AnasayfaEkspresGaleriSSSKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Geri dönüş

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Teodor Amberiotis
Gryffindor 5. Sınıf Öğrencisi
avatar

Erkek
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 184
Yaş : 26
Galleon : 6271
Ekspresso Puanı : 21
Kayıt tarihi : 16/03/09

MesajKonu: Geri dönüş   C.tesi 27 Haz. 2009, 04:01

Oyuncular: Jason von Cjzech -Tomy David Firewind
Hava: Durgun gözükse de hafif rüzgarlı ve soğuk
Vakit: Geceyarısı
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Teodor Amberiotis
Gryffindor 5. Sınıf Öğrencisi
avatar

Erkek
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 184
Yaş : 26
Galleon : 6271
Ekspresso Puanı : 21
Kayıt tarihi : 16/03/09

MesajKonu: Geri: Geri dönüş   C.tesi 27 Haz. 2009, 04:36

Eskisi gibi değildi artık, ne korkak ne de eskisi kadar mutlu bir tavırı vardı. Artık hiç kimseden ve yaşayacaklarından korkmuyordu. Arayışları ve bulamayışları ya da herkesi korumak için yarattığı maskeyi önemsemiyordu artık, her zaman yanında olan ikizini seviyordu; ama farklı kişiliklere bürünmeye başlamışlardı. Onu hala sevmesine rağmen, eskiden açıklayamadığı ya da sakladığı şeylerden korkmuyordu. Söylemesine gerek yoktu aslında bu onun özeliydi. Cinsiyet konusunda kadınları tercih etse de erkekleri arzulaması da suç değildi ya. Sonuçta bunu o istememişti. Ailenin en uysalı olmasının nedeni belki de buydu; ama artık beklettiğini düşündüğü kişiyle yüz yüze gelmeliydi. Darynnt'ın evine geldiklerinde mutlu olmuştu, hatta bir bakışta ilk defa bir kadından hoşlanmıştı; ama bu içinde bastırdığı duyguları tatmin etmeye yetemiyordu. Ne kadar saklamış gibi görünse de bu böyleydi. Artık saklamayacaktı kendinden etrafındakiler umurlarında değildi zaten, herkes kendi alemindeydi. Kardeşiyle olmaktan sıkıldığı söylenemezdi, fakat kendi içinde de bir şeyler yaşamayı istiyordu. Eline bir parşomen aldı. Gökte bugün dolunay olmadığından evrim geçirmeyecekti. Bu yüzden eskiden zamanının çoğunu geçirdiği Jason'a bir mektup yazarak gece yarısı onu Yasak Orman'a çağırabilirdi. Gelip gelmeyeceğini bilmiyordu; ama içinden bir ses onun hep onu beklediğini söylüyordu. Artık hisleri oldukça gelişmişti. Kendini de kontrol edebiliyordu. Daha ne istiyordu. Bütün kapılar ona doğru yol alıyorken, niye parşomene bir şeyler yazmıyordu. Kendini toparlaması gerekiyordu. Hazır evde kimse yokken yazıp, baykuşuna vermeliydi.

En sonunda aklına bir şeyler gelmişti. Şimdi elinde ki dolma kalem sağa sola oynarak " Bu geceyarısı Yasak Orman'a gelmelisin. Uzun zamandır konuşmadığımızı biliyorum; sana anlacaklarım var. "diye kısa bir not yazmıştı.İçinden " Belki de ihtiyacım var sana" derken arkadan bir ses geldi. Kapının gıcırtısıyla ürken Tom ne yapacağını şaşırmış durumdaydı. Elinde ki kağıdı hemen pantolunun iç cebine koydu. John her zaman ki gibi dalgındı; acaba ne olmuştu. Bilmiyordu ilk defa da umurunda değildi. Çünkü şu an başka işler peşindeydi. John ne olduğunu sorarcasına baktıysa da o büyülenmişcesine duruyordu. Tom bu durumdan istifade yanına baykuşunu da alarak kulübeden dışarı fırladı. Baykuşa doğru bunu "Hogwarts'a götür, Hufflepuff, Jason. Umarım benim olduğumu anlar." diyerek kendi kendine söylendikten sonra ormanların oralarda dolaşmaya karar verdi. Bütün gün dolaşmanın ardından akşam olmuştu. Hiç kimse onu farketmemişti gene, bu umursamazlık canına tak etmeye başlamıştı. Elizabeth ise bir partiye gitmişti. Parti Hogwarts Mezunları içindi, ama Tomy bu halde oraya gitmek istememişti. Yasak Ormana doğru yürümeye karar verdi. Uzun bir yoldan sonra oraya vardığını anlaması zaman almıştı. Çünkü yaptığı şey ona biraz korkutucu geliyordu. Biraz da özlemin ve görmemenin verdiği stres vardı. Kardeşi onu bu halde görse kahkalarla gülerek dalga geçmeye başlardı. Tabi bunu göreceğini zannetmiyordu. O şu an kesinlikle avlanıyordur. Bende kurtadam olduğuma göre onun gibi avlanama değil mi? Ne de olsa dolunay yok, her şey benden yana işte daha ne istiyorum.

Ellerini bir an dudaklarına götürdü. Bunu neden yaptığını bilmiyordu; ama dudaklarında ki yanma ellerinin üşümesiyle diniyor gibiydi. Gittikçe alev alan bir hale geliyordu. Heyacan uzun zamandır kendini bulmaya çalışma ve sonunda geri dönüş... İstediği gibi olabilecek miydi her şey, arzulayabildiği gibi gelişecek miydi? Ya da burada kendi kendine durarak rüzgara karşı mı düşleyecekti beklediğini...Ne yaptığını ya da ne olacağını bilmiyordu. Ateşe yürüyordu ellerini ateşin içinde ki alevlere sokuyordu. Yaptığı akılalmazdı, ama bir yaratığa dönüştükten sonra bu duygulara engel olmak daha da zorlamıştı. Yıllardır dayanmıştı ve artık geriye dönerek sonsuza ulaştığını hissederek anı yaşaması lazımdı. Bu yaptığı kötüydü kimine göre, ama hisler her zaman her şeyin üstüne geçiyordu. Evrim geçirdiğinde sevgi ön plandaydı şimdi de kaybettiği ve uzun zamandır düşündüğü sevdiğine dönmeliydi. Yasak Ormanın akıl almaz sessizliğinde oradan oraya bakınıyordu. Az ileride görünene Göl Kenarının üzerinde ki Ay ve Yıldızlar ona inancını yitirmemesi için destek olarak yaşamasını istiyorlardı. Mutlu gibi yaşamayı görev haline getirmişti eskiden, şimdi cidden mutluluğa ve doruklara adım atacaktı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Jason von Cjzech
Hufflepuff 7. Sınıf Öğrencisi
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 13
Galleon : 5970
Ekspresso Puanı : 0
Kayıt tarihi : 21/06/09

MesajKonu: Geri: Geri dönüş   C.tesi 27 Haz. 2009, 12:17

Güneş, dağların ardındaki yerini her zamanki gibi almıştı. Güneş ışınlarının birisi bile yeryüzüne doğrudan ulaşmıyordu. Gökyüzüne yerleşmiş kocaman, parlak ve pürüzlü yüzeyiyle ay, güneş ışınlarını istemsiz olarak dünyaya ulaştırıyordu. Gecenin karanlığında kaybolan kişiler için tek ışık kaynağı gibi görünen ay, bütün şiddetiyle parıldamaya devam ediyordu. Ormanın içerisine dalış yapan genç büyücü, kayıtsızca yürüyordu. Sessizliği düşünüp, bütün sorumluluklarından arınmaya çalışıyordu. Karşı konulamaz bir merak uyandıran karanlık, içerisinden serin bir esinti yollayarak gizemliliğini sürdürüyordu. Beyaz yüzüne çarpan esinti, bedenini rahatlatacak gibiydi. Ama ona bile aldırmıyordu. Gözü kararmış bir şekilde yürümeye devam etti, sonsuzluğa gidercesine. Ormanın keskin kokusunu ciğerlerine doldururken, o kokunun ne kadar farklı şeylerden oluştuğunu anımsadı bir an. Bedeni, yürürken dengesini kaybetmemek için parmaklarına emir veriyordu ağaçlara tutunmak için. Ama parmakları, beyninden gelen o sert emire karşı çıkıyordu. Bir yere tutunmuyordu. Bütün bedeni uyuşuyordu, kendi çağrılarına yanıt veremiyordu. Bir şişe alkolün damarlarındaki kanda gezindiğini hissedebiliyordu. Ne ara alkol almıştı? Sarhoşluktan mı bilmiyordu ama karanlığın içerisine girdikçe, yüzüne vuran esinti biraz daha soğuyor ve sertleşiyordu. Üzerindeki cüppenin önünü kapatarak ellerini göğsünde birleştirip yürümeye devam etti. Neden kendisine böyle bir eziyet çektiriyordu ki? Cezp edici karanlığın büyüsüne kapılmıştı yine. Bilinçsiz bir şekilde yapıyordu her şeyi. Karanlığın içerisinden gelen seslere aldırmamaya çalışıyordu. Zira neler olacağı hakkında ufak tefek şeyler tahmin ediyordu. Orada neyin olduğunu merak etmiyordu doğrusu ama orada ne varsa, onlarla karşılaşmak istemiyordu.

Karanlığın içerisinde geçtiği ağaçları tekrar geçiyordu. Sanki bulunduğu yerin etrafında dönüyordu ve sonu gelecekmiş gibi azimle ilerlemeye devam ediyordu. Belki de kaybolmayı hazmedemeyen bedeni, çaresizlikten kurtulmaya çalışıyordu. Soğuk esinti, sarı saçlarının arasında gezinmeye başladığında bundan ne kadar hoşlandığını fark etti bir anda. Çekinmeden yürümeye devam ederken burnuna gelen kötü bir kokuyla durmak istedi ama yapmadı. Esintinin her şeyi kendisine doğru iteceğini biliyordu; çünkü ilerledikçe başlardaki yumuşak esinti sertleşiyordu ve dayanılmaz bir hâl alıyordu. Bunun nedenini öğrenmek istemese de ilerliyordu, ilerliyordu... Hiçbir amaç olmadan gezinmek ne kadarda aptalca ve gereksiz görünmüştü şimdi gözüne. Keskin koku burnundan uzaklaşırken aldığı derin bir nefesin ardından yavaşlayan esinti, ilk başladığı gibi yumuşak ve tatlı geliyordu. Kayıtsızca saçlarının arasında dolanıyor, huzur veriyordu. Yüzündeki huzur ifadesiyle istemsiz olarak tebessüm etti. Renkler doluşuyordu gözlerinin önüne, görüntüler. Kesik kesik hepsi kendisini belli ediyordu. Gözlerinin önüne gelen bu anılarına hiçbir anlam veremiyordu. Nedenini ise, tahmin edemiyordu. Düşünmek bile güçleşirken, yürümek oldukça zorlaşıyordu. Alacakaranlıktan çıktığına kanaat getirmişti; çünkü etrafındaki ağaçları seçebiliyordu, nesneleri ve yanında duran koca odun parçasını. Burun deliklerine dolan koku, birden bütün bedenini ele geçirdi. Kısılan gözlerini kokunun geldiği yöne çevirdi. Anılarını gözünün önüne getiren bu koku, oldukça cezp ediciydi. Hatırlıyordu. Diğerlerinden kolayca ayırabileceği bir kokuydu. Sıkıca sarılmak istediği, doyasıya öpmek istediği bir koku. Yıllarlardır yolunu gözlediği adam, şimdi tam karşısında duruyordu. Mavi gözlerini, karşısındaki adamın gözlerine bakıyordu.

Birkaç dakika boyunca hareketsiz kalan bedeni, hareket etmek için uğraşıyordu. Mavi gözleri, yavaş yavaş karşısındaki adamın bedenini süzmeye başladı. Yüz ifadesi, şekilden şekle giriyordu şimdi. Şaşkınlık, aşk, nefret, korku, üzüntü, özlem... Değişen ruh hâliyle adamın gözlerinin içine bakmaya devam ediyordu. Ona sarılmamak için kendisini zor tutuyordu. Bunca yıldır neden aramamıştı peki? Yıllardır yolunu gözlerken, hiç mi aklına gelmemişti? Bu sorular, onu durduran tek şeydi. Aldığı derin bir nefesle beraber, yerinde rahatsızca kımıldandı. Karşısındaki adamı ne kadar özlediği rahatça görülebiliyordu. Yıllardır içinde sakladığı arzuyu şimdi dışına vurmak için neyi bekliyordu? Git ve sarıl! Hayır. Biraz daha beklemeliydi. Neden kabul etmişti ki davetini? Uzunca bir aradan sonra sessizliği bozan titrek, soğuk ama özlem dolu bir sesle konuşmaya başladı.


“Ne arıyorsun burada?”
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Teodor Amberiotis
Gryffindor 5. Sınıf Öğrencisi
avatar

Erkek
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 184
Yaş : 26
Galleon : 6271
Ekspresso Puanı : 21
Kayıt tarihi : 16/03/09

MesajKonu: Geri: Geri dönüş   C.tesi 27 Haz. 2009, 14:29

Her beklediği an kalbine bir tane hançer saplanıyor ve acılı acılı nefes alarak onun çıkmasını sağlıyordu. Bir yere oturmaya karar vermesi iyi olmuştu aslında, ama ya o gelmezse... Bunca zaman ona hiçbir şey söylemeyen oydu, ulaşmak istese de ulaşamazdı zaten. Mezun olmanın ardından saldırıya uğradığı günü hatırladı bir anda, o kadar hırçın ve sert bi hayvan ona saldırmıştı ki! Onun şokunu günlerce üzerinden atamamıştı. Aşktan ve şehvetten çok farklı şeyler yaşamıştı bunu anlatmayı isterdi, aslında ama zaman kaybı olacağını düşünüyordu. Bir anda rüzgar Tom'un hayallerinden uyanıp o keskin burnuyla kokuyu almasını işaret ediyordu. O kadar mest edici bir kokuydu ki hemen onu bulup geriye dönerek tamamen onun olduğunu söylemek istiyordu. Engel deniilen bir şey onun kurtadama dönmesiyle yok olmuştu. Belki de ondan sonra hipnotize olmuştu. Ne yaptığını bilmiyordu. Bomboş karşısına çıkması da kabalıktı; ama ona yetebileceğini umuryordu. Hayatınd hep bu izi saklı yaşamak zorundaydı, oysa ki karşısında ki her şeyin saf ve derinine önem veriyordu. Ya da o öyle zannediyordu.

Yıllar geçmişti belki de onda da değişen bir şeyler vardı. Eski günleri hatırladı birden eliyle saçlarını okşayışı, masum olduğunu ve incitmemek adına koyduğu küçük öpücüğü... Hiçbir zaman devamını getirmemişlerdi. Kısa ve kesik kesikti eski yaşadıkları, çünkü hep bir engel çıkmıştı. Bir ses, tanınmadık bir kişi, bugün karşılarına kimse çıkmamalıydı. Ellerini sonsuza uzatarak yaşamalıydılar. Bunca zamandan sonra Tom dayanamayacağını biliyordu zaten, uzun zamandır hayatına kimse girmemişti. Liz'den başka diyecek gibi olsa da o ondan tamamen farklıydı. Çünkü o sadece bir içimlik su gibiydi. Onunla beraber olamayacağını biliyordu, hem Liz Tom'un başka arzularla da yanıp tutuştuğunu bilmiyordu. Esiniti gittikçe artıyor, etarafa yayılan koku artıyor. Tom dayanamayarak toprağa değen ayaklarını çekiyor. Ayakkabı giymesine gerek yok, çünkü onun kanı artık bir kurtadam kanıyla bitişik... Raistlin'in dediği gibi eskisi kadar üşümüyor. Üzerinde duran daracık tişörtü hissettiği sıcaklıktan yırtıp atmak istese de bunu karşısnda ki korkutmamak için yapmıyor. Karşıdan gelen kişiyi biliyor, onu sarhoş ediyor, ilerlerdiği her adımda hissettikleri daha bir derin oluyor. Bilmeden sarhoş oluyor, ona belki o da öyle az da olsa bunu da hissediyor, ama şu an bunlardan da bahsetmek istmiyor. Derin derin nefes, alevlere elini sokmadan önce, yanan ikili ve yılların hesabını sormak hesaplı küçük bir soru... Tom onu o kadar iyi anlıyordu ki!

Bir an kelimelere ihtiyaç duymadan başka şekilde cevap vermeyi düşünmüştü; fakat sonra bunun karşısında az da olsa sinirle köpüren kişiye haksızlık olduğunu düşündü. Bir şeyler açıklamalıydı, belki de aylarca onun yolunu gözlemişti "Ne mi arıyorum, bu belli oluyordur sanırım. Uzun zaman olduğunu biliyorum, belki de gelmemem lazımdı. Çok düşündüm. Geceler, hatta günlerce; ama ben eski bildiğin gibi değildim. Şimdi kendimi kontrol edebiiyorum. Sana zarar vermek istemediğimden beklemek zorundaydım. Jason, beni anlamaya bilirsin belki, ama bende bekledim. Karanlıkta, ateşler içinde yandım belki de hemde başka biri olarak, hiç tahmin edemeyeceğin bir yaratık oldum; ama gene de dayanamadım ve buradayım." demişti. Dudaklarını ısırarak kanattı, kanının tadını seviyordu. Ona cesaret veren tek şey oydu belki de... Söylediklerini uzun süre sindirecek gibi olan Jason'a doğru yaklaşmaya başladı. Rüzgar tam da bu sıra hızla esmeye başladı. O yansa da karşısında ki üşüyordu. Bunu anlamıştı; ama biraz zaman vermeyi daha uygun buldu. Artık birbirlerine karşı koyamayacak kadar yakındılar, Tom kendine engel olmak istemese de olmayıda biliyordu. Geriye dönüş tahmin ettiği gibi ilerlemesi için onun bu durumu sindirmesine gerek yoktu, karşısında ki insan bunu yapmalıydı. Ne de olsa nerede olduğunu bile bile ortadan yok olan Tom'du. Derin bir nefes aldı. Dudağında ki kanı emip bitirmişti bile, Jason bu duruma hafif şaşırsa da bu onu baştan çıkarmış gibiydi. Halbuki Tom'un tek isteği kendini tatmin etmekti. Hepsi palavra iki gençte birbirlerini mest ederek gecenin o rüzgarıyla birbirlerine kavuşmayı bekliyordu. Orman, haddinden sessiz olsa da sadece iki kişinin birbirine karşı üflediği nefesler vardı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Jason von Cjzech
Hufflepuff 7. Sınıf Öğrencisi
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 13
Galleon : 5970
Ekspresso Puanı : 0
Kayıt tarihi : 21/06/09

MesajKonu: Geri: Geri dönüş   C.tesi 27 Haz. 2009, 19:30

Basit ama anlam yüklü bir sorunun ardından sessizliğe gömülmüşlerdi. Ormanın içindeki bütün varlıklar, nefeslerini tutmuş ikisinin konuşmalarını dinliyorlardı. Rüzgârın uğultusundan başka hiçbir sesi duyamıyordu ki, rüzgârın uğultusu da o kadar güçlü değildi. Aralarındaki sessiz bekleyişi bozan, Tom oldu. Açıklamaya başladı. Karşısındaki genç adamın o eşsiz ses tonunu tekrar duyduğunda içini bir huzur kapladı. Kalbinin atış artarken, onu tersleyemeyeceğini bir kez daha anladı. Aralarında geçen bütün konuşma boyunca mavi gözlerini, adamın gözlerinden ayırmamıştı. Ona her bakışında kendisine hâkim olmak giderek güçleşiyordu. Konuşması bittiğinde dişlerini dudaklarına geçiren adam, kendi dudaklarının yarılmasını sağladı. Dudaklarından çıkan ılık kanı, dilinin yardımıyla ağzına almıştı. Şaşkınlıkla açılan gözleri, adamın kendisine doğru geldiğini bile sonradan fark etmişti. İnce cüppesine sarılmış genç büyücü, ısınmaya çalışırken, adamın kendisine doğru gelmesiyle rahatlamaya başlıyordu. Aralarında birkaç santim kalmıştı. Tom, durdu. Genç büyücünün mavi gözleri, hâlâ adamı süzüyordu. Her zamankinden daha fazla çekici ve baştan çıkarıcı görünüyordu. Onu gördüğünde, baştan çıkmaması imkânsız gibi bir şeydi artık. Yüzündeki öfke, her saniye biraz daha azalıyor, aktifliğini yitiriyordu. Yavaşça dudaklarını ısırdı. Onun vazgeçilmez nefesiyle karşı karşıya duruyorken, kendisini daha fazla tutamayacağını fark etti. Göğsünde birleşmiş elleri hızla ayrılarak, karşısındaki adamın beline dolandı. Sarı saçlara sahip olan kafasını, adamın göğsüne sert bir şekilde yerleştirdi. Aslında, karşısındaki adamın göğsünün acımış olması gerekirken, kendi kafası acımıştı. Derin bir nefes alarak, tüm gücüyle onu kendisine çekti. Zaten birleşmiş bedenleri, daha sıkı bir şekilde birbirine kenetlendi.

Onun tüm sıcaklığını bedeninde hissederken, biraz önceki soğuktan eser kalmadığını fark etti. Oldukça huzurlu ve rahat bir şekilde yüzüne tatlı bir tebessüm yerleştirdi. Onun güçlü kollarının arasında olmak o kadar güven vericiydi ki; yıllardır bu ânı beklediğini fark etti. Hayallerini süsleyen, o tatlı ânı yaşıyordu şimdi. Konuşmak istemese de, bir şeyler söylemek zorunda hissediyordu kendisini. Bu yüzden derin bir nefes aldı ve tekrar konuşmaya başladı.
“Sen yaratık olamazsın. O kadar güven vericisin ki; senin tehlikeli olduğuna inanmam. Ama, bana her şeyi anlat.” Karşısındaki adamın itiraflarının ne kadar gerçek olduğundan emin olsa da, buna inanmak istemediği için kendisine inkâr ediyordu. Gerçekten ne kadar daha kaçabilirdi ki? Hafif rüzgârı tekrar ensesinde hissettiğinde nerede olduğunu fark etti. Boş gözlerle etrafı inceliyordu. Bir ara nefessiz kaldığını fark etti. Tom’da bunu fark etmiş olacak ki; kollarını biraz gevşetme gereği duydu. Onun güven dolu göğsüne kapanmış kafası, hiç ayrılmaksızın öylece günlerce bekleyebilirdi. Hatta haftalarca bu şekilde durabilirdi. Yüzündeki tatlı tebessüm, bir an olsun kaybolmamıştı. Beyaz teninde bariz bir şekilde belli olan kızarıklık, bütün yanağına yayılmıştı. En çok bu özelliğinden nefret ediyordu. Tom’un yanındayken her zaman yanakları kızarıyordu. O yokken ne kadar da yalnız hissediyordu. Yoğun duyguları, karanlıktan kurtulamamıştı. Uykusuz gecelere inat hâlâ onu düşünüyordu. Hâlâ farkına varamamıştı; etrafındaki korkunç yalnızlığın. Rüzgârın uğultusu yerine göğsüne yaslandığı adamın kalp atışlarına kulak vermek istiyordu. Saçlarına dokunsa, gül kokusunu içine çekse... Dumanlar, yıldızların arasından bulutlara karıştıkça bu büyük aşk kederle doluyordu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Teodor Amberiotis
Gryffindor 5. Sınıf Öğrencisi
avatar

Erkek
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 184
Yaş : 26
Galleon : 6271
Ekspresso Puanı : 21
Kayıt tarihi : 16/03/09

MesajKonu: Geri: Geri dönüş   C.tesi 27 Haz. 2009, 23:06

Karşısında durmasına dayanamıştı Jason her zaman ki gibi. Nefesini tutmuş sarılıp sarılmamak arasında gidip geliyordu. Sonunda birbirlerine sarılmışlardı. Aralarında ki çekim o kadar güçlüydü ki artık rüzgardan eser kalmamıştı. Tom, her türlü yanıyordu aslında; ama üşümüş Jason'la temasa geçince iki kat daha alev aldığını hissetti. İçinden parça parça kopan bir duygu Jason'un kalbine doğru yayılıyordu. Jason'da bunu anlamıştı. Saçlarına dokunmayı istemişti; ama göğsü eskisi gibi yumuşak olmadığından saçlarını acıtmıştı. Anlam veremiyordu buna, ama gene de tek güven duyduğu kol Tom oluyordu. Tom'da onu delicesine seviyor ve sarıldıktan sonra nasıl özlediğini bir kez daha anlıyor. Saçının kokusunu içine çekiyordu. Etraf sessizlik içerisindeydi hala, bütün herkes ortadan bu sefer onlar için kaybolmuştu. O gece bir şeyler başlayacak ve sonsuzluğa erişecekti biliyordular. Tom onun rahatsız etmek istemiyordu; ama yatarak yıldızları izlemenin zevkli olacağını düşündü. Yattığı göğsü inip kalkarken hırıltılarını hissedebiliyordu. Bir an Jason dayanamayarak “Sen yaratık olamazsın. O kadar güven vericisin ki; senin tehlikeli olduğuna inanmam. Ama, bana her şeyi anlat.” "Olamam değil mi sana öyle geliyor, o kadar küçük göründün ki gözüme bunu söyleyince; ama seni ne olursa olsun seviyorum. Güvenilir etrafındakilere yalan söylerken güvenilir bi tarafım kalmadı; ama senin için güvenilir bile olmaya razıyım ben, belki ölüme kadar seninle giderim."diye içinden söyleniyordu. Onca şeyden sonra buraya gelmek ve onla karşılaşmak ona çok iyi gelmişti; ama onun o bebeksi tenini mavi gözlerinde ki yansıyan saflığın kaybolmasını istemiyordu.Anlatmalı mıydı bir kurtadama dönüştüğünü.

Tek bir kelime diyerek onun yanında belki de ağlamalıydı. Bildiğin saçmalıyordu; ama onun karşısında saçmalamak bile güzeldi. Sıkı sıkı sarıldığını anlayarak biraz onu rahat bırakmak istedi. Onu uzaktan gören biri iki kardeş sanırdı belki, ama onlar başka düşünceler içinde gezinen iki sevgiliydiler. Tom Jason'u bırakmayı istemiyordu. "Şimdi gel şuraya oturalım ve sana her şeyi anlatayım .İstersen dizime yatabilirsin bende saçlarınla oynarım" Jason'un gözlerinde ki heyecan o kadar belli oluyordu ki, Tom bu bakışlara dayanamarak onun dudağına bir öpücük kondurdu. "Hadi, ben başlıyorum. " Oturduğu yerden ona doğru sesleniyordu. Dizine yattığında saçlarını eline alarak oynamaya başladı. Gözlerini kapatarak anlatmak istemişti. Çünkü o saçlarla oynamak ona güven verecek olay bittiğinde gözlerini açarak sıra sende diyecekti. Gözlerini sıkı sıkı yumdu, kanattığı dudağı rüzgardan kurumuştu; ama onu yalamak istemedi. Rüzgarın onu öpmesini şu anlık Jason gibi hissedebilirdi. "Şimdi, söylediklerim gerçek ben bir kurtadam tarafından saldırıya uğradım. " Dizlerinde yatan Jason'un kıpırdamasına rağmen "Sana bir şey yapmam artık eğitim aldım, yıllardır o yüzden yoktum. Gelmeyi düşünmedim, aslında çünkü gene problemliydim, ben ama seni görmemeye dayanamıyorum."demişti. Jason'un ağzı hafif açık kalmıştı. Anlamaya çalışıyordu. Tom'un az da olsa yaşarmış gözlerini silmek adına gözlerini açmış ellerini gözlerine götürüyordu. Jason saçlarından ellerini çekip gözyaşlarını sildiğini gördüğünde gülümsüyordu. Bu ne demekti? Tom anlamamıştı ya da bunu ağırdan alarak anlamamış gibi yapmıştı. Bilmese de bilse de bu ormanlar ve rüzgar bugün iyi bir film izleyeceklerdi.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Jason von Cjzech
Hufflepuff 7. Sınıf Öğrencisi
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 13
Galleon : 5970
Ekspresso Puanı : 0
Kayıt tarihi : 21/06/09

MesajKonu: Geri: Geri dönüş   Paz 28 Haz. 2009, 00:26

Yine o tanıdık ses tonunu işitti kulakları, yanında olmasını istediği tek kişiye ait olan ses tonunu. Saçlarını okşamayı teklif ediyordu. Birden parıldamaya başlayan gözleri, heyecanla gülümsüyordu. Karşısındaki adam, Jason’ın bakışlarına dayanamamış olacak ki; dudaklarına bir öpücük kondurdu. Daha sonra çimlere oturdu, adam. Yüzündeki tatlı tebessümü bozmadan çimlere uzandı ve kafasını, adamın kucağına yerleştirdi. Sarı saçlarında hissettiği güven verici eller, saçının her bir teliyle oynuyordu neredeyse. Mavi gözleri, yattığı yerden karşısındaki adamın gözlerine bakmaya devam ediyordu. Sımsıkı kapanan gözleri incelerken, karşısındaki adamın ne kadar tatlı ve çekici olduğunu bir kez daha anladı. Ondan korkmuyordu. Onun kurtadam olması hiçbir şeyi değiştirmeyecekti. İlişkilerine kaldıkları yerden devam edebilirlerdi. Önlerinde bunun gibi saçma hiçbir neden olamazdı. Bir an kurtadamlığı düşündü. Vahşice öldürülen insanları. Yavaşça açılan ağzını fark etmemişti bile. Hızla kapatarak, durdu. Sarı saçlarında o güvendiği eller yoktu. Bakışlarını karşısındaki adama çevirdi. Gözleri yaşarmıştı. Yüzündeki tebessümü biraz daha arttırdı. Ne diyeceğini düşünmesine gerek yoktu. Kalbinden geçenlerin hepsini açık sözlü bir şekilde dile getirmeliydi. Her zaman yaptığı gibi. Tebessümünün anlamını çıkartmaya çalışan adama bakmaya devam ederken, açıklamaya yapma gereği duydu ve fısıldarcasına konuşmaya başladı. “Bak; senden korkmuyorum. Bana zarar vermeyeceğinden eminim. Ne olursan ol, seni seveceğim. Aslında, evet bir şeyden korkuyorum; beni tekrar bırakmandan. Sakın bir daha beni bırakma! Sensiz kalamam artık. Seni seviyorum.” Boşta olan sağ elini yavaşça kaldırarak adamın yüzüne götürdü. Yanaklarını birkaç kere okşadıktan sonra yaşarmış gözlerine götürdü. Onun ağlamasına dayanamazdı. Hele ki, bu yüzden.

Pürüzsüz elleriyle onun taş gibi suratına dokunmak normalde güven vermezdi. Ama Tom, ayrıldı. Ona her baktığında, kalbi tüm hızıyla çarpıyordu. Ona âşıktı. Bu tek gerçekti. Derin bir nefes aldı ve elini adamın suratından indirerek çimlere bıraktı kayıtsızca. Hâlâ tebessüm ediyordu. Birkaç saniye sessiz kaldıktan sonra kendi nefes alış verişlerini dinlemeye başladı. Ne kadar da hızlıydı. Tom’un yanındayken normaldi, tabî. Ölüme doğru giderken, her zaman yanında olacak sevdiği kişiye bakıyordu. Hep yanında istediği, bir an bile sevgisinin eksilmediği kişiye. Hafif rüzgâr, sarı saçlarının arasında girdi tekrar. Onun kucağındayken üşümesi imkânsızdı. Bu yüzden, işi rahat bir şekilde yere uzanabiliyordu kayıtsızca. Bakışlarındaki tatlılık, oldukça etkileyici olmalıydı. İnce parmaklarını kendi kırmızı dudaklarında gezdirerek alt dudağını ısırdı. Diliyle işaret parmağını hafiften yalayarak sinsice gülümsemeye başladı. Bakışlarındaki şeytanî ifade, tarif edilemeyecek kadar huzur vericiydi.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Teodor Amberiotis
Gryffindor 5. Sınıf Öğrencisi
avatar

Erkek
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 184
Yaş : 26
Galleon : 6271
Ekspresso Puanı : 21
Kayıt tarihi : 16/03/09

MesajKonu: Geri: Geri dönüş   Paz 28 Haz. 2009, 00:51

“Bak; senden korkmuyorum. Bana zarar vermeyeceğinden eminim. Ne olursan ol, seni seveceğim. Aslında, evet bir şeyden korkuyorum; beni tekrar bırakmandan. Sakın bir daha beni bırakma! Sensiz kalamam artık. Seni seviyorum.” Sözler hep her şeyi yansıtıp açığa vuran aynalardı. Artık bunu anlamıştı. Bir birey olarak etrafındakilerden farklı da olsa bunu seviyordu. Karşısında ki de hazır görünüyordu. Kurtadam olmasına rağmen bu tepkiye şaşırıp ürkmüştü hatta eskinden aklından atamadığı çok şey vardı. Hep mutlu olmaya çalışır herkesi korur kollar sever, karşısında ki adama karşı sevgisi tamamen farklıydı. Oldum olası öyle olmuştu. Çünkü başka hiçbir mavi göz ona bu kadar içten bakmıyordu. Yansıma, hayat yanılgıdan ibaretken, şu an yapabileceklerinin ne kadar doğru olup olmadığını bilmiyordu; ama bir kere kendini ateş olarak ortaya koymuş, karşısındakinin alev almasını sağlamıştı. Bundan büyük bir haz duymuştu aslında içini gıdıklayan ve beyninden ayaklarının altına kadar elektriklenmeyle doldu. Jason'un elleri Tom'un üzerindeydi artık, ona işaret mi veriyordu. İkisi de yaşadıklarının nereye gideceğini bilmeden ilerlemiyordu. Adım adım yavaş yavaş derinden ve içten fethedercesineydi hareketleri... Bu günden sonrası belki de onlar için bir milad olacaktı.

Derin derin hissederek yaşamanın nesi kötüydü. Bunu yaşayan binlerce kişi vardı tek fark tercih meselesiydi. İçinde olan apayrı hislere engel olamayıp dudaklarına yapışmak istiyordu. Hiç kimse umurunda değildi. Artık karşısında ki de kendine güveniyorsa beraber olmanın bir sakıncası yoktu. O erkek de olsa uzun zamandır rüyalarında bunu görmüyor muydu? İlk hareket hep ondan gelse de bu sefer değişiklik yapmalıydı. Korkaklık yapmamalıydı, zaten artık kanında da farklı bir cesaret vardı. Belki de bunun için o çok korktuğu Kurtadam'a teşekkür etmeliydi. "Bende seni seviyorum, biliyorum gitmem kötü oldu; ama bu olmasaydı, bilmediğim hareketler içine girebilirdim. Ama şimdi tek bir şey düşünmek istiyordm. Seni Jason, uzun zamandır görmediğim ve sonsuza kadar olacağıma söz vereceğim seni düşünüp, tanımak." dedikten sonra Jason'a yaklaşıp dudaklarından öpmüştü. Bu öpücük diğerinin aksine uzun ve şevk vericiydi. Nereye gittiğini bilse de bilmese de akışına bırakmış, nefesi yetene kadar öpüyordu. Jason da bunu beklemiş gibi karşılık veriyordu. İşler kızışsa da ikisi de kendini karanlıkların içinde görünen bu yakıcı ihtirasın içine atmıştı bile.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Jason von Cjzech
Hufflepuff 7. Sınıf Öğrencisi
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 13
Galleon : 5970
Ekspresso Puanı : 0
Kayıt tarihi : 21/06/09

MesajKonu: Geri: Geri dönüş   Paz 28 Haz. 2009, 01:56

Karşısındaki adamın simsiyah gözlerinde kaybolurken, akrep hızla bulunduğu yeri geçiyordu. Saniyeler hızla geçerken, soğukkanlılığını korumaya çalışan genç büyücü, bunu başaramıyordu. Titreyen dudakları, kısılan gözleriyle beraber büzülmeye başladı. İçinde buruklaşan acı, yüz ifadesinden yavaşça ayrılıyordu. Bedenine çarpmaya başlayan sert rüzgâra karşı direnmeden kendisini alıp, götürmesine izin veriyordu. Karanlıkta parlayan beyaz teni, ay gibi güneşten ışığı yansıtıyor gibiydi. Bütün bedeni sessizliğe gömülmüş olduğu için huzurluydu şu durumda. Çekici bir şekilde açılıp kapanan göz kapakları, bir süre sonra öylece açık durmaya başladı. Özgür ruhu, mavi gözleriyle daha da açılıyordu. Ciğerlerine dolan oksijeni hissettiğinde, değersiz bir şeymişçesine tekrar dışarıya sürükledi. Çevresinde insanların olmaması beklenmedik bir şeydi. Genelde buraların meraklı Hogwarts öğrencileriyle dolu olduğunu sanırdı. Birkaç saniye içerisinde kasılıp tekrar gevşeyen kasları, cesaretinin tekrar geldiğinin göstergesiydi. Yorgunluktan bitkin düşmüş büyücü, kendisini sevdiği adamın kucağına bırakmıştı. Kalkmaya niyeti yoktu. Kulaklarını kendi kalbinin sesine verdi. Kalp atışlar öyle düzgün, öyle sıralıydı ki; bunu bir melodiden ayırt etmek oldukça zordu. Işık görmeyen, soğuk havanın hükmü atlında olan, binlerce ağaçla dolu olan ormanın tam ortasında aşklarını yaşamaya çalışıyorlardı. Göz renginin derinliklerinde kaybolurken, söylemek istedikleri, denizin ölü dalgaları gibi başından geçip kıyıya çarpıyordu. Hafif bir meltem misali gecenin sıcaklığını bastırmak için bütün soluğunu harcıyordu. Birisi konuşmalarını yasaklamış gibi konuşmuyorlardı. Birbirlerinin gözlerinin içine bakıyorlardı. Konuştukları zaman, sinirli büyü bozulacaktı. İç dünyalarının görkemleriyle boğuşurlarken, şimdilik suskunluklarının gürültüsü yetiyordu onlara. Birkaç dakika boyunca karşısındaki adamın, kendisini incelemesine izin vermişti. Oldukça cezp edici bir hâli vardı.

Dudaklarında hissettiği dudaklar, bir erkeğe aitti. Sevdiği erkeğe. Tercihleri konusunda kendisini ilk başlarda oldukça yargılasa da, bu gerçeği eninde sonunda kabul edeceğini bildiğinden fazla direnmedi. İyi ki direnmemiş, şimdi Tom ile oldukça mutlu. Birleşen dudakları, her zamankisinden daha başka bir şekilde öpüşüyordu. Daha ateşli. Bu işin sonunun nereye gittiğini görebiliyordu. Burada mı? Kimin umurunda ki? Kimseden saklanmak zorunda falan değillerdi. Dudaklarını birbirinden ayırmadan yavaşça adamın kucağından kalktı. Doğrularak öpüşmeye başladı. Ellerini sevdiği adamın tişörtüne götürdü. Yavaş olan hiçbir şeyi istemiyordu. Hırçın bir şekilde asılarak tişörtü yırttı. Bir an için buna pişmanlık duysa da, onun parlak ve kaslı göğüslerini gördüğünde bu duygu yerini şevke bıraktı. Pürüzsüz parmaklarını onun kaslı vücudunda gezdirirken Yavaşça aşağı doğru indi. Beklediği yere geldiğinde, durdu. Pantolonunun düğmesini hızla açarak fermuarı indirdi. Hızla pantolonu onun bacaklarından sıyırarak ellerini bu sefer onun iç çamaşırına götürdü. Onu da bir çırpıda çıkartırken, sıcak diliyle onun çenesini yaladı. Sıra Tom’daydı. Genç büyücünün üzerindeki cüppeyi, gömleği ve pantolonu hızla çıkarttıktan sonra, ikisi de çırılçıplak bir şekilde ormanın tam ortasında kaldılar. Hâllerinden memnun bir edayla tebessüm ediyorlardı. Aslında, kızarması gereken yanakları kızarmamıştı. Bunu gerçekten istiyordu. Hızla karşısındaki adama sarılan genç büyücü, karşısındaki adamın arkasına geçti. Onun kaslı bedenini kollarının arasına alarak sertliğini hissettiği organını ait olduğu yere doğru ittirdi. Biraz çabanın ardından karşısındaki adamın içinde hissetmeye başladı kendisini. Birden hızlanmaya başladı gel-gitleri. Birkaç dakika içerisinde, aldığı zevkin doruklarını yaşarken, beklediği sıvının kendi bedenini terk ettiğini fark etti. Yavaşça karşısındaki adamın içinden çıkarken, kulağına bir şeyler fısıldadı.


"Seni istiyorum."
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Teodor Amberiotis
Gryffindor 5. Sınıf Öğrencisi
avatar

Erkek
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 184
Yaş : 26
Galleon : 6271
Ekspresso Puanı : 21
Kayıt tarihi : 16/03/09

MesajKonu: Geri: Geri dönüş   Ptsi 29 Haz. 2009, 21:48

Yakıcı duygular ve bilinmeyen renkler içine girmek, gözlerim kapalı ne yaptığını hissetmeyen bir şekilde kendini ona bırakmıştı. Eğer içinde buna karşı bir istek veya renk oluşmu olduysa bunu tamamlamalıydı. Jason'un yırttığı tişört onu daha da ateşlendiriyordu. Alelacele soyunan ikili artık ormanın serinliğine bırakmıştı. Dudaklar sürekli birbirini buluyor, vücut öpücüklerin alevlenmesiyle vücudunda istemesine etkili oluyordu. Yanmışlardı bir kere devam etmeselerdi ne tadı kalırdı ki! Sanki Tom'un düşüncelerini okumuş gibi Jason Tom'un arkasına geçmişti. Olacakları biliyordu, kaç kere kafasından geçirmiş ve hep düşünmüştü; ama bu durum içine girince farklı oluyordu. Gözlerini kapatmıştı, elini omzunun üstüne koyan Jason yokmuşcasına o anın renklerini kaçırmamaya çalışıyordu. Renkler onu sarhoş etmişti, çığlıklarının ve ona boşalırken ki inlemelerin farkında bile değildi. Tek düşündüğü o an ki renklerdi. Belki de artık farklı duyuları keşfetmeyi sevmeye başlamıştı.

Çırılçıplak olması doğada ki en saf anlarını temsil ediyordu. İkisi de birbirini sevdikten sonra ne sorun olabilrdi ki! Bu bir erkek ya da kadın arzuladığın kişi almalı ve bir kere de olsa bunu tatmalıydın. Sonra kulağına gelen sesle renkleri kaybetti Tom, aslında biraz kızmıştı. Onları bulana kadar neler çekmişti; ama bu sefer tadacağı renkler apayrıydı. Çünkü Jason onu istiyordu. Ona da aynı renkleri tatdırmak onun için büyük zevk olacaktı. Biraz acemi gibi dursa da yaptıklarından aşırı zevk almışlardı. Kendini bilmez iki çocuk ormanda çırılçıplak birbirlerini anlamaya hatta farklı dünyalarını cinsel bakımdan çözmeye çalışıyorlardı. Aynı şeyler tekrar tekrar yaşanırken bile bir ara dudaklar birbirini bulma gereğini duyuyordu. O çilekimsi tad dudağına deydiği an daha da haz alıyordu. En derinine en içine bir imza atıyorlardı belki de, hislerinin saflığı ihtirasın içinde yitip gidiyordu. En sonunda yorulmuş olmanın ve renkleri tatmış olmanın dolgunluğuyla iki çift yıldızlara karşı yan yana yatmaya karar vermişler. Tom son bir öpücük sonrası onun elini boynuna attı ve gecenin bu gizli kaçamağına yıldızların izlediği filmi izleyerek devam ettiler. Sözler ön planda değildi çünkü onlar ayrı bir yol içinde keşfe çıkmanın huzuruna varmışlardı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Geri dönüş   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Geri dönüş
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Yasak Orman-
Buraya geçin: