kokusunu tatmak, kilometrelerce ötedeki bir kelebeğin kanat çırpışlarını dinlemek... Bunlar onu Crestencia yapan şeylerdi; benliğini kaybetmesini önleyecek, insanken olduğu şeyi hatırlatacak. Bu issin verdiği hazla gülümsedi ve uçarcasına çimenlerin yerine betona değen ayaklarını ani bir şekilde durdurdu. İki katlı tahta evinin kokusunu, daha doğrusu kendi kokusunu içine çekti ve açık kalmış pencereden içeri girdi. Beyaz perdeler orada olmaması gereken varlığın etkisiyle dalgalandı sonra tekrar durdu. Uzaklardaki bir bebeğin ağlayışının çınlayan sesini dinledikten sonra neredeyse odası kadar büyük olan dolabını açtı. Burnu ipek ve saten kokusunu dolabının alt köşelerinde buldu. Saf satenden yapılmış mor bluzü ve vücuduyla kontrast oluşturan siyah pantolunu giyerek dolabın kapısını kapattı. Pencereden atlayarak yumuşak bir şekilde zemine düştü. Doğal olmayan bir esinti esti, minik üzüm asmasının yaprakları Crestencia’nın koşarken bıraktığı rüzgarla sallandı.

Meadow Park’taki tek tanıdık kokuyu aramak için yavaşladığında gözlerini devirdi. İnsanların arasında normal hızla gitmeliydi ve kimliğini belli etmemeliydi kurallara uymamanın değişmez cezası ölümdü. “Kalonilerle yaşamayacaksan kurallara uymalısın Miss Fletcher.” Omuzlarındaki ağır yükün biraz daha ağırlaştığını hissetti. Gizle, kendi türünü öldürme, rastgele adam dönüştürme bla bla bla... Tüm bu saçma kuralları daha doğrusu hayatının üzerine kurulmuş olduğu yıkılmaya hazır köprüyü gözden geçirdikten sonra uzun süredir tuttuğu nefesini dışarı verdi. Felice’in kokusunu cansız akciğerlerinde hissettiğinde iç geçirdi. Bu tür şeylere alışkındı; boğazında susatıcı bir ağrı, midesinde boş bir arzu, kaslarının istemsizce kasılışı... Genzini yakan kokuya aldırmamaya çalışarak dudaklarını birbirine kenetledi. Kokunun güçlendiği yere doğru ilerlediğinde Felice’in limon ve çiçek karışımı kokusuna karışmış yosun kokusunu farkına vardı. Bir ağaca oturmuş olmalıydı. İnsan adımlarını hızlandırdı ve gittikçe yoğunlaşan kokuya karşılık ellerini birbirine kenetledi. “Sorun yok, sorun yok, sorun yok!” Felice’e zarar vermeyecekti en azından öyle umuyordu. Her bir başka buluşmada onun kanının daha da tatlı geldiğini farkında mıydı? Bu düşünceyi kafasından uzaklaştırdı ve onu kızıl saçlarından tanıyarak gülümsedi. Felice’in kalbinin düzenli ve ritmik atışını dinledikten sonra onun farkedemeyeceği bir hızla yanına oturdu. Gece ayazında oldukça net görünen yüzünü inceledikten sonra tatlı bir sesle konuştu.


-"Seni görmek çok, çok güzel Felice. Yeşilin sana çok yakıştığını unutmuştum.”

İlk Rp'ler hep öyle oluyor. Ö.ö Fazla renksiz. Ö.ö
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Felice Jade Mathé
Vampir - God's Devils ~ Piyanist
avatar

Kadın
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 842
Yaş : 25
Kan statüsü : Safkan.
Galleon : 6333
Ekspresso Puanı : 13
Kayıt tarihi : 01/04/09

MesajKonu: Geri: Esintiler.   C.tesi 25 Nis. 2009, 14:50

Kolları hala bacaklarına dolanmış halde şarkılar yazıyordu kafasından. Gözlerinin önünde bir piyano belirmiş ve tek tek notalara basıyordu. Ardı ardına hızlanıyor, bir baştan bir başa uçuyordu parmakları. Kendisini de görebiliyordu şimdi; beyaz renkte uzun bir elbisenin içinde, zarif boynu hafif sağa yatmış, uzun parmakları bedeninin hareketsizliğine karşılık saniyede milyonlarca kez kırılıyor. Güzel yeşil gözlerini notalara, hatta dünyaya kapatmış sadece müziği düşünüyor o anda. Dudaklarında onu bu yaptığından başka hiçbir şeyin bu denli mutlu edemeyeceğine dair bir tebessüm var, ‘ piyano ‘ diyor ‘ benim hayatım ‘. Sonra parmakları bir anda yavaşlıyor, tuşların üzerinde birkaç kez daha salınıyor ve son ! Gözleri hala kapalı ve hala gülümseyerek yerinden kalkıyor Felice, o tam herkesin önünde selam vermeye hazırlanırken; ” Seni görmek çok, çok güzel Felice. Yeşilin sana çok yakıştığını unutmuştum.” Crestencia ‘nın kadife ve kendisini hiçbir zaman korkutmayacağını düşündüğü sesiyle irkilerek hayallerinden sıyrıldı. Kendisini hala beyazların içinde görebiliyordu, içinde bir şeyler ona selam vermeden bitiremezsin diyordu, gözlerini devirerek Crestencia ‘ya çevirdi güzel yüzünü, saçları bir kez daha havalandı gereksiz esintilerle. ” Teşekkür ederim “ dedi omuzlarını kaldırarak ve ardından Crestencia ‘ya yaklaşarak devam etti ” Ben de senin istediğinde ne kadar sessiz olabildiğini unutmuşum. “ Gözlerinin içi ile gülümsedi ardından karşısında duran güzelliğini methedecek kelime bulamadığı kıza. Karanlıkta bile Crestencia ‘nın giydiği mor, ipek bluzu seçebiliyordu Felice ve ister istemez hayranlıkla seyrediyordu onu. Her zamanki gibi mükemmel giyinmişti ‘ yılların tecrübesi ‘ diyerek gülümsedi.

Bacaklarına doladığı kollarını açıp yavaş yavaş içine düşmekte olduğu uyku çukurundan kurtulmak istercesine gerindi. Sonra saçlarını elleriyle toplayarak başının arkasına attı, en arkalara. Her ne kadar Crestencia ‘nın ona zarar vermeyeceğinden adı gibi emin olsa da onu zor duruma düşürecek olaylardan kaçınıyordu. Vampirler hakkında bildiklerine göre duyuları kendisininkinden on kat hatta belki daha fazla gelişmişti. Felice şu an Crestencia ‘nın kokusunu alabiliyorsa Crestencia kim bilir Felice ‘in kokusunu ne denli alabiliyordu. Bu buluşma yerine karar verirken herkesten uzak olmasının yanı sıra kokuların bir yerden bir yere taşınmasını engelleyeceğini düşündüğü için de seçmişti. Ama şimdi bu aptal esintiler saçlarını havalandırarak hem Felice ‘i hem de Crestencia ‘yı zorluyordu belki… Kafasını yana eğerek Crestencia ‘nın gözlerinin içine bakmaya çalıştı sanki aç olup olmayacağını anlayabilecekmiş gibi. Aslında bunu yaptığını fark etmesinden de deli gibi korkuyordu, kendisine güvenip güvenmediğini düşünmesinin sonucunda araları bozulabilirdi; halbuki Felice Crestencia ‘sını ne kadar çok seviyordu…

Toprağın üstünde, biraz da ağacın yardımıyla, bedenini yanındaki arkadaşına doğru çevirdi. Onun yüzünü, saçlarını görmeyi istiyordu. Görüşmeleri çok nadir ama güzel olurdu her zaman, Felice yine onu doya doya seyretmek istiyordu. Aslında Crestencia ‘nın ellerlini, yüzünü, saçlarını seyrettiğini o yanında yokken fark ettiğinde utancından yerin dibine giriyordu ama şimdi… İnanılmaz güzelliği ve kendisinden bile beyaz teniyle karşısında ona gülümserken Felice ne yapabilirdi ki ? Kendisine hipnotize olmadığını kanıtlamak ister gibi başını iki yana sallayarak Crestencia ‘nın yüzüne baktı, konuşmaları gerekiri, konuşmalıydı.
“ Eh, “ sesinin beklediğinden biraz daha cızırtılı çıkması üzerine öksürerek, “ Söyle bakalım, nasıl gidiyor ? “ Gayet basit ve bir o kadar da acınasıydı kurduğu cümle. Bunun için kendisine lanet ederek tekrar konuşup konuşmamak arasında seçim yapma zorunluluğunda hissetti kendisini ve tekrar ağzını açtı; ” Yine uzun zaman oldu, yani görüşmeyeli. “ Bir yandan da neden bu kadar basit olduğunu soruyordu kendisine. Beyni yaptığı üşengeçliklere karşılık onu bu gibi durumlarda salaklaştırarak intikam alıyor olmalıydı. Kaşlarını çatarak Crestencia ‘ya baktı, konuşmayacaktı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Crestencia Ethél Fletcher
Yazar ~ Vampir
avatar

Kadın
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 702
Yaş : 22
Kan statüsü : Kanının statüsü hakkında hiçbir fikri yok. Fakat damarlarında lanetli kanın aktığına inanıyor.
Galleon : 6505
Ekspresso Puanı : 16
Kayıt tarihi : 12/11/08

MesajKonu: Geri: Esintiler.   C.tesi 25 Nis. 2009, 22:45

Akciğerlerinin tamamen boş, ses tellerinin ise iyice gerilmiş olduğunu hissettiğinde konuşmasını kesmekte zorunluluk duydu. Avını gördüğü zamanlarda yaptığı gibi garip bir şekilde kasılmış vücut kaslarının gevşemesine izin verme gücünün kendi elinde olmasının özlemini hissetti cansız ve soğuk bedeninde. İnsanken yapmayı çok sevdiği bir şey olan parmaklarını çıtlattı ve parmak kemiğinin diğerinin üzerine geçerken çıkardığı sesi dinlemeyi bekledi fakat hiçbir şey duymadığında hayal kırıklığıyla yüzü asıldı. İnsanken yaptığı şeylerin, vampirliğin daha mükemmel haliyle yapılamaması ne kadar da saçmaydı. Yüzünü tatlı bir kırmızının renklendirmesi, içini bürüyen acıya karşın gözyaşları... Vampirler karanlıkta bir insanı gözeneklerine kadar her ayrıntısıyla görebilirken bu gibi zayıf, insan etkenlerini neden yapamıyordu? İçindeki her hücreye bir hastalık gibi yayılan ve gittikçe daha çok acıtan ezici bir küçümsenme hissini kovabilecekmişçesine kafasını iki yanına doğru salladı. Felice’in ritmik ve düzenli kalp atışları Crestencia’nın kadifemsi sesiyle daha hızlı ve daha düzensiz atıp, tekrar eski ritmine dönerken tebessüm etti. İnsanları korkutmak hoşuna mı gidiyordu yoksa bunu istemeden mi yapıyordu? Sorunun cevabı bedeni de olabilirdi aslında ama karşısındaki insanın düzensiz kalp atışları ve hızlanan solukları hoşuna gidiyor gibiydi. Felice’in dudaklarının arasından çıkan nefesin yüzüne dokunmasına izin verdi ve gevşeyen kaslarının tekrar kasıldığını hissetti. Yüzü buruştu ve tekrar Felice’in kalp atışlarına odaklandı. Bu tek enstürmanlı bir orkestra gibiydi. Hiç bitmeyecek gibi devam edip duruyordu. Ona yaklaşan kızıl saçların arasındaki yüz “Teşekkür ederim. Ben de senin istediğinde ne kadar sessiz olabildiğini unutmuşum.“ dedi. Dudakları geriye doğru gerilerek, Felice’in daha doğrusu bir insanın gülümsemesinin acınacak kadar gerisinde kalan bir gülümseme oluşturdu. İnsanlara göre vampir gülümseyişi, kokusu, vücudu, sesi daha doğrusu vampirlerin her şeyi nefes kesici güzellikteydi. Fakat insanların yumuşak mükemmelliği karşısında bir vampirin yapay ve vahşi yüzünün ne gibi bir şansı olabilirdi? İnsanları cezbeden vücutlar için tek bir bedel vardı; o da ruhları. Bu düşünce karşısında ürperdi; o an esip Felice’in tatlı kokusunu yüzüne üfleyen soğuk rüzgardan değil, bu düşüncenin korkunçluğundan ürperdi. Dudaklarını tekrar birbirine kenetledi ve nefes almaya korkarak etrafına bakındı. Kokuya alışması gerekiyordu yoksa kendini tutabileceğinden nasıl emin olabilirdi? Bir insan atışı kadar sessiz kaldı. Dudakları bir şeyler söyleyecekmiş gibi aralandı fakat söylemedi. Konuşmak için yeterli derecede hava var mıydı ciğerlerinde? Her bir başka nefes onun için acı demekti. Aralanmış dudaklarının arasından havayı tattı, esen rüzgar temizdi Felice’in kokusunu taşımıyordu.

Bir kaç uzun nefes ve insan kalp atışı sonra gözlerini Felice’in üzerinde gezdirdi. Kızıl perçemlerinin alnını kapadığı yüzünü çoktan ezberlememiş miydi? Felice’in onda uyandırdığı insancıl duyguları anlamak çok zordu. Hiçbir insana güvenmediği kadar ona güveniyordu. İnsanların güvenilmez olduğunu kim söylemişti? Kokusuna karşı koyduğu nadir insanlar arasındaydı. Başka biri olsaydı kanı çoktan onun damarlarında olurdu. Dudaklarının arasından hızla nefesini üfledi. Elini uzatıp alamadığı şeylerden nefret ederdi küçüklüğünden beri. Ona birkaç santim uzaklıkta duran kızıl saçlı bedenin kanını dudaklarına değdirememek ne kadar da berbat durumdu. Bir ip gibi bedenine sarılmış olan sonsuzluk laneti diline değen her insan yemeğini çamur tadına büründürüyor, vücudunu kar tanelerinden daha soğuk ve bir mermer kadar sert haline getiriyor ve yüzünü duygularını göstermeyen katı bir maskeyle kapıyordu. Eğer bir canavara dönüşmeyeceğini bilseydi insan kanının tadına bakar, su yerine şarap içerdi. Kendine sürekli eziyet eden, mazoşist ve hastalıklı aptalın tekiydi bu doğruydu; Crestencia çoktan kabul etmişti. Kafasını hafifçe eğdi ve küçük bir karıncanın yuvasına girişini izledi. Aşağı eğilmiş portresine bakan Felice’in, gözlerini incelediğini farkettiğinde o an için hiçbir duyguyu barındırmayan yüzünde ufak bir gülümseme belirdi. Sonu olmayan bir çukura benzeyen gözlerinde altınımsı bir topaz arıyordu mutlaka. Kendini güvende hissetmesini sağlayacak herhangi birşey... Kasılan vücudu bu sefer de üzüntüyle gevşedi. Korkutucu bir arkadaştı mutlaka, kim bir vampirle arkadaşlık etmek isterdi ki? Meadow Park’a sükûnet hakimdi. Sadece hafif rüzgar parkın çimenli z­emininde dolaşıyor, yılların birikintilerini hafifçe ittiriyor, ve düşmüş çam iğnelerini hışırdatıyordu. Sessizliği hayatının en güzel nimeti olarak gören bir kadının sessizlikten sıkılması mümkün müydü? Crestencia için mümkündü. Uzun süredir içinde tuttuğu nefesi dışarı verirken Felice’in ince ve cızırtılı sesini duydu. “Eh, söyle bakalım, nasıl gidiyor? Yine uzun zaman oldu, yani görüşmeyeli.” Felice’in sessizliği bozmak için gösterdiği çabayı takdir ederek bir süre aya baktı. Ay bulutların arasında bir görünüp bir kayboluyor, iki genç kadının çevresini aralıklı olarak aydınlatıyordu. Beyaz yüzünü çevreleyen maun saçlarının bir tutamını eline aldı ve insanlıktan kalma bir alışkanlıkla çevirmeye başladı. Görüşmeyeli herçekten uzun zaman olmuştu. Nasıl mı gidiyordu? Her şey “eskisi” gibiydi. Değişen hiçbir şey yoktu. Ne vücudu, ne de düzeni değişmişti. Tek kaşı kalktı ve bakışları Felice’in yüzünde sabitlendi. Kadifemsi ve insanları korkutmak istemediği durumlarda kullandığı ses tonuyla “Nasıl mı gidiyor? Hımm iyi gidiyor doğrusu Felice, her şey yerli yerinde hiçbir şey değişmedi. 200 yıldır 21 yaşındayım, tüm kadınların rüyası bu değil mi zaten?” dedi hafif bezgin bir tonla. Ne kadar da ruhsuzdu. Yaptığı konuşmanın verdiği rahatsızlıkla dudakları büküldü. İnsanların yanında yüz yıllarca yaşamıştı fakat hala daha nasıl davranacağından emin olamıyordu. Ne yapması gerektiğini söyleyen, kulaklarındaki uğultuyu boşvererek tekrar dudaklarını araladı “Uzun zamanlı ayrılıklardan hoşlandığımı söyleyemeyeceğim Felice, biliyorsun siz insanlar çabuk yaşlanıyorsunuz.” dedi ve sırıtarak devam etti “Bir grupta piyano çaldığını duydum hadi bana grubunu anlat. Küçükken piyanodan nefret ederdin şimdi ise bu işi profesyonelce yapıyorsun. Annene bir teşekkür borçlusun sanırım.” Yüzündeki küçük tebessümü silmemeye çalışarak Felice’den gözlerini kaçırdı. Aile kavramı onun için ne kadar da uzak bir kavramdı. Anne ve baba terimlerini asla kullanmamıştı. Onu öldürene kadar döven bir kişiye nasıl baba diyebilirdi? İnsanlığının kör gözlerinin bakış açısından bir süre bulanık anılarına baktı. Celestine’in onu buluşunu ve onunla beraber geçirdiği zamanları düşündü. Celestine sarı saçları ve kırmızı irisleriyle anılarında boy gösterdiğinde oturuşu değişti ve dişleri birbirine kenetlendi. Nefret ve öfke cansız vücudunda yanan bir ateş gibiydi. “Celestine.” diye mırıldandı Felice’in insan kulaklarının duyamayacağı bir şekilde. Kollarını sanki çok üşümüş gibi göğsünde birleştirdi ve vahşilikten uzaklaştırmaya çalıştığı yumuşamış yüz hatlarıyla Felice’e baktı. Yapmacık bir gülümseme yüzünü kapladı ve Felice’in başının üstünden yoldan geçen kadına baktı. Kadının kokusu akciğerlerini doldurduğunda gözlerini kapadı. “Sorun yok, sorun yok, sorun yok.”


En son Crestencia Ethél Fletcher tarafından Ptsi 27 Nis. 2009, 19:26 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Felice Jade Mathé
Vampir - God's Devils ~ Piyanist
avatar

Kadın
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 842
Yaş : 25
Kan statüsü : Safkan.
Galleon : 6333
Ekspresso Puanı : 13
Kayıt tarihi : 01/04/09

MesajKonu: Geri: Esintiler.   Paz 26 Nis. 2009, 20:39

“Nasıl mı gidiyor? Hımm iyi gidiyor doğrusu Felice, her şey yerli yerinde hiçbir şey değişmedi. 200 yıldır 21 yaşındayım, tüm kadınların rüyası bu değil mi zaten?” Felice Crestencia ‘nın bunları söylerken nasıl da bezgin olduğunu ister istemez fark etti. Evet yüzyıllarca yirmi birinde olmak her kadının hayaliydi ama Crestencia bundan bir nevi rahatsızlık duyuyordu, arkadaşlıklarının başladığı günden itibaren bunun farkındaydı Felice. Az önce onu kıskandığı için kendisinden utandı. Sonra kendisini şanslı bile hissetmeye bile başladı; Felice hayatı boyunca Crestencia yanında olacaktı, belki ölene kadar ama düşününce iki yüz yıl yaşayan bir insanın kim ölene kadar yanında olabilirdi ki ? Hatta Crestencia ölmeyecekti, o ölümsüzdü; peki kim sonsuza kadar onun arkadaşı olacaktı ? Gözlerini Crestencia ‘nın yüzünden ayırmadan düşünmeye devam etti ‘ ben onun yanında sonsuza kadar olmayı ister miyim ? ‘ İster istemez ürpererek kırpıştırdığı kirpiklerinin arasından parmak uçlarına baktı; belki Crestencia ‘dan onu dönüştürmesini ve ona hayat boyu arkadaşlık etmeyi istediğini söyleyebilirdi. Tıpkı bir çocuk gibi hayallere daldı yine; kendisinin yanında diken üzerinde durmayan bir Crestencia ve ona çekinmeden dokunabilen Felice… İstemeden daldığı hayallerden yine istemeden Crestencia ‘nın kadife sesi ile sıyrıldı; “Uzun zamanlı ayrılıklardan hoşlandığımı söyleyemeyeceğim Felice, biliyorsun siz insanlar çabuk yaşlanıyorsunuz. Bir grupta piyano çaldığını duydum hadi bana grubunu anlat. Küçükken piyanodan nefret ederdin şimdi ise bu işi profesyonelce yapıyorsun. Annene bir teşekkür borçlusun sanırım.”Felice onun sırıtarak bitirdiği ilk cümlelerine dudakları seğirerek yanıt verdi. Yaşlanmak, belki ölmek… Cümlesinin tamamını bitirdiğinde ise yapmacık bir tebessümle gözlerini ondan kaçırması Felice ‘in kesinlikle gözünden kaçmamıştı. Normal bir insan, belki bu Felice ‘ten başka biri, Crestencia ‘nın bu şüphe uyandırmayacak tavırlarının ardında bir şeyler aramaz, hatta ona inanabilirdi. Ama Crestencia ‘nın özlemini duyduğu her şeyi bilen, onun hayatında neleri önemsediğinin farkında olan biri hiç şüphesiz bu hareketinin ardında bir şeyler olduğunu anlardı. Crestencia ‘nın tüm hayatını bilmesi imkânsızdı elbette; iki yüz yılı dinlemek yaşamaktan daha uzun sürerdi. Ama onun altınımsı güzel gözlerini kendisinden kaçırırken neler düşündüğünü sanki aklını okurmuşçasına biliyordu; bir aile. Yine onunla birlikte sonsuza kadar yaşama fikri ‘ buradayım ‘ dedi Felice ‘e. Crestencia kollarını kusursuz bedenine dolarken ve yine o yapmacık olduğundan adı gibi emin olduğu gülümsemeyi takınırken onun aslında cevap bekliyor olabileceğini düşündü. Bu sefer daha rahat ve tabii ki onun farklı bir konu açmış olmasının heyecanı ile konuşmaya başladı; ” Ah, evet ben God ‘s Devils ‘te çalmaya başladım. Aslında bunu duymandan çok sana söyleyen olmak isterdim ama biliyorsun biz her seferinde bir şekilde görüşemiyoruz. “Felice ona kendisi söyleyememiş olmanın üzüntüsüyle başını kaşırken o hayal tekrar Felice ‘e el salladı. ” Anneme de teşekkür borçlu olduğumun farkındayım ama o da zamanında beni gerçekten sıkmıştı, sen de biliyorsun. “ dedi sitemle kollarını iki yana açarken. ” Her zaman mükemmeliyetçidir annem; asilliğin simgesi olarak da bu çalgı aletlerinden birini öğrenmemi uygun gördü. ”Bunları söylerken ister istemez gözlerini devirdi. Annesi bugüne kadar ne yapmasını istediyse emir niteliğinde ve zorla yaptırmıştı Felice de her çocuk gibi onun zorlamalarına inatla karşı çıkmıştı.

Gözlerini Crestencia ‘ya dikti yine. Bunu ister istemez yapıyordu; beyni, gözleri hep onu görmek ve bir dahaki görüşmelerine kadar onu beynine kazımak istiyordu. Bunu Crestencia her insan gibi görüşmeden görüşmeye değiştiği için değil –ki Crestencia insan vücuduna değil ama insan ruhuna sahiptir Felice için- onunla ilgili hayaller kurduğunda gözünde eksik parçası kalmaması için yapıyordu. Birkaç ay öncesine kadar Felice geniş ve rengarenk salonunun penceresini açar ve pencerenin önündeki piyanosuna oturarak şarkılar çalmaya başlardı; Crestencia ‘nın sevdikleri. Bunu Crestencia ‘nın duyup duymadığından emin olmayarak sadece onun gelişmiş duyularına güvenerek yapardı. Aslında duyup duymadığını sormak istiyordu şimdi bunları hatırladıkça. Belki ona uğramak istemiş, düşük bir ihtimalle evinin önünden geçmiş olabilirdi o saatlerde. Her ne kadar kendisini öyle görmeyeceğini bilse de salak durumuna düşmekten utanarak bir süre parmakları ile oyalandı. Crestencia ‘yı tanıdığı zaman aşağı yukarı on dört yaşındaydı; o yaşında bile güzelliğine karşı koyamayıp peşinden koşmuştu arkadaş olmak için ve ilk defa bir insana ilk görüşte güvenebileceğini düşünmüştü. Crestencia ‘nın güven veren yüzüne baktı tekrar; hala aynı güzellik hala aynı güven verici ifade. Felice ‘in çocukça davranışlarına karşılık Crestencia ‘nın ona hiç çekinmeden vampir olduğunu söylemesi geldi aklına birden. Yeşil gözleri bir anda büyümüş bunu bu zamana kadar anlayamamış olduğu için kendisinden utanmıştı adeta. Sonra buna rağmen Crestencia ‘ya daha da sokulmuş, kızı adeta şaşkınlıktan çılgına çevirmişti. Felice onu çok sevmişti, tıpkı şu an sevdiği gibi. Gülümseyerek ona baktı;
” Biliyor musun? Söyleyip söylememek arasında tereddütlerim var ama cevabı öğrenmek için yanıp tutuşuyorum. “Dudaklarını ısırarak Crestencia ‘ya baktı ve devam etti; ” Birkaç ay önce başladım, hala da yapıyorum aslında, olur da bir akşamüstü bana uğramak istersin diye, “kaşlarını çatarak nasıl toparlayacağını düşündü,” Hani hep akşamüstleri görüşüyoruz ya şu an olduğu gibi. “Bir soru sormak için bu kadar mı cümle kurulurdu, ‘ Ah Felice ! ‘ dedi içindeki ses. ” Ben, ıhm, olur da dertleşmek için uğrarsın diye her gece yarısı camlarımı açıp senin için piyano çalmıştım. Hani sevdiğin eski şarkılar, “Kaşlarını çattı yine, ” Yani benim için eski, senin için eski sayılmaz “dedi ona takılarak ve tıpkı bir çocuk gibi adeta kıkırdadı,” Demek istiyorum ki; duydun mu ? Yani çaldıklarımdan herhangi birini ? “Sonunda sorabilmiş olmanın verdiği ferahlıkla nefesini dışarı bıraktı. Bir yandan Crestencia ‘nın yüzünü inceliyor, bir yandan da cevabını bekliyordu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Crestencia Ethél Fletcher
Yazar ~ Vampir
avatar

Kadın
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 702
Yaş : 22
Kan statüsü : Kanının statüsü hakkında hiçbir fikri yok. Fakat damarlarında lanetli kanın aktığına inanıyor.
Galleon : 6505
Ekspresso Puanı : 16
Kayıt tarihi : 12/11/08

MesajKonu: Geri: Esintiler.   Salı 28 Nis. 2009, 17:41

Kulaklarında rahatsız edici bir şekilde uğuldayan rüzgara karışan, çınlayan bir bebek ağlamasını yok saymaya çalışırken Felice için ortamın ne kadar sessiz olduğunu düşünmekten kendini alamadı Crestencia. Felice’in duyarsız kulakları yanlızca nefeslerini ve cırcır böceklerinin saat alarmına benzeyen seslerini duyabilirdi. Oysa Crestencia’nın kulakları ve beyni daha doğrusu dikkati bir çok yöne bölünmüştü tıpkı doğum günü partilerinde kapışılan pastalar gibi. Beyninin bir yanı Felice’in kalp atışlarına ve soluk alışlarına, diğer bir yanı böceklerin ritmik yürüyüşüne ve geriye kalan kısmı ise Felice’in söylediklerine veya söyleyebileceklerine odaklanmıştı. Felice’in vücut fonksiyonları düzenli ve ritmikti, ilk geldiğinden bu yana onu korkutmadığını bilmek güzeldi. Felice’in söyledikleri ve söyleyebilecekleri... Mutluydu bu her halinden belliydi. Bu onun genel zaman zarfındaki haliydi, boşuna Crestencia yanında olduğu için sevindiğini düşünmesine gerek yoktu fakat düşünmek umut vericiydi. Bu saf ve tatlı mutluluğun onlarda varolamaması ne kadar da üzücüydü. Belli belirsiz iç çekti ve gözlerini Felice’in büyük kıvrımlarla omuzlarına düşen kızıl saçlarına bakmaya zorladı. Felice oldukça güzel bir kızdı, vampir olduğunda Yunan tanrıçası Chloris gibi göz kamaştırırdı. Crestencia istediği gibi onunla sohbet edebilir, yanında gerilmeden oturabilirdi. Çünkü o zaman Felice’de Caine’in soyundan olurdu. Böyle bir şey düşündüğü için kendinden tiksinse de bu doğruydu. Görünmez ellerdeki kader bir satranç tahtasında hareket ederken, Falice’in her bir nefesinde kalbinin atış sayıları azalıyordu. Gerçek bir fare gibi beyninin tozlu koridorlarında dolaşırken, donuk gözlerini Felice’in yüzüne dikti kaşları çatılmış ve dudakları büzülmüş bir şekilde. Bunları düşünemk için çok erkendi üstelik hazır da değildi. Fakat ne kadar hazırlanırsa hazırlansın buna hiç bir zaman hazır olamayacaktı. Yüzü buruştu ve Felice’in konuşmaya hazırlandığını farketti. ”Ah, evet ben God ‘s Devils‘te çalmaya başladım. Aslında bunu duymandan çok sana söyleyen olmak isterdim ama biliyorsun biz her seferinde bir şekilde görüşemiyoruz. Anneme de teşekkür borçlu olduğumun farkındayım ama o da zamanında beni gerçekten sıkmıştı, sen de biliyorsun.“ Nasıl unuturdu Felice’in müzik dersinden geldiğinde yüzünde oluşan ifadeyi? Genelde sıkkın bir şekilde konuşur ve müzik derslerinin sıkıcılığından bahsedip dururdu. Bu anılarla oluşan görüntülere dayanamayarak sessizce güldü, Felice’in duyamayacağı kadar sessiz. Sürekli oynayıp durduğu saçlarıyla, neredeyse Crestencia’nın boyunun yarısı kadarken yüzünde oluşan bilmiş ifade ona göz kırptı. Mutlu ve büyüleyici. Onu seven bir annesi ve babası vardı. Onun asla sahip olamayacağı bir şey... Gözlerini kapayarak gelmeyecek olan gözyaşlarının yanaklarından çenesine süzülmesini bekledi. İnsan olsaydı muhtemelen böyle saçma bir zamanda ağladığı için kendi kendine kızardı. Fakat onu gözlerini kaparken gördüğünde Felice’in Crestencia’nın bir şeye konsantre olduğunu düşüneceğinden emindi. Vampirliğin iyi yanlarından biri de buydu. İçten içe sırıtarak derin bir nefes aldı. Felice’in kokusu içindeki canavarın ağzını sulandırdı. Sırıtma yerini öfkeye bırakırken canavar tısladı. “Sen onun canını almasan da enin de sonunda ölecek. Her solukta ölüm onun için daha yakın hale geliyor! Kanını ziyan edeceğini farkındasın değil mi?” Crestencia iç sesinin verdiği dürtüyle kaşlarını çattı. Söyledikleri doğru fakat acımasızdı. Tek isteği kandı. Cevap kesindi; “Kes sesini!” Canavar huysuzlanarak yerine döndü. Öylesine ince ve keskin bir çizgideydi ki, genç kadın herhangi küçük bir hareketinde insan kanına geri döneceğini biliyordu bu nedenle canavara karşı artık daha acımasızdı. İçindeki beyaz vezir hala susmamıştı. İçindeki küçük canavar her geçen gün ile daha yüksek sesli oluyor ve geri kalanına haykırıyordu insan kanının tatlılığını. Daha ne kadar dayanabilirdi? Ayağındaki zincirin biraz daha ağırlaştığını hissetti. Kendi yarattığı ateşten çemberin giderek küçüldüğünü, eskiden canını aldığı masum insanların ayağındaki görünmez ve ağır zincire takılı kaldığını hissediyordu uzun zamandan beri. Mazide yaptığı şeylerin şimdi ona böylesine işkence etmesine dayanamıyordu Crestencia. Bu düşünceleri savmak ister gibi kafasını iki yana salladı. İçini çekerek Felice’in cümlesine devam etmesini bekledi; “Her zaman mükemmeliyetçidir annem; asilliğin simgesi olarak da bu çalgı aletlerinden birini öğrenmemi uygun gördü.” Bu sözler üzerine gerçeği bir kenara iterek Felice’in bıkkın yüzünü seyre daldı. ‘Asilliğin simgesi olarak’ Dudakları bu kelimenin doğruluğu karşısında kıvrıldı. Gerilen dudakları Felice’in gözlerini devirirken takındığı ifadeyi tanıdığında daha da genişleyerek küçük bir sırıtmaya dönüştü. Felice’in annesinin yanlış düşünceler batağına saplanmış olduğunu düşündü saniyenin kısa bir bölümünde. Felice herhangi bir çalgı aleti çalmaksızın da asildi. Kafası bu düşünceyi onaylar gibi aşağı yukarı sallandı. Asil sözcüğü ona Felice’in beyaz, kaskatı ve duygusuz yüzünü hatırlattı. Canavar bu görüntüyle keyflendi. Acımasız bir sesle tekrar tısladı; “Dönüşmesi sana acı verecekse tüm kanını içersin. Böylesi daha iyi olacaktır.” Matador görmüş bir boğa gibi tısladı; “Sesini kesmezen seni paramparça ederim!” Kendini beğenmiş bir ses içerlerden cevap verdi; “Nasıl yapacaksın onu?” Crestencia saniyenin kısa bir bölümünde bu soruyu düşündü. Gerginleşen vücuduyla konuşmak yerine düşünerek cevap verdi; “Kendimi öldürtürüm.” Canavar yerine sinerek cevao vermedi. Crestfencia’nın blöf yapmadığını biliyordu. Zaferin verdiği enfes duyguyla gülümsedi. Felice’in bu vahşi gülümsemeyi farketmediği umarak başını tekrar yere çevirdi. Sessizlik bazen hoş bazen iğrençti. Herşeyin yerinde kötü yerinde iyi olabilmesi gibi. Crestencia’nın yeri Felice’in yanı mıydı? Canavarın vereceği yanıtı zaten biliyordu. Gözlerini devirerek kendi kendine onun cevabını tekrarladı; “O kızıl ancak senin karnında olmayı hakediyor. Senin yanın türünün yanı, artık anla bunu sen bir insan değilsin!”

Hiç bir insan kaderini seçemezdi, kader onu seçerdi. Ve kaderiniz sizi ele geçirmeden önce sizi tanıyanlar değişimlerin içerisindeki derinliklerini anlayamazlardı. Vampir olmayı Crestencia mı seçmişti? Hiç sanmıyordu. “Yine mi aynı konu?” diye inledi canavar. Crestencia isteksiz bir şekilde gülümsedi. “Evet, yine aynı konu.” diye mırıldandı. Eğer vampir olmasaydı şimdiye çoktan ölmüş ve Adem ve Havva’nın bahçesinde oturmuş olurdu. Oysa şimdi yeri Lilith’in yanıydı. Tanrı’nın buyruğu daha doğrusu laneti kesindi. Caine ve çocukları dünyada bulunduğu sürece karanlığa tutunacak, sadece kan içecek ve kül yiyecek, bir ölü gibi yaşayacak, fakat ölmeyecekler. Son günlere kadar dokundukları her şey yok olacak. Gözlerini kapayarak, dudaklarını büzdü. “Golconda.” diye mırıldandı ve gözlerini rahatsızlıkla açarak Felice’e çevirdi. Kararı kesindi Felice’i bu kadere ve Tanrı’nın merhametine muhtaç hale getirmeyecekti. O her zaman ışıkta yürüyecekti, bunu da hiçbir şey değiştirmeyecekti. Kafasını hafifçe salladı ve Felice’in derin düşüncelere dalmış gibi görününen yüzünü inceledi. Soluk pembe dudaklar yerine Lilith’in saçları kadar kırmızı dudaklar, yumuşak ve sevimli yüz hatları yerine çıkık elmacık kemikleri... Bu görüntü karşısında irkildiğinde canavar hırladı. “Fazla korkaksın! Celestine’e yaptığını onun da sana yapmasından korkuyorsun! Senden nefret etmesinden korkuyorsun!” Canavarın tıslarcasına sarfettiği bu cümle genç kadını bir şamardan daha fazla acıttı. Bazı gerçekler sonsuza kadar oldukları yerde kalıp kimseyi rahatsız etmese de, bu gerçek saklanmaya gerek duyulmadığı için apaçık ortadaydı. Felice’i kaybetmeye dayanamazdı tabii bir de kanını içmeye başladıktan sonra duramayabilirdi de. Bu düşünce irkilmesine yol açtı. “Yapmayacağım.” dedi yumuşak bir sesle. Canavar karanlığa çekilirken rahat bir nefes aldı. Felice’e döndüğünde tatlı bir gülümsemeyle karşılaştı. Felice biraz önce söyleyeceklerini düşünüyor olmalıydı. “Biliyor musun? Söyleyip söylememek arasında tereddütlerim var ama cevabı öğrenmek için yanıp tutuşuyorum. Birkaç ay önce başladım, hala da yapıyorum aslında, olur da bir akşamüstü bana uğramak istersin diye. Hani hep akşamüstleri görüşüyoruz ya şu an olduğu gibi.“ Cümlenin başlarında çatılmış olan kaşları cümlenin gidişatıyla gevşedi. Muhtemelen geceleri evinde garip bir şekilde pencereleri açarak verdiği konserlerden bahsediyordu. Yüzündeki kendini beğenmiş ifadeye aldırmadan Felice’in bitirmesini bekledi. “Ben, ıhm, olur da dertleşmek için uğrarsın diye her gece yarısı camlarımı açıp senin için piyano çalmıştım. Hani sevdiğin eski şarkılar. Yani benim için eski, senin için eski sayılmaz.“ Felice’in çınlayan gülüşünün kulaklarındaki yankısını beynine kazıyarak dudaklarını küçük bir gülüşle kıvrılttı. Felice sanki 4 yaşındaki bir kız çocuğu gibi gülüyordu. Bu tanımın üzerine o da güldü. ”Demek istiyorum ki; duydun mu? Yani çaldıklarımdan herhangi birini?“ Felice sanki rahatlamış gibi nefesini verirken buna verilecek en uygun cevabı düşündü Crestencia. Avlanmadığı günler haricinde genellikle gecesini Felice’in evinin çatısında geçirirdi. İnsanların korunmaya ihtiyacı vardı veya belki de kafasından sorunları olan bir anne gibi davrandığı için paranoyaklaşmıştı. “Anne” lafını duyduğunda ister istemez kıkırdadı. Melodik bir gülüştü bu. Tatlı bir sesle; “Geceleri verdiğin o enfes müzikallerden mi bahsediyorsun sevgili Felice? Tabii ki hepsini dinledim, daha doğrusu avlanmadığım gecelerde çaldıklarının hepsini. Evinin çatısında müziklerini dinlemek benim için bir hobi oldu sayılır. Gerçekten çok güzel çalıyorsun tatlım. Eğer bir sapık gibi neden çatında dolaştığımı soruyorsan da fazla korunmasızsın, gökten düşen bir meteorun evini yakıp seni benden uzaklara götürmesini istemem.” dedi yarı şakacı yarı ciddi. Uzun zamandır yapmak istediği bir şeyi yapmak için kollarını açtı. Felice’in kokusunu tekrar içine çekti, boğazındaki yanmayı umursamadan. En içten gülümsemesiyle ona baktı ve “Her an ölebileceğin korkusuyla yaşayan, akıl hastası üvey kardeşin olarak sana sarılabilirim değil mi Felice? Tabii bir vampire sarılmaktan korkacaksan o başka.” dedi. Felice’in cevabını beklerken vücudu gerginleşti. Canavar tısladı; “Yeterince güçlü değilsin, öldür şunu gitsin.”
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Felice Jade Mathé
Vampir - God's Devils ~ Piyanist
avatar

Kadın
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 842
Yaş : 25
Kan statüsü : Safkan.
Galleon : 6333
Ekspresso Puanı : 13
Kayıt tarihi : 01/04/09

MesajKonu: Geri: Esintiler.   Perş. 30 Nis. 2009, 21:04

Soruyu sorup sormama arasında yaşadığı ikilemi düşünüyordu da en yakın arkadaşına bunu sormaktan neden utanmıştı ki ? Crestencia hiçbir zaman Felice ‘e aptal gözüyle bakmazdı elbette; yoksa bakar mıydı ? Gözlerinde biraz da şüpheyle yine onun donuk ve bir o kadar da güzel yüzünü incelemeye başladı. Göz bebeklerini sarıp sarmalayan altın hareler ve hepsini kucaklayan daha koyu renkler vardı onun gözlerinde. Gözlerinin bu renk olmasının sebebinin onun insan kanı olmaması olduğunu bilecek kadar çok öğrenmişti Felice. İnsan kanı içmemek… Belki Crestencia ‘dan kendisini dönüştürmesini istediğinde Felice de onun kadar güçlü olabilir ve insanları katletmeden yaşayabilirdi. Crestencia ‘ya belli etmemeye çalışarak omuzlarını silkti. Felice daha dönüşmeye karar vermeden ne yiyeceğini düşünmeye başlamıştı bile. Karnında bir şeyler takla attı adeta; nasıl bu kadar hayalperest olabiliyordu bu kız ? Crestencia ‘ya ne diyecekti ‘ Canım insan olmaktan bayağı sıkıldı, beni bir ısırıversene ‘ mi ? Kendi başına gelenlerden, zamanda donup kalmaktan, vampir olmaktan nefret eden Crestencia ‘ya kendisi gibi olmak istediğini mi söyleyecekti ? Bir an kendisini bunu söylerken hayal etti yine. Acaba bunu duyduğunda Crestencia acı çeker miydi ? Onun kalbini kırmak, onu biraz olsun üzmek Felice ‘in en çok korktuğu şeydi. Belki biraz daha zamana ihtiyacı vardı bu düşüncelerin. Ama ne kadar karşı koymaya çalışırsa çalışsın kendisini Crestencia ‘nın yanında rahat rahat gezerken hayal etmekten alamıyordu. İç geçirdi, baş edemiyordu. Kafasını belli belirsiz iki yana sallayarak soracağı soruya değil sorduğu soruya odaklanmaya çalıştı. Gecenin bir yarısı beyaz perdelerin arasında çaldıklarını Crestencia ‘nın duymasını o kadar istiyordu ki çaldığında bazen uykuya yenik düşüyor ve kendisini başı piyanoya dayanmış bir şekilde uyuyor halde buluyordu. Tüm gece hatta bazen sabahlara kadar çalıyordu. Aslına bakılırsa bu onun duyması için değildi; bu bir çağrıydı, Felice onu çağırıyordu. Utandı, yanaklarının alev alev yandığını hissetti. O bunları düşünürken Crestencia ‘nın kendisine tatlı bir ezgi gibi gelen kıkırdamasını duydu. Düşüncelerinden sıyrılıp onun güzel yüzüne baktı. “Geceleri verdiğin o enfes müzikallerden mi bahsediyorsun sevgili Felice? Tabii ki hepsini dinledim, daha doğrusu avlanmadığım gecelerde çaldıklarının hepsini. Evinin çatısında müziklerini dinlemek benim için bir hobi oldu sayılır. Gerçekten çok güzel çalıyorsun tatlım. Eğer bir sapık gibi neden çatında dolaştığımı soruyorsan da fazla korunmasızsın, gökten düşen bir meteorun evini yakıp seni benden uzaklara götürmesini istemem.”’ Duymuş, dinlemiş ‘ dedi kendisine zaferle gözleri parıldayarak, ‘ hem de neredeyse hepsini dinlemiş ! ‘. Heyecandan ve yaşadığı mutluluktan gözlerinden yaşlar adeta fışkıracaktı, parmaklarının karıncalandığını hissediyordu çünkü piyanoyu çalan, notalara ardı ardına basan onlardı. Sevincini saklama ihtiyacı duymadan Crestencia ‘ya döndü hem de bir insanın yapabileceğinin birkaç katı kadar hızla. Boynunun her bir kemiğinin kıtırdadığını, hatta kaslarının birbiri üzerinde hareket ettiğini hissettiğine yemin edebilirdi. Neydi onun bu derece sevinmesine sebep olan; müzikleri dinlemiş olması mıydı ? Hayır, hayır müzikler onu bu derece sevindiremezdi. Onu asıl sevindiren Crestencia ‘nın her gece ondan sadece birkaç metre yukarda oluşu yani aslında ondan hiç uzak olmayışıydı. ‘ Beni kaybetmek istemiyor ‘ dedi sevinçle; içinden adeta şarkılar söylüyordu bağıra bağıra, gözleri de emindi ki bu şarkılarla parıldıyordu. Ama meteor işine gerçekten de bozulmuştu, bir an dudakları istemeden büzülüverdi; ” Ben, beni düşünmene çok sevindim bana Fletcher ama sanmıyorum ki çatıma bir meteor çarpsın. “ Kafasını havaya kaldırdı, burnunun ucu neredeyse gökyüzüne bakıyordu. Aslında Crestencia ‘ya küsmüyordu, küsmezdi de, amacı ona kendisine bebekmiş gibi davrandığı gibi kızmaktı. Gözlerini kapayıp kafasını Crestencia ‘nın olduğu tarafın aksine çevirdi. Birkaç saniye sonra tek gözünü açarak ona baktı ve gülümsedi. Az önce yaşadığı mutluluk ona kızmasını bile engelliyordu, hem kendisini koruyan birine kızmak gibi bir hatayı da olsa olsa Felice yapardı. Sonra aklına kızabileceği daha önemli şeyler geldi; o kadar yakına gelmişken neden bacadan geçip Felice ‘in yanına gelmemişti ki ? Hem bacadan olması şart değildi kapıdan da gelebilirdi ama işte; gelmemişti. Tekrar dudakları büzüldü. Şişkin alt dudağı çenesine sarktı ve hafif ağlamaklı bir tonda konuşmaya başladı; ” Neden gelmedin peki ? O kadar yanıma gelip de bana neden uğramadın Crestencia ? “Amacı onun canını sıkmak değildi ama Crestencia onun evine hemen hemen her gün uğruyorsa elbette tekrar gelecekti. Yaptığı duygu sömürüsü ve baskıyla geldiğinde onu kendisinde kalmaya zorlayabilirdi. Eğer bir vampirle bu derece yakın bir dostluğu yıllarca sürdürebilmiş ve ondan bir kez bile rahatsız olmamışsa onunla bir gece aynı evde de kalabilirdi değil mi ?

Gözlerinde kendi evi belirdi, geniş ve rengarenk oturma odası. Felice piyanosunun başında yine Crestencia için çalıyordu tek bir fark vardı, Crestencia da onun tam yanındaydı. Arada bir kafasını çevirip onun yüzüne bakıyor, parmakları artık çala çala bakmadan bile çalabildiği notalarda ilerliyordu. Crestencia ‘ya gülümsedi ama hayalde yanında oturana değil, gerçekte yanına oturana. Sonra güzel, kırmızı dudaklardan melodik, içini ısıtan kelimeler döküldü;
“Her an ölebileceğin korkusuyla yaşayan, akıl hastası üvey kardeşin olarak sana sarılabilirim değil mi Felice? Tabii bir vampire sarılmaktan korkacaksan o başka.”Bunu söylerken kolları açıktı, onları ne zaman açtığını fark etmemişti bile Felice. ‘ Sarılmak ‘ dedi kendi kendisine ‘ Crestencia ‘ya sarılmak ‘. Gözlerini onun omuzlarında, parmaklarında ve kendisine dönük olan yüzünde gezdirdi. Tanrım onu ne kadar da seviyordu. Crestencia ‘nın bunu teklif etmesi hoştu ama ona ne kadar zarar verecekti, ne kadar sıkacaktı kendisini Felice ‘e sarılırken ? Ama bunu teklif eden oydu değil mi, başarabileceğini düşünen oydu. Hem başaramasa bile Felice sormak zorunda kalmaz her şey bir anda oluverirdi işte. Gözlerine minnettar hatta şefkatli bir ifade takıldı. Parmaklarını hiç tereddüt etmeden kardeşine uzattı, onun kendisine açılmış kollarına dokundu. Soğuk teni parmaklarını esen rüzgarlardan daha da üşütüyordu ama aldırmadı. Crestencia ‘nın özlediği kokusunu içine çekerek ona daha da yaklaştı. Dudaklarında ister istemez oluşan tebessüm Crestencia ‘nın bedeninin soğukluğu ile istemsizce titredi, yine aldırmadı. Yerde duran bacaklarını da biraz oynatarak ona biraz daha yakınlaştı. Sonunda ona sarılabilecek kadar yakınlaşmıştı ve artık hiç çaba sarf etmeden duyabildiği kokusunu ciğerlerinin içine çekti. Elleri Crestencia ‘nın beline tıpkı çocukken yaptığı gibi sarılmıştı; ‘hala aynı incelikte ‘ dedi kendisine gülümseyerek ‘ sadece ben büyüdüm ‘. Bedeninin üşümesine aldırmayarak onu daha da fazla sıktı. Hissetmeyecekti biliyordu; çünkü zaten Felice onun kendisini sıkmasını hissetmeyecek kadar güçlü kaslara sahip olduğunun farkındaydı. Tüm gücüyle sıktığı beli Crestencia ‘ya adeta bir kedinin bacaklarına sürünmesi gibi gelecekti. Gözleri kapalı ve hiç silinmeyen gülümsemesi ile mırıldandı; ” Teşekkür ederim Crestencia. Bu, bu anlatamayacağım kadar iyi; beklediğimden daha güzel. Ben bunu senden nasıl isteyeceğimi bilemezdim ve senden de korkmuyorum. Sen… Sen benim kardeşimsin, her ne kadar vampir olsan da kardeşim. Bu hiçbir zaman bizim arkadaşlığımızı etkilemedi, etkilemeyecek biliyorsun. Senden korkmam imkansız, senin… Senin kalbin her insandan daha şefkatli “ dedi gözleri yaşararak.” Ben de senin gibi olduğumda inan her şey daha kolay olacak. “dedi istemsizce ve sonra dediklerini fark ederek biraz gerginleşti. Bunu söylememeliydi, hayır, Crestencia ne diyecekti ?...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Crestencia Ethél Fletcher
Yazar ~ Vampir
avatar

Kadın
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 702
Yaş : 22
Kan statüsü : Kanının statüsü hakkında hiçbir fikri yok. Fakat damarlarında lanetli kanın aktığına inanıyor.
Galleon : 6505
Ekspresso Puanı : 16
Kayıt tarihi : 12/11/08

MesajKonu: Geri: Esintiler.   C.tesi 02 Mayıs 2009, 23:59

Crestencia’nın dili dolgun, kusursuz ve vişne kokulu dudaklarında dolanırken beyaz yüzündeki tek koyu şey olan iki yumru aralandı bedenindeki sıkıntıyı dışa vurmak istercesine. İçindeki küçük panik tohumunu sulayan canavarın sinir bozucu sıfatlarını dinlerken asılan yüzü balo maskenin ardına sakladı Crestencia. Kendine olan güveninin zaten azalmış olan kısmını almaya çalışan canavarın söylediklerinin neredeyse doğruydu. Beyaz vezir hep haklı değil miydi zaten? İhtişamlı, şatafatlı ve daima doğrucu fakat acımasız. Felice’in tereddütü de beyaz vezirin doğruluğunun kanıtıydı. Asılan yüzünden çenesine inen görünmez bir göz yaşını sanki oradaymışçasına eliyle sildi. Açılmış kolları bedenine daha çok yaklaştı ve gövdesinin arkasına saklanmak ister gibi geriledi. Bir katilin elleri Felice’in narin, çocuksu bedenine dolanmayı hakediyor muydu? Felice henüz temizdi, Crestencia ise bir vampirin olabileceğinden daha kirliydi. Dudakları kim bilir kaç insanın yaşamını emmek için açılmıştı? Felice’in duyamayacağı kadar kısa bir ses için aralanan dudaklarını tek eliyle sanki onları temizleyebilecekmiş gibi ovaladı. Zinciri tekrar hissettiğinde tek kaşı hafifçe kalktı. Her nedense zincirler Felice’in yanında daha da ağırdı. Bu canavarın mı marifetiydi? Felice kokusunu tatlı bulup, kanını içmediği nadir insanlardı. Onun kanını içmemeye iten, Felice’i tanıdığında henüz küçük bir çocuk olması mı yoksa mutlu bir çocuk olması mıydı? Felice’in beyaz elbisesiyle salıncakta şarkı söylerken ki halini hatırladığında vücudunda tatlı bir sıcaklık hissetti. Dudakları hafifçe yukarı kalkarken Felice’in yeşil gözlerini inceledi. Küçüklüğünden bu yana değişmeyen nadir şeylerdi. İnsanlar fazla değişkendi. Felice’i en son gördüğünden bu yana öylesine değişmişti ki! İnsan gözüyle görülemeyecek değişiklikler Crestencia’nın gözünde büyük bir ayrıntıydı. Felice’i hatırlaması için tek bir bakış yeterliydi fakat Crestencia onu uzun uzun incelemeyi tercih ediyordu çünkü Felice onun sahip olamadığı her şeye sahipti. Utandığında kızaran yuvarlak bir yüze, atan bir kalbe ve bir ruha hahipti. Sahip olamadığı şeylere bakarken hüzünle karışık bir mutluluk duyardı. Hüzünlenirdi çünkü onlara bir daha asla sahip olamayacaktı. Mutlu olurdu çünkü Felice’den almamıştı sahip olduklarını. Bu düşünce ona küçük bir parça gurur verdi. Bu zamana kadar dayanmıştı sonrasında da dayanabilirdi. Öncekine göre daha hafif olan vücudunu Felice’in düşündüklerine odakladı. Bir vampire sarılmanın vereceği rahatsızlığı düşündü. Canavar keyfile mırıldandı ve karanlıktan aydınlığa doğru ilerledi; haketmediği aydınlığa. “Rahatsız olacak, öncelikle çok soğuksun ve ondan daha güçlüsün. Elinin küçük bir dokunuşuyla onun kaburlarını kırabilirsin.” Bu düşünce tamamen doğruydu. Ağırlığı tekrar vücudunda hissettiğinde, memnuniyetsizlikle kıpırdandı. Canavar yanlızca ona rahatsızlık vermek için ordaydı. Neden hemen defolup gitmiyordu? Eğer yüzeysel bir varlık olsaydı şimdiye yok olmuştu, bunun tersini kim söyleyebilirdi? Bu düşünce ona eski keyfini geri getirdi. Yüzünde oluşan gülümseme Felice’in ona uzanan parmaklarıyla genişledi. Felice’in ince, uzun parmakları gece ayazından dolayı soğumuştu fakat yine de Crestencia’ya göre sıcaktı. İnsan dokunuşları garipti, fazla sıcak ve şefkat doluydu. Cam üzerine örtülmüş ipek gibiydi Felice’in teni fazla korunmasızdı. En küçük bir sıyrıkta kanayacak kadar inceydi. Crestencia’nın buz gibi soğuk teni karşısında ürperen Felice’in kokusunun yoğunlaştığını hissettiğinde nefes almayı bıraktı. Genç kadının beline dolanan Felice’in incecik ellerinin sıcaklığı onu ürpertti tekrardan. Bu vücudunda mum gezdirmek gibi bir şeydi. Sarılabilecek kadar kısa mesafeye geldiğine emin olan Felice’in, Crestencia’nın omuzlarına koyduğu başı canavarın inine sokulan bir el gibiydi. Hafifçe çatılan kaşlarına karşın kontrast gösteren gülümsemesi tüm yüzünü kapladı. Dudaklarının Felice’in boynunun hemen yanında olması onu korkuttu. İnsanların kokusunun en yoğun olduğu yer boyunlarıydı ve bu da Crestencia’yı korkutuyordu. Konuşmalıydı fakat konuşması için boş akciğerlerini doldurması gerekliydi. “Sessizlik iyidir.” diye mırıldandı Felice’in duyamayacağı kadar kısık bir sesle. İki genç kadının vücut ısısı birbirlerinin ısısını tamamlayana kadar arttı veya düştü. Crestencia’nın Felice’in bedenine sarmalanmış kolları iyice alışmıtştı sıcaklığa. Halinden memnunda. Zaman böyle bir anda dursaydı ne kadar da güzel olurdu. Kardeşine daha sıkı sarıldı; bu sarılış fazla sıkı değildi daha doğrusu en azından Felice’e göre. Crestencia’ya göre bu sarılış fırından çıkmış kurabiyeler kadar yumuşaktı, hissedilmiyordu. Felice’in incecik, çan gibi sesi kulaklarında yankılandığında hafif bir gülümsemeyle ona daha çok yaklaştı. ”Teşekkür ederim Crestencia. Bu, bu anlatamayacağım kadar iyi; beklediğimden daha güzel. Ben bunu senden nasıl isteyeceğimi bilemezdim ve senden de korkmuyorum. Sen… Sen benim kardeşimsin, her ne kadar vampir olsan da kardeşim. Bu hiçbir zaman bizim arkadaşlığımızı etkilemedi, etkilemeyecek biliyorsun. Senden korkmam imkansız, senin… Senin kalbin her insandan daha şefkatli.“ dedi Felice havada rahatlıkla hissedilen tuzlu göz yaşlarıyla. Bu çok sevimliydi. Bir insanın göz yaşlarından daha değerli ne olabilirdi? Ayrıca bu sözler onu daha önce hissettirmediği kadar insancıl hissettirmişti. Görünmez bir göz yaşı damlası daha çökük yanaklarından yere doğru düştü. “Ben de senin gibi olduğumda inan her şey daha kolay olacak.” Crestencia’nın vücudu bu cümleyle adeta kaskatı kesildi. Şokun verdiği zayıflıkla akciğerleri havayla doldu. Koku yakıcıydı, hem de hiç olmadığı kadar. Felice’in boynunun kokusunu burnunda hissettiğinde bir zamanlar olduğu insana hiçbir şekilde yakın değildi; kendini gerisinde tuttuğu insanlık maskesinin parçalarından eser yoktu. Susuzluk boğazında bir kor gibiydi. Ağzı kuru ve kızarıktı. Yüzü kim bilir ne haldeydi! Yıllardır katı bir disiplinle eğittiği canavar ne kadar da kolayca yüzeye sıçramıştı! Kendini dizginlemeye çalışırken bir nefes daha aldı. İkinci nefes ilkinden daha az acı vericiydi. Kendisini durdurmanın bundan daha zor olduğu durumlarda olmuştu.

Felice’in söyledikleri susuzluk gittiğinde beyninin kıvrımlarında tekrar yankılandı. Yüzü acıyla buruştu. O buna değer miydi? Felice’in sözlerinin arkasındaki anlam belirgindi; Crestencia’dan onu vampir yapmasını istiyordu. Felice’in vampir görüntüsü aklına geldiğinde ürperdi. Susuzluğa aldırmadan bir elini Felice’in belinden çekip kızıl saçların arasına geçirdi. Bir balon köpüğünü okşarmış gibi parmaklarını buklelerde gezdirdi ve duygusuz bir sesle konuştu; “Yaşamını daha da önemlisi ruhunu yoketmek için ne kadar da heveslisin Felice. Henüz hayatının başındayken, hayatının alacakaranlığını yaşamak istiyorsun. Hem de sırf benim için... Her şeyden vazgeçmeye hazırsın. Benim gerçekten de buna değdiğimi düşünüyorsun.” Felice’in açılmaya hazırlanan dudaklarının sergileyemeyeceği bir hızla tekrar konuşmaya başlarken vücudunu Felice’in vücudundan ayırdı. “Bilmiyorum farkettin mi Felice... Sen zaten her şeye sahipsin. Önünde bir hayat var, benim ömrüm boyunca istediğin tek şey. Ve sen vampir olmayı isteyerek bunu ziyan ediyorsun. Senin yerinde olmak için istediğim her şeyi verebileceğimi görmüyor musun? Yaşam tarzım neyi istediğimi kanıtlıyor sanıyordum! Sırf biraz daha insancıl hissedebilmek için hayvan avlayarak kendimi avutuyorum. Gerçekten de böyle bir isteği kabul edeceğimi düşündün mü?” Sesinin gereğinden fazla çıktığını ve yüzündeki ifadenin öfkeli simasını Felice’in gözlerinden gördüğünde kendinden tiksindi. Felice’in yüzündeki korkmuş ifade karşısında gözlerini kapattı. Felice’in yumuşak ellerini, kendi sert ellerinin arasına aldı. “Benden her şeyi isteyebilirsin Felice... Fakat lütfen, lütfen benden hayatını yok etmemi isteme...” Felice’in elini çevirdi ve yüzüne yaklaştırdı. Hayat dolu mavi damarların içinde kanın ritmik atışını izledi. Bu gibi soğuk parmakalrını damarların üzerinde gezdirdi. Dudaklarını damarla yaklaştırdı ve kaşları çatıldı. Canavarın sesi herzamankinden daha netti. “Kanına bu kadar yakınken nasıl dayanabiliyorsun anlamıyorum! Kızıl da istiyor uzatma artık şunu.” Düştüğü ikilemin kefelerinden Felice’i vampir yapma seçeneği daha da ağırlaştı. Canavara yanıtını Felice’e hitaben verdi; “Felice, benim küçük kız kardeşim... Seni dönüştürmeyi herşeyden çok istiyorum, hatta senden bile daha çok. Fakat seni benim gibi yapmak fazla acı verici. Yanakların asla kızarmayacak bir daha da ağlayamayacaksın. Hala emin misin yapmak üzere olduğun şeyden? Kendini Tanrı’nın merhametine teslim etmeye hazır mısın?” Felice’in hafifçe sallanan kafasını umutsuzlukla izledi. Gözleri kısıldı ve dudakları şeytani bir gülümsemeyle kıvrıldı. Eliyle ısırmayı planladığı fakat ısırmayacapı yerde küçük bir daire çizdi. Dudaklarını Felice’in bileğine daha fazla bastırdı, dişleri geçmeyecek şekilde. Felice’in tuttuğu soluğun geri verilişiyle birlikte kafasını kaldırdı ve duygusuz bir ifadeyle karşısındaki yüzü inceledi. “Gerçekten bu kadar çabuk pes edeceğimi sandın mı Felice? Senin ruhun sandığından daha önemli benim için.” dedi ve iç geçirdi. Felice’in ısrarı bitmeyecekti fakat katlanabilirdi.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Felice Jade Mathé
Vampir - God's Devils ~ Piyanist
avatar

Kadın
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 842
Yaş : 25
Kan statüsü : Safkan.
Galleon : 6333
Ekspresso Puanı : 13
Kayıt tarihi : 01/04/09

MesajKonu: Geri: Esintiler.   Ptsi 11 Mayıs 2009, 20:03

Söyledikleriyle birlikte adeta şok olmuştu. Bunu birden, kendisi bile farkında olmadan söylemesinin iyi mi kötü mü olduğuna karar veremiyordu. Crestencia ‘dan kendisini dönüştürmesi için söyleyeceği cümleleri bugün sabaha kadar düşünebilirdi; hatta belki söyleyecek cesareti bulamaya da bilirdi. Ama birden böyle, istemsiz oluvermesi sanki işleri çabuklaştırmıştı. Vücudu hala kaskatı, Crestencia ‘nın tepkisini bekliyordu. Emin olduğu tek şey vardı ki buna üzülecekti; Crestencia hayatı boyunca hep insan olmayı istemişti çünkü. Üstelik o kendisini vampir yapan kişiye içten içe kızarken Felice ‘in ondan bunu istemesini yersiz bir cüret olarak görüp kıza da bilirdi. Nefesini hızla içine çekip beklemeye başladı. Felice beklemeye başladı fakat Crestencia ‘nın tepkisi onu fazla bekletmeden geldi. Kollarının altındaki sert vücudun kendisinden daha da gerginleşip adeta kopma sınırlarına kadar zorlanmış bir yay kadar gerildiğini hissediyordu. Onun da kendisi kadar hızla aldığı nefesin ardından ne denli acı çektiğini tahmin edebiliyordu. Bir an burnunun dibindeyken aldığı kokusuyla onu bir çırpıda ısırıvermesini düşleyiverdi. Çabucak, birden yapıverseydi şunu. Gözlerini dahi kırpmadan bir insanın düşünebileceğinden on kat daha hızlı düşünmeye çalışıyordu şimdi Felice. Dayanabilecek miydi bir tanecik arkadaşı kendisine yoksa yine o eşsiz iradesini mi sergileyecekti ? Crestencia ‘nın nefesini bir kez daha boynunda hissettiğinde ikisinin de hala kıpırdamadığını fark etti. Crestencia ‘nın şimdi yavaş yavaş hareketlenmeye başladığını hissediyordu, evet, kendisine kızmak için olacaktı bu. Bir an küçüklüğünde gitmesini istemediği zaman yaptığı gibi bacaklarına dolanıp sarılmak istedi. Bunu şu an gitmesinden korktuğu için değil, Felice ‘e kızacak olmasından dolayı yapacaktı. Crestencia onu hafifçe ittirip güzel parmaklarını saçlarına geçirdiğinde yüzüne bugüne kadar çocukluğunda bile takınmadığı kadar masum ir ifade takıldı. Kızi adeta dokunulduğu zaman ağlayacak gibi duruyor bununla birlikte korkusundansa tir tir titriyordu. Gözlerindeki yaşlara aldırmadan dudaklarını sarkıtarak Crestencia ‘nın gözlerine baktı. Bir yandan saçlarını okşarken bir yandan da Felice ‘le hiç konuşmadığı kadar ruhsuz bir tonda konuşuyordu; “Yaşamını daha da önemlisi ruhunu yok etmek için ne kadar da heveslisin Felice. Henüz hayatının başındayken, hayatının alacakaranlığını yaşamak istiyorsun. Hem de sırf benim için... Her şeyden vazgeçmeye hazırsın. Benim gerçekten de buna değdiğimi düşünüyorsun.” Değmek mi ? Crestencia ‘ya Felice ‘in penceresinden baktığınızda siz onun için her şeyinizi feda edebilirsiniz. Felice de tıpkı sizin gibi yapmayı planlarken uğruna her şeyden vazgeçeceği mütevazı arkadaşı durup ona ‘ buna değer miyim ‘ diye soruyor. Sorunun imkansızlığını düşünürken gözlerinden birkaç damla yaş süzüldü; her zaman Crestencia ile birlikte olma fikri öylesine güzeldi ki. Biraz önce korkudan sarılmayı istediği güzel kadın şimdi kendisini bir çırpıda Felice ‘den ayırmıştı. Crestencia bununla birlikte kalmayıp aynı tonda konuşmaya devam etmişti; “Bilmiyorum farkettin mi Felice... Sen zaten her şeye sahipsin. Önünde bir hayat var, benim ömrüm boyunca istediğin tek şey. Ve sen vampir olmayı isteyerek bunu ziyan ediyorsun. Senin yerinde olmak için istediğim her şeyi verebileceğimi görmüyor musun? Yaşam tarzım neyi istediğimi kanıtlıyor sanıyordum! Sırf biraz daha insancıl hissedebilmek için hayvan avlayarak kendimi avutuyorum. Gerçekten de böyle bir isteği kabul edeceğimi düşündün mü?”Felice onun sesindeki sitemi göz ardı etmeye çalışsa da yenildi. İkisi de birbirinin yaşamını düşlerken her şey o kadar zordu ki. Bununla birlikte Crestencia olaya Felice açısında hiç bakmıyordu. Kendisini düşündüğünü bilmesine rağmen yine de üzüldü, neden bu kadar zorluyordu ki kendisini Crestencia ? Her zaman iyi olmak zorunda mıydı, hayır ve neden hep isteklerini göz ardı etmişti bugüne kadar ? Elinin tersiyle ittiği şeyler hep istediği şeylerdi halbuki, sırf istediği için kendisini kötü hissetmişti üstelik. Bunların içinde Felice de vardı, biliyordu. Cümlelerinden ve onları ifade ediş tarzından korktuğu için birkaç damla daha süzüldü gözlerinden. Crestencia Felice ‘in elini kendi elleri arasına alırken istemsizce omuz silkiyordu Felice. “Benden her şeyi isteyebilirsin Felice... Fakat lütfen, lütfen benden hayatını yok etmemi isteme...” Hala itiraz eder gibi omuz silkiyordu, bunu bilerek mi yoksa bilmeyerek mi yaptığını yine anlayamıyordu. Ne olmuştu bu gece ona; tüm vücudu ondan habersiz hareket ediyordu. Ürpererek Crestencia ‘nın elindeki damarların üzerinden geçişini seyretti, neden şimdi olamıyordu ?“Felice, benim küçük kız kardeşim... Seni dönüştürmeyi herşeyden çok istiyorum, hatta senden bile daha çok. Fakat seni benim gibi yapmak fazla acı verici. Yanakların asla kızarmayacak bir daha da ağlayamayacaksın. Hala emin misin yapmak üzere olduğun şeyden? Kendini Tanrı’nın merhametine teslim etmeye hazır mısın?” Bir süre söylediklerini anlamaya çalıştı. İstemeden hala yanaklarından süzülen damlalara karşılık dudakları aralandı ve sanki anlamakta güçlük çeken bir insan gibi gözleri boş boş ona baktı. Crestencia pes mi ediyordu, kendisini dönüştürmeyi kabul mu etmişti yoksa ? Uzun zaman kıpırdamamaktan hareket ettiremeyeceğini düşündüğü kafasını hafifçe salladı; bir de soruyor muydu yoksa ? Gözyaşlarının ıslattı yanaklarına bir pembelik geldi, tebessüm etti ister istemez. Gözlerinde canlanıp duran hayallerin beynine girmesine, orayı işgal etmesine izin verdi; o da tıpkı Crestencia gibi güzel, donuk ve güçlüydü şimdi. Her zaman sinir olduğu yanakları artık utandığında kızarmıyor ve hiçbir zaman kendisini tutamayıp ağladığı olmuyordu. Günün her saati, hiçbir sınırlama olmadan görebiliyordu üstelik arkadaşını da ve artık tabii ki hiç peşinden ayrılmıyordu Felice. Crestencia ‘nın kendisine heyecan veren hareketlerini nasıl dayandığını anlayamadığı bir sessizlik ve hareketsizlikle izliyordu. Bir daire, dudağına yaklaştırıyor, ısırmaya çok yakın. Bileğinin titremesine engel olmaya çalışarak dişlerini sıkıp gözlerini sımsıkı kapadı sanki biraz sonra yaşayacağı acıyı hafifletecekmiş gibi. Ve hiçbir acı olmadı. Önce gözlerinden birini sonra ötekini ardı ardına açıp hayretle Crestencia ‘nın hiç bir şey anlayamadığı ifadesine baktı. Hiçbir şey algılayamayan o aptal insanların ifadesi ise Felice ‘in yüzüne tekrar yerleşmişti. Kafasını iki yana sallayıp bir açıklama beklerken Crestencia ‘da konuştu; “Gerçekten bu kadar çabuk pes edeceğimi sandın mı Felice? Senin ruhun sandığından daha önemli benim için.”İster istemez sinirle elini çekti Crestencia ‘nın narin ellerinden. Gerçekten de bu kadar çabuk pes ettiğini nasıl düşünebilmişti ki, ama o Felice ‘di değil mi ? Kaşlarını olabildiğince çatıp az önce Crestencia ‘dan aldığı eliyle gözlerini hırsla sildi. Onu kışkırtmak ister gibi saçlarını bozmaya aldırmadan havaya doğru salladı; ” Kokuyu alıyorsun değil mi Crestencia ? Biliyorsun bunu sabaha kadar yapabilirim ! “ Sonra bunun olması gerektiği gibi kışkırtıcı değil de aslında komik olduğunu fark ederek biraz sinirlendi. Kollarını birbirine bağlarken ateş saçan yeşil gözlerini Crestencia ‘ya dikti. ” Neden böyle yapıyorsun ? Ben düşündüm, kararımı da verdim hem ? Gözünde bu karara saygı duyulamayacak kadar küçük müyüm hala ? “ dedi adeta yalvaran bir ses tonuyla; ” Lütfen Crestencia lütfen. Sen de istiyorsun ve ben de kararımı verdim. İnan istediğimi almak için elimden geleni yaparım. Senin yapman tercihimdir ama eğer yapmazsan başkasından isterim. “ dedi bu sefer hafif tehditkar tonda” Belki de onlar dayanamayıp köküme kadar kurutur ha, ne dersin ? “dedi alayla tek kaşı havada. Yalvarmasına mı, tehdidine mi karşı koyamayacaktı bilmiyordu. Crestencia beklenmedik şekilde ikisine de karşı koyabilirdi tabii ama Felice de bastırmaya devam ederdi.

Kusura bakma Derya 'cım çok beklettim biliyorum ):
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Crestencia Ethél Fletcher
Yazar ~ Vampir
avatar

Kadın
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 702
Yaş : 22
Kan statüsü : Kanının statüsü hakkında hiçbir fikri yok. Fakat damarlarında lanetli kanın aktığına inanıyor.
Galleon : 6505
Ekspresso Puanı : 16
Kayıt tarihi : 12/11/08

MesajKonu: Geri: Esintiler.   Salı 12 Mayıs 2009, 19:56

Ellerinin arasından hışımla çekilen narin ve yumuşak ellerin sahibini ararken gözlerinden aktığını hissesttiği fakat göremediği yaşların ıslatmış olduğu yanağını artık boş olan elleriyle sildi. Felice’in hafifçe buğulanmış gözlerine baktığında sözlerinin onu incittiğini gördü Crestencia. Yanağında parıldayan inci gibi bir gözyaşı sanki ona ibret olsun diye yerinde kalmaya devam ederken elini hafifçe gözyaşına doğru götürerek parmağıyla ona dokundu. Gözyaşı Felice’in yumuşak yanaklarından çenesine doğru akarken gözleri hafifçe kapandı. Felice istiyordu... Küçük bir çocuğun bisiklet istemesi gibiydi bu. Felice Crestencia’nın onu ısırmasından sonra olabilecekleri düşünmüyordu, düşünmek istemiyordu. Onun zayıf yanı buydu. İstediği şeye odaklandıktan sonra ona verecek zararları düşünmüyordu. Crestencia’yı her şeyi her açıdan incelediği için suçlayamazdı. Felice’in kokusu bu kadar büyüleyiciyse kim bilir kanının tadı nasıldı. Bir kere tattıktan sonra içmeyi bırakamayabilirdi; Felice’in her hücresinden kan çekilip bir cesede dönüşünceye kadar da duramayabilirdi. Birini dönüştürmek zorlu ve acı verici bir süreçti hem dönüştüren hem de dönüştürülen kişi için. Felice’in narin ve küçük bedenini acılar içinde kıvranırken hayal ettiğinde çalışmayan midesinin içinin kurşunla doldurulduğunu hissetti. Onun acısı, Crestencia’nın acısıydı. Küçüklüklerinden bu yana daha doğrusu Felice’in küçüklüğü, Crestencia’nın yaşlılığından bu yana birbirlerinin yanında olmasalar bile hep birlikte olmuşlardı kalplerinde. Küçük meleğinin her çığlığı, Crestencia’ya kendi çığlıklarından bile daha fazla acı verecekti. Canavarın her zamankinnden daha yumuşak olan sesini duyduğunda afalladı. “Kızıl saçlı kız, ‘Felice’ o da istiyor. Kendi çıkarın için onun isteklerini yok sayıyorsun.” Bu sözler beyninin boş koridorlarında bir çığlık kadar uzun bir yankı bıraktı. Kendi çıkarı neydi Felice’i dönüştürmekte ki? Ona daha sıkı sarılabilmek için bu yaptığı doğru olur muydu? Felice istiyor. Tırnaklarını avuçlarına batırarak, soğuktan ürpermiş gibi omuzlarını salladı. Düşündükleri yanlıştı; Felice’in ısrarlarına dayanabileceğine kendisini inandırmışken bu istekleri kafasında incelemesi yanlıştı. Derin bir nefes alarak Felice’in çocukça öfkesinin bakışlarına yansımasını inceledi. Anlık şakasının, gerçek olduğuna inanacak kadar Crestencia’yı tanımıyordu. İç geçirerek gözlerini devirdi. O Felice’ti. Kurnaz bir zekaya sahip olmasına rağmen Crestencia’nın şakalarına daha doğrusu yalanlarına daima kanardı. Birbirine bastırılmış olan dudaklarını aralayarak Felice’e söylediği yalanları düşündü. Küçükken ona, onu asla incitmeyeceğini söylemişti. Oysa her buluşmalarında onu ağlatacak kadar incitiyordu. Tekrar bir iç çekiş... Dudaklarının yerini alan yumrularda gezdirdiği diliyle havadaki kokuları tadarken biraz daha düşündü. “Ah en büyük yalanı unuttun.” diye usulca mırıldandı canavar. Çatık kaşları hafifçe kalkerken dudaklarını buruşturdu. Canavarın cümleleri kulaklarında bozuk bir radyonun sesi gibi fakat anlaşılır bir biçimde duyuldu. “Ona yanından asla ayrılmayacağını söyledin. Fakat onu yalnız ve korunmasız bıraktın.” Crestencia bu cümlelerin üzerinde düşünmeye fırsat bulamadan Felice ondan beklenmeyecek bir çeviklikle doğruldu. Minik ellerinin tersiyle gözlerini sildi ve saçlarının kusursuz kokusunu Crestencia’ya doğru üfleyerek konuştu. “Kokuyu alıyorsun değil mi Crestencia? Biliyorsun bunu sabaha kadar yapabilirim!“ Dudaklarının arasından çıkan kikirdemeyi zorla bastırarak gülümsemesini yoketti. Felice her zamanki gibi çocukça davranıyordu. Felice’e sarılmayı göze alabildiyse küçük bir saç dalgalanmasına da katlanabilirdi. O kadar da güçsüz değildi. İnsan kokusuna alışkındı. Güzel kokulu insanlara dayanabilirdi. En azından bazılarına... Narin kolları bedenine bağlanırken Felice’in zümrüt gözleri ateş saçıyordu. “Neden böyle yapıyorsun? Ben düşündüm, kararımı da verdim hem? Gözünde bu karara saygı duyulamayacak kadar küçük müyüm hala?“ ‘Bu sorunun cevabı çok basit.’ diye mırıldandı Crestencia Felice’in duyamayacağı kadar kısık bir sesle. Felice onun küçük kardeşiydi, ne kadar yıl geçerse geçsin o hep ilk tanıştıklarında olduğu gibi 11 yaşında olacaktı Crestencia’nın gözünde. ‘O’ Crestencia’nın kaçan topunu verdiği, piyanosunun başında uyuyuşunu izlediği küçük kız kardeşiydi. Kimse ona zarar veremeyecekti, Crestencia da dahil. Onun bir hayatı olacaktı. Küçükken peltek diliyle ona söylediklerini hatırladığında gülümsedi. Felice’in büyük, güzel bir evi, onu seven bir kocası olacaktı. Bunlar Felice’in hayalleriydi. Kalkmış olan tek kaşıyla hala Felice’i süzerken dudaklarında tur atan diliyle çenesinin üst kısmını ıslattı. ”Lütfen Crestencia lütfen. Sen de istiyorsun ve ben de kararımı verdim. İnan istediğimi almak için elimden geleni yaparım. Senin yapman tercihimdir ama eğer yapmazsan başkasından isterim. Belki de onlar dayanamayıp köküme kadar kurutur ha, ne dersin?“ Hala yüzünde olan gülümseme parçalarının kalanı esen rüzgarla etrafa savruldu. Allak bullak olmuş yüzünü acıyla buruşturarak Felice’in kansız ve cansız vücudunun görüntüsünü aklından uzaklaştırmaya çalıştı. Kötü düşünceleri kafasından kovabilecekmiş gibi iki yana salladı ve ani bir hiddetle doğruldu. Felice böyle bir şeyi söylememeliydi, söyleyemezdi. Bir başka vampir Felice’e asla dokunamazdı. Crestencia’nın da onlardan bir farkı olmadığını söyleyen canavara kulak asmadı. Buz gibi soğuk vücudunda bir kor gibi yanan öfkeyi uzaklaştırmak için uğraşmadı. Felice’in göğsünde birleşmiş olan kolundan tekini gereğinden fazla bir kuvvetle elinin arasına aldı. Bu dokunuş Felice’e zarar verebilirdi fakat elini gevşetmedi. Vücudunda bir fazlalıkmış gibi kelen öfke dolu cümleleri adeta kusarak Felice’e cevap verdi. “Bunu yapmana gerçekten izin vereceğimi sanıyor musun Felice?! Onca yıldır seni korumaya çalışıp sonra da seni bir vampirin eline teslim edeceğimi gerçekten de düşündün mü? Kendi başına kararlar alabilecek kadar büyümüş olabilirsin Jade fakat benden bunu istemeye hakkın yok, hiç kimseden istemeye hakkın yok. Kanının damarlarından emilmesini mi istiyorsun? Onların içi benim kanımla mı dolsun istiyorsun? Üzgünüm demeyeceğim Jade fakat bunu yapmayacağım. Tehditlerinin boşuna olduğu sende biliyor olmalısın.” Elini hışımla onun elinden çekerken gözlerindeki alev geldiği hızlı yokoldu. Parmak boğumlarının Felice’in kolunda çıkardığı izlere bakarken inledi. Felice’ten sanki vebaya yakalanmış birini gördüğünde kaçan insanlar gibi geri geri uzaklaşırken ellerini utançla arkasına sakladı. Elleri zaten yeterince kirli değil miydi? Dudakları titreyerek yere çöktü. Meleğinin canını acıtmıştı. Onu incitmeyeceğine söz vermemiş miydi? Altındaki yaprakların hışırtısını duyduğunda gözlerini kapadı. Felice’in vampir olması bir zorunluluktu en azından Crestencia onun yanında olduğu sürece. Felice’in yanında bulunamayıp, onu koruyamamak Crestencia’ya mahvederdi. Minik kardeşini savunmasız bırakamazdı kaderin aptalca zorluklarına karşı. Fakat kalırsa da Felice zarar görmeye devam edecekti. Bunun olmasına izin veremezdi. İki şık elendiğinde cevap kesinlik kazanıyordu. Fikrinin değiştirebileceği korkusuyla derin bir nefes alarak gözlerini açtı. Ölgün ve bitkin bakışlarını Felice’in yüzünde gezdirdi. Yeşil rengi gözlere ve pembeye yakın bir tona bürünmüş yüzü aklına kazıdı. Dudaklarını sımsıkı sıktı ardından boğuk ve kısık bir sesle konuştu; “Yapacağım Felice. Seni dönüştürmeyi kabul ediyorum.”
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Felice Jade Mathé
Vampir - God's Devils ~ Piyanist
avatar

Kadın
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 842
Yaş : 25
Kan statüsü : Safkan.
Galleon : 6333
Ekspresso Puanı : 13
Kayıt tarihi : 01/04/09

MesajKonu: Geri: Esintiler.   Paz 24 Mayıs 2009, 15:23

Hala kabul etmezse neler yapacağını düşünüyordu umutsuzca. Bir anda elindeki tüm ve en önemli kozunu öne sürüvermişti; başka vampirler. Aslında kendisi gibi Crestencia ‘nın da onun diğer vampirlere gidip ‘ beni dönüştürün ‘ diyemeyeceğini tahmin edeceğini düşünüyordu. Felice korkularını saklayabilmesine rağmen korkaktı işte. O ormana tek başına gidip asla yem olmayı göze alamazdı. ‘ Ama belki kapısından Crestencia ‘ya el sallarım ‘diye iç geçirdi. Kendi içinde de söylediği cümlenin yapılıp yapılamamasını tartarken bir yandan da Crestencia ‘nın yüzünde ifadeler arıyordu; sanki beklenmedik tepkiler. Gördüğü ilk şey yüzündeki gülümsemenin burkulup kaybolması oldu. Kendi cümlelerinin, tamam tehditlerinin, sonuncusunun onu gerçekten etkilediğini şu an yüzündeki allak bullak ifadeden anlayabiliyordu. Karşısındaki kimsenin karşı koyamayacağı güzel baş şimdi iki yana sallanıyordu bir şeyleri inkar edercesine. Onun rüzgâr gibi doğruluşunda savrulan saçlarının arkasından adeta sinsice gülümsedi. Şu an Crestencia ‘dan ve kendisine yapacaklarından korkması gerektiğini düşünebilirdi herkes ama o bu kafa karışıklığından zevk alıyor ve nasıl kullanabileceğini düşünüyordu. Sonra Crestencia beklenmedik bir şekilde bedenine doladığı kollarından birini kendisine doğru çekti. Biraz önce yaşadığı neşeden uzak gözleri bir an acıyla kocaman açıldı; ” Ah ! “ Bundan etkilenmemeliydi aslında dönüştürmeyi kabul ettiğinde bedenine vereceği acı bundan binlerce kat fazla olacaktı. Felice zayıflığına kızmaya çalışırken Crestencia Felice ‘e adeta tükürür gibi sinirini boşaltıyordu; “Bunu yapmana gerçekten izin vereceğimi sanıyor musun Felice?! Onca yıldır seni korumaya çalışıp sonra da seni bir vampirin eline teslim edeceğimi gerçekten de düşündün mü? Kendi başına kararlar alabilecek kadar büyümüş olabilirsin Jade fakat benden bunu istemeye hakkın yok, hiç kimseden istemeye hakkın yok. Kanının damarlarından emilmesini mi istiyorsun? Onların içi benim kanımla mı dolsun istiyorsun? Üzgünüm demeyeceğim Jade fakat bunu yapmayacağım. Tehditlerinin boşuna olduğu sende biliyor olmalısın.” Sözlerinin arkasından bıraktığı koluna acıyarak baktı Felice. Tüm gücüyle sıkmış olmalıydı biricik kardeşi. İster istemez parmağıyla ortaya çıkan kızarıklıklara dokundu. Kendisiyle ilgilenirken karşısındaki hareketlenmeyi fark etti; Crestencia kaçarcasına geriliyordu. Felice mi onu korkutmuştu yoksa o kendi kendisini mi bilemedi. Yüzündeki acı çeken ifadeye karşı tıpkı Crestencia gibi o da kolunu arkasına sakladı. Bunu istemeyerek yaptığını biliyordu, onu kışkırtmaya çalışan Felice ‘ti nasıl olsa ama yine de böyle davranacağı aklına gelmezdi hiç. Arkaya sakladığı kolunda Crestencia ‘nın sıktığını tahmin ettiği yerler sızlıyordu şimdi. Aldırmayacaktı, aldırmadı. Geriye çekilmekte olan kardeşini bir süre izledi endişeyle. Ne düşündüğünü bilmeyiyse bugüne kadar hiç istemediği kadar istiyordu şimdi. Gözlerini yere eğdi ve o da kardeşine doğru ilerlemeye başladı. Ne diyeceğini bilemiyordu ama asla ağzını ona kızmak için açamazdı amacı da kızmak değildi zaten. Ama ne diyerek hangi cümlelerle onu bu halinden az öncekine döndürecekti ki ? Teselliler ya da güven verici cümleler Felice ‘in alanına girmiyordu. Bu tür zamanlarda daha önce ne yaptığını hatırlamaya çalıştı ama daha önce bu gibi şeyler yaşamamışlardı hiç. Beyninde gerilerde kalmış hatıraları bir bir yoklarken gözlerinin ayaklarına çevirmişti. İkisini birden üzmeye, hele ki iki yüz yıllık hayatının her bir saniyesini bir vicdan azabıyla geçirmiş kardeşini üzmeye, kendisinin hiçbir hakkı yoktu. Crestencia kalkıp gidebilirdi, ‘ kendi başının çaresine bak ben çocukça isteklerinden, kaprislerinden bıktım diyebilirdi ‘ ya da şimdi şu an Felice ‘i öldürüp sorunundan kökten kurtula da bilirdi. Ama yapmazdı; adı gibi emindi Felice yapmayacağına.

Ellerini arkasından çıkarıp yaptıklarını anladığında gözlerinden süzülen o aptal gözyaşlarını silmeye çalıştı. Ne kadar ağlasa, üzülse zamanı geriye alıp Crestencia ‘nın öfkesini, kendi aptallığını asla silemezdi bu gözyaşlarıyla. Annesi gözyaşlarının saf ve temiz her şeyin ilacı olduğunu söylerdi; yalandı. Bu gözyaşları pişmanlıktan, her zaman yaptığı gibi ikna etmeye çalışmaktandı. Ardı ardına ellerini gözlerinde gezdirirken olabildiğine sessiz hıçkırıyor ama yine de yüreğinin her bir atışını, ses tellerinin her bir iç çekişte nasıl titrediğini Crestencia ‘nın duyduğunu biliyordu. Kendisini kırmaya kıyamayan kardeşini zor duruma sokmuş, onun yanında hala çocuk olduğunu kabullenmeyerek fikirlerine saygı duyması için onu zorlamıştı. Crestencia ‘yı, o kusursuz vampiri, tehdit edecek kadar aptal bir cüretkârdı işte. Üstelik hak ettiği davranışı olduğu gibi gösterdiği için, en doğru olanı yaptığı için bir de Crestencia üzülmüştü. Son bir iç çekişin ardından pişmanlıkla ve ezilip büzülerek başını kaldırdı. O özür dilemeye başlayacakken Crestencia ‘nın kapalı olduğunu bile fark etmediği altın sarısı gözleri açıldı. Onun gözlerine birkaç saniye pişmanlığını anlatır gibi baktı. Sonra bir tanecik kardeşi dudaklarını araladı;
“Yapacağım Felice. Seni dönüştürmeyi kabul ediyorum.” Duyduklarına inanamayarak kollarının, omzunun, tüm bedeninin istemsizce kayıp gittiğini hisseti. Bayılmıyordu, hayır, ama beklenmedik sözler ve hissettiği rahatlama beyninin uyuşmasına zaten az miktarda kontrol edebildiği hücrelerinin birer birer çözülmesine sebep olmuştu. Gözlerini Crestencia ‘nın her bir noktasında gezdirip sonunda gözlerinde bitirdi sorgulamasını. Titrek sesiyle; ” Emin misin ? Sen… Yani ben özür dilerim Crestencia… Ben neyim ki seni bu denli üzeyim ? Asla kalbini kırmak istemedim, ben, ben sadece düşünmüştüm ki her gün beraber olmak güzel olur. Senin de benim gibi bir arkadaşa ihtiyacın olduğunu düşünmüştüm. Ö-özür dilerim… “ Bu kadar yetmeyeceğini düşünüyordu, daha fazla daha fazla özür dilemeliydi arkadaşından. Hem özürler yetecek miydi zaten paramparça olmuş kalbini bu derece bir kez daha kırdığı için ? İçinden ‘ sen kimsin ki ‘ dedi tekrar; ‘ neden kendini bu kadar önemsiyorsun, belki üzülmedi,üzmedin ‘. Cevap vermek istedi ama başaramadı. Ellerini kaldırıp, ama sonra az önce sıktığı elini bir kez daha hatırlamak istemeyerek diğerini arkasına sakladı, onun yüzüne uzandı. Her ne kadar onun için değersiz olduğunu düşünmüş olsa da üzüldüğünü biliyordu Crestencia ‘nın. Görünürde hiçbir gözyaşı olmamasına rağmen onun ağlamış olabileceği hissine kapılarak yanaklarına dokundu; sert ve soğuk yanaklarına, renksiz ama güzel yanaklarına. Sonra elini tüm yüzünde gezdirdi; zaten yay gibi düzgün olan kaşlarını düzeltti; biraz önceki hırsıyla dağılmış saçını kulağının arkasına attı. Ve sonra sanki ona yalvaran kendisi değilmiş gibi; ” Emin misin Crestencia ?” diye sordu. Kendisi kesinlikle emindi ama onu üzmek istemiyordu, devam etti; ” Benim için dönüşmek en istediğim şey ve en önemlisi ama eğer bu senin canını yakacaksa ve kalbini kıracaksa seçimini kendin yap; ben seni zorladığım için kendimden utanıyorum “dedi yanaklarındaki sıcaklığa aldırmayarak. Tüm kalbiyle eminim demesini beklerken hala Crestencia ‘nın yüzüyle oynuyordu çocukluğundaki gibi…
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Crestencia Ethél Fletcher
Yazar ~ Vampir
avatar

Kadın
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 702
Yaş : 22
Kan statüsü : Kanının statüsü hakkında hiçbir fikri yok. Fakat damarlarında lanetli kanın aktığına inanıyor.
Galleon : 6505
Ekspresso Puanı : 16
Kayıt tarihi : 12/11/08

MesajKonu: Geri: Esintiler.   Cuma 29 Mayıs 2009, 18:11

Felice’in kesik ve hızlı nefesinin, sessiz hıçkırıklarının, soluk borusundaki nefesin genzinden geçerken ince ve narin tellerle oynadığı oyunu dinlerken boş kalbinin yerine giden ellerine akan görünmez gözyaşları arasında kaybolmuştu Crestencia. Felice’in canını acıttığı gerçeğinden uzaklara gitmek daha doğrusu kaçmak istiyordu. Başka ne yapabilirdi ki zaten? Ellerini her kana bulayışında yaptığı tek şey kaçmak ve bunu tekrar yapmayacağına dair yemin etmek olurdu. Narin, minik ve korunmasız Felice'i incitmeyeceğine inanmak istiyordu ama bu çok büyük ve kaçınılmaz bir yalan olurdu; o böylesine güçlüyken. O yokedilemezken, Crestencia’nın kontrolsüz küçük bir dokunuşuyla yerle bir olacak kadar narindi Felice. O vampir olduğunda bu sorun ortadan kalkacak fakat onu son kez de olsa en büyük ve amansız cehnnem ateşiyle cezalandırmış olacaktı. Sürekli olarak tekrarlanan küçük kızarıkları önlemek için doğru olur muydu Felice’i dönüştürmek? Ona doğru neredeyse sürünerek gelen minik ayakların yaprakları hışırdatışını ve ayakların altında ezilen bir böceğin kanının damarlarda durduğunu duyduğunda hareketsiz göğsünden çektiği ellerini beline dolayarak, uzun süredir havanın girmediği akciğerlerini oksijenle doldurdu bunu haketmediğini bilse de. Son bir kaç dakikadır kapalı olan kehribar rengindeki gözlerini Felice’in yumuşak hatlarında gezdirirken aradığı Crestencia’ya duyduğu kızgınlıktı. Onu her zaman inciten ve ağlatan bir ablaya kimin ihtiyacı olurdu? Bir yanı Felice’in onu cezalandırmasını istese de, diğer bir yanı deli gibi onu affetmesini diliyordu. Doğrusunu söylemek gerekirse ikinci taraf daha baskındı. Felice onun için her zaman affedici olmuştu, kin tutmak ona göre değildi fakat Crestencia yine de güvenemiyordu Felice hakkında bildiklerine. Sürekli değişen davranışlarıyla Crestencia’yı her zaman şaşırtmıştı Felice. 10 yılı aşkın süre onu tanısa da hiçbir zaman emin olamazdı neyi bilip bilmediğinden. Yüzeysel insanları tahmin etmek kolaydı fakat Felice’in davranışlarını tahmin etmek Crestencia için her zaman zor olmuştu. Derin bir iç çekişi bastırırken Felice’in boğuk ve titrek sesi yankılandı kulaklarında. ”Emin misin? Sen… Yani ben özür dilerim Crestencia… Ben neyim ki seni bu denli üzeyim? Asla kalbini kırmak istemedim, ben, ben sadece düşünmüştüm ki her gün beraber olmak güzel olur. Senin de benim gibi bir arkadaşa ihtiyacın olduğunu düşünmüştüm. Ö-özür dilerim…“ Duyduklarına inanabilmek için yankıya tekrar tekrar dinledi fakat dudaklarının aralanma sebebi geçici hayreti değil vücudunu ele geçiren öfkeydi. Ona biraz önceki aptalca davranışını tekrarlatmak istercesine omuzlarından tutarak sarsan öfkeye teslim olmamaya çalışarak Felice’in ona olan acıma duygusunun sebepsizliği ve merhametle dolu olan kalbini düşündü. Felice fedakardı onca yılın sonunda bunu öğrenebilmişti. Felice’in kanla dolu, atan ve nefes alan kalbi meramet ve sevgi doluydu. Crestencia’nın tanıdığı her insandan daha insancıldı Felice, beyninin bükük kıvrımlarında öfkeye ve nefrete yer yoktu. O bir melekti, Tanrı onu kutsamış ve Caine’nin sınırlarından uzakta tutmuştu. Şimdi Crestencia’yı, Felice’i ateşten bir gömlekle sınasın diye mi göndermişti? Felice’in bir kocası ve çocukları olmalıydı; yaşlanmalı ve sallanan bir sandelyeye oturup torunlarına Ozan Beedle’ın hikayelerini anlatmalıydı. Fakat onların ruhları yoktu değil mi? Felice’i dönüştürse yaptıklarından sorumlu tutulmayacak, Tanrı’nın merhameti için dizleri üstüne çökmeyecekti. Dünyanın sonu geldiğinde yanacak ve toz olarak toprağa karışacaktı. Sonrası ise boşluktu. Ya olduğuna inanmadığı ruhu bir sülük gibi yaşamaya devam edecek ya da yalnızca boşluk olacaktı yaşamayacak içi boş bir kabuk gibi tozların arasında yokolacaktı. Hangisinin daha iyi olduğuna karar verebilmek zordu. Çürüyüp gitmektense yanıp kül olmak daha iyiydi; en azından dünyanın her hangi bir yerinde değersiz kalıntılarını bırakabilirdi. İç çekişini bastırmaya gerek duymadan derin bir nefes aldı. Felice’in konuşmak istermiş gibi aralık dudaklarının arasından aldığı sıcacık nefesin dışarı verilirken çıkardığı ritmiş sesleri dinlerken açık gözlerini tekrar kapattı. Gözlerinin kapalı olması düşünmesini kolaylaştırıyordu. Beyni olumlu olumsuz sonuçlara ayırıyordu Felice’in dönüşmesinden sonra olacakları. Bu ihtimallerin bazısı berbat bazısı ise mükemmeldi. Felice Crestencia’nın Celestine’e yaptığı şeyi yapıp onu terkeder miydi? Crestencia bu ihtimali düşünmek bile istemiyordu. Hem onu dönüştürmesini Felice kendisi istemişti, sözünden dönmezdi. Felice hiçbir zaman Crestencia kadar bencil olamazdı. Bir vampir olarak güçlü olsa bile her zaman yardıma ihtiyacı olurdu. Crestencia minik kardeşini asla yalnız bırakamazdı. Yanaklarına temas eden sıcacık elin sahibini aramak için açılan altın sarısı gözleri Felice’in zümrüt yeşili gözlerine kenetlenirken eski günlerden bir anı ona hafifçe el salladı. Felice küçükken Crestencia’nın yüzüyle oynamayı oyun bilirdi, onu kucakladığında minik parmaklarını Crestencia’nın kaşlarında ve gözkapaklarında gezdirir kendince küçük değişiklikler yapardı. Crestencia bu minik dokunuşlardan zevk alır ve ancak bir annenin çocuğuna karşı duyabileceği bir şefkatle onun kızıl saçlarını okşardı. Onların oyunuydu bu sadece Felice’in değildi. Felice Crestencia’nın ondan daha mükemmel olabileceği düşüncesiyle aldanırıd hep. Oysa Felice bir insanın olabileceğinden daha mükemmeldi. Bir kişinin kalbinin güzelliği insanları büyülerdi, dış görünüşler değil. Soğuk bir zebani olup insanları çatal uçlu sopanızla dürtebilir veya bir melek olup insanların yanında Tanrı’ya dua edebilirdiniz. Crestencia’nın derin derin düşünürken kaşlarının arasında oluşan “V” çizgisini düzelten yumuşak parmaklar, saçlarının öne gelen asi tutamlarını kulağının arasına sıkıştırırken incecik bir ses kulağına çalındı. ”Emin misin Crestencia? Benim için dönüşmek en istediğim şey ve en önemlisi ama eğer bu senin canını yakacaksa ve kalbini kıracaksa seçimini kendin yap; ben seni zorladığım için kendimden utanıyorum.”

Sorun da bu değil miydi zaten; Crestencia’nın emin olup, olmadığı. Felice kendinden oldukça emin görünüyordu, Crestencia’yı daha fazla üzmemek için onun fikrini alsa da kararını değiştirmeyecekti, yanlızca içine gömecekti ve o istek daima içinde olacaktı. Felice’e eziyet etmenin ne lüzûmu vardı? İstediğini ona verseydi hem o hem de Crestencia mutlu olurdu. Şimdi bu isteğe bir bakıyordu da olumlu taraflar daha ağır basıyor gibiydi. Gözlerini hafifçe kısarak Felice’in yanağında gezinen elini, iki elinin arasına alarak bir daha asla gelmeyebilecek olan sıcaklığı iliklerine kazırken rahatsız rahatsız kıpırdandı oturduğu yerde. Altında ezilen yaprakların kulak tırmalayıcı gıcırtısına aldırmadan bir süre daha öylece durdu. Canavarın sessiz mırıltıları uzun süreden beri ilk kez yüksek sesli oldu beyninin derinliklerinde fakat ses kesinlikle farklıydı bu sefer. Daha yumuşak fakat daha ölümcüldü. “Kim bilir ne kadar lezetlidir, vahşetin kokusunu alabiliyorsun değil Cresty? Kanının son kısmını yerinde bırakabilecek, dişlerini geçtiği yerden çıkaramayacaksın. Kim bilir belki yeni bir Maudetté yaratırsın.” Celestine Crawford’un şeytansı bir ipekliğe bürünmüş olan sesinin yankısı onu dehşete düşürerek giderek yükselirken Felice’in eli avucunun içinden istemsiz olarak kaydı. Bozuk bir radyodan gelirmiş gibi yükselip alçalan sesi susturmak için kafasını iki yana salladı sanki kötü bir üşünceyi kafasından savuşturmak ister gibi. Felice’in gözlerine baktı ve son bir kez gözlerini yumdu. Kararında duracaktı, Felice’i dönüştürecekti. Celestine’in aptal yankısı kimin umrundaydı? Başarabileceğini biliyordu, Felice’i öldürecek kadar güçsüz değildi. Ellerini Felice’in yüzünün iki kenarına koydu ve boğuk bir sesle konuştu; “Eğer bu seni mutlu edecekse benim üzülmemin ne anlamı var ki Felice? Biz vampirler duyguları sizin kadar yoğun hissetmeyiz, hem tersi olsa bile senin mutlu olman için her şeyi yaparım benim küçük kardeşim.” İkinci cümlesinin başlarında söylenmiş küçük yalanı dışa vurmamak için hafifçe gülümsedi. Bu gülümseme cılızdı, kutuplara bırakılmış evcil bir tavşan kadar cılız. Felice’in ısırılmaya en uygun yerini ararken bir yandan da Felice’in kanının tadının tatlılığını düşünüyordu durmadan. Yıllardır istediği kanı şimdi alabilecekken bu kadar hevessiz hareket etmesinin nedeni neydi? Felice fazla acı çekmeyecekti fakat ilk vampir dönemlerinde kokusunu tatlı bulduğu her insana saldıracaktı. Bir yenidoğanı yaşlı bir vampir nasıl durdurabilirdi ki. Hafifçe içini çekerken boyunda karar kıldı. Yumuşak deriyi son bir kez okşadıktan sonra Felice’in saçlarını boynundan çekti. Damardan akan kırmızı kanın gidiş yönünü izlerken cansız midesi küçük bir takla attı, sesi artık normale dönmüş olan canavar ise keyifle mırıldandı. Hızlanması gereken soluk alışları dururken gözlerini kapadı. Felice’in normalden çok daha hızlı olan solukları kesintililerle doluydu ve düzensizdi. Dizlerinin üzerinde doğrulurken kızarıklarla dolu yüze baktı ve Felice’in boynuna eğildi. Tek eliyle Felice’in saçlarını geride tutarken hafifçe fısıldadı; “Ne yapmamı istediğinden eminsin değil mi Felice? Biliyorsun bir kere ısırdığımda geri dönüş olmayabilir." Felice'in Crestencia'nın yapmak üzere olduğu şeyden emin olmasını dilerken gözleri kapandı. Felice'in boynunun kokusu en leziz yemekten bile daha güzeldi. Narin ve kırılgan boyna küçük bir öpücük kondururken dişlerindeki venom sıvısının bir bölümünün diline boşaldığını hissetti. Felice'in kokusu en güçlü vampir için bile dayanılmazdı.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Felice Jade Mathé
Vampir - God's Devils ~ Piyanist
avatar

Kadın
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 842
Yaş : 25
Kan statüsü : Safkan.
Galleon : 6333
Ekspresso Puanı : 13
Kayıt tarihi : 01/04/09

MesajKonu: Geri: Esintiler.   Cuma 05 Haz. 2009, 21:52

Diğer insanlara göre pürüzsüzdü elleri Felice ‘in ama şimdi Crestencia ‘nın yanında hiç bir şey mükemmel olmazdı. Avuçlarını soğuk havaya vererek elinin dışıyla Crestencia ‘nın yanakları sevdi. Teninin soğukluğu avuç içlerinin değdiği havadan daha soğuktu tabii ki. Kendine bir kez daha ağlamayacağına dair söz verirken saçlarını bir kez, bir kez daha sıkıştırdı kulaklarının arkasına. Ne düşüneceğini bilemiyordu şu an. Başta isteklerini kabul etmesi için yapmadığı kalmamıştı şimdi ise kendisinden çok Crestencia ‘nın isteklerini önemser olmuştu. Aslında şimdi değil her zaman önemsemişti ama işte… Alnına, kulaklarına, saçlarına dokunurken sanki onun beynine ne kadar yakın olursa o kadar düşüncelerini duyabilirmiş gibi hissediyordu. Ama suratından onun da kendisi kadar karışık olduğunu anlayabiliyordu. Felice burcundan gelen kararsızlığı ve değişkenliği her şeyi zorlaştırıyordu. Aklına bir an dönüştükten sonra pişman olup olmayacağı geldi. Bu konunun şakası olmazdı, hayır, iş işten geçtikten sonra pişman olması hiçbir şeyi değiştirmediği gibi ikisini de kırar; aralarında sonu gelmez bir düşmanlığa sebep olurdu. Gerçi hiçbir zaman arkadaşlığı için yaptığı şeyden pişman olmayacaktı. Crestencia buz gibi ellerini kendi sıcak teninin üzerine koyduktan sonra konuşmaya başladı; “Eğer bu seni mutlu edecekse benim üzülmemin ne anlamı var ki Felice? Biz vampirler duyguları sizin kadar yoğun hissetmeyiz, hem tersi olsa bile senin mutlu olman için her şeyi yaparım benim küçük kardeşim.” Crestencia ‘nın düşüncelerini olduğu gibi duyduğunda dolgun dudakları hafif hafif titredi. Sanki yine gelmekte olan bir fırtınanın habercisiydi dudakları. Yüzünü Crestencia ‘nın buz kütleleri gibi soğuk ellerinden çekip kendisi de onun güzel başını bıraktı yavaşça. Hiçbir hareketinin ki buna en güçlü tekmesi de dâhildi onu incitmeyeceğini biliyordu. Ama yine de karşısında Crestencia ‘nınki gibi her an kırılacak, dökülecek derecede güzel bir yüz varsa ona dokunmaktan bile korkardınız. Geri geri gidip onun bu düşünceli hallerini hak edip hak etmediğini düşündü tıpkı Crestencia ‘nın Felice ‘in fedakârlığını hak edip hak etmediğini düşündüğü gibi. Küçücük bir çocukken bile hatırlıyordu karşısındaki yüzü; olduğu gibi, hiçbir ayrıntısı değişmemiş olarak. Onun değişmeyişine karşılık geçen her saniye, her bir gün Felice ‘e biraz daha yaşlılık getirmişti. Her bir görüşmelerinde kendisi daha bir olgunlaşırken Crestencia hep o duru güzelliğe sahip olmuştu. Her şeyini paylaşmıştı Felice onunla, her şeyini. Şimdi ise her şeyin dışında hayatının geri kalanını paylaşmak istiyordu tüm kalbiyle. Dünya dönmeye devam edecekti; dünyadaki her şey tüm canlılar yaşlanacak ölecekti. Ama Felice ve Crestencia dünyadaki en son insanın son nefesini vereceği ana kadar hayatta olacaklardı. Hem de beraber. Crestencia ‘nın ellerinin saçlarına dokunması ve boynunu okşaması içinin ürpermesine ve onun bu saçma sapan düşlerden uyanmasına sebep oldu. Felice büyük, yeşil gözlerini Crestencia ‘nın yüzüne kaydırırken kalbinin hızla çarpmaya başladığını hissetti. Nefes almakta zorlandığının, kalbinin hızından sanki bozulan bir motor gibi bir an durup kalacağını düşünmeye başladı. Crestencia ‘nın kendisine dokunduğunu hissedebiliyor ama ne yaptığını algılayamıyordu. Kulaklarında duyduğu Crestencia ‘nın sesi son duyduğu şey oldu; “Ne yapmamı istediğinden eminsin değil mi Felice? Biliyorsun bir kere ısırdığımda geri dönüş olmayabilir." ’ Tamam, eminim ‘ bile diyemeden bayılıvermişti Crestencia ‘nın kollarına. Heyecandan mı korkudan mı kendisi de bilemezdi elbette. Düşünde kendisini bir güzel ve donuk bir gözleri kapalı titrerken görüyordu. Vücudunun sarsıldığını ellerinin sert bir yere değdiğini hissediyordu. Gözlerini açmasına yardım etmese de açık olan bilinci Felice ‘e bu tavrı için lanet ediyordu. Daha onu ısırmamıştı bile; bayılmak ne demekti şimdi ? Crestencia ne düşünecekti kim bilir, ne diyecekti bu korkaklığı karşısında. Vazgeçerdi belki bütün olanlardan. Dişlerini sıkıp gözlerini açmaya çalıştı; hayır beyni artık hiçbir hücreye sözünü geçiremiyordu. Kendisini yine o donuk güzellikle gördü; teni bembeyaz, dudakları kırmızı, güçlü ve çekici. Üzüleceği tek şey kaybettiği zümrüt yeşili gözleri olurdu herhalde onun dışında dönüp hiç bir şeye bakmazdı. Birkaç uzun dakikadan sonra hissetme duyusunun tekrar bedenine geldiğini anladı. Gözlerini bir anda açtı ve boğulurcasına nefes alıyordu. Crestencia ‘nın ellerinden kendisini kurtararak boğazını tıkayan dilini hareket ettirmeye çabaladı. Tüm iç organlarını bir seferde ağzından çıkarmaya yetecek kadar güçlü bir öksürükle kendisine geldi. Elleri istemsizce titriyordu elbette; hayatında ilk kez bayılan biri için oldukça berbat bir deneyimdi bu. Gözlerini korkarak Crestencia ‘ya çevirdi ve ne yaptığını bilemeden Crestencia ‘ya atıldı. Ter basan vücudu cayır cayır yanıyorken ona sımsıkı sarıldı. Şokun etkisiyle birkaç kez ardı ardına hıçkırdı ve Crestencia ‘ya sanki kendisini güçlükle duyuyormuş gibi bağırdı; ” Yap ! Anlıyor musun yap ! “ Bağırmasıyla yavaş yavaş kendisine gelir gibi oldu. Crestencia ‘dan ayrılarak gözlerinin içine baktı. ” Eminim, biliyorsun. Sen de eminsin sanırım. O zaman yapabildiğin kadar çabuk yap şunu. “ dedi nefes nefese. Gözlerinden yaşlar aktığına aldırmadan ki Felice gözlerinin sadece rengini kaybedecek olmasından dolayı kendi kendilerine ağladığını düşünüyordu Crestencia ‘nın elini boynuna koydu. Her şey olmalıydı şimdi…
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Crestencia Ethél Fletcher
Yazar ~ Vampir
avatar

Kadın
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 702
Yaş : 22
Kan statüsü : Kanının statüsü hakkında hiçbir fikri yok. Fakat damarlarında lanetli kanın aktığına inanıyor.
Galleon : 6505
Ekspresso Puanı : 16
Kayıt tarihi : 12/11/08

MesajKonu: Geri: Esintiler.   Ptsi 15 Haz. 2009, 12:15

Crestencia’nın soğuk ve sert kollarına yığılan ve bir cesedi andıran Felice’i kaybetme korkusuyla irkilirken kırmızı, kıvrık saçların son tutamı da Felice’in omzularından Crestencia’nın ellerine döküldü. Birbirine bastırılarak bir çizgi halini almış olan dudaklarının arasından fırlayan şaşkınlık dolu küçük bir inilti sessizlikte suya atılan herhangi bir taş gibi dalgalar yaratarak yayılırken minik bedeni incitmeyecek şekilde hafifçe sarstı. Dehşetle dolup taşan vücudu istemsi bir şekilde sarsılırken Felice’in davranışlarındaki tutarsızlığı düşünüyordu Crestencia. Biraz önce kendinden oldukça emin görünen Felice’in bayılması normal değildi. Felice’i bayılmaya iten korku da olabilirdi heyecan da. Sonuöta Felice fikirlerini çabuk değiştiren biri olmutşu hep. Telaşla elini Felice’in alnına dayarken kızıl saçların arkasına saklanmış olan kalp şeklindeki yüzü ortaya çıkarmak adına elleriyle perçemleri geriye attı. Felice’in bilinci kapalı gibi görünüyordu fakat dudakları aşağıya doğru sarkmış ve kaşları sıkıntıyla çatılmıştı. Vücudu kaskatıydı, vücudundan ayrılmış olan bilincin son parçalarına tutunmaya çalışıyordu Felice. Endişe dolu bir inilti için dudakları tekrar aralanırken birbirine çarpan güçlü dişlerin çıkardığı o gıcırtılı, tok ses kulaklarında yankılandı. Felice’in ellerinde olan gözleri Felice’in boynundan çenesine doğru kayarken tuttuğu soluğu geri üfledi. Felice her an kendine gelebilirdi. Uzun süredir nefes almıyor olsa da akciğerlerindeki hafif karıncalanma dışında pek bir şey hissetmedi. Demirden daha soğuk olan elleri yılan gibi Felice’in kollarına dolanırken, dikkatini aralandığında zümrüt zümrüt ona gülümseyecek olan gözlere verdi. Felice’in zaten sallantıda olan kararını değiştirme fikrini perçimlemesi karşısında diz çökerken kaşları kararsızlıkla çatıldı. Canavarın kararı kesindi, Felice’in kararı da kesindi. Crestencia’nın vereceği karar kalıyordu geriye ki bu da hafife alınacak bir karar değildi. Felice Caine’nin soyuna girdikten sonra tekrar insan olamayacaktı, Caine 3 büyük merhameti reddetmişti. Küçük düşmek yerine özgürlüğünü seçmişti. Kendisini kaç bin yıl sonra affedebilmişti de tüm müritlerini Golconda’ya sürükleyebilmişti? “Hiçbir zaman... Hiçbir zaman.” diye mırıldandı belli belirsiz. Karanlıktaki ışığı bulmamış mıydı onlar? Geri dönüş yoktu ne Golconda ne de Tanrı onları bu yoldan geri döndürebilirdi. Felice’in üzerine eğildi ve dudakları Felice’in terle ıslanmış alnında dolaşırken kokusunu içine çekti. Tatlı bir tembellikle aralanan gözlerin ve kirpiklerin mikroskopik hışırtısını duyduğunda Felice’in ona telaşlı bir ifadeyle bakan gözlerine doğru döndü. Dudakları biraz önce yaşadığı telaşı kamufle edecek şekilde gerilirken Felice’in narin ses tellerini zorlayan güçlü bir öksürüğün aralık bırakılmış dudaklarından dışarıya doğru fırladığı duydu. Minicik, sıcak kollar onu omuzlarından kavrayıp sarılırken kulaklarında sonu gelmeyecek gibi görünen birkaç hıçkırık yankılandı. Bir bebeği avuturmuşçasına onu hafifçe sallarken Felice’in incecik sesi fazlasıyla hassas olan kulaklarında sanki bir hoparlöre kafasını yapıştırmış gibi duyuldu. “Yap! Anlıyor musun yap!” Küçük kollar bedenden ayrılırken zümrüt gözler baktığı altın rengi gözlerden bir saniyeliğine bile uzaklaşmadı. Genç kadının gece alacakaranlığına karşın görebildiği badem biçimindeki gözler davetsiz korkunun ve bayılmanın verdiği sersemlemenin etkisiyle ardına kadar açılmıştı. Dolu bir evin dışarı bakan pencereleriydi sanki bu gözler. Crestencia’nın ayaz rüzgarlarından daha soğuk nefesi Felice’in yanaklarında dolaşırken bu gözlere uzun uzun bakmayı diledi. Bir daha böylesine dolu bakamayacaktı Felice, gözleri içi boş bir evin kapalı duvarları olacaktı. Bu gerçekle sarsılırken ellerini boynunun iki yanına doladı. Bir anlığına, emin olduğu fikirden vazgeçti fakat Felice’in Crestencia’nın kollarından tutup onu sarsmaya çalışan bileğindeki kırmızılığı hatırlayarak olduğu yere sindi. Dili dudaklarında sıkıntıyla dolaşırken Felice’in sesi kulaklarını tekrar doldurdu. ”Eminim, biliyorsun. Sen de eminsin sanırım. O zaman yapabildiğin kadar çabuk yap şunu.“

Gözleri ikilemin verdiği ağırlıkla kapanırken alnını Felice’in alnına dayadı. Beyninden yükselen çark seslerini sadece kendisinin duyduğundan emindi. Bir vampirin dahi beyninin bu kadar çok bölümünü kullandığı görülmüş müydü? Felice’i dönüştürmezse sonsuzluğunda sürekli yanlız olacak, onun yavaş yavaş ölüşünü seyredecekti. Bunlar bencil düşüncelerdi fakat kesinlikle doğruydular. Kendi türünden dışlanmıştı, yaşam tarzı kesinlikle yanlış bulunmuştu. Felice’in her bir kalp atışı ölüme bir adım daha demekti. Hem küçük bir kazan patlaması bile minik kardeşini onun ellerinden kayıp götürebilirdi. O kendinden ve olacaklardan o kadar emidi ki. Bir ghoul’a da dönüşebilirdi, Maudette gibi kurallara uymadığı için yakılabilirdi. Crestencia onun yakılmasına nasıl engel olabilirdi ki? Bunun yanında insanların kanlarına karşı bağışıklık kazanmıştı; bir insanın derisi yırtılıp içinden kan boşaldığında kendini tutabilirdi. Dudaklarını endişeyle ısırdı fakat kararından bir kez daha emin oldu. İki yüz yılın ardından dönüştürmeyi düşündüğü tek insandı Felice. Böylesine insancıl duygularıın içinde boğulması saçmalıktı. O insan değildi, olmayacaktı. Düşünceleri kandan, dehşetten ve ölümden ileri gidemezdi. Olmadığı biri gibi davranmaktan eline ne geçmişti ki? Yaptığı yanlızca içindeki canavarın varlığını reddetmek olmuştu. Kendi türünden dışlanmasının sebebi de buydu. Olmadığı biri gibi davranamazdı; bu aptallıktı. Felice’i dönüştürebilirdi, dönüştürmeliydi, dönüştürmek zorundaydı.

Sımsıkı kapanmış olan gözlerini açtığında beyninde çalışan çarkların sesi de duyulmaz oldu, tıpkı atmayan kalbi gibi. Derin bir nefes alarak canavara odaklandı. Ona güvenemezdi fakat dengeyi de sağlayabilirdi. Tüm bunlar olup bittikten sonra Felice’in vampir oluşunu canavarın üstüne yığardı. Yine yalanlar... Umursamamalıydı, bu söyledikleri yanlıştı doğasına uymuyordu. Tekrar eden derin nefesleri bir yerden sonra sekteye uğradı ve tamamen durdu. Şimdi Meadow Park’ta duyulan yanlızca iler ki dakikalarda duracak olan Felice’in kalp atışları ve kesik kesik aldığı nefesiydi. Dizlerinin üzerinde tekrar doğrulurken Felice’in sıcak kafasına dayadığı buz gibi dudaklarını kızıl saçlara sürttü. Aklında yanlızca Felice’in kanı vardı, bunu sağlayan canavardı. İnsani duygular yoktu yanlızca kan vardı. Kan, kan, kan ve daha fazla kan. Dudakları biraz sonra alacağının özlemini yıllardır çekmiyor muydu? Gözleri hafifçe kısılırken kafasının evet olarak salladı ve dudaklarıyla Felice’in boynuna dokundu. Dişlerini boyna hafif hafif sürterlen Felice’in nefesinin tekrar hızlandığını duydu. Bu refleks karşısında güldü, insanların heyecanlandıklarında böyle tepkiler vermeleri saçmaydı; neler hissettikleri hemen belli oluyordu. Felice hem korkuyordu hem de heyecanlanmıştı. Bunu anlamak için alim olmaya gerek yoktu. İnsanlar önlerindeki güzellikleri göremeyecek kadar kör, ellerindekindeki tutamayacak kadar da değersizlerdi. Kızın cümlesi aklına geldiğinde gülümsedi. Emin olmasaydı ne farkederdi ki? Sahip içerilerde bir yerde kilitliydi. Biraz sonra bir cesetten farksız olacağını düşündüğü kızın kulağına eğildi ve küçük kızlar gibi kıkırdayarak yerinde hafifçe sallandı. “Eminim, eminsin, emin değilim, emin değilsin. Ne fark eder ki?” Tekrar kıkırdadıktan sonra dişlerini tekrar boyna doğru yönlendirdi. Tere yapışmış olan birkaç saç tutamını eliyle ittirdi ve boynu nazikçe sildi. Dudaklarını hafifçe boyna yasladıktan sonra dişlerini narin boyna geçirdi. Kanın akışını dudaklarında hissettiğinde gözlerini kapayarak genzinden midesine akan leziz, sıcak kana konsantre oldu. Tat öylesine güzeldi ki kendinden geçmişti. Kızın ilk başlarda kaskatı olan elleri gevşerken vücudunun şeklini alan bedenin yumuşak hatları derisini yakarken biraz daha kanı içti. Son damlada ısrarlıydı belki sahip fakat ona neden güvenmişti ki? O yalan söyleyen, dehşet saçan kötü taraftı; ona güvenilmezdi. Ağzını dolduran kanın her damlasının zevkine vara vara içerken arka tarafa itilmiş olanla olan tartışmasını sürdürdü. Bu tartışma da değildi yanlızca sahibin arkadan yaptığı gürültüydü. “Yeter! Yeter artık onu öldüreceksin!” Ölmesi kimin umrundaydı? O bir insandı değersizdi. Yanlızca bir yemekti; günün içinde atıştırmalık olarak dudakları besleyen kan dolu yaratıktı. “Komuta bende ve ölmesi umrumda değil!” Küçük bir hıçkırığın içerisinde bir yerlerden geldiğini duyduğunda iç geçirdi. Ne yani ağlıyor muydu? Kızıl veya bir başka bir insan... Eğer bir başka insandan besleneceğine söz verseydi kızıl umrunda olmazdı; dışarısı fırından yeni çıkmış turtalarla kaplıydı. Sahibin boğuk sesini tekrar duyduğunda dudakları kanın bitmeye başladığını hissettiği nabızdan ayrıldı ve zevkten dört köşe bir gülümseme oluşturdu. “İnsanlarla mı beslenmemi istiyorsun? Pekala onu bırak, dışarıdaki tüm insanlar senin olsun.” Kızılın saçlarında ellerini hafif hafif dolaştırdıktan sonra yönetimi tekrar sahibin eline verdi. Yukarıya nasıl çıkacağını biliyordu artık.

Dudaklarından dışarıya verdiği hızlı nefesin etkisiyle hafifçe titrerken ellerini dudaklarından çenesine süzülen kanı temizlemek üzere yüzüne götürdü. Sıcak ve pıhtılaşmış kana parmaklarını daldırırken, öteki elini Felice’in boynuna götürdü. Ne yapması gerekiyordu? Kanın yeterli kısmı alınmış olmalıydı, “o” işlerini asla yarım bırakmazdı. Verdiği sözün zorluğu üzerine düşünürken telaş tüm dükkatini Felice’in üzerine toplamasını sağladı. Kendi kanını ona içirmeliydi. Bu düşünceyle gerilen vücudu ve kısılan gözlerine aldırmadan cüppesinin kolunu sıyırarak Maudette’in oluşturduğu ay şeklindeki yaraya baktı. Kanın tadını doğru dürüst tadamamış olması gibi bir de şimdi bir sürü kan kaybedecek olması deli etmişti Crestencia’yı. Her ne kadar korksa da olan olmuştu ve şimdi hiçbir şey geri alınamazdı. Kanlı dişlerini bu sefer de kendi damarını delmek için derisine yaslarken tekrar titredi. Bunun ne gece ayazıyla ne de yaslandığı soğuk ağaçla alakalıydı. Bir titremenin daha onu sarmasına fırsat bırakmadan dişlerini bileğine sapladı. Küçük bir inilti aralık dudaklarından fırlarken, mermer teninin üstüne yayılan kana bakmaya dayanamadı. Felice’in birbirine sıkıca bastırılmış dudaklarını hafifçe aralayıp kanı onun ağzına akıttı. Bunu yapmayı asla kabul etmemeliydi, Felice’e neler olabileceğini kim bilebilirdi ki? İplerin kendi ellerinde olamamasından nefret ediyordu. Tüm iplerin Tanrı’nın elinde olmasından ise adeta iğreniyordu.

**Italic yazı tipiyle yazılanlar içindeki diğer yanın ağzından yazılmış olanlardır.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Felice Jade Mathé
Vampir - God's Devils ~ Piyanist
avatar

Kadın
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 842
Yaş : 25
Kan statüsü : Safkan.
Galleon : 6333
Ekspresso Puanı : 13
Kayıt tarihi : 01/04/09

MesajKonu: Geri: Esintiler.   C.tesi 20 Haz. 2009, 20:37

Hala ağlamaya devam ederek ve Crestencia ‘nın elini olabildiğine boynuna bastırarak beklemeye başladı. Ne kadar zaman alacaktı, Crestencia kendi içindeki sorulara ne zaman cevap bulacaktı ? Gözlerini Crestencia ‘nın her bir ayrıntısında gezdirirken bir daha asla böyle göremeyeceğini düşündü. Böyle hissedip böyle gülemeyeceğini, ya da ağlayamayacağını… Her duygu, her mimik bu bedendeki varlığını kaybedecekti birazdan olacaklardan sonra. Her zaman tartıştığı annesinin biricik yadigârı gözleri, o badem zümrüt yeşili gözleri, sonsuzluğa kapanacaktı. İçinde bir şeyler gözlerin gerçekten önemli olduğunu bir insanı diğer bir insana kalben dürüstçe ancak gözlerin bağlayabileceğini söylüyordu. Duyguları anlatabilmenin tek yolu olarak görüyordu. Ama diğer hayır diyordu elbette. Onun tezi kaybolan duyguları anlatmaya gerek kalmayacağı yönündeydi. Evet, anlatacak duygunuz yoksa gözlere ne gerek vardı ki ? Crestencia ‘nın cevabını beklerken başı ister istemez omzuna düştü, gözleri yavaş yavaş kapandı. Ne kadar yorulmuştu aslında şu bir gecede. Birçok kez ağlamış, birçok kez gülmüş ve hayatının kararını vermişti. Göz kapakları ağır ağır birbirine yapıştığında gözlerinin acıdığını hissetti. Ama bu daha neydi ki ? Crestencia ‘nın soğuk ve taş gibi sert dudaklarını alnında hissettiğinde bu kez irkilmedi. Birkaç dakikadır sessizlikte duyuları açılmış, Crestencia gibi zarif birinin bile hareketlerini fark edebilir olmuştu. Düşünmesi için fırsat vermeliydi, vermek zorundaydı. Crestencia ‘nın derin ama onun açısından anlamsız bir nefes aldığını duydu.

Crestencia ‘nın ardı ardına gelen nefeslerini duyuyordu sadece; yapacak mıydı ? Nefesler aniden kesildiğinde gözlerini açmaya korktu. Rengini kaybedeceği güzel gözleri şimdi bakmaya korkuyordu demek… Crestencia ‘nın kendisinden bir an olsun uzaklaştığını hissetti. Orada olmasına alıştığı dudaklar alnından koparcasına ayrıldı; hayır, saçlarındaydı. Kokusunu mu istiyordu, Crestencia Felice ‘i gerçekten bir yem gibi mi dönüştürmek istiyordu ? Ateşten yanan bedenine Crestencia ‘nın dudakları ilaç gibi geliyordu adeta. Boynuna değen dudaklarına şükredercesine rahatlıyordu. Sonra dudakları normalden fazla sertleşti; dişleri olmalıydı. Heyecanına ve korkusuna engel olamıyordu artık. Hissettiği o dişler çok az zamanda tıpkı küçükken izlediği belgesellerdeki gibi saplanacaktı boynuna. Boyundan ısırmalarının sebebi avın acı çekmesini engellemek, nefesini hemen kesmek içindi. ‘ Aptal ‘ dedi kendisine ‘ düşünecek başka bir şey bulamadın mı, ben av değilim ! ‘ Düşünmeye çalıştıkları tabii ki dönüştükten sonra yaşayacağı günlerdi; kana açlık ama Crestencia ‘ya olan özlemin son bulması… Geçmişi düşünemezdi bu saatten sonra, hayır, bu her şeyi çorbaya çevirirdi; geçmiş geçmişti. Şu an yaşadıklarının da bir gün gelip de geçmiş olacağını düşünerek teselli bulmaya çalıştı ama Crestencia ‘nın kendisinden çıktığını düşünmemesine sebep olan iç gıcıklayıcı ses kulağında birden bire kıkırdamaya başladı; bu da ne demekti şimdi ? Emin olmakla ilgili bir şeyler söylemiş ama Felice heyecan ve korku sebebiyle uğuldayan kulakları yüzünden tam anlamamıştı. Tekrar kıkırdayarak Felice ‘i bir kez daha korkutmuştu; gözler sonsuza kadar kapaklarının altında kalmak istiyorlardı. Crestencia saçlarını ittiriyor, boynunu o soğuk elleriyle kurutmaya çalışıyordu. Bu bekleyişin daha ne kadar süreceğini beklerken beklediği şey geldi; acı. Crestencia ‘nın bedenindeki tüm soğukluğu hissediyordu ve dişleri de. Bir süre sonra parmak uçlarının hissizleştiğini de fark edebildi. Son bir çabayla gözlerini açtı; bulanıklaşmaya başlayan görüntüde sadece koyu yeşil ağaç yaprakları ve karanlık vardı. Gökyüzünde bir yıldızın kaydığını gördüğünde artık kendisinden geçmişti…

Hissettiği neydi bilemiyordu. İçinde o dönüşmek için can atan taraf zaferle dans ediyordu adeta. Hissettiğinin zevk olduğu konusunda öylesine ısrarcıydı ki ! Diğer taraf ise acıyla ağlıyordu. Evet, hıçkırıklarını beyninin içinde duyabiliyordu. Geçmişe, yaşananlara, aptallığına ağlıyordu adeta. İzin vermemeliydi; boynu delinmişti, kanı içilmişti, kendini kaybetmişti. Hissettiği bu şey neydi ? Ya konuşan kimdi ? Zevkle çılgınlar gibi dans eden ağlayana iyi bir tokat çaktı, daha da aptallaşmamasını söyledi. Bunu isteyen o değil miydi, hani her şeye katlanıyordu, önemi kalmamıştı hiçbir şeyin ? Şimdi bu yaptığı neydi ? Kendi kendisi ile boğuşurken dışarıda neler olduğundan haberi yoktu…


Ne yazacağımı bilemedim Derya bu vampir işinde batırıyorum işte o.O
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Crestencia Ethél Fletcher
Yazar ~ Vampir
avatar

Kadın
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 702
Yaş : 22
Kan statüsü : Kanının statüsü hakkında hiçbir fikri yok. Fakat damarlarında lanetli kanın aktığına inanıyor.
Galleon : 6505
Ekspresso Puanı : 16
Kayıt tarihi : 12/11/08

MesajKonu: Geri: Esintiler.   Paz 28 Haz. 2009, 16:04

Acıyla kasılan elini Felice’in pembe dudaklarından hızla çekti Crestencia. İçine gömemediği inilti genç bir kadına yakışmayacak kadar yüksek şekilde Meadow Park’ta yankılanırken küçükken yaptığı gibi yaralı elini cüppesinin içinde korumaya aldı. Sağlam eliyle saçlarını geriye attırırken Felice’in kızıl başını şefkatle okşadı. Sanki kedi tarafından kovalanan küçük bir fare gibi Felice’in damarlarında bitmek üzere olan kanın hızla akışını ve zehirin kana karıştığını belirten bir ses duymayı beklerken dudakları sabırsızlığın getirdiği umutsuzlukla sarktı. Sanki yapabilecekmiş, tüm korkularını, sıkıntılarını ve umutsuzluklarını üzerinden atabilecekmiş gibi kafasını iki yana salladı fakat tüm duyguları eskiden olduğu kadar yoğundu. Acı ve hüzün ölmüş sinirlerini yakıyor, içini dolduran kan ölü bedeninden ait olduğu yere geçmek için kıvranıyordu. Sonra kısa bir anlığına akciğerlerinde yakıcı bir boğulma hissi ardından da derin bir yırtılma efekti duydu. Dizleri yerden kesildiğinde bir heykele tutunarak dengesini sağladı. Acı kuvvetliydi, biraz önce Felice’in narin vücudundan emilen kan şimdi onun vücudunu terketmek istiyor, gitmek için çırpınıyordu. Akciğerleri yırtınırken aldığı soluk, solunum organlarına ateşten gömlek giydirilmiş hissi verirken burnundan ve kulaklarından akan sıcak kanın mermer tenindeki ritmik akışını hissetti. Felice’in taze kanı vücudunda bulabildiği her fırsatta kendini dışarı atmak için uğraşırken hızla inip yükselen göğsüne götürdüğü elleri titremeye başladı. İçinden duyulamayacak bir fısıltıyla biraz önce inanmayacağı Tanrı’ya merhamet için yalvardı. “Yüce Tanrım lüt-“ Sözünü yarım bırakmasına neden olacak şekilde öğürdü. Öğürdüğü kan kırmızı bluzüyle bütünleşirken ellerini yüzüne götürerek eliyle kanları temizledi. Ağzına dolan kanın bir kısmını daha kustuktan sonra bitkinlikle arkasına yaslandı. Mermerin içe göçtüğünü duysa da aldırmadı tüm duyuları Felice’in gösterdiği değişikliklere odaklanmıştı. Felice’in zaten açık tenli olan vücudu şimdi bembeyazdı. Sanki ölüm uykusuna yatmış ve bir daha açılmayacakmış gibi duran gözlerinin ise çok az bir kısmı aralıktı. Belli ki bilinçsizdi kanının Crestencia’ya yaptıklarından haberi yoktu. Biraz önce ki olayın sebebi neydi? Onlar kan içmek için yaratılmışlardı, hayvan kanı içildiğinde asla böyle şeyler olmazdı. İnsan kanı içmediğinden de bu konu da pek bir bilgisi yoktu. “Hadi ama bu kadar sızlanma, alt tarafı birazcık kan. O çıkanlar dışında kanın hepsi senin bedeninde. Gözlerine bakmak ister misin? En az Lilith’in saçları kadar kırmızılar.” Diğer benliğinin yankısı kulaklarını rahatsız edici bir şekilde doldururken altın rengi gözlerinindönüştüğü rengi düşündü. Yerine daha fazla sinerken ellerini yüzünün içine aldı. Sabah olana kadar Felice dönüşmezse onu burdan malikaneye kadar taşıması gerekirdi çünkü güneşin ilk ışıkları ikisini de yokederdi. Dönüşümün ne kadar ilerlediğine bakmak için Felice’e doğru uzandı ve renksiz dudakları aralayarak diş etlerine baktı. Tamamen çekilmiş sayılırlardı, köpek dişleri en az Crestencia’nınkiler kadar sivriydi. Felice’in yüzünü kapatan saçları geri doğru attırarak, kanın çekilmiş olduğu küçük kafayı kucağına aldı. Uzun bir gece olacaktı.

**

İlk ışıklara çok az zaman kala genç bir kadın Meadow Park’ın çimli yüzeyinde hafifçe kıpırdandı. Beyaz yüzünün bir kısmı kanlarla kaplı olup bacaklarına yığılmış ve bir cesedi andıran bir diğer kadını tutuyordu yüzüyle aynı derece kanlanmış elleriyle. Sanki arkalarında kucağında tuttuğu kızı alacak bir süvari ordusu varmış gibi sıkıca sarılmışken bir yandan da insanlar tarafından duyulamayacak kadar kısık sesle bir şeyler mırıldanıyordu kadın. Crestencia korkularını itiraf etmekten nefret etse de o an belki de asırlardır gerçekten korktuğu tek andı. Felice saatlerdir bilinçsizdi sanki Crestencia’ya eziyet etmek istermiş gibi dönüşüm belirtilerini reddediyordu. Demek ki kanı güçlüydü, dönüşüme dayanabilecek kadar en azından. Eninde sonunda dönüşecekti yanlış yapılan unutulan hiçbir şey yoktu; saatlerdir kafasında yaptıklarının veya yapmadıklarının bir listesini kuruyor eksik, fazla hiçbir şey bulamıyordu. Güneş doğmadan malikaneye ulaşabilirdi Felice’in yanında olması pek bir şey farketmezdi fakat onu sarsacak her şeyden korkuyordu. Teslim olurmuş gibi ellerini kaldırdı ve Felice’i kucaklayarak ayağa kalktı. Beden hala bir ölü kadar hareketsiz, bir vampir kadar da beyazdı. Dudakları anlamsızca kıpırdayarak Felice’in saçlarında gezindi. Onu zorlukla taşıyan ayakları üzerinde doğrularak hayatında hiç koşmadığı kadar hızlı koştu tek yuvası olan malikanesine. Ağaçların arasından son sürat geçerken arkasında görünmez gözyaşlarından oluşmuş bir yol bıraktığından haberdardı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Esintiler.   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Esintiler.
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Meadow Park-
Buraya geçin: