AnasayfaEkspresGaleriSSSKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Diğer Yarı

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
İbrahim Emre Ürem
Karikatürist - Grafiker
avatar

Erkek
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 92
Yaş : 32
Kan statüsü : Melez
Galleon : 6305
Ekspresso Puanı : 0
Kayıt tarihi : 02/05/09

MesajKonu: Diğer Yarı   Ptsi 08 Haz. 2009, 20:33

Yer: Japoya'nın Kyoto kenti.
Kişiler: Light Emre Toylan, Dilara Tutku Toylan.
Hava Durumu: Durgun.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
İbrahim Emre Ürem
Karikatürist - Grafiker
avatar

Erkek
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 92
Yaş : 32
Kan statüsü : Melez
Galleon : 6305
Ekspresso Puanı : 0
Kayıt tarihi : 02/05/09

MesajKonu: Geri: Diğer Yarı   Ptsi 08 Haz. 2009, 21:02

Kendinden memnun ifadesi tüm yüzünü kaplamıştı çocukluğunda birkaç kez gelmiş olduğu şehri gezerken. Annesini kaybettiğinde daha yeni doğmuştu fakat nedense her Japonya'ya geldiğinde o yanındaymış gibi hüzülü fakat memnun oluyordu. O acılı ve garip günü babasından dinlediği zamanı hiç unutmuyordu. Annesi Light yüzünden ölmemişti, öldüğünde mutluydu. Nedense babasının ona bahsettiği sadece bu kadarıydı. Sokağın ortasında hevesli adımları biraz yavaşladı ve tereddütle ilermeye başladı. Gözleri doldu ve ağlama isteği tüm bedenini sardı. İstemsiz olarak avcunun içinde tuttuğu narin ve düzgün eli sıktı. Belli ki tutku Emre'nin davranışlarında bir değişme olduğunun farkına vardı. Tam konuşmak için dolgun dudaklarını aralamıştı gi gözleri dolu dolu Emre ona gülümsedi. Tutku tam olarak neolduğunu anlamıştı. Daha Emre kendine gelemeden tek kolunu onun beline doladı ve kafasını omzuna dayadı. Emre bir an için ne yapacağını bilemedi fakat kendisine sarılan kızı itemedi ve sağ kolunu ona dolayıp yavaş adımlarıyla yürümeye devam etti.Birkaç sokak sonra her yıl geldiğinde oturduğu banklara yöneldi. Bu banklar direk olarak kiraz ağaçlarının bahçesine bakıyordu. Her ilkbaharda buraya geldiğinde pembe çiçekler her yanda uçuyor ve ortama bir rahatlık ve ferahlık veriyordu. Siyah bankın pembe çiçek kaplı yüzeğine yorgun bir şekilde oturdu. 'Sana bu kadar ihtiyacım olacağını bilseydim ölmene izinv ermezdim. Neden biricik oğlunu, Light'ı, bırakıp diğer tarafa gittin? Sensiz bir çocukluğunun ne demek olduğunu biliyor musun anne? Annesini sadece resimlerden görmüş bir çocuğun gelişiminin nasıl olacağını biliyor musun? Sırf bu yüzden ben farklıyım işte.' diye geçirdi durmadan çalışan ve yeni yeni düşünceler, yni yeni fikirler üreten beyninden. Karşısında duran ağaçlardan biri bir dal boyunca uzanan çiçeklerini bir anda salıverdi. Tüm evlatlarını büyütmüş ve kendilerini geliştirip, daha da iyi yerlere gelmeleri için bırakmıştı sanki. Emre derin bir nefes aldı ve gülümsedi. Yanında oturan güzel ve çekici eşine baktı. "Sanırım artık otelimize dönsek iyi olur tatlım. Yeterince yürüdük sanırım. Umarım benimle gezmekten sevk almışsındır. Her zaman yaptığımız şey ama olsun." dedi kıkırdayarak. Oturduğu banktan kalktı ve elini eşine uzattı, yavaşça onu kavrayım ayağa kalkması için destek oldu. Yavaş ve seyrek adımları sokakta ilerlerken Japonya'nın bir başka olan havasını içine çekiyordu. Bu zamana kadar en çok sihirle, büyüyle ilgilenen ülke İngiltere olmuştu. Fakat Japonya'daki sihirli hava bir başkaydı. Havasındaki sihir bile yeteri miktardaydı. Aslında otele gitmek istemiyordu Emre. Bu sihirli havanın bir gece daha tadını çıkartmak ve Türkiye'ye, Japonya'dan doymuş bir şekilde gitmek istiyordu. Badem gibi siyah gözlerini Tutku'ya çevirdi. "Bak ne diyeceğim," dedi tam söze başlamadan. hala kendinden emin olamıyor gibi bir hali vardı. "Sanırım burasının bir gece de olsa tadını çıkartmak istiyorum. Ne dersin tatlım, bu gece sokakta sabahlayalım mı? Bir manzaraya karşı? Ya da pahalı bir yerde yemek yiyerek? Ya da eğlenerek? Nasl istersen olur, sadece bu gece dışarıda olalım. Olur mu?" dedi çelimsiz ve ürkek dudakları. Aslında tutku'nun onu kırmayacağını biliyordu ama yinede çekiniyordu işte, istemsiz olan bir şeydi.


En son Light Emre Toylan tarafından Perş. 18 Haz. 2009, 17:23 tarihinde değiştirildi, toplamda 2 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Dilara Tutku Toylan
Fotoğrafçı
avatar

Kadın
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 30
Yaş : 25
Kan statüsü : Safkan
Galleon : 6298
Ekspresso Puanı : 0
Kayıt tarihi : 05/05/09

MesajKonu: Geri: Diğer Yarı   Ptsi 08 Haz. 2009, 22:34

Hiç bilmediği bir yere gelmek ona zevk vermişti. Onu kurtaran kişi eskiden onun beyaz atlı prensiyken şimdi kocasıydı. Onun yaşanmışlığını evlendikten sonra öğrenmesi işine yaramıştı. Çünkü eskiden bir tek kendini düşünürken şimdi sevip onu kollayan kişiyi düşünmeye başlamıştı. Birbirlerini deliler gibi severek genç yaşta evlenmemişlerdi. Evlenmelerinin bir nedeni kaderlerinin bir bakıma benzemesindendi Dilara'ya göre... Dilara'ya hep Tutku derdi Emre, nedeni de her şeyini tek bağlayan onun gözlerinde ki umuttu belki de. Günlerdir geziyorlardı. Japonya'nın her tarafında binlerce resim çekmekten artık yorulmuştu. Emre her zaman ki gibi bir durgun ve bunu belli etmeme içerisindeydi. Bunu anlasa da belli etmemeye çalışan Tutku'nun kelimeleri hep dilinin ucunda kalır. Hatta tam döküleveren kelimeler çıkmasın diye dillini ısırır. Bunun tek nedeni onu delice sevip üzmek istemesi. Oysa açılıp söylese içindeki her şeyi o da Tutku'da ne rahatlardı; ama bunun zorluğunu yaşayan ikisi de olduğundan sessizlik ve doğanın güzelliği her zaman ki gibi onları toparlardı. Bunları düşündükten sonra kendi içine kapanmak istemediğinden Emre'ye destek olmak istercesine elini beline attı. Emre ilk bu duruma sert bir tepki vericek gibi olsa da sonra yumuşayarak eşlik etti yanında ki Tutku'ya. Hep beraberlerdi ve sürekli geziyorlardı. Tutku her yerde işini yapabiliyor olsa da Emre bu sıralar çok durgun olduğudan sadece canı istediğinde yanında taşıdığı bilgisayarını açıyor ve tasarımlarını tamamlıyordu. Arada sırada rastgele kağıdı çizdiği resimleri gösteriyor ne olduğunu çözmeye çalışıp kendilerince eğleniyorlardı. Yaşça küçük olsalar bile sorumluluk ve hayatı çözme bakımından aynıydılar. Biri olgunsa diğeri durgun olunca destek oluyor kendi derdini unutuyordu. Evli olup olmadıkları pek belli olmuyordu. Çünkü sabahtan akşama kadar beraber gezip dolaşan sevgili gibiydiler. Akşam aynı yatağa girdiklerinde bu duruma şaşırarak anlıyorlardı. Her seferinde birbirine daha bağımlı hale geliyorlardı. Çünkü biri kötüyse iyi olup onu konuşarak ya da konuşmayarak iyiye yönelten içlerinden biri oluyordu. Yürüdükleri zaman düşünmeyi seven Tutku bir anda geçmişine gitmeyi düşündü; ama tam o sırada yürümekten ve içten içe her zaman ki gibi yeyip bitirmekten tükenmeyen Emre'yi görünce az da olsa gözleri doldu. Bu doluş dıştan değildi. Çünkü dıştan olduğu anda Emre'nin o taze ve hayal kırıcı da olsa ilham verici hali ortadan yok olurdu. Saatlerce yüremenin ardından bir banka oturdular. Bank'ın oraya kadar sarkan kiraaz ağacı mükemmeldi. Tutku bir anda içinde ki fotoğraf tutkusuna yenik düşerek "Keşke fotoğraf makinemi getirseydim dedi "Ortamı ancak böyle batırabilirdim." diye içten içe düşünürken Emre'nin bunu duymadığını anlayarak derin bir nefes aldı. Aslında onun omzuna yaslanmak ve yaşadığı her şeyi bir bir anlatmasını istiyordu; fakat Emre buna hazır olduğunun görüntüsünü çizmiyordu yüzünde ki bir somurtkan ve gülen ifadelerle. En sonunda sanki düşüncelerinden uyanmıştı. Her zaman ki gibi tek umudu olan eşine bakıyordu. Tutku içindekileri okumak ister gibi baksada Emre'ye okuyamıyordu. Çünkü tam okumaya başladığı anda eşi değişerek gülümsüyor yok ediyordu içinde ki kuşku perdelerini. "Sanırım artık otelimize dönsek iyi olur tatlım. Yeterince yürüdük sanırım. Umarım benimle gezmekten sevk almışsındır. Her zaman yaptığımız şey ama olsun."Gene her zaman ki gibi gitmek istiyorum da gitmesek mi canım ama gidelim numarası. Bunlara alışmıştı artık Tutku. Seviyordu hatta bu Emre'nin bu hallerini, çünkü küçük bir çocuk gibiydi. Gözleri gitmeyelim derken ben hadi gidelim diyemezdim ki! Bu durumu da hemen sezinleyen Emre Tutku'ya fırsat vermeden konuştu belki de Tutku bu durumu çok düşünerek karşsındaki biricik sevdiğine belli etmişti. Ayağa kalkarken kalmasına yardımcı oldu. Tutku konuşmayı unutmuş gibiydi sanki. Bu durumu anladıktan sonra "Aslında burası çok güzel biliyor musun? Çok yürüdüğümüzü hatta bazen konuşmadığımızı biliyorum; ama ben bu halimizi çok seviyorum. Bence biraz daha yürüyelim ve her zaman ki gibi doğanın tadını çıkaralım" Sıkılmak bilmeyen tek sevgi kendileri değildi. Ayrı yerlere de çok gitmiş de olsalar en fazla zaman geçirdikleri yer gecenin ya da sabahın o mükemmel doğa manzarası. Ona eşlik eden binalar ve diğer yapılar... Seviyordu bunu artık alışmışlardı. Kimine göre monotondu yaşadıkları; ama görüp öğrendikçe açılıyor ve anlıyorlardı hayatın ne yollar arasında sürüp gittiğini. Tutku'nun söylediklerini ilk duymayan kocası sonra burada kalmaya karar verdim deyince Dilara iyice keyiflendi. İçinden "Senin içini okuyamasamda senle aynı şeyleri düşünmek beni çok mutlu ediyor."dedi. Oturdukları banka veda etme zamanı gelmişti. Bu an bir fotoğraf gibi yanlarında olacaktı. Çünkü Tutku her zaman ki gibi bunun da resmini kafasında çizmişti. Yağlı boya tablolarını babası sevmediğinden sevmese de birbirini anlama konusunda ders olmuştu burası. Zevkleri, düşünceleri ve her halleriyle birbirine benzeyen bir çiftlerdi. Bunda haberleri pek yoktu ve ilk defa bir karşı çıkış ardı akla önceden söylenen cümleyle aydınlanmıştı. Hava ne sıcak ne de serini. Tam yürüyüp derin anıların tadını tartışmadan sessizce hissederek yaşama zamanı. Dışarıdan farklı gözükselerde içten ikisi de yolunu kaybetmiş ve annesini arayan iki çocuk gibiydi. Annelerini bilemeden yaşadıklarından ikisi de birbirinin gözünde umutların tomurcuk gibi saçıp her zaman destek olacağını bildiğinden birlikteydiler. Sonsuza uzanan bulutlar da bu duruma alışmış gibiydi. Çünkü hangi ülke veya şehire gitseler onlar gibi aynılardı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
İbrahim Emre Ürem
Karikatürist - Grafiker
avatar

Erkek
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 92
Yaş : 32
Kan statüsü : Melez
Galleon : 6305
Ekspresso Puanı : 0
Kayıt tarihi : 02/05/09

MesajKonu: Geri: Diğer Yarı   Perş. 18 Haz. 2009, 18:06

Karanlık basmaya başlamıştı fakat buradan kalkmaya hiç niyetim yoktu. Yanımda eşimle sessizce oturmak yeterince hoşuma gidiyordu zaten, kalkıp o bilindik otel odalarından birinde sıkıntıyla oturmaktansa burada biraz eğlenmek yeterince ödül gibiydi zaten. Açık havada oturmanın hem pozitif yanları vardı, hem de negatif. Serindi ve insanın uykusunu getiriyordu, fakat kimi zaman o kadar sivrisinek oluyordu ki kaşınmaktan ne serinliğin tadına bakabiliyordum ne de uykun gelebiliyordun. Şimdi de yavaş yavaş öyle bir ana doğru gidildiğini hissedebiliyordum. Omzumda bir kaşıntı çoktan başlamıştı. Elimi kaldırıp oraya götürmemek için çok emek harcıyordum, tabii canım da yanmıyor değildi. Sürekli bir iğne, gittikçe daha derine, saplanıyormuş gibi hissediyordum. Serinlik de gitmiş, yerini bunaltıcı neme ve sıcaklığa bırakmıştı. Kalıp otele gitmemek için bir neden göremiyordum. Aksine otel odasında bir klima ve bir yatak vardı. Kablolu televizyon da vardı. Canımızın sıkılacağını pek sanmıyordum, isterlerse sabaha kadar abur-cubur yiyebilir ve film izleyebilirlerdik. Bunlar çocukça şeyler olmasına rağmen eğlenceliydiler, yapmaya değerdi. Ya da buradan başka bir ülkeye gidebilirdik ve orada bir otelde kalabilirdik. Bu teklifi Dilara’ya sunmak için bir an bile düşünmedim. “Bak aklıma ne geldi Dilara,” diye öze başladım. İlk amaçlarımdan biri onun ürkmemesini sağlamaktı. “Ne dersin, hemen şimdi otele gidelim ve tüm eşyalarımızı alıp havaalanına gidelim. Oradan da bir bilet alır ve başka bir ülkeye uçarız. Başta biraz israf gibi gelebilir ama emin ol senin de hoşuna giden bir değişiklik olacak benim de. Sanırım senin biraz da uykun geldi, uçakta bolca uyursun he, ne dersin?” dedim pek umutlu görünmeyen ama istekli bir tavırla. Elimi onun yumuşa ve pürüzsüz yanağında gezdirirken gözlerinin içine bakıyordum. Kahverengi gözleri o kadar yorgun bakıyordu ki kesinlikle reddedeceğinden emindim. Diğer elimi de diğer yanağına koydum ve şaşkın bakışlarıyla gözlerini bana çevirirken onu öptüm. Belki bu onun kararında bir istisnaya veya bir değişikliğe yol açabilirdi. Fakat hiçbir tepki söz konusu değildi, gözlerinden kararı konusunda çelişkide kaldığı belli oluyordu. Büyük ihtimalle aklında %60 otel odasına gidip yaklaşık on dört saat uyumak istediğini düşünüyordu. Diğer %40’ı ile yurt dışında nereye gideceklerini ve hangi otelde kalacaklarını düşünüyordu. Biraz cesaret vermek için yanından, oturduğum yerden, kalktım ve tam karşısına geçip dizlerimin üzerine çöktüm. Boyumun ne kadar uzun olduğunu şimdi fark ediyordum. O otururken dizlerimin üzerine çöktüğümde yüzlerimiz karşı karşıyaydı. “Hadi ama aşkım,” dedim biraz heyecan katmak ister gibi. Biliyordum ki Dilara’nın katlanamayacağı tek şeylerden biri eğlenceydi. “Belki orada bir Beach Otel buluruz ve bizim için eğlenceli bir tatil olur. Hem herkesin ağzında bir otel var, yeni açımlı. Sanırım Fransa’daydı, orayı deneme fırsatımız olur. Fena olmaz hani. Sabahtan akşama kadar, hatta geceleri de, eğleniriz. Ne dersin?” dedim baştan çıkarıcı bir tavırla. Son kozumu oynamıştım. Artık tek yapmam gereken beklemekti, istekle ve merakla.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Dilara Tutku Toylan
Fotoğrafçı
avatar

Kadın
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 30
Yaş : 25
Kan statüsü : Safkan
Galleon : 6298
Ekspresso Puanı : 0
Kayıt tarihi : 05/05/09

MesajKonu: Geri: Diğer Yarı   Perş. 18 Haz. 2009, 20:00

Güneşin doğumundan güneşin batımına kadar gezmişlerdi. Belki biraz yorgun düşmüştüm; ama onunla olmak nerede olursa olsun güzeldi. En sonunda oturdukları yere çivilenmişlerdi. Şimdi ne yapacaklarını düşünmüyordu bile, çünkü burada belki de Emre'nin kucağına yatarak uyuyabilirdi. Çok yorulmuştu. Bir bebek gibi ne yöne yatsa o yöne devrilerek uyuyabilirdi. Oturduğu yerden karşısında ki kişiye doğru gitmeye başladı. Kayış tarzı biraz komik olsa da ona yakın olmayı istemişti ve ayağa kalksa yeniden oturamamaktan korktuğundan böyle bir şekilde Emre'nin yanına geldi. Sonrası her şeyden daha kolaydı zaten, elini onun içine geçirdikten sonra diğer eliyle de onun belini kavrayarak kafasını onun omzuna koydu. Emre her zaman ki gibi düşünceli görünüyordu. Dilara yorgun olsa da bunu anlıyor ve onu rahatsız etmemek amacıyla susuyordu. Kim bilir ne gizemli hatıraları vardı. Şu ana kadar hiçbirini onun ağzından dinleyememişti. Evlendikten sonra bile hep birbirlerini hep doğa sevgisinin içinde ki sessizlikte bulmuşlardı. Hiçbir zaman aşırı sözlere ya da anlatımlara ihtiyaçları olmamıştı. Çünkü sessizlik ve doğa her şeyi açıklığa kavuşturuyordu. Yarı kapalı gözleriyle bir doğanın o güzel ahenkli sesini bir de yanında ki kocasını izleyen Dilara sonsuza kadar böyle bir mutlu tablo çizebilmeyi denemişti; ama resim tabloları ve tuvalleri ona hep babasını hatırlattığından bunu bir daha hiç yapmamayı tercih ederdi. Sadece bir düşünce olucaktı, en sevdiği resimleri fotoğrafla daha bir gerçekçi hale getirmek varken, bir tuvale eline aldığı bi fırçayla gördüğünü yapması hep hayal ürünü gelmişti. Sokak ressamlarını gördüğünde bile bu işi neden yaptıklarını sorardı. Onların cevabı ise bir yolda bütünleşiyordu "Tutku" Dilara'nın neden bu ada sahip olmasını anlaması baya bir sürse de sokaktaki bütün ressamlardan bu cevabı duyunca anlamıştı. Resim onun için bir tutku olamasa da onun bir dalı olan ve gerçekleri çok iyi yansıtan fotoğraf onun en büyük tutkusu ve aşkıydı. Hatta bir bakıma Emre'de de bu ışığı görmüştü Dilara, o kadar çok noktada benziyorlardı ki onun zorla resmini çektiğinde ve sonra da stüdyo da gerçek hala çevirdiğinde onunla olmasını bir kere daha anlamıştı. Ona göre fotoğraf çekmek gerçekleri anlamaya bir adım yaklaşmaktı. Kendi resmini hiç çekmemeişti şu ana kadar, çünkü aynaya baktığında yüzleştiği gibi olmayacağını biliyordu. Uyur uyanır bir durumda olduğunu son anda farkeden Dilara, bu tatlı düşüncelerden ayrılarak yanında duran kişiye baktı ne kadar kusursuz bir yüzü var diye düşünürken “Bak aklıma ne geldi Dilara" diye söze başladığını duydum. Sesi aynı küçük çocukların hadi yeni bir hazine buldum, gel beraber keşfedelim der gibiydi. Dilara yogundu, karşısında ki kişi bunu da anlamıştı belli ki, ama bu sorunla her şeyi çözeceğine o kadar inanıyordu ki karşısındakini kırmak da istemiyordu. Söyleme sus hadi burada sabahlayalım demek aptallık olurdu, çünkü o yeni bir macera keşfetmişti. Gözleri ışıl ışıl parladığında bunun olduğunu biliyordu Dilara, düşünceleri bir yandan kayıp giderken Emre'de konuşmaya devam etmeye başlamıştı. "Ne dersin, hemen şimdi otele gidelim ve tüm eşyalarımızı alıp havaalanına gidelim. Oradan da bir bilet alır ve başka bir ülkeye uçarız. Başta biraz israf gibi gelebilir ama emin ol senin de hoşuna giden bir değişiklik olacak benim de. Sanırım senin biraz da uykun geldi, uçakta bolca uyursun he, ne dersin?” demişti. Dilara'nın uykusu olduğu doğruydu; ama bunca teleşa ne gerek vardı onu anlayamamıştı. Her zaman ki gibi Emre'nin kafasında bir plan vardı ve bunu Dilara'ya alıştıra alıştıra söylemeye çalışıyordu. Normalde kararsız kalmasa da bu sefer temiz havanın getirdiği mayışmayla ikileme girmişti. Emre bu durumu anlıyor ve yeni cin fikirlerle sevdiğinin aklını çelmeye çalışıyordu. Dilara bu duruma tebessüm ederek karşılık veriyor; ama sonra yenildiği yorgunluğuna da teslim olmak zorunda kalıyordu. Tam o sırada ellerini elleri içinde hissettim. Bu inanılmazdı tek pürüzsüz olan tenim onun eliyle temas ettiğinde içime bir enerji girdiğini hissettim. O enerjiyle bir an evet demek istesemde ağzımdan bir kelime bile çıkamamıştı. Belki de karşımdakin insandan biraz daha sevgi ve şımartılma bekliyordum. Bu istediğim ve hakkım olan bir şeydi. Çünkü küçük de olsak artık biz iki sevgili değil, evli bir çiftik. Ben tam bunları düşünürken o da benim neyi ne kadar çekici bir halde nasıl seveceğimi düşünüyordu belli ki, ani bir şekilde yanımdan kalktı. Artık elleri yüzüme deymeyince kendimi bir an yalnız hissetmiştim. Bu duygular nereden geliyordu. Aynı babamın beni akşam yatırırken öpmeyip sonra annem olan o lanetli cadıyı öptüğü gibi. Daha ilk günden onun gerçek annem olmadığını bilmem gerekirdi. Babamın bunu bana söylemesi... Bir anda gözlerimin içinde ki rengi nefret kaplamıştı. Karşımda ki kişiye baksam da görememiştim. Hafif bir diz çökmeyle önüme eğildi. “Hadi ama aşkım" İki çocuk gibiydik. Her zaman birbirini sevip kollayan geçmişini bilen bilmeyen ayrım yapmadan sarıp sarmalayan. O an ona sarılıp öpmek geldi içimden. Öpemedim çünkü ardına beni benden alacak kozunu bekliyordum. Lafını kesmek istemediğimden cümle kurmakla da uğraşmıyordum. Bütün kelimelerimi sona saklamayı hep tercih etmiştim zaten. “Belki orada bir Beach Otel buluruz ve bizim için eğlenceli bir tatil olur. Hem herkesin ağzında bir otel var, yeni açımlı. Sanırım Fransa’daydı, orayı deneme fırsatımız olur. Fena olmaz hani. Sabahtan akşama kadar, hatta geceleri de, eğleniriz. Ne dersin?” diyerek son sözünü söylemişti. Hiçbir şey söylemek istemiyordu. Kendisini ikna etmeye çalışırken ki bu halleri görünce yeteri kadar eğlenmişti. Sonunda cevap sırası ona gelmişti, merakla beklediği cevaptan önce onu öpmek istediği zamanın anısına dudağına sıcacık bir öpücük kondurdu. Kendine gelmesi adına bu ona lazımdı ne de olsa? Ya da kendini bunla aynı onun gibi çocuksu bir şekilde kandırıyordu. "Hmmm bir düşünüyüm, ama sen benim yerime düşünmüşsün canım, çok istekli duramadığımı biliyorum. Sabahtan beri yollarda öyle geziyoruz. Şikayet ettiğimi de sanma sakın. Sen çok istediğin ve işin içinde macera olduğu için gidelim bakalım. Artık burayı yeterince gezdik değil mi?" diyerek söyledi bütün söyleceklerini. O kadar bekletmesi biraz acımasızcaydı; ama bunu gözlerinde ki yorgunluk içinde oluşan mahmurluğu sayesinde yapabilmişti. Şimdi yolları Fransa'ya açılıyordu. Hiç bilmedikleri bir yeri keşfetmenin yeniden keyfini çıkararak ardından başka bir yere uçacaklardı. Aynı bir kuş gibiydiler. Akıllarına estikçe her şeyi yapan çift, belki de bu yüzden hep mutlu ve huzurluydular.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
İbrahim Emre Ürem
Karikatürist - Grafiker
avatar

Erkek
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 92
Yaş : 32
Kan statüsü : Melez
Galleon : 6305
Ekspresso Puanı : 0
Kayıt tarihi : 02/05/09

MesajKonu: Geri: Diğer Yarı   Paz 21 Haz. 2009, 13:31

Dizlerim yere temas ederken ve soğuk bacaklarımdan yavaş yavaş tüm vücuduma yayılırken içimde merak ve sabır duygularının sınıra vardığını hissedebiliyordum. Dilara böyleydi işte, insana işkence yapmayı seven bir yanı vardı. Ellerim hala onun yüzündeydi, çekmeye de pek niyetim yok gibiydi. Durumdan memnundum fakat biraz daha çabuk yanıt gelse güzel olmaz mıydı? Sabahın saatlerine daha yeni girmiş bulunuyorduk ve iş adamları çoktan sokaklara dökülmüşlerdi. Oturduğumuz bankın –daha doğrusu sadece Dilara’nın oturduğu bankın- arkasındaki yoldan bir sürü arabalar geçiyordu ve şu anda bulunduğumuz duruma bakıyorlardı. Hepsi de gülümsüyorlar ve duygulanıyorlardı. Tabii görmeyenler baştan duygusuzluklarını ilan etmiş oluyorlardı. Ne kadar kaba bir düşünceydi benimki, görenler duygusal, görmeyenler ise duygusuz oluyordu bana göre. Kendimi böyle şeyleri düşünmekle oyalarken Dilara işkencesine son verdi ve yüzünü yüzüme iyice yaklaştırarak kısık sesle konuşmaya başladı. "Hmmm bir düşünüyüm, ama sen benim yerime düşünmüşsün canım, çok istekli duramadığımı biliyorum. Sabahtan beri yollarda öyle geziyoruz. Şikâyet ettiğimi de sanma sakın. Sen çok istediğin ve işin içinde macera olduğu için gidelim bakalım. Artık burayı yeterince gezdik değil mi?" dedi. Yanıt vermek yerine gülümsedim ve dizlerimi yerden çekip hızlıca ayağa kalktım. Ellerimi Dilara’nın yüzünden çektim ve ellerini tutup onun da kalkmasına yardımcı oldum. Bir elini aldım ve kendi belime doladım, benim boşta olan sol kolumla ise onu omuzlarından sardım. Sağ elimde tuttuğum elini öptüm ve serbest bıraktım. Otel boyunca yanındaki bayanı yürütmek işkence gibiydi, fakat cisimlenemezdik de. Muggle sokağında böyle çılgınca bir hareket başımızı belaya sokabilirdi. Bu fikri Dilara’ya söylemek istemedim, onun için belli ki çılgınlık çanlar çalmaya başlamıştı. Yavaş adımlarla yürürken yolun kenarında durdum ve ilk gelen taksiye elimi kaldırdım. Önümüzde yavaşça dururken ilk tiplerimize baktı. Bu davranışı kabaca ve utandırıcıydı. Yine de sesimi çıkartmadım ve arka kapıyı açarak Dilara’nın geçmesi için işaret ettim. Nazikçe bir davranış yapmıştım fakat hala taksi şoföründen hoşlanmıyordum. İçeride sadece bir kere ağzımı açtım, o da otelimizin adını söylemek içindi. Otelin önünde durunca beklemesini söyledim. Dilara ile birlikte yukarı çıktık ve Max ve Dimm’i aldık. Eşyaları almaları için otel görevlilerine bilgi verdik ve onlar eşyalarımızı taksiye taşırken ben ve Dilara otel ücretini ödüyorduk. Fiyatlar, kontratlar ve kredi kartları ile işimiz bitince tekrar taksimize döndük ve hava alanına gitmesini söyledik. Yol boyunca konuşmadık ve sessiz kaldık. Taksinin deri döşemesi eskimiş ve aşınmıştı. Artık koltukların yayları batacak kadar yaşlı bir arabaya binmiştik. ‘Keşke ilk gelen arabaya binmeseydik.’ Diye geçirdim içimden. Adam yeterince somurtkan ve kötü görünümlü biriydi zaten. İnsanları dış görünüşüne göre yargılamak kimi zaman doğru kimi zaman yanlıştı. Her insan için aynı kural geçerli olamazdı elbette. Fakat bu adamdan soğumama neden olacak birçok sebep bulabilirdim. Havaalanına girdiğimizde sırt çantalarımızı ve ufak bavullarımızı almadan önce taksiciye ücretini verdim – tabii ki bahşiş vermemiştim. Adamdan hoşlanmıyordum, neden vermem gerekiyordu ki? Bu kötü bir düşünceydi fakat her kötülüğün içinde bir iyilik yok muydu? Herkes biraz kötü biraz iyi değil miydi? Ben Mesih miydim ki sürekli iyi olmak zorundaydım? İstediğim zaman fazlasıyla kötü olabilirdim. Uçak biletlerimizi en yakın saate ayarladım ve geçip beklemeye başladık. Dilara yanımdaki demir sandalyede oturmuş Photo Gallery adlı bir dergiyi kurcalıyordu. Ben ise canım sıkılmasın diye yanımda taşıdığım seri kitapların sonuncusunu çıkarttım. Adına baktım, daha yeni başlayacaktım. Üçüncü kitabı evvelsi gün bitirmiştim. Şimdiki kitabın adı Breaking Dawn’dı. Anlamlı bir isimdi. Sonunda uçağımızın anonsu yapıldı ve eşyalarımızı çantalarımıza tıkıp oturduğumuz yerden kalktık. Yavaş yavaş uçuşumuzun gerçekleşeceği çıkışa doğru yürüdük. Kısa bir süre sonra uçaktaydık ve rahat rahat oturuyorduk. “Sanırım sonunda uyu-“ demeye çalışacaktım ki Dilara’nın çoktan yanımda uykuya daldığını gördüm. Kafası omzuma düşmüştü ve saçları yüzünü kapatmıştı. Elimin tersiyle yüzündeki saçları geriye attım ve kafamı onun kafasının üzerine koydum. Ne kadar çok uyursam o kadar enerjik olurdum.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Dilara Tutku Toylan
Fotoğrafçı
avatar

Kadın
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 30
Yaş : 25
Kan statüsü : Safkan
Galleon : 6298
Ekspresso Puanı : 0
Kayıt tarihi : 05/05/09

MesajKonu: Geri: Diğer Yarı   Paz 21 Haz. 2009, 15:14

Sessizlik cevabından sonra Emre'nin ayağa kalktıktan sonra Dilara'yı da elinden tuttarak kaldırması yeterli olmuştu. Artık günde ağırmıştı ne de olsa? Etraftaki herkes kendi işindeydi. Kimi takımını giymiş elinde çantasıyla işe erken gidip erken dönmenin derdindeyken kimi de en tatlı uykusundaydı. Çünkü belki de gece vardiyasına kalmıştı. Hayat hep böyleydi. Biri çalışırken biri uyuyor, diğeri çalışırken öbürü uyuyuyarak hayatlarında ki rutini devam ettiriyorlardı. Herkesin hayatı bir monoton veya rutin şeklini alırken Emre ve Dilara'nın aşkından tut, davranışlarına kadar her şey her an değişebilirdi. İkisi de bunu böyle kabul etmişti ve birbirlerini böyle seviyorlardı. Bir bakıma da bu duruma alışmışlardı. Hep ayrı bir macera oradan oraya bir amaç olmasa bile koşuşturmaca vardı. Hayatları hiç monoton geçmemişti. Hep bir renk ve tat veriyorlardı birbirlerine... En basitinden de olsa onların yaşam tarzı hiç kimseye uymuyordu. Aslında uyup uymaması pek de umurları değildi. Dilara'nın eli Emre'nin beline kenetlendikten sonra Emre'nin de boş kalan sağ omzu Dilara'nın üzerinde. İki kişi bir olmuş, yürümeye ve kendi çapında küçükte olsa engelleri aşmanın derdindeydiler. Birbilerini o kadar tamamlıyorlardı ki! Söze gerek kalmadan ne zaman ne isteyip yapacalarını biliyorlardı. Sırf aşkla beslenen bir sevgi değildi bu, içinde çocuksu ya da erken erişkinliğe erişmenin tohumlarıda vardı. Dilara delicesine seviyor ve her ne olursa olsun katlanıyordu. Emre'de de aynı durum söz konusuydu. Aralarında ki inat v çekişme bile en sonunda onları anlamanın verdiği sessizliğin içine gömülüyordu. Huzur veren sessizlik içinde onların müziğini ya da düşüncelerini hep duyarsınız. Çünkü birbirlerine bakışlarında ya da küçük bir öpücükte bile bu belli olur. O yüzden yoldan gelen geçen herkes onlara bakar. Ya gülümserler ya da ters ters doğayı kirlettiklerimizi düşünürler. Biz mi biz, hep severiz. Tabi bazı konularda Emre benden farklı düşünüyor. Bu konuyu fazla açmak istemiyorum; ama bazı konulara fazla dıştan ve dik bir şekilde bakıyor. Oysa ben öyle değilim. Bazı konularda öyle miyim? Bilmiyorum, hangimiz hata yapmaz ki şu hayatta, hangimizin ayağı kayınca düştüğümüz çukurun acısıyla değil de o anda aklımıza gelenlere ağladığımızı kim bilebilir? Dilara şu ana kadar pek ağlamadı ya da ağladı. Bir ömür paylaştığın insanın yanında ağlanır mı? İşte ayaklarımın sızısından gene Emre'nin sayesinde kurtuldum. Taksi çağırmayı nasıl akıl edemedik. Bu günlerde çok yoruldum ve uyumadım ondan olsa gerek. Taksiye bindik, sonunda ayaklarım beni taşımaktan şikayetçi değil. Emre'de yorgun görünüyor, belki burası biraz ona ağır geldi; fakat görmeyi isteyen oydu. Ne kadar ağır gelirse gelsin yüzleşmeliydi burasıyla, iyi oldu iyi. Kim bilir o muzip suratının ardında ne düşünceler var. O kadar merak ettim ki sormak istiyorum; ama bizde soru sorma yasağı var anlaşabilen ve herkesin şaşırdığı şey de bu, hep böyle kalmalı ki sonsuza kadar birlikte olalım. Kelimelerle cümle kurup birbirimizi yiyerek vakit geçirmeye hep hayır dedik, ya güleriz ya da sessizliğin o kuytu karanlığında ağlarız. Ya da gözlerle konuşarak sessizliğin yarattığı senfoniyi dinleriz. İşte biz buyuz? Seviyorum, kendime emin olamasamda yanımda beni sevdiğini bildiğim biri olması çok güzel. Kimin için değildir ki! Taksi pek tekin bir insan gibi gözükmedi, uykulu bir şekilde ne yaptığımı bilmeye bilirim; fakat benim gözlerim çektiğim fotoğraflar gibidir. Bir baktığımı tamamen okuyamasamda anlarım. Sanırım, Emre'de aynı fikirde, otel çok uzakta değildi. Neyseki birazdan varacağız. Ellerini tutma ihtiyacı duydum. Yanımda o kadar seri kanlı duruyor ki nedenini sormak istiyorum. Beni korumak ve kendi gücünü göstermek amaçlı belli ki biliyor, ama soruyorum kendime ne garip değil mi? Hayat garipti. Gene başa döndük. Sonunda otele varan Dilara ve Emre taksi parasını ödeyip o pis taksinin bakışlarından kurtuluyor. Belki de bir yerden tanıdı. Sanki iki kiralık katiller de bir yerden tanıyacak gibiydi; ama bunun olması imkansızdı. Çünkü onlar büyük gibi davransalar da içlerinde çok küçüktüler. Böyle olmak daha iyiydi. Çünkü hiçbir zaman yıpranmıyorlardı. Otele girdiklerinde hemen yukarı çıktılar ve onlar için büyük önem taşıyan Max ve Dimm'i aldılar. Dilara fotoğraf makinasını alıp almamak arasında gitse de uçakta uyuyacağını bildiğinden valizin içine bıraktı. Tabiki de sonra oda görevlilerinden birine valizleri almasını söyledik. Ondan sonra bütün ıvır zıvır işleri hallettik. Tabi bu da otelde kaldığın gün yararlandığın hizmetler yediğinin içtiğinin parasıydı. Dilara'ya hep saçma geliyordu bunlar, çünkü hayatı yaşamak sırf paradan ibaret değildi. Bütün işlemler hallolduktan sonra dışarda duran taksiye bindiler. Dilara o kadar yorgundu ki! Kendini Emre'nin dizlerinin üzerine yatmamak için zor tutuyordu. Zaten takside dıştan göründüğü kadar rahat değildi. Rayları her an yerinden fırlayacakmış gibiyd. Gene sessizdik belki de bunun nedeni üzerimizde ki yorgunluktu. Uçağa binip duyumak ikimize de iyi gelecekti. Şimdi de havalanındayız. Acaba bir şeyler alsam mı diye düşünürken sonra bundan vazgeçiyorum. Çünkü çok yorgunum en yakın saatte kalkacak uçağa yer ayırtarak biletimizi alıyoruz. Sonra oturduğum yerde bir dergi gözüme çarpıyor alıyor okumaya başlıyorum. Yarı anlar yarı anlamaz biçimde okusamda bu bir fotoğraf dergisi... Arada bir ingilizce ve japonca yazılar var. Dergiyi indirdiğimde Emre'nin de kendi aleminde olduğunu görüyorum. Bu iyi çünkü hiçbir şekilde yanımda birini sıkmayı istemem. Uçağımızın kalkış saati geldiğinde valizleri veriyor ve ardından uçağın kalkış alanına doğru gidiyoruz. Uçağın kapısına doğru giderken bir boru hattı gibi yol var. Gidiyorum gidiyorum sanki bitmiyormuş gibi geliyor. Emre yanımda olmasa uykusuzluktan bayılacağım neredeyse sonunda varıyoruz ve uçaktaki yerimizi alıyoruz. O kadar yorgunum ki gözlerimi nasıl kapadığımı bilmiyorum ve derin derin nefes alarak bilmediğim bir uyku diyarlarını boyluyorum. Tek düşündüğüm şey boşluk ve onun içinde hep yanımda duran adam...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Diğer Yarı
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Japonya-
Buraya geçin: