AnasayfaEkspresGaleriSSSKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Çiğnenmiş Kurallar

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Morpheus Fabién Rousseau
Vampir
avatar

Erkek
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 66
Yaş : 22
Galleon : 6258
Ekspresso Puanı : 11
Kayıt tarihi : 16/04/09

MesajKonu: Çiğnenmiş Kurallar   Ptsi 29 Haz. 2009, 16:39

'Yıkılmış kurallar bedellerine katlanılmayı gerektirir Miss Fletcher. Henüz bir Elder değilsiniz ki bu da bölgenizdeki bir Prince’den izin almadan insan dönüştüremeyeceğiniz anlamına gelir.’

‘En az benim kadar sizin de bildiğiniz gibi bir bölgenin Prince’i olmadığında vampirler başı boşlaşır ve kimleri dönüştürdüklerine aldırmazlar. Vampirin karşısındaki insanında dönüştürülmeyi istemesi rastgele insan kuralını geçersiz kılar.’

‘Bakın bir kuralı daha çiğnemişsiniz, insanlar bizim varlığımızdan haberdar olmamalı.’

Karşısındaki genç kadından ziyade genç vampir dişlerini gıcırdatırken tam olarak yerleşemediği koltuğunda hafifçe kıpırdandı Fabien. Oldukça yumuşak olan koltuk, hareketlerini kısıtlıyor ve içine gömülüp, kaybolmasına sebebiyet veriyordu. Fabien bir evin içine kısılmaktan, özgürlüğünün kısıtlanmasından nefret ederdi. Saçma sapan ‘biz vahşi birer hayvan değiliz, evcilleşebiliriz’ sözlerine inanan aptallardan biriydi karşısındaki kadın yani Miss Fletcher. Gözleri altın rengiydi fakat vücudunda insan kanı vardı; hem de yeni içilmişti, kanın içini ısıtan sıcaklığından kolaylıkla anlayabiliyordu bunu. Onu evcil süs eşyası rolünden geri döndüren ne olmuştu; birkaç ay önce içtiği insan kanı mı? Bunun için onu suçlayamazdı, vejeteryan olanların çoğu insan kanını tattıktan sonra sapmış oldukları yoldan vazgeçip en başında tercih etmeleri gereken yola dönerlerdi. Fletcher’ın bekleyememiş olması yazıktı Elder’lığına 2 yılı kalmıştı, yaşı kolayca anlaşılabiliyordu. Birkaç yıl bekleseydi yakılmasına gerek kalmazdı. Tabii bu Prince’in kolayca değişebilecek kurallarına ve kararına bağlıydı; Fletcher vücuduyla istediği her şeyi elde edebilecek tipte bir kadına benziyordu. Dik bir duruşu, emreden bir tonda konuşması ve duygularını asla dışarı yansıtmayan altın rengi gözleri vardı. Fakat onu böylesine endişeliyken okumak kolaydı, gözlerinin şuanda dışarı yansıttığı tek duygu korkuydu. Dönüştürdüğü her kimse onun mutlak ölümünden korkuyordu. Baumdan yapılmış sandalyesinde bir ileri bir geri sallanıyor, endişeyle hareketlenen parmaklarını üst üste atılmış bacaklarına dayıyor ve elinde olan fakat içmediği kan kırmızısı şarapla doldurulmuş kadehin kenarlarında bacaklarında olmayan tek elini nazikçe gezdiriyordu. Fletcher basit bir kadın olarak düşünülebilirdi fakat korkusunun onu Fabien’ın karşısında küçük düşürdüğünü bilmiyormuş gibi duygularını içine gömmüyor tersine sanki ağlıyormuş gibi bir ifade takınıp bakışlarını gece ayazına doğru çeviriyordu. Fabien’ın ona acımayacağını biliyordu, yanlızca ona meydan okuyordu. Kendini küçük düşürse de davranışlarının her bir dokunuşunda belirgin bir nefret ve suçlululk duygusuna karışmış baş kaldırı vardı. Saçlarına geçirip durduğu elleriyle boynundaki inci kolyenin iplerini çekiştiriyor, söylemesi veya söylememesi gereken şeyleri kararlaştırıyordu. Çabası saçmaydı, söyleyeceği hiçbir şey onu işlediği suçtan arındıramazdı. Belki yakılma vaktini geçiştirebilirdi fakat o kadar. Yanlıca o kadar. Daha fazlasını yapmak onun elinden gelmezdi. Yanan vampir bedenini bir süre düşündü fakat bu düşünceyi aklından hemen uzaklaştırdı. Aklına Engizisyon mahkemelerinde yanan annesinin etinin pis kokusu gelmişti. Memnuniyetsizlikle yanağına konduğunu hissettiği fakat orda olmadığını bildiği isi temizlemek için elini yumruk yaparak yanağını ovuşturdu. Ilık elinin değdiği yanağından yavaş yavaş yokolan isi dudaklarıyla tattı ve yanan insanların etlerinden çıkan kokunun esansını duyumsadı. Dudakları memnuniyetsizlikle buruşurken Fletcher’ın öncekine kıyasla sakinleşmiş sesini duydu.

‘Pekala bayım, söylediklerinizi düşüneceğim. Fakat Prince ile konuşma işini bana bırakmanızı veya en azından beni de yanınızda götürmenizi rica edeceğim. Prince’in olayları bir de benim açımdan dinlemek isteyeceğine eminim. Ayrıca şafağa çok az kaldı eğer isterseniz mezarlığımızda kalabilirsiniz.’

Dudakları kıvrılırken Fletcher’ın zihninin bir yılanınki kadar kıvrak ve hızlı işleyişine, geçici bir hayranlık duydu. Ne olduğu belirsiz bir kan yüzünü hafifçe aydınlattı ve bir kez daha dudakları kıvrılırken oturduğu koltuğa biraz daha çöktü. Fletcher’ın yüzü maskeliydi, biraz önce ki korkuları yokolmuş yerine kesinlik ve kararlılık gelmişti. Gözleri sanki Fabien’ın bir hatasını ararmış gibi her yanında dolanıyor ve küçümsermiş gibi bir ifade taknıyordu. Gömülmüş olduğu koltukta doğrulurken parmaklarını birbirine geçirdi ve çene hizasında tutarak bir süre düşündü. Fletcher’ı Prince’e götürmek büyük bir hata olmazdı, aksine büyük bir iyilik olurdu. Zeki bir kadındı bu batağın içinden nasıl çıkacağını iyi bilirdi. Prince zeki ve kurnaz olabilirlerdi fakat gerçekten sinsi bir vampir tarafından kandırılamayacakları anlamına gelmezdi. Prince’ini severdi, doğruları ona ulaştırmak göreviydi; kimseye karşı davranmadığı kadar iyi davranmış ve güvenmişti. Sırf işine gelmediği için Prince’in huzuruna çıkmayı isteyen bir vampiri reddedemezdi. Derin bir nefes alarak parmaklarını şıklattı. Kararını vermemişti, mezarlıkta kalacak, gelecek akşam ise Fletcher’ı Prince götürecekti. Fakat tüm planlarından bahsetmesine gerek yoktu. Fletcher kendinden fazla emindi, bir doz merak ona kesinlikle iyi gelirdi. Tabutunda dönüp durduğu bir sabah uslanmasına, kendisinden büyülklere saygı göstermesine de sebep olurdu. Koltuğunda hafifçe doğrularak omuzlarını dikleştirdi. Müşfik bir gülümsemeyle Fletcher’ı süzdü. Dudaklarını hafifçe ıslattıktan sonra kafasını hafifçe eğdi ve zorlama bir kabullenmeyle konuştu.

‘Miss Fletcher sizden bir günlük müsade isteyeceğim, bu gece mezarlığınızda uyuyacak ve teklifinizi gözden geçireceğim. Yarın fikrimi bildireceğime dair söz veriyorum. Şimdilik avlanmaya gitmek istiyorum, biliyorum burası sizin bölgeniz, dikkatli olmaya çalışacağım.’

Kadın hafifçe başını sallarken bir kaç hızlı adımdan yanına yaklaştı ılık eli eline aldı ve hafifçe öptükten sonra geri geri odadan çıktı. Sanki saygın biriymiş gibi ona böylesine çok saygı göstermek gülünçtü fakat bunu yapma gerekliliğini içinde hissetmişti. Sonuçta o yanlızca göçebeydi, bu kasaba ise onun gözetimi altındaydı. Büyük holü hızlıca geçtikten sonra dışarı temiz havaya çıktı. Yakınlarda insan kokusu vardı; bir çocuk veya ergendi tahmin etmek zordu. Kokuyu bir tazının avını araması gibi eğilerek ararken koku keskinleşti artık emindi; 5-6 yaşlarında bir oğlan çocupuydu. Görüş alanına girdiğinde oğlanı biraz daha inceledi. Elinde o insan işi arabalardan biriyle çimlerin üstünde oturuyordu. Kokusu nefisti, uun bir günün ardından verilen bir demet çiçek gibiydi. Çocuğa bir kaç adım yaklaşarak omzuna dokundu. ‘Hey küçük yolunu mu kaybettin?’ Çocuk konuşmadı yanlızca akıllıca bir şaşkınlıkla ağaçların arasında ses gelen yeri işaret etti. Seslere bakılırsa 4 kişiydiler. Bir aileyi tüketebilecek kadar susamamıştı çocuk yeterliydi. Tek bir hamleyle onu kucağına aldı. Boş yere kan dökmek istemiyordu, aileye görünmeden bu patikadan yokolmalıydı. Çocuk kucağında debeleniyor, tekmeliyor, ağlıyor, ağzını açıyor fakat ses çıkarmıyordu veya çıkaramıyordu. Demek ki dilsizdi. Gücünün sonuna kadar kullanarak üç patika daha geçti ve ailenin sesleri duyulmaz oldu. Kafasını hafifçe eğerek oğlanın boynuna dayadı dudaklarını. Yavaş yavaş kanı çocuğun damarlarından emerken kendi türüne ait bir başka koku daha duydu. Kafası karışarak çocuğa daha fazla sarıldı ve ağzından süzülen kana aldırmadan karşısındaki kadına baktı. Kızıl saçları omuzlarından aşağıya doğru salınıyor ve hafiften geniş yapılı yüzünün küçük bir kısmını kapıyordu. Yüzünde en az Fabien’ın ki kadar şaşkın bir ifade vardı. Fabien kaşlarını çatarak kadının altın sarısı gözlerine baktı ve homurdandı. Bu Fletcher’ın izinsiz dönüştürdüğü kız olmalıydı. Kucağındaki çocuğu bırakmaya tenezzül etmeden elinin tersiyle kana bulanmış dudaklarını sildi ve direk kıza yöneltti sözlerini.

‘Siz Miss Fletcher’ın çok sevgili insanı olmalısınız, yoksa eski insanı mı demeliyim? Fletcher’ın başına açtığınız dertlerden haberdar olmamanız ne kadar kötü! Oysa o fazlasıyla endişeli görünüyordu en son gördüğümde.’


En son Morpheus Fabién Rousseau tarafından C.tesi 04 Tem. 2009, 21:52 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Felice Jade Mathé
Vampir - God's Devils ~ Piyanist
avatar

Kadın
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 842
Yaş : 25
Kan statüsü : Safkan.
Galleon : 6465
Ekspresso Puanı : 13
Kayıt tarihi : 01/04/09

MesajKonu: Geri: Çiğnenmiş Kurallar   C.tesi 04 Tem. 2009, 14:24

Dönüştükten sonra hayatında her şey değişmişti Felice ‘in. Kendisini insanken de güzel bulmasına rağmen şimdi fiziksel olarak daha güzel olmuştu. Saçlarına ayrı bir ahenk, yüzüne ayrı bir güzellik gelmişti. Dönüşmeden önce de bildiği ve canını yakan tek şey olan gözleri şimdi altın sarısıydı ama bu da ayrı bir yakışıyordu kendisine. Manevi olaraksa artık eskisi gibi hissetmez olmuştu. Hayatın getirilerinden, karşına çıkabilecek tehlikelerden korkan Felice şimdi ölümsüz olduğunu bildiğinden daha korkusuzdu. Bugüne kadar yapmayı ertelediği şeyleri bundan sonra yüzyıllarca yaşayacağını düşünerek daha çok erteliyordu. Yapmaktan vazgeçmediği şeyler piyano çalmak ve aynaya bakmak olmuştu. Ailesini bulanık hatırlıyordu, çocukluğu olduğundan daha geçmişte gibiydi şimdi. Onun her şeyiyle bütün olarak hatırladığı bir Crestencia vardı; hayatını, geleceğini paylaşacağı yegâne arkadaşı. Zamanını onunla geçirmek istiyor, onu eğitmesini bekliyordu ama Crestencia ‘da bir tuhaflık vardı. Bir şeylerin olmasını bekliyor ama olacak şeyden çekiniyor gibi bir hal. Hemen hemen bütün günü yumuşak kadife koltuğunda oturup Crestencia ‘nın endişeli halini izleyerek geçiriyordu. Onu en son böyle gördüğü zaman şimdi çok uzaktı. Anlatmıyor, konuşurken ses tonundaki titremelere engel olamıyordu kardeşi. Felice ‘in duyuları ondan çok çok daha iyi sadece kontrolsüz olduğundan bilebiliyordu bunları. Birkaç kez olanı sormak istemiş ama Crestencia soracağını biliyormuş gibi geçiştirmişti davranışlarını. Araları soğuk değildi, hayır asla, ama kardeşi bir şeylerden çekinirken onu sıkmak daha ilk günlerden boğmak istemiyor; sessizce bir köşede geçmesini bekliyordu bu evhamlı halinin.

Bugün avlanmak için Rusya ‘nın buz tutmuş ormanlarında kendisine bir hayvan aramıştı. Hissettiği açlık insanken ki açlığından çok çok farklıydı. Karnı guruldamıyor ama midesinde bir şeyler ona acıktığını kesinlikle hissettiriyordu. Avlanmaya şimdi kendisi çıkıyordu elbette. Crestencia ona bir kez göstermiş ve bir kezden anlayacağını diğer her şeyin duyulara kaldığını söylemişti. Haklıydı da; Felice çok kısa zamanda nasıl avlanacağını öğrenmişti. Alışamadığı tek şey o inanılmaz hızı olmuştu. Koşmaya başladığında nasıl olup da o hızla bir yerlere çarpmadığını, düşüp bir yerlerini kırmadığını bilemiyordu. Üstelik cisimlenirken bile başı dönen Felice ‘in bu halde başı hiçbir şekilde dönmez olmuştu. Buna rağmen hızı sevmiyordu. Bundan sonra hayat onun için durduğuna göre yetişmesi gerek bir yer, yakalaması gerek insanlar yoktu artık. Sessiz ve sakin ormanda adımlarını saya saya ilerliyordu. Burnuna gelen kokular çeşit çeşit ama her biri Felice için artık birbirinden ayrılabilecek şekildeydi. Kokuları anlamaya çalışırken taze insan kokusu ve kendi türünden bir insanın kokusu çalındı burnuna. Kendi türünden olan koku sanki bugüne kadar beklediği kokuymuş gibi içini gıcıklıyor onda değişik duygulara yol açıyordu. İnsan kanıysa ondan daha baskın daha lezzetli geliyordu. Durup yönlerini bulmaya çalışırken Crestencia ‘ya durumu haber verip vermemeyi düşündü. Kendisi de onun kadar başa çıkabilirdi bölgelerinde avlanan biriyle öyle değil mi ? Eve dönüp onu daha da telaşa vermek hoşuna gitmiyordu hem, yeterinde uğraştığı şey vardı Cresty ‘nin. Adımlarını olduklarını tahmin ettiği yere doğru hızlandırdı, hızlandırdı ve daha fazla hızlandırdı. Ağaçların arasında ölü gibi beyaz teni daha da soldu. Karşısındaki manzara onun başa çıkabileceği gibi değildi. Bir çocuk, küçücük taze bir çocuk uzun boylu bir adamın kucağında sere serpe duruyor, adam çocuğun kanını kana kana içiyordu. Kanın kokusuyla içindeki merhamet bir an sallandı; ürperdi ensesine kadar. Birkaç saniye kıpırdamadan öylece olanı seyretti. Altın sarısı gözleri masum çocuktan adama kayarken şaşkınlığı bir kat daha arttı. Adamın bembeyaz güzel tenindeki o masum çocuğun kanı Felice ‘e dayanılmaz bir manzara gibi göründü. Hissettiklerini dizginlemeye çalışarak parmaklarını oynatmaya çalıştı; kan için kavga etmeyecekti, burada oluş nedeni bölgelerini korumaktı. Adama karşı hissettiği o saçma duyguları da belli etmeyecekti elbette. Silkelendi ve adamın kırmızı kırmızı parlayan gözlerini kendisine çevirdiğini fark etti. Adamın yüzündeki çatılmayı fark ettiğinde kollarını göğsünde kavuşturup ona doğru vahşice bakmaya çalıştı. Göz göze geldiklerinde adamın homurtusunu duydu. Felice yerinden kıpırdamadan iki ağaç arasında öyle durup beklerken adam ağzını silmesi gerektiğini hatırladı ve konuşmaya başladı;
” Siz Miss Fletcher’ın çok sevgili insanı olmalısınız, yoksa eski insanı mı demeliyim? Fletcher’ın başına açtığınız dertlerden haberdar olmamanız ne kadar kötü! Oysa o fazlasıyla endişeli görünüyordu en son gördüğümde.” Felice adamın söylediklerini algılamaya çalışırken onun biricik kardeşinden bahsettiğini anladığında irkildi. Felice onun başını derde mi sokmuştu; endişeli halinin tüm sebebi kendisi miydi ? Az önce içinde olduğu şaşkınlıktan sonra şu anki şaşkınlığı bir kat daha fazlaydı. Gözleriyle birlikte kaybetmediği mimikle gözleri kocaman kocaman oldu. Bu adam ne diyordu ki; Crestencia ‘yı nerede görmüştü ? Ağzını açıp açıp birkaç kez kapattı. Ne diyeceğini ne soracağını bilemediği apaçıktı üstelik. Yaşadığı bu aptal ana adam sanki sadece onun bakış açısına girdiğinde dahil olacakmış hissine kapılıp adama bakmamaya çalıştı. Kafasını yere eğip Crestencia ‘ya ne yapıp da zarar verdiğini düşünmeye çalıştı. Şu an insan olsa bu dışlanmışlıkla ağlamadan duramazdı ama şimdi dünyaları verse bir tek gözyaşı dökmesi mümkün olamazdı. Kafasını kaldırıp adama kirpiklerinin arasından baktı; anlamaya çalıştığı şey ne derece ciddi olduğuydu. Bir an Crestencia ‘nın ve bu arkadaşın kendisini kandırmaya çalıştıklarını düşünür gibi oldu ama hayır; Crestencia ‘nın endişesi dünyadan bile daha gerçekti.

Düşüncelerinden sıyrılıp adamın yanına dönmeye zorladı kendisini. Hala ne diyeceğini bilmediğini fark etti. Adam onu şu an öyle bir duruma sokmuştu ki… Yapabileceği tek şey her şeyi göze alıp neden buraya geldiğini hatırlaması gerektiği oldu. Crestencia ‘yı, onun endişesini, kendisiyle paylaşmaya gerek duymadığı dertlerini bir kenara bırakıp sadece burada olma amacını hatırlamaya çalıştı. Güzel başını biraz daha kaldırıp adamı tam anlamıyla göreceği bir mesafeye getirdi ve konuştu;
” Ne saçmaladığınızı bilmiyorum bayım ama bölgemizde bu çocukla ne yapmaya çalıştığınızı merak ediyorum doğrusu. Bu bölge bizim ve biz vejetaryenleriz. Benim Crestencia ‘ya bela olduğumdan bahsettiniz ama şu an sizin açtığınız bela kadar olduğunu zannetmiyorum. “ Yüzünü kapatan turuncu, parlak saçlarını kulağının arkasına atarken adama birkaç adım yaklaştı. Korkmadan kırmızı gözlerine bakarak konuştu;” Şimdi söyleyin, ne amaçla buradasınız ?”


Bir yerde çocuğu bıraktı demişsin sonra çocuğu bırakmaya tenezzül etmeden demişsin o.O
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Morpheus Fabién Rousseau
Vampir
avatar

Erkek
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 66
Yaş : 22
Galleon : 6258
Ekspresso Puanı : 11
Kayıt tarihi : 16/04/09

MesajKonu: Geri: Çiğnenmiş Kurallar   Cuma 28 Ağus. 2009, 19:28

Dudakları bir çocuğunkileri andırırcasına bükülürken vampire bir adım daha attı. Kafasından buhar çıktığına yemin edebilirdi çünkü öyle hissediyordu Fabien. Kafası hafifçe yana eğilirken karşısında duran vampiri ölçüp biçmeye başladı. Tekinsiz bir gülüş kıvrılmış dudaklarını aydınlatmak yerine karartırken dişi vampirin kısa bir süredir ölümsüz olduğunu belirten hayvan kanının altınsı tınısıyla süslenmiş gözlerindeki şaşkınlığı süzdü. İrileşmiş altınımsı gözler ve hafifçe aralık dudaklar mükemmel bir “o” oluştururken genç vampirin boynunu kırmanın ne kadar kolay olabileceğini düşündü. Kurallar çiğnenmiş, yok sayılmıştı o halde Prince onun kurallar adına yaptığı bu küçük düzeltmeye emindi ki tepki göstermezdi. Vampirin vücudundan yükselen mide bulandırıcı hayvan kanının kokusu baskındı, ava çıkma gereği duymuş olması gereksizdi. Tamamen içgüdülerine güvenerek vampire biraz daha yaklaştı. Çocuk hala kollarının arasında baygındı, fakat uyanması fazla zaman almazdı. Başka vampirlerin yanında avlanmaktan hoşlanmazdı fakat gözlerini kadının yüzünden ayırmadan çocuğa doğru eğildi. Umarsızca çocuğun rengi solmuş olan yüzüne bakmıyordu, avlarını izlemek ona yıllar öncesini, Chloris’in yanında olduğu zamanları hatırlatırdı. Chloris fazlasıyla insancıl bir vampirdi avlarına daima nazik davranırdı fakat bu Fabien için oldukça uzak bir kavramdı. Eski anılarla aydınlanan kırmızı gözlerini kadından ayırarak toğrağa dikti. Vampir fazla endişeliydi bu endişe onu öldürme kararını köreltiyormuş gibi bir his vardı içinde. Avlarını bir sonraki avda kullanabilmek için daima ölmeden bırakırdı. İnsanlarda vücut yitirilen kan yerine yenisini üretir ve vampirler içinse yeni depolar yaratırdı. Dişlerini çocuğun boynundan çıkartırken kadının aptalca bir cesaretle ona doğru baktığını gördü. Genç vampirler gereğinden fazla cesaret doluydu, bir zamanlar onunda öyle olması önemli değildi Fabien daima o an ki duruma göre düşünürdü. Biraz önce silmiş olduğu ağzı hala temizdi, acelesi olmadığı zamanlarda daima tertipli avlanırdı. O gün acelesi var mıydı? Vampir beyni bir çok soruya cevap verebilirdi fakat bu soru hakkında hiçbir fikri yoktu. Genç vampirin Fabien’a kadar ulaşan bir esansla karıştrılmış vişne kokulu dudakları hafifçe aralanırken tok ve mağrur bir ses kulaklarını doldurdu. 'Ne saçmaladığınızı bilmiyorum bayım ama bölgemizde bu çocukla ne yapmaya çalıştığınızı merak ediyorum doğrusu. Bu bölge bizim ve biz vejetaryenleriz. Benim Crestencia‘ya bela olduğumdan bahsettiniz ama şu an sizin açtığınız bela kadar olduğunu zannetmiyorum. Şimdi söyleyin, ne amaçla buradasınız?' Dudaklarındaki sinsi gülüş uçup gitti yerini düşmancıl bir ifadeye bıraktı, sırtındaki kaslar ise kadının aşağılayıcı tonuna karşı çıkmak için gerildi. Çocuğu yere bırakırken –tabii bu bırakmak değilde öylesine yere salmak sayılabilirdi- beyaz teniyle çarpıcı bir tezat oluşturan kanı sildi. Kanlı olmayan elini saçlarına geçirirken sarı rengi nedeniyle pek belirgin olmayan kaşları zarifçe havaya kalktı. Chloris’in öfkesiyle aynı kırmızılıktaki kızıl saçlara dikilen gözleri yavaşça kapanırken kadından yükseldiğini düşündüğü kokuya odaklandı. Yüzünü sıcak bir gülümseme kapladı. Leylak gibiydi veya bal. Fabien’ın hatırlamaya çalıştığı nadir kokulardandı bu. Mary’nin kokusuna çok benziyordu; en güzel parfümden bile daha güzeldi bu. Mary’nin dudakları böyle kokardı. Kokudan hafifçe sarhoş olmuş bir şekilde gözlerini açtı ve karşısında cevap bekleyen vampire baktı.

Dişlerini sert dudağına hafiften baskı yapacak şekilde bastırdı. Sonra dudaklarına kondurduğu sıcak gülümsemesiyle uzun, çapraz bir adımla vampirle aralarındaki mesafeyi kapattı. Minik, açık renkli eli avcunun arasına aldı ve dudaklarını hafifçe dökme gümüş gibi duran ve üstünde bu tene hiç uymayan altın rengi çillerle örtülü tene bastırdı. Vampirin soluğunun kesildiğini duymak tuhaf bir duyguydu, daha önce bir çok kadının ellerine ve daha bir çok yerine dokunuş dudaklar hınzırca sırıttı. Kafasını kaldırdığında vampirin gözlerinin –tabiii mümkünse- daha çok büyümüş olduğunu ve eğer kızarabilseydi yüzünün saçlarıyla aynı renge girebilecek kadar kızaracağını farketti. Bu masumiyet onu rahatsız etti sessizce geri çekilirken hınzır sırıtışı sıcak bir tebessüme dönüştü. İstifini bozmadan hafifçe dudaklarını yaladı, bunu kaba bir şekilde değil zorlama fakat inandırıcı bir utangaçlıkla. Genç kadını baştan başa tekrar süzdü ve kendine has boğuk sesiyle kadının suçlayıcı sesinin yankısına karşılık vardı. 'Bayan, saçma sözlerimle ve pervasız davranışlarımla sizi kırdıysam özür dilerim. Bu çocuk –eliyle çocuğu işaret etti ve aynı elini gözlerinin önünde gezdirdi- benim vahşi yaşamım ve sizin evcil yaşamınız arasındaki farkı göstermek adına burada.' Kadının inanmazlık dolu ve küçümseyen bakışlarına karşılık mahcup bir şekilde tekrar gülümsedi ve daha ciddi bir şekilde devam etti. 'Pekala avlanıyordum. Burasının sizin bölgesi olması da fazka ölüme yol açmadığım sürece farketmiyor. Hem aslına bakarsanız Bayan Fletcher’dan izinli olduğum sürece istediğim kadar insan avlayabilirim. Herneyse...' dedi ve kıpırdanmaya başlayan çocuğa baktı ve iç geçirdi. Bir süre kıpırtısız bekledikten sonra yarım bırakıtığı sözlerine devam etti. 'Neden mi burdayım? Eğer sevgili sahibiniz –bunu kırıcı olmayacak kadar yumuşak bir sesle söylemişti- hemen bir şeyler yapmazsa hem siz hem de o yakılacak. Tabii bu benim Prince’e bir sorun olup olmadığını söylemeye gitmeme bağlı.' dedi sanki oldukça önemsiz bir şeyden bahsediyormuş gibi. Hafifçe gülümseyerek elini uzattı. Vampirin katıksız bir endişeyle büyüyen gözlerinden ve dehşetle açık kalan ağzınından rahatsız olmuştu, havadaki gerginliğe ellerini uzatsa tutabilirdi sanki. 'Sanırım yanlış bir başlangıç yaptık.' dedi fakat bir anlığına duraksadı. Sonra hiç söylemediği bir şeyi söyledi. 'Ben Fabien. Fabien Rousseau.'
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Felice Jade Mathé
Vampir - God's Devils ~ Piyanist
avatar

Kadın
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 842
Yaş : 25
Kan statüsü : Safkan.
Galleon : 6465
Ekspresso Puanı : 13
Kayıt tarihi : 01/04/09

MesajKonu: Geri: Çiğnenmiş Kurallar   Cuma 28 Ağus. 2009, 23:02

Hissettiği rahatsızlığı ne derece hissettirebilirse o kadar hissettirmeye çalışıyordu Felice. Buna karşılık karşısındaki sarışın vampir midesini alt üst edecek derecede korkunç bir gülümsemeyle cevap vermişti kendisine. Gözlerini ayırmayacakmış gibi diktiği kırmızı gözbebekleri onu baştan aşağı tartarken büyük bir rahatlıkla işini bitirmesini bekledi. Rahattı rahat olmasına ama şaşkınlığını gizlemesi imkânsızdı. Cesur vampir beslendiği çocuğu hala bırakmamıştı çünkü ve gözleri de hala kendisinin üzerindeydi. Çocuğun boynundan dişlerini çıkarırken yine engel olamadığı bir hayranlıkla izledi onu. Bugüne kadar Crestencia dışında kimseyi avlanırken görmemiş, görse de bunun kendisine çekici geleceğini fark etmemişti. Felice gözlerini ona olabildiğince dikerken kendi sözlerinden sonra adamın suratındaki değişikliği fark etmesi uzun sürmedi. Gülümseyişinin yüzünden çekilişi ve ardından takındığı düşmanca ifade Felice ‘in ister istemez sırıtmasına sebep oldu. Vampir ağzına bulaşan kanı bir kez daha silmişti; elini saçlarına geçirirken Felice ‘in yüzündeki sırıtış da yerini tekrar kızgınlığa bırakmıştı. Eskisinden daha keskin olan gözleri, vampirin kaşlarının hayretten olduğunu düşündüğü sebepten kalkmasını görmesini sağladı. O gözlerini kapatırken Felice etkilenerek bedenine doladığı kollarının gevşediğini ve birer birer yanlara düştüğünü fark etmedi. Kızgınlık ve hayranlık… Hangisinin ağır basmasını istediğini biliyordu; bilmediği bunu nasıl sağlayacağıydı. Vampire karşı hissettiği hayranlığı onun anlayacağına şüphe yoktu ama bunu kızgınlığıyla bastırmalıydı en azından. Kendisine ‘ Crestencia ‘nın başına ne belalar açtın ‘ der gibi konuşan bu adama en azından hak ettiği sertliği göstermeliydi; o kadar güçlü olmalıydı, değil mi ?

Vampir gözlerini açtığında Felice onun yine gözlerinin içine bakarak omuz silkti. Vampir dudağını ısırırken Felice sadece alışkanlıktan almaya devam ettiği nefesinin kesildiğini hissetti. Vampir uzun bacakları ve hızı sayesinde bir adımda Felice ‘in önünde olmuştu. Uzaktan bile kendisini etkileyen yüzü şimdi yakından ve kendisine gülümserken incelemeye fırsat bulamadan elline dokunmasıyla irkildi. Gözlerini hala mükemmel gülümsemesinden ayıramayarak elini alıp dudaklarına götürdüğünü hissetti. Elektrik şoku verilmişçesine kendisine dokunduğu yerden başlayarak tüm vücudu yavaş yavaş irkildi ve bunu sadece kendisinin hissetmediğini vampirin haylaz gülümsemesinden anladı. Dakikalardır gözünü ayırmadığı halde şimdi utançla başını sağa sola çevirdi. Elini bıraktığında bıraktığı elini diğer eliyle kapattı ve yüzünü tekrar vampire çevirdi. Dudaklarını yalarken Felice hayranlıkla göz kapaklarını üç beş kez hızla kapayıp açtı. Kendisiyle dalga geçer gibiydi hareketleri. Hissettiklerini anlamış olması kendisine karşı böyle davranmasını gerektirmiyordu; yine de onu izlemekten kendisini alamıyordu.
'Bayan, saçma sözlerimle ve pervasız davranışlarımla sizi kırdıysam özür dilerim. Bu çocuk benim vahşi yaşamım ve sizin evcil yaşamınız arasındaki farkı göstermek adına burada. Pekâlâ avlanıyordum. Burasının sizin bölgeniz olması da fazla ölüme yol açmadığım sürece fark etmiyor. Hem aslına bakarsanız Bayan Fletcher’dan izinli olduğum sürece istediğim kadar insan avlayabilirim. Her neyse... Neden mi buradayım? Eğer sevgili sahibiniz hemen bir şeyler yapmazsa hem siz hem de o yakılacak. Tabii bu benim Prince’e bir sorun olup olmadığını söylemeye gitmeme bağlı.' Kendisiyle dalga geçer gibi sarf ettiği sözlere şaşkınlıkla baktı. Konuşmasındaki yumuşaklıktan aslında kendisini kırmak istemediğini anlaması gerekirdi ama yapamamıştı. Sözleri ses tonunu silercesine sarf etmişti çünkü. Burada olma sebebini açıkladığındaysa gözlerinin bir an olsun görüşünü yitirdiğini hissetti. Yakılmak… Daha yeni doğmuştu, insan yaşı daha on yedi idi fakat yakılacaktı öyle mi ve her hareketini hayranlıkla izlediği bu adamsa kendilerini bunu iletmeye gelmişti. Neye üzülmesi gerektiğini bilemeden öylece boş boş baktı. Yakılacak olmak, bunların sorumlusu olmak ya da bunu söyleyenin karşısındaki vampir olması… Ellerinin titrediğini hissetti. Crestencia ‘nın başına gerçekten bela olmuştu. Hâlbuki dönüşmeye beraber karar vermişlerdi; Felice Crestencia ‘yı ikna eden kişiydi hatta. Ne yapabilirlerdi ki ? Crestencia zeki ve güçlüydü fakat ne denli karşı koyabilirlerdi bu duruma ? Kaçsalar, kaçabilirler miydi ?

Orada olduğunu unuttuğu vampirin sesiyle kafasını ona çevirdi. Bedeni dışında bütün duyuları ortamdan kopmuştu. Adamın kendisine uzanan elini ve söylediklerini birkaç saniye sonra algılayabildi. Büyük bir incelik yaparak kendisini tanıtmıştı. Ama ne önemi vardı ki; Felice artık ölmüş sayılırdı. Başını ellerinin arasına alıp birkaç kez hıçkırdı. Ağlayabilse kesinlikle ormanı sular altında bırakacak kadar ağlardı. Tüm hüznüne, kederine rağmen gözünden tek yaş gelmedi. Crestencia ‘yı düşünüyor uzun yaşamının bitecek olmasına sebep olan şeyin kendisi olduğunu düşündükçe midesi kasılıyordu. Gözlerini adama çevirip kırmızı gözlerine baktığında derin bir nefes aldı. Sonra gözlerinden eline kadar uzun bir yolla seyretti. Sonra adamın eline bir tokalaşmadan çok daha fazlasıyla tutundu. Düşüp düşmeyeceğini bilmiyordu; vampirler bayılırlar mıydı ? Titrek bir sesle konuşmaya başladı;
“ Peki Bay Rousseau. Ben de Felice Jade Mathé. Ama ne önemi var değil mi; artık buraya ne için geldiğinizi bildiğime göre tanışmanın bir anlamı olmadığını fark ediyorum. “ dedi. Dudaklarını ısırıyor, elinde olmadan derin derin soluklar alıyordu. Destek alma düşüncesi ve de duyduğu endişeyle vampirin elini olabildiği kadar sıkıyordu. Aklına kendilerini kurtaracak hiçbir şey gelmiyor, çaresizce gözlerini kapıyordu. Sonunda adamın elini bıraktı ve yavaş adımlarla gidip ağaçlardan birinin dibine çöktü. Biraz ilerde kıpırdanmakta olan çocuk artık umurunda değildi çünkü artık kendi hayatları söz konusuydu. Bacaklarını kendisine çekip kollarını etrafına doladı. Başını dizlerinin üstüne sanki kendisine zarar vermek istermiş gibi vururcasına koydu. Günbatımı rengindeki saçları her yerdeydi şimdi; yüzünde, omzunda, ağzında, gözünde… Hiçbir şey umurunda değildi; tek düşündüğü Crestencia ‘ydı. Hasta bir sesle adamın yüzüne bile bakmadan konuştu; ” Bunu ne zaman yapmayı planlıyorsunuz ? Demek istediğim ne kadar zamanımız var ? “
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Morpheus Fabién Rousseau
Vampir
avatar

Erkek
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 66
Yaş : 22
Galleon : 6258
Ekspresso Puanı : 11
Kayıt tarihi : 16/04/09

MesajKonu: Geri: Çiğnenmiş Kurallar   C.tesi 29 Ağus. 2009, 23:30

Genç kadının hıçkırıklarına uzaklardan gelen bir pirşakır çığlığı karışırken Fabien ne yapacağını bilemez bir şekilde etrafına bakındı. Vampirin badem şeklindeki gözlerinden akması gereken yaşlar yoktu, şeker kaplı evlerin çilekli kokusunu, sarı saçlı bir çocuğun elindeki lolipopun karamel esansını, yeni biçilmiş çimlerin üzerine sinmiş taze yaprakları biraz önceki hıçkırıklara kadar getiren rüzgar yoktu yanlızca acı imdat çığlıklarına benzeyen hıçkırıklar vardı. Hıçkırıklarla dolu bu ağlayış öyle bilinçsiz, öyle mutsuzdu ki, sanki kimsenin duymasını istemezmiş ya da bütün dünya duysa umrunda değilmiş gibi. Bir ölümlünün taşıyamayacağı kadar büyük bir keder yüklüydü bu hıçkırıklar. Vampire doğru uzanmış olan eli biraz daha yaklaşmak istermiş gibi gerildi fakat içgüdüleri Fabien’ı durdurdu. Bir kadına onda olmayan bir şeyi teklif edemezdi. Kadına dokunduğunda en basit erkeğin bile hissedebileceği şehveti hissedemezdi hem yeni tanıştığı ve adını dahi bilmediği ölü bir kadından ne bekleyebilirdi ki? Hafifçe iç çekerek kadının gözlerinin yavaşça kendisine dönmesini ve dudaklarının küçük bir çocuğunkiler gibi sarkmasını izledi. Gülümsemesi hala dudaklarında ve derin gamzelerin oluştuğu yanaklarındaydı fakat eskisi kadar sıcak değildi. İnsanların –veya yaratıkların- ağlamasından hoşlanıp, bundan zevk alan bir cani değildi Fabien, hayır hiç değildi hemde. Bir kalbi olmayabilirdi fakat beyni mantık için çalışırdı. Alışkanlıkla dudaklarını ıslatırken, dişleri kapalı gülümsemesinin ardına saklanarak alt dudağına saplandı. Vampirin altınımsı tınıdaki gözlerinin tartan bir bakışla elleriyle yüzü arasında gidip gelmesini izlerken dudaklarının arasındaki kahkahayı bastırdı. Tereddüt içinde ona uzanan el Fabien’ın elini denizde boğulan birine halat atılıyormuş gibi sıkıca kavrarken gülümsemesinin geri kalanını hızla esen rüzgar götürdü gitti. Yüzü oldukça ciddi bir ifadeye bürünürken kaşları hafifçe havaya kalktı ve kadının ısırdığı dudaklarına ve şişkin yanaklarına kaydı. Sarı çillerle süslü yumuşak el sanki düşmüş olduğu bataktan onu kurtarabilirmiş gibi Fabien’ın parmaklarını sıkarken, bir zamanlar hissiz olmayan parmaklarına dokunan bir başka eli anımsadı. Mary’nin pürüzsüz, pamuk kadar yumuşak Fabien’ın avucunun içinde kaybolan minik eli tekrar avucundaydı sanki. 'Peki Bay Rousseau. Ben de Felice Jade Mathé. Ama ne önemi var değil mi; artık buraya ne için geldiğinizi bildiğime göre tanışmanın bir anlamı olmadığını fark ediyorum.' Mary’nin tiz ve melodik sesinden farklı olarak sanki ölümcül bir hastalığa yakalanmış birinin sesi gibiydi bu ses. Sesin titrekliği onu uykudan uyandırdı, karşısındakinin Mary değil de yakılmaya götüreceği kadın olduğunu hatırladı. Bir tutam bir hayal kırıklığıyla kadının çaresizce ısırdığı dudaklarına, aldğı derin soluklarla alçalıp kalkan göğsüne baktı. Vampirin rüzgarla dağılan saçlarında, gözlerini kapadığında yanaklarına değen uzun kirpiklerinde, bir çocuk gibi büktüğü dudaklarında Mary’yi anımsatan, Mary’yi özleten bir şeyler vardı. Tüm benliği bu düşünceye karşı çıksa da yerinde olmayan kalbi için için Mary’yi özlüyor, onu öldürdüğü için Fabien’ı suçluyordu. Tüm bu saçma düşüncelerden kurtulmalıydı fakat beden istemedikçe hastalıklı olan kısım nasıl atılabilirdi ki? Vücudu hiç olmadığı kadar bitkindi, tüm hücre ve dokularıyla Mary’yi özlüyordu, bu tutku ise onu yoruyordu. Nefreti bu düşüncelerle körükleniyor, büyüyor ve haykırıyordu fakat içinde hala bir taraf Mary’nin olduğunu söylüyordu.

Elinin içinden kayan el genç kadının söylediklerini ilk defa gerçek olarak anlamasını sağladı. Mathé ile tanışmak istemesi anlamsızdı, genç kadının ölüm fermanı ellerindeydi. Bu düşünce onu güldürdü. Vampirin onu duyamayacak kadar kötü durumda olması iyi bir şeydi belki ya da değildi. Havada kalan elini saçlarının arkasına daldırarak gözlerini kapadı. Bunca keder fazlaydı. Hikayeye hüzün ve kederi taşıyan kötü adam rolünü üstlenmek için fazla iyi kalpliydi. Tabii olabildiği kadar. Hissiz parmaklarının kadına dokunuşunda herhangi bir şey yoktu fakat Fabien’ı bu kadar etkilemesi garipti. Belki bu etkileşim de değildi yanlızca asırlar sonra ona Mary’yi hatırlatan bir başkasını bulduğu içindi bu karmaşa. Bu fikir oldukça akla yatkındı. Vampirin toprak zemindeki kurumuş yaprakları parçalayamayacak kadar hafif yürüyüşünü hissettiğinde gözlerini açtı. Artık karmaşa yoktu. Her şey çözülmüştü. Küçük bir çocuk gibi kıvrılarak oturduğu yerden boğuk sesi duyuldu. Bunu ne zaman yapmayı planlıyorsunuz? Demek istediğim ne kadar zamanımız var?' Dudakları hafifçe büküldü, kaşları zarifçe havaya kalktı ve vampirin kıvrıldığı yere doğru ilerledi. Genç kadının ayakları karnına doğru çekilmiş vücudu bir topa dönüşmüştü, başı bacaklarının üzerindeydi, dizleri başını şeklini almıştı, saçları ise her yerindeydiler; yanaklarında, omuzlarında, bacaklarında. Felice’in yanına diz çöktü ve elleri saçların tümünü omuzlarına atmak için ileriye doğru uzandı fakat sanki eli yanmış gibi irkilerek geri çekti elini. Kaşlarını çatarak bu soruya bir karşılık düşündü. Dişleriyle alt dudağını kemirirken hafifçe gülümsedi. 'Ölümün bir son olmadığını biliyor olmalısınız bayan. Yanlızca öteki bir dünyaya geçmektir. Malum konu hakkında konuşmayacağım. Tabii bunun inançtan inanca değiştiğini inkar etmeyeceğim fakat vampir olsakta hissedebiliyor ve sevebiliyoruz. Bu ruhumuzun olduğunu ve diğer dünyalarda bize de yer olduğunu gösterir.' Son cümlelerinde kısılan sesi cılız bir tınıyla kesildi. Dişleri bu sefer canını acıtacak kadar büyük bir hızla dudaklarını dişledi. Hissetmek ve sevmek. Fabien için ne kadar da uzak kavramlardı. Vampirin kafası hafifçe kalktı. Altın rengindeki gözlerinde acıdan ve endişeden başka bir şey yoktu. 'Bay Rousseau... Sizin... Uğruna ölebileceğiniz biri olmadı mı hiç?' Bir anlığına dudakları titredi, gerçeği söylemek için aralandı fakat aynı hızla kapandılar. Bu hastalıklı sese yalan söylemek zor olacaktı. Belki de yalan söylemeye gerek yoktu. Bu kadın birkaç gün içerisinde ölecekti. Yıllardır içince barındırdığı zehri dışarıya vurmak hem ona, hem de kalbine iyi gelebilirdi. Tereddütle alt dudağını dişledi sonra davet bekleksizin sözcükler dudaklarından döküldü. 'Bir kadın vardı... Chloris. Beni dönüştüren kişiydi. Prince’in yönetimine girdiğimizde sorguya çekildik. Ben... Söylememi istedikleri her şeyi söyledim. Söylememeye çalıştım...' Dudakları kenetlenerek sustu, bir anlık sessizlikten sonra devam etti. 'Onu yaktılar. Acı çığlıkları içerisinde benden intikam alacağını haykırdı. Eğer elimde olsaydı onun yerine ben yanardım. Çarpık bir gülümsemeyle onu merakla dinleyen kıza baktı sonra iç geçirdi. Belki fazla şey anlatmıştı fakat kimin umrundaydı?
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Felice Jade Mathé
Vampir - God's Devils ~ Piyanist
avatar

Kadın
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 842
Yaş : 25
Kan statüsü : Safkan.
Galleon : 6465
Ekspresso Puanı : 13
Kayıt tarihi : 01/04/09

MesajKonu: Geri: Çiğnenmiş Kurallar   Paz 30 Ağus. 2009, 16:47

Saçlarıyla gizlenmiş yüzündeki acıyı alaycı tavırlarıyla kendisini az da olsa kırmış olan vampirin görmesini istemiyordu. Mağrur göz kapakları artık bu dünyada hiçbir şeyi göremeyecek olmanın hüznüyle yavaş yavaş altın sarısı göz bebeklerinin üzerine kapandı. Kuru yapraklar ve nemli topraktan oluşan oturduğu yerde bu durumdan nasıl kurtulacakları düşünüyordu. Kurtulmak mümkün müydü acaba ? Üzülmeden edemezdi çünkü tüm olanlar Crestencia ve kendisi daha fazla zaman geçirebilsin diye yapılmıştı. Tıpkı gerçek birer kardeş gibi sarılabilsinler diye. Şimdiyse her şey kocaman bir boşluğa çıkmış, yok olmak üzereydi. Yanındaki vampirin hareket ettiğini hissedebiliyor ama hissettiği başka duygulardan dolayı ne yaptığını anlayamıyordu. Sevdiği her şeye bir kez daha ve artık tamamen elveda demenin ne demek olduğunu anladığını düşünmüyordu bu vampirin. Küçük bir çocuğa acımadan ondan beslenen biri mutlaka acımasızın biri olmalıydı zaten. Crestencia bunu elbette biliyor olmalıydı. Kendisine söylememe sebebi onu üzmek istememesi miydi; bunu asla öğrenemeyeceğini mi düşünmüştü ? Üstelik bu adam Crestencia ile birlikte kendisini de almaya gelmişken. Bir süre durup korkup korkmadığını ölçmeye çalıştı. Hayır, Felice ölmekten korkacak kadar aciz değildi asla. Ama buna rağmen kendisiyle birlikte başka birini de sürüklüyor olması canını çok yakıyordu işte. Crestencia ‘yı kurtarmak adına kendisini feda edebilirdi. Fakat kendilerini almak için gelen bu vampir hiçbir şekilde ikna olmazdı, Felice onu kandırabilecek kadar zeki ve tecrübeli değildi işte. Umutsuzca iç çekti ve ilk defa dönüştüğü güne tüm kalbiyle lanet etti.

Yanında olduğunu hissettiği fakat hareketlerini tanımlayamadığı adam yumuşak tonda konuşmaya başlamıştı;
“'Ölümün bir son olmadığını biliyor olmalısınız bayan. Yalnızca öteki bir dünyaya geçmektir. Malum konu hakkında konuşmayacağım. Tabii bunun inançtan inanca değiştiğini inkar etmeyeceğim fakat vampir olsak da hissedebiliyor ve sevebiliyoruz. Bu ruhumuzun olduğunu ve diğer dünyalarda bize de yer olduğunu gösterir.” Sözlerini bitirdiğinde güzel başını dizlerinden kaldırıp acıdan kıvranıyormuşçasına adama baktı. Ne demeye çalışıyordu bu ölümden sonraki hayatla ilgili zırvalıklarla ? Felice ‘in düşündüğü yaşayıp yaşamamak değildi ki; sevdiği insanın ölümüne sebep olacak olmaktı. Hayatlarını beraber geçirmek için verdiği kararın getirilerini iki kişinin çekecek olmasıydı. Ama haklıydı da; sevmek ve hissetmek asla değişmemişti. En basit örneği şu an kendisini ölüme götüren vampire bakarken karnında hissettiği kasılmalardı. Ondan nefret etmeye zorladı kendini; adamın Felice ‘e anlamsız bakan kırmızı gözlerini sevmeye değil nefret etmeye zorladı. Gülümsediğinde yanaklarında oluşan o küçük gamzelerin izlerinden nefret etmeye çalıştı. Dakikalar önce tanıştığı adama saniyeler içinde tutulmaya başlaması normal değildi. Üstelik kendisine asla yardım eli uzatmazdı. Felice onun kan kırmızı gözlerine acıyla bakarken o işini yapıp üstlerinin gözünde bir kat daha yükselmeyi düşünürdü. Felice ve Crestencia ‘nın değersiz canı onun için yükselmek demekti; o ise Felice ve Crestencia için ölüme açılan kapı… Düşüncelerine rağmen karşısındaki vampirin kendilerine biraz olsun değer vermesi için Tanrı ‘ya yalvarıyordu içinden. Aklındakileri öğrenmek adına sahip olduğu tüm kederi cümlelere dökmeyi denedi; “ Bay Rousseau... Sizin... Uğruna ölebileceğiniz biri olmadı mı hiç? “ Adamın dudaklarındaki titreyişi altın sarısı gözlerinden kaçmamıştı elbette. Dudaklarını açıp kaparken yaşadığı tereddüt anlatacak bir şeyleri olduğunun anlaşılmasına sebep oldu. Felice gözlerinde hayretlerle adamın dudaklarını seyretti. Gerçekten böyle biri olamazdı değil mi; bu Felice ‘in adam hakkındaki tüm düşüncelerini yıkar, nefret etmek için sarf ettiği çabalarını bir bir boşa çıkarırdı. Birini ölecek kadar sevmek onun bu acımasızlıkla başaracağı bir şey gibi görünmüyordu Felice ‘e. Kim bilir kaç kişiyi sevdiğinden ayırmış; ateşlerde yanıp kül olmasını seyretmişti. Fedakarlıkta bulunduğu biri var mıydı; canından daha fazla önemsediği biri ? Bir an için böyle biri olduğunu hayal etti beyninde. Böylesine etkileyici bir vampirin aşık olabileceği kadın elbette dünya üstü bir güzelliğe sahip olmalıydı. Hiç bilmediği ve asla da öğrenemeyeceği kadını kıskanarak gözlerini bir süre kapattı. Açtığında ellerini doladığı bedeninden ayırarak nemli toprağa bıraktı. Sonra adam konuşmaya başladı usul usul; “ Bir kadın vardı... Chloris. Beni dönüştüren kişiydi. Prince’in yönetimine girdiğimizde sorguya çekildik. Ben... Söylememi istedikleri her şeyi söyledim. Söylememeye çalıştım... Onu yaktılar. Acı çığlıkları içerisinde benden intikam alacağını haykırdı. Eğer elimde olsaydı onun yerine ben yanardım. “ Adamın gülümsemesine ve iç geçirmesine şaşkınlıkla baktı yine. Chloris… Felice bu ismi bir yerlerden tanıdığını hatırlıyordu ve nereden olduğunu düşünmeye çalıştı. Yakılan bir vampir; Chloris. Crestencia onun hakkında bir şeyler anlatmıştı; evet, Chloris ‘in mahkemesinde bizzat bulunduğunu söylemişti. İntikam alacağını haykırdığını ama bu cümleleri kime sarf ettiğini bilmediğini söylemişti. Şimdi öğreniyordu işte, kendisini dönüştüren kişiye bağlılığını göstermemiş ona ihanet etmiş olan kişi karşısında duruyordu. Felice ‘in ince ve sarımsı kaşları sinirle çatıldı. Başlarını ölüme göndermesi önemli değildi; kendisini göndermesi bile. İçinde kendilerine üzüldüğüne dair ufacık bir his aramaya çalışmıştı sadece. Ama şimdi görüyordu ki kendisini dönüştüren kişiyi bile ölüme götürecek kadar iradesizdi karşısındaki ve Felice bunu Crestencia ‘ya asla yapmayacaktı. Elleri sinirle titreyerek adama doğru döndü tüm bedeniyle. Gözlerinde adeta şimşekler çakarak bir süre pişman gülümsemesini seyretti. Pişmanlığı Felice ‘e tamamen gerçek görünse de yaptığından pişman olmayı hak ettiğini düşünerek konuşmaya başladı; “ Biliyor musunuz Bay Rousseau Chloris ‘i biliyorum; ona yaptıklarınızı da. Crestencia onun infazından bulunmuş ve acı dolu çığlıklarına şahit olmuş. Bedeni acıyla yanarken intikam alacağını söylüyormuş. Bunu bana anlattığında onun bu denli kötü sonuna sebep olan kişinin de yanmayı hak ettiğini söylemişti. Böyle acımasız, böyle cani… “ Söyleyecek söz bulamayarak cümlesini yarıda kesti. Kendisine bunları anlatırken merhamet mi beklemişti acaba; bunun onun suçu olmadığını söylemesini mi ? Kendinizi dönüştüren kişi sizin aileniz sayılır; ona canınızı borçlusunuzdur. Onun yakılmasına sebep olmaksa… Adamın yüzüne sinirle baktı ve gözlerini gözlerinden ayırmaksızın bir süre nefretle baktı. Ondan nefret etmek için gereken buydu demek ki. Sonra tüm hissiyatı değişerek titrek ve kırılgan haline geri döndü. Adamın ellerini şefkatle tutarak ve kaşları gevşeyerek gözlerinde hüzünle konuştu; “ Crestencia ‘ya beni dönüştürmesi için yalvardığım için pişmanım Bay Rousseau. Onu küçüklüğümden beri tanıyorum ve onu her şeyden çok seviyorum. İnsanca tavırlar vardır sevdiğiniz kişiyi öpmek sarılmak istersiniz. Ben ne zaman Crestencia ‘ya sarılsam onun çektiği acıyı gözlerinden okuyabilirdim. Bunun bitmesini istedim; onu buna ben zorladım. Bir çocuk gibi davranıp ağlayıp sızlandım hatta. O annem gibi gözyaşlarıma dayanamazdı… “ Karşısındaki vampirin artık gözlerine bakmıyordu. Tek istediği onu ikna edebilmekti. Esen rüzgarı yüzünde hissettiğinde ürpertiyle titredi ve bedenini adama biraz daha yaklaştırdı. Altın sarısı gözlerini adamın ellerine dayayıp ona da üzüldüğünü hissettirmek istercesine pürüzsüz ellerini şefkatle okşadı. İkinci kez esen rüzgarla adamın kokusunu duyarak gözlerini kapadı; ” Sonunda onu ikna ettim. Hiç acı yoktu, hiç his yoktu. Sonrasında hep beraber olduk işte. Buraya taşınıp sonsuza dek kardeş gibi yaşadığımızı düşündükçe mutlu oluyordum; sonra onun endişeleri geldi. Çok tecrübesizim gördüğünüz gibi, endişelerinin sebebini hiç anlayamadım; şu ana kadar. “ Adamın ellerini okşamayı bırakmış parmaklarıyla oynamaya başlamıştı. Son kez göreceğini düşündüğü bu adamın ellerini bile olsa keşfetmek istiyordu, engel olamıyordu. Parmaklarına bir bir dokunurken gözlerini ellerinden kaldırıp adama çevirdi. Adeta yalvarıyordu; “ Lütfen Bay Rousseau. Size tüm kalbimle yalvarırım. Her şeyin suçlusu benim; bunlar hep benim hatam. Yaşadığınız pişmanlığı benim de yaşamamı mı istersiniz, öbür yaşamda dahi olsa ? Crestencia ‘ya bunu yapamam. Şimdi, şu an beni götürün. Eğer siz de her şeye benim sebep olduğuma şahit olduğunuzu söylerseniz Crestencia ‘nın hayatını bağışlayabilirler. Lütfen Bay Rousseau, beni götürün. “ dedi adamın büyük ellerini küçük avuçlarından sıkarak. İkna olmasını, tıpkı Chloris ‘in yanmasına sebep olduğu gibi kendisinin ölümüne de sebep olmasını istiyordu. Ama sadece kendisinin; Crestencia ‘nın değil…
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Morpheus Fabién Rousseau
Vampir
avatar

Erkek
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 66
Yaş : 22
Galleon : 6258
Ekspresso Puanı : 11
Kayıt tarihi : 16/04/09

MesajKonu: Geri: Çiğnenmiş Kurallar   Çarş. 09 Eyl. 2009, 20:40

Minik, çocuksu eller titredi, narin beden hışımla Fabien’a döndü, yakut rengi gözler ise kendisine duyduğu öfkeden kapandı. Fazla ayrıntı vermişti, vampirin hikayeyi duyma olasılığının imkansız olduğunu düşünmüştü. Oysa Felice biliyordu, duymuştu nasıl duyduğu önemli değildi sonuçta biliyordu işte. Narin elleriyle yaptığı sinirli hareketlerden, geniş yüzündeki nefret ifadesinden anlaşılıyordu bu. Kendisine bugüne kadar duyduğu tüm küfürleri sıralayan Fabien’ın dişleri dudaklarını kanatacak kadar sert bir şekilde ezdi. Dişleri alt dudağını çiğneyip Fabien’ın kendine duyduğu öfkeyi çıkarmaya çalışırken eski bir anı ona gülümsedi. Vampirin dayanmış olduğu ağacın dalları arasından ıslık çalarak uzaklaşan rüzgar eski bir anının hayaletini zihninden sıyırıp gün ışığına çıkardı. Chloris yüzünde çarpık bir gülümsemeyle yanlarında oturuyordu. Karşısındaki Chloris vampir değildi, bu garipti çünkü onu hiçbir zaman bir insan olarak görmemişti Fabien. Elleri eski moda kadife elbisesinin önünde zarifçe birleşmiştir, mavi gözlerinde naif bir bakış vardı fakat irisleri hastalıklı bir intikam hırsıyla yanıyordu. Fabien Chloris’i fazla iyi tanıyordu; bir söz vermişti, intikamına alacağına dair ve asla verdiği sözden dönmezdi. Şimdi yanındaydı işte, istediği kadar özür dileyebilirdi fakat o bakışı hiçbir sözün değiştiremeyeceğini ve Chloris’le konuşmanın bir ağaçla konuşmakla eş olacağını biliyordu. Chloris orada değildi, karşısındaki geçmişten bir gölgeydi sadece. Göz kapakları kırmızı irislerinden utanmış bir şekilde gözlerinin üzerine kapanırken hızlanmış nefesini eski haline döndürmeye çalıştı. Gözleri kapalıyken bile Chloris’i görebiliyordu; aynı kalkık kaşları ve kahverengi yüzüyle Fabien’ın her düşüncesindeyi. Burnunda Chloris’in çileğe benzeyen tatlı kokusu vardı, fakat hiçbir anı yoktu. Yanlızca ne üdüğü belirsiz sesler vardı. Sesler her yerdeydi kafasının içinde, yaslandıkları ağacın kovuğunda, belli bir ritme kendini kaptırmış inip çıkan göğüslerinde. Kapanmış gözleri mayışık bir şekilde açılırken, kurumuş dudaklarının üzerinde gezindi dili. Yorgun bakışları konuşmaya hazırlandığı belli olan vampirin, sonra da vampir olmayan vampir Chloris’in üzerinde gezindi. ‘Biliyor musunuz Bay Rousseau Chloris‘i biliyorum; ona yaptıklarınızı da. Crestencia onun infazından bulunmuş ve acı dolu çığlıklarına şahit olmuş. Bedeni acıyla yanarken intikam alacağını söylüyormuş. Bunu bana anlattığında onun bu denli kötü sonuna sebep olan kişinin de yanmayı hak ettiğini söylemişti. Böyle acımasız, böyle cani…’ Pek yeni şey söylememişti kadın, bunu düşünürken dudaklarında küçük bir gülümseme oynaştı. Acımasızlık ve canilik her vampirin özelliği değil miydi zaten? Karşısındaki vampir öylesine uzun zamandır bastırıyordu ki bu tür duygularını kendisinin içinde de kaynayan bir kazan olduğunu farkedememişti. Dudaklarının kenarları hafifçe havalanırken ellerini çekingenlikle kavrayan minik elleri hissetti. Chloris’in hala orda olup olmadığını görmek için ona taraf bakarken içinde bir nebze de olsa suçluluk yoktu. Chloris ona aşıktı, o Chloris’e değil. Kadının bir çok şey söylediğinin farkındaydı fakat tüm duyuları hala Chloris’in üzerindeydi. Sanki bir heykelmişçesine kıpırdamıyordu, tek hareket eden gözlerindeki intikam ateşiydi. Konuşmak istedi fakat o isteklerini dile getiremeden Chloris’in tatlı sesi kulaklarını doldurdu. ‘İntikamım bu muydu diye düşündüğünü biliyorum Morpheus. Fakat anlayacaksın. Bunun bir son olmadığını her şeyin daha yeni başladığını anlayacaksın.‘ Chloris’in yüzünde belirsiz bir gülümseme belirdi ardından görüntüsü silikleşti. Bir an Chloris’i göremedi sonrasında ardından yanlızca bir avuç yaprak kalmıştı. Şaşkınca etrafına bakınırken vampirin sesinin tekrar netleştiğini ve bir sürü ayrıntıyı kaçırmış olduğunu farketti. ‘Lütfen Bay Rousseau. Size tüm kalbimle yalvarırım. Her şeyin suçlusu benim; bunlar hep benim hatam. Yaşadığınız pişmanlığı benim de yaşamamı mı istersiniz, öbür yaşamda dahi olsa ? Crestencia ‘ya bunu yapamam. Şimdi, şu an beni götürün. Eğer siz de her şeye benim sebep olduğuma şahit olduğunuzu söylerseniz Crestencia ‘nın hayatını bağışlayabilirler. Lütfen Bay Rousseau, beni götürün.’

Vampirin Fabien’ın tüm söylediklerinden hiçbir şey anlamadığını boş bakışlarından anlaması ne kadar sürerdi? İki saniye mi yoksa üç saniye mi? İki saniye geçti, üç saniye de geçti fakat vampir Fabien’ın parmaklarıyla oynamaya devam etti. Fabien dişleriyle alt dudağını çiğnerken kendine çekidüzen verme gereği duydu. Yüzündeki boş bakış yerini ‘belirsiz’ bir bakışa bırakırken, ellerini kadının elinden çekme ihtiyacı duydu. İnsanların –veya vampirlerin- ona dokunmasından hoşlanmazdı çünkü bu dokunuşlar ona hiçbir şey hissettirmezdi. Nazik olmaya çalışarak elini kadının elinden çekti. Bu birini kırmayacak kadar yumuşak bir çekişti. Elini arkasına saklarken bir nebze utanç duydu. Konuşabilecek hale gelmek için bir kaç saniye bekledi, gözleri hala Chloris’in önceden oturduğu ağaç kovuğundaydı. ‘Bayan sözlerinizin yerinde olmayan yüreğime dokunduğunu söylemeden geçemeyeceğim fakat söylediklerinizin benim için ne demek olduğunu farkında mısınız? Eğer sizin adınıza yalancı şahitlik edersem benim kafamın yerinde kalacağına nerden emin olabilirim? Eskiden vatan hainliğinde kafa uçurulur, cadılıkta ise insanlar yakılırdı bunu biliyor olmalısınız. Vampir hanedanlığının eski kafalı olduğunu söylememe gerek yoktur sanıyorum. Dediğiniz gibi acımasız ve cani bir vampirim ben bunların yanında oldukça bencilim.’ Fabien oturmuş olduğu yerden kalkarken kafası hafifçe yana eğilmişti, yüzündeki ifade ise aklından geçeni yapsa neler olacağını merak eden bir çocuğunki gibiydi. Bir süre gözleri ondan nefret edermiş gibi bakan fakat içi büyük bir kederle dolu olan altın sarısı gözlere dikili kaldı. Sonra yorulmuş gibi iç çekti ve vampirin kızıl saçlarından bir tutamı parmaklarının arasına aldı. Yumuşak saçı büküp bir çocuk gibi parlaklığını hayranlıkla izlerken tekrar konuştu. ‘Bayan Mathé, anlattıklarınızdan her istediğini ele geçiren bir vampir olduğunuz belli oluyor. Fakat üzülerek söylüyorum ki bu sefer istediğinizi alamazsınız. Keşke size yardım edebilseydim fakat elimden bir şey gelmez.’ İçindeki mutsuzluğa anlam veremiyordu Fabien, daha önceleri bir çok kişiyi ölüme götürmüştü ve hiçbir suçluluk hissetmemişti. Şimdi karşısında perişan hale gelmiş vampire bu kadar acımasının sebebi neydi; kendisini yaratmış olan kişiye bu kadar körü körüne bağlanmış olması mıydı yoksa her hareketinin Mary’yi hatırlatması mıydı? Bu tür düşünceleri aklından atmak istedi çünkü bu kızı tekrar görebileceği bir muammaydı. Bir an umutsuzlukla iç çekti, kızıl saçlar ellerinin arasında kaydı ve ayakları geri geri giderken kulakları ormanın içinden gelen koşmaya benzer rüzgar sesindeydi.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
E. Niggle Borland
Ressam ~ Vampir
avatar

Erkek
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 445
Yaş : 29
Kan statüsü : Kurban ne verdiyse...
Galleon : 6508
Ekspresso Puanı : 11
Kayıt tarihi : 09/04/09

MesajKonu: Geri: Çiğnenmiş Kurallar   Çarş. 30 Eyl. 2009, 19:16

Çağrıyı alır almaz, Rusya'ya nasıl gideceğim konusundaki şüphelerim git gide artmıştı. Uzun yıllar boyunca, o soğuk ülkeden nasıl uzak durduğumu ben bile bilmiyordum. Zaman ne kadar da hızlı geçmişti, bu kadar uzun yaşayan birisi için tüm düşmanlar mezara girmiş olurdu, oysa mezarda yaşayan düşmanları çıkmaksızın oraya gömmekse büyük bir işti.

Rusya'ya gitmiyordum, çünkü her erkek gibi geride bir takım kadınlar bırakmıştım. Bunu bir çok ülkede yaptığımı söyleyebilirim, Rusya yalnızca bu ülkelerden biriydi. Oysa, bana en yakın ve benden bir o kadar uzak olan bir tek kişi vardı ki, Rusya'ya giriş çıkışımı neredeyse engellemişti. Tabi ki, sınırlara korumalar koymasa bile Rusya'ya girdiğimden haberdar olurdu.

Beni öldürür müydü?

Sanmıyorum. Çünkü ben zaten ölüydüm. Varlığımı bu dünyadan silmesi, benim için bir ölüm olsa bile bunu yapacağını düşünmüyordum. Onu kızdırmıştım evet, hemde çok kızdırmıştım. Yine de, tüm geçmişimizi düşündüğümde, onun bunu yapmayacağını açıkça biliyordum.

Altmışlı yıllarda yolculuk çok daha zordu. Evet, uçamazdım. En azından bu dönemde ama insanlığın gelişmeleri oldukça iyiydi. Yakında toplu taşıma araçları gökyüzünde iyice dolaşır olacaktı. Daha önceden göndermiş olduğum mektuplar geri dönmediler fakat mektubu gönderdiğim kişilerin kendileri gelmişti.

Benim sevgili Ghoul'larım...

İkisi de, çağının güzelliğinin bir kopyasıydı. Biri ispanyol, bir diğeri ise fransız olan ve karşımda istediğim herşeyi yapmak için can atıp tutuşan iki Ghoul... Kanımı içmişlerdi ve benimdiler, ben ne istersem yapmak üzere tasarlanmış ve insanoğlunun yapmaya çalıştığı robotlardan daha kanlı canlı emir erleriydiler...

Rusya'ya gideceğimizi söylediğimde, yüzlerinde hoş bir gülümseme oluşmuştu. Gecenin ilerleyen vakitlerinde yola çıkacaktık, bu yüzden onlara ihtiyacım olacaktı. Ben gündüzleri kamaramda, tabutumda ya da ışık olmayan bir yerde uyurken onlar beni bekleyeceklerdi, uyandığımda bana kahvaltımı(!) getireceklerdi.

Velvet ve Esmeralda'nın, kolları arasında tabutuma girip, geniş askeri aracın arkasında huzurla uyurken Velvet yanımda, Esmeralda ise çaldığı aracın içerisinde yol alıyordu. Büyüsel yollardan gidebilirdim oysa onlar, benim görmüş olduğum bu büyülü dünyayı asla görmemişlerdi. Yine de, işin içinde büyülü bir şeyler olduğunu anlayacak kadar akıllıydılar, çünkü yolculuğumuz çok kısa sürdü.

Rusyadaydık...

Yeni başlayan geceye uyandırıldığımda, Velvet ve Esmeralda, üzerlerine kalın kürkler geçirmişlerdi. İkisi de birbirinden daha güzeldi. Esmeralda saçlarımı düzeltirken, Velvet benim için satın aldığı ya da çaldığı ya da güzellikle kendisine hediye ettirdiği ki nasıl ele geçirdiğinin bir önemi olmadığı gibi bilgim dışındaydı.

Deri montu üzerime geçirerken yüzünde hoş bir gülümseme vardı. Fakat bir anda çözülüp gitti. Bunun sebebi, o kıyafeti üzerime giymeyecek oluşumdu. Beni daraltıyor ve hareketlerimi kısıtlıyordu. Rahat olmayı seviyordum...

Üzerimde siyah ipekten, yakaları açık bir gömlekle rusyanın karlı topraklarına indim. Neredeyse çıplak sayılırdım, en azından ruslar için ve yanımda kürklere bürünmüş birbirinden güzel iki kadın vardı. Moskova'ya hiç uğramamak için mesajı aldığım yere direk gitmek için bir araba kiraladım. En başından bu yana cömert bir adamdım, adamı öldürmediğim gibi parasını da vermiştim.

Kısa süre içerisinde, Fletcher Malikanesi adı verilen o yere vardım. Felice'in ve kendine Prensin elçisi diyen Morpheus adındaki vampirin beni beklediği yere. Oysa, bildiğim kadarıyla Rusya'da hiç bir Prens yaşamamıştı. Muhtemelen Anarch'a hizmet eden piç kurularının yerleştiği bir yerdi ve şu andaki Berlin Prensi Gustav'ın alakadar olmadığı bir noktada sayılırdı.

Velvet ve Esmeralda'nın eşliğinde içeriye girdiğimde, sıcaklıktan bunalmış bir şekilde bir iliği daha açtım. Bu kez ciddiydim ve olaya dahil olmaya karar vermiştim.

_________________


Biz ölümsüzüz. Önümüzde bilincin takdir edemeyeceği ve ölümlülerin pişmanlık duymadan tadamayacağı zenginlikler var. Tanrı öldürür biz de öldürürüz; O zengini ve fakiri fark gözetmeden alır, biz de alırız. Tanrının hiç bir yaratığı bizim kadar yakın değildir, bizim kadar benzemez O'na. Cehennemin kokuşmuş sınırlarına hapsolmadan, O'nun bütün krallıklarında gezinen karanlık melekleriz biz.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Çiğnenmiş Kurallar   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Çiğnenmiş Kurallar
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Rusya :: Fletcher Malikanesi-
Buraya geçin: