AnasayfaEkspresGaleriSSSKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Gecenin Cefası

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Javiér Diadre
Aviditas
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 23
Galleon : 5915
Ekspresso Puanı : 1
Kayıt tarihi : 15/07/09

MesajKonu: Gecenin Cefası   Perş. 16 Tem. 2009, 20:40

Hafif hafif çiselen yağmur Javiér’in kısa saçlarına karışıyor oradan da yüzüne doğru süzülüyordu. Yağmuru severdi. O soğuk damlaların gecenin karanlığından gelip yüzüne vurmasını seviyordu. Gün ışığını içine çekip yavaş yavaş güne çökmüş olan gecenin karanlığında dışarı çıkmıştı Javiér. Hava soğuktu. Zaten evin sıcağından bunalıp çıkmıştı dışarı. Issoria ile görüşmeye yürüyerek gidecekti. Çok değil, 10–15 dakikalık bir yürüme mesafesindeydi buluşacakları yer. Kaldırımlar yağan yağmur yüzünden kayganlaşmıştı. Adım atarken ıslak zeminden tuhaf sesler çıkıyordu. Etraf öyle sessizdi ki ayağının altında ezilen taşların çıkardığı sesleri bile duyabiliyordu Javiér. Tuhaf bir gündü. Normalde sesiz ancak dolu olurdu bu sokak. Genelde kendi halinde yürüyen büyücüler doluşurdu ancak birbirleriyle konuşmazlardı. Burada herkes tehlikeliydi çünkü. En az Javiér kadar. Derin derin nefes alıp verirken ağzından beyaz dumanlar çıkıyordu. Üşümüştü fakat umursamıyordu. En az dışarısı kadar soğuk bir yere gidiyordu çünkü. Gerçi Issoria olduktan sonra bulundukları yerin hiçbir önemi yoktu. Tuhaf bir şekilde bağlıydı bu kadına. Onu gördüğü zaman herkesten daha çok istemişti onu ve elde ettiği her şey gibi almıştı onu da. Hayatı boyunca içinden gelerek gülümsediği ve hiç düşünmeden gerçekleri söyleyebildiği tek kişiydi Issoria. Değerliydi onun için. Değerli kelimesi eğer Javiér gibi biri tarafından söyleniyorsa küçümsenmemeliydi gerçekten. Çünkü Javiér hiç kimseye veya hiçbir şeye değer vermezdi asla. Issoria bir istisnaydı ve tekti. 10 dakika kadar sonra buluşacakları yere gelmişti Javiér. Issoria ile beraber sık sık geldikleri bir yerdi burası. Normal büyücülerden vampirlere kadar herkesi içinde barındıran tuhaf bir çekiciliğe sahip bir o kadarda lüks ve pahalı olan bir restorandı burası. Hoş bir dekorasyona sahipti ve yemekleri gerçekten lezizdi. İçerisi her zaman ki gibi soğuktu. Hatta belki de dışarıdan bile soğuk. Issoria görünürde yoktu. Zaten genelde sonradan gelirdi hep. Köşede pek göz önünde olmayan bir masa bulup oturdu Javiér.

Çok kalabalık değildi içerisi ancak gürültülüydü. Öyle ki barın diğer ucunda bulunan sahnede çalınan müzik duyulmuyordu oturduğu masadan. Zaten klasik müzik sevmezdi. Sorun değildi bu onun için. Sessizliğini koruyarak etrafı gözetlemeye başladı. Bakışları sürekli kapıya dönüyordu. Ancak Issoria yoktu hala etrafta. O sırada ona doğru yaklaşan bir garsonu fark etti. Restoranla uyumlu bir biçimde şık ve temiz giyimliydi garsonlar.
“Hoş geldiniz Bay Diadre. Ne arzu ederdiniz?” Hemen hemen bütün garsonlar tanırdı Javiér’i. Genelde müşterileri belli kişilerdi bu restoranın. Javiér’de en sık uğrayan müşterilerinden biriydi. Tanınıyordu o yüzden. “Biraz bekleyeceğim. Sonra gel.” Her zamanki gibi önemsiz ve işine yaramayan kişilere karşı kaba davranışlarını sürdürüyordu. Yavaşça geri çekildi garson. Tekrar etrafa bakınmaya başladı Javiér. Genelde çiftler halinde gelmiş kişiler vardı masalarda. Her zamanki gibi gözlerini yemeklerinden ayırmadan konuşuyorlardı. Kimse birbirini umursamıyordu. Biri gelip her hangi birini öldürse kıllarını bile kıpırdatmazlardı. Issoria belirdi aniden kapıda. Buz mavisi gözleri etrafı taramaya başlamıştı. Yavaşça elini kaldırdı Javiér ona doğru ve elini kaldırmasıyla beraber ona doğru yöneldi Issoria. Javiér sadece Issoria’ya özel olan nezaketini göstererek ayağa kalktı ve kadın yanına yaklaşırken büyük bir gülümseme yerleştirdi yüzüne. “Hoş geldin.”


En son Javiér Diadre tarafından Çarş. 05 Ağus. 2009, 12:42 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Issoria Lathonia
Ira
avatar

Kadın
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 702
Yaş : 22
Kan statüsü : Safkan
Galleon : 7003
Ekspresso Puanı : 2
Kayıt tarihi : 25/02/08

MesajKonu: Geri: Gecenin Cefası   Ptsi 20 Tem. 2009, 11:05

Bıkkınlığın verdiği rahatsızlık hissini yenmeye çalışan karanlık siluet, panoramik derecede kapsamlı olan tablonun bir parçası değilmiş gibi saçlarını savurdu ve kibrinin yerini alan öfkeyle karışık duygularını bastırmayı başarmışçasına kırıcı gülümsemesinin belirginleşmesine izin verdi. Üzgüye bulanmış kasvetli gecenin içinde yolunu bulmaya çabalarken albenili görüntüsü bir an dalgalanarak bozuldu, ardından tekrar zarafetini kazandı. Güzelliğinin bulanmasına neden olan şey kalabalık düşüncelerle dolu zihninden tamamen çıkmış küçük bir nottu sadece. Biricik Javiér’in dans eden yağmur damlaları arasında ıslanmış cazibeli hatları bu soğukta onu sıcak tutmaya yarıyordu ancak bekletilmeyi sevmeyen adamın kızgınlığı fikriyle içi yeniden buz kesiyordu. Siyah cüppesinin eteklerini kırıştırmamaya özen göstererek hafif adımlarını sıklaştırdı. Güzide caddelerin ışıltılı camlarından pervazlarına kadar abartılı dekorların hepsinden sıkılmıştı. İngiltere’nin ezici havası çoğu kez zulmetinden sıyrılarak güçlü bir cadının bile kendini mağlup hissetmesine yol açabiliyordu. Sihrin damarlarında akmadığının farkında olmayan Mugglelardan uzakta sürdürdüklerin hayatın sonu bir gün gelecekti. O zaman saklanmaya gerek duymayacaklarını umut ediyordu, her ne kadar bazı konularda onların yaptıklarından habersiz olsalar dahi yavaş yavaş bütünleşmeyi öğreneceklerdi. Şimdilik asıl tehlikeden habersiz çarpışan iki tarafın umusu kalmamış hallerini kuytu bir köşeye sinerek izleyenlerin parmakları arasında tuttukları asaya gerek duymadan yaratacaklarını bilemiyorlardı. Önemli olan buydu. Dalgınlıklarının bedelini ödeme vakti çok yakındı.

Parıltılı vitrinler son bulduğu sırada Godric’s Hollow’ın ırak mekânlarından biri kabul edilen The Nocturnal’a baktı istemsizce. Burjuva olduklarını düşünen lüks bağımlısı mutena büyücü ve cadıların yüzlerindeki donuk ifadenin anlamını merak ederken kapıdan girdiği anda cüppesini çıkararak vücut hatlarını olabildiğince belli eden, özel yapım, pahalı ve kaliteli Fransız yapımı siyah saten elbisesi sanki bir kıyafet değilmiş de her zaman ona ait olan bir parçasıymış gibi göz alıcı görünüyordu. Hafif bir uğultu halinde yayılan müziğin sessizliğinden faydalanarak dikkatini toplayan genç kadın gözlerini içeride gezdirdi. Modaevlerinden fırlamış adamların, katalog çekimleri sonrası yemek yiyen kadınlarla itici sohbetler ettikleri bu yerde ne gibi bir işi olduğunu bilmese de artık sıkça geldiği için tanıdık bir sima olmayı hak etmişti. Aradığı kişinin havaya kalkan elini fark ettiğinde yana kıvrılan dudakları arasında beliren hoşnutluk fazla beklemeden silindi. Böyle bir kadındı işte, latif ve emsalsiz. Ayağa kalkan adama beklediği tebessümü verdikten sonra sandalyesinin çekilmesine gerek duymadan ince bedenini kıvırarak yerleşti yerine. Boynundaki madalyonun içine yerleştirdiği parşömenin ağırlığı her zamankinden daha fazla hissedilirken umursamadı, sadece önündeki tabağı izlemekle yetindi. Javiér sandalyesine oturduğu sırada onun dudaklarından çıkmış karşılama sözcüklerini yeni algılıyordu beyni. Karşılık vermek yerine arkasına yaslanarak kollarını önünde kavuşturarak kıvırcık siyah saçlarının arasından adama baktı. Değişmemişti, gözlerindeki aç pırıltı bile yerinde duruyordu. ‘Zamana duyduğun vefanın meyvelerini alıyorsun Javiér. Nebula’nın gençliği seninkinin yanında sönük kalacağı gibi çiğliğini kaybederek dağılacaktır.’ Tekdüze sesinin ötesine geçerek kelimelere sıcaklık yükleyen Issoria düşüncelerinin hür iradesinden kopmasından faydalanarak göğsündeki ağrının nedeni parşömeni biraz olsun önemsemedi. Ele geçirildiği anda ruhunu saran yersiz öfkeye teslim olmak zorundaydı. Adamın yeşil gözleriyse bu zorunluluğu unutturmak için en iyi ilaçtı kuşkusuz.

_________________


'Amaranthiné'
Ekspresi bırakmayacağ(ız)
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Javiér Diadre
Aviditas
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 23
Galleon : 5915
Ekspresso Puanı : 1
Kayıt tarihi : 15/07/09

MesajKonu: Geri: Gecenin Cefası   Çarş. 22 Tem. 2009, 21:11

Kadının karşılık olarak yüzünde beliren tebessüm, içerideki soğuğa rağmen sıcak bir esinti gibi gelmişti Javiér’e. Tuhaf bir büyü vardı Issoria’da. Simsiyah saçları bembeyaz omuzlarına doğru uzanırken delici bakışları Javiér’i ele geçiriyordu adeta. Issoria’nın öfkesini her an gözlerinden okuyabilirsiniz. Hatta bazen bu güzelliğini bile gölgeleyecek kadar ileri gitmiş olabilir. Fakat o öfkeli bakışlar Javiér’e dönüğünde biraz olsun yumuşamaktadır her zaman. Javiér’de tıpkı onun gibi beraberlerken hiç yanından ayırmadığı parşömenin ağırlığına veya onu ele geçirme çabalarına aldırmadan davranışlarını kontrol edebiliyordu. Kadının güzel dudaklarından çıkan sözler Javiér’in o oportünist gülümsemesini ikiye katlamıştı adeta. Issoria’nın onu bu kadar iyi tanıyor ve bu kadar iyi tanımlayabiliyor olması sevindiriyordu onu. Bu konuda kimse Issoria’yı geçemezdi doğrusu. Kadının kendisini bu kadar iyi tanımasını Javiér sağlamıştı elbette. O istemese asla yakalaşamazdı bu kadar yakınına. Fakat Issoria’yı ne derece istediği ortadaydı. “Sesindeki hışmın beni en az güzelliğin kadar cezp ettiğini söylemiş miydim Issoria?” Sözlerini henüz tamamlamıştı ki az önce terslediği garson tekrar yanlarında bitmişti. Yüzünde hala o hoşgörülü gülümseme vardı. Bakışları Issoria’ya dönmüştü. Kadının sert bakışlarına rağmen hayran hayran bakıyordu adam.

Javiér en az kadın kadar sert bakışlarını adama çevirdi. Issoria güzel bir kadın olabilirdi hatta birçok erkeğin kendini bakmaktan alıkoyamadığı nitelikte bir kadın olabilirdi. Ancak yanında Javiér varken bütün erkekler dikkatli olmak zorundaydı. Kızgınlığını bakışlarına yeterince yansıttığında adam hatasını fark edip ona döndü.
“E-evet. Ne arzu etmiştiniz?” Adımın sesindeki titreme oldukça belliydi. Anlaşılan Javiér düşündüğünden daha sert görünmüştü adama. Böylesi daha iyiydi. Ne kadar tehlikeli biri olduğunu göstermeliydi etrafa. Gerçi Issoria’nın yanındayken böyle davranmaktan hoşlanmıyordu ancak yanındaki o güzel kadının sorumluluğunu taşımak zorundaydı. Biraz daha sakin davranmaya başladığında adamın rahatladığını gördü. Bakışlarını nihayet adamdan kaldırıp karşısındaki kadının masmavi gözleriyle buluşturduğunda tüm siniri geçmiş gibiydi. Kıskanma konusunda biraz daha kontrollü davranmak zorundaydı. Issoria’nın her hareketinden asalet akarken böylelerinin hayran bakışlarına maruz kalması normaldi. Javiér bile ona sahip olmasına rağmen alamıyordu kendini kadına bakmaktan. Evet, ona sahipti ve paylaşmaya hiç mi hiç niyeti yoktu. Issoria’ya ne istediğini soracaktı ki onunda aynı şeyi ona sormak ister gibi bir hali olduğunu fark etti. “Ne istersen bana da ondan söyle.” Karnının aç olmasına rağmen yemek şuan umursadığı en son şeydi.


En son Javiér Diadre tarafından Çarş. 05 Ağus. 2009, 12:44 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Issoria Lathonia
Ira
avatar

Kadın
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 702
Yaş : 22
Kan statüsü : Safkan
Galleon : 7003
Ekspresso Puanı : 2
Kayıt tarihi : 25/02/08

MesajKonu: Geri: Gecenin Cefası   Perş. 30 Tem. 2009, 16:49

Gecenin karanlığı bile ruhunu alev alev yakan öfkeyi dindirmeye yetmiyordu. Zaten ne yetebilirdi ki söndürmeye? Lanetli bir parşömenin parçasının ele geçirdiği bir ruha ne yeterdi ki? İssoria derdinin dermanının karşısındaki yeşil gözler olduğunu biliyordu bilmesine. Ama bedeninden taşan ruhu tatmin olacak mıydı onunla? Küçük bir şeker parçası gibi yutabilir miydi onu? Ardı ardına gelip zihnini işgal eden bur soruların cevaplarını bilmiyordu. Bulmak istiyordu, bulmak ve ona göre davranmak. Ancak bu alacakaranlıkta kömür aramak gibiydi. Her şey o kadar karışmıştı ki, ayrı parçalar bile görünmüyordu artık. Göğsünü delip geçen parşömenin ağırlığı zaman gelecek onu ezecekti, biliyordu. Bir gün artık gücü kalmayacaktı ufalanarak yok olacaktı. Tıpkı bir kayanın zamanla kuma dönüşmesi gibi. Korku onun tanımadığı bir his olmuştu her zaman. Oysa son günlerde korkunun tadını da öğrenmişti. Bir sorusunun cevabına da yanıt bulmuştu bu şekilde. İnsan neden yaşamazdı? Korktukları için. Yaşamak; istediğini söylemek, yapmak ve bundan pişman olmamak değil miydi? İnsanlar bunu beceremiyordu işte. Annesinin yaşamayan ruhunu gördüğünde bunu düşünmüştü ama kesin bir cevap bulamamıştı. Artık biliyordu. Korku yaşamaya engel oluyordu. Kekremsi tadını bir defa aldığında yerleşiyordu ruhuna. Bir daha da asla çıkmıyordu. Biraz şehvete benziyordu sanki. Her geçen gün çoğalarak, işgal ediyordu her yeri. Buz mavisi gözlerindeki yok olmayan öfke bir parça yatışırken zihninin çıkardığı yargı ruhunun gene yanmaya başlamasına neden oldu. *İnsanlar korkmadan yaşamayı beceremeyen ahmaklardan ibarettir.* Zamanı gelince biteceğini bilmek onu korkutuyordu. Çünkü bu bittiğinde onun da külleri havaya savrulacaktı. Kollarına geçirdiği parmaklarını yavaşça sıkarken, başını biraz daha yukarı kaldırdı. Javiér’ın yüzü yanan mumların yarattığı küçük gölgeler arasında değişiyordu. Bir an uzuyordu yüzü, sonra yanakları küçülüyor ardından enlemesine genişliyordu. Ancak bir şey sabit kalıyordu. Yeşil gözleri. Saatlerce bıkmadan bakabilecekmiş gibi geliyordu gözlerinin içine. O da onun gibi lanetli bir hisle kaplanmıştı; Açgözlülük. Evet, belki de en tiksindirici hislerden biriydi ama sanki onda bir başka türlü duruyordu. Gözlerine işlemişti açlık ama asla güzelliğini bozmamıştı. Gözlerine sanki bir katedraldeki vitraylara bakar gibi hayranlıkla bakıyordu. Lanetli bir ruh nasıl sevebilirdi? Öfke nasıl olur da sevgiyi engelleyemezdi? Karanlık bilmecenin küçük bir sorusuydu bu aslında. Kimse çözemiyordu bu bilmeceyi. Bu nedenle de aynı şey tekrarlanıp duruyordu, duracaktı da. İssoria bilmeceleri severdi, özellikle de sonunda ödül olanlarını. Ama şimdi irdelemeyecekti. Karşısında oturan yakışıklı genç adama odaklanacaktı şimdi. Aşkın bütün zamanlara yayıldığını söylemişti annesi. Âdem ve Havva başlatmıştı, şimdi de devam ediyordu. Bir de bir keresinde şöyle demişti. “Âşık olduğun zaman, bu her şeyi kaplar. Geçmişin, bugünün ve geleceğin. Tüm zamanlar artık ona aittir. Hiçbir şey aşk karşısında ayakta kalamaz. Nefsin bile.” İssoria, şimdi hal vermişti annesine. Gerçekten de öfke aşkın önüne geçemiyordu. Aşk kırmızı elbisesiyle dağları taşları yıkarak kendine yol açıyordu adeta. Öfkenin buzdan kanatları bile eriyordu karşısında. Kim bilir? Belki de galip gelirdi bu savaşta? Yüzünde hafif bir tebessüm belirmişti şimdi. Ancak yukarıdaki güçler onun bu huzur dolu geçirdiği anlara daha fazla dayanamamış olacaktı ki, buz mavisi gözlerin odağı kaydı ve bu sefer yanan mumların üzerinde titreşen minik kıvılcımları hedef seçti kendine.

Ne kadar da sakin görünüyordu alevler. Sanki hiçbir suçları yokmuş gibi. Dinginlikle yanıyorlar, huzur veren titreşimlerle salınıyorlardı. İnsanın dokunası geliyordu onlara, avuçlamak ve elle tutulamayan huzur kaynağını saklamak. Ancak dokunmaya çalıştığınızda kızıyorlardı size. Onlar bir başlarına mutlulardı, kendilerine ait huzuru çalmak isteyenlerden kendilerini korumak için yakıyorlardı. Bir an için İssoria, kendini alev gibi hissetmişti. Aynen bu şekilde. O da huzurunu çalmak isteyenleri yakmak istiyordu. Acılar çektirerek yok etmek ve sonra küllerini rüzgâra savurmak! Annesi ona bir kelebek gibi latif olması için kelebek ismi vermişti ama son derece yanlış bir seçim olduğunu şimdi görebiliyordu. Kavuşturduğu kollarını çözüp sağ elini muma doğru uzattı. Dokunmak istiyordu, yanmaktan korkmuyordu. Ruhunu yanarken bedeni yansa ne olurdu? İşaret parmağının ucu turuncumsu aleve değdiğinde, hissettiği sıcaklık ona acı verememişti. Biraz daha değmek istiyordu ancak bu mümkün değildi. Nasıl olsa uçup gideceklerdi. Kulakları aniden Javiér’in sesini duyduğunda girdiği trans halinden de çıkmış oluyordu. Gözleri bir an için boşluğa takıldıktan sonra, denilenlere cevap vermesi gerekiyordu. Dudakları yavaşça aralandığında, susamış olduğunu fark etti. “Chatau Senejac 1945 Fransız var mı? Bir de Ravioli lütfen. Yalnız içinde defne olmasın.” Aslında aç değildi ama Javiér onunla aynı şeyi istediğini söylemişti. Belli etmemek için çabalasa da aç görünüyordu. Bu nedenle zorla da olsa bir şeyler yemek zorundaydı. Oturduğu sandalyeye iyice yerleşirken, aklından geçenleri söyleme ihtiyacı duyuyordu.

“Biliyor musun? Kendimi bazen şu mumun üzerindeki alev gibi hissediyorum. Sakinliğine rağmen aslında yakan ve korkutan bir şey gibi.”

_________________


'Amaranthiné'
Ekspresi bırakmayacağ(ız)
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Javiér Diadre
Aviditas
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 23
Galleon : 5915
Ekspresso Puanı : 1
Kayıt tarihi : 15/07/09

MesajKonu: Geri: Gecenin Cefası   Çarş. 05 Ağus. 2009, 12:40

Mekan gittikçe kalabalıklaşacağına boşalıyor gibiydi. Aslında bu anormal bir durumdu çünkü Nocturnal genelde bu saatlerde daha kalabalık olurdu. Yorucu bir günün ardından dinlenmek ve biraz huzur bulmak için daha iyi biryer bilmiyordu Javiér. Tabi karşısındaki kadının yanında olduğu sürece daima huzurlu olurdu. Issoria'da farklı bir büyü olmalıydı. Bu kadar çekici olmasının bir nedeni olmalıydı. Onu görüpte istemeyen bir erkek yoktu büyük ihtimalle. Kadın garsona sipariş verirken Javiér sadece onu izlemekle yetindi. Kadının garsona ne söylediğini duymamıştı bile. Garsonun ne ara yanlarından ayrıldığınıda görmemişti. Bakışları sadece kadına kilitlenmişti. Yüzünün her bir hattını artık ezberlemiş olsa da tekrar tekrar incelemeyi seviyordu. Kırmızı dudaklarının hareketlendiğini görünce bu kez etrafta başka biri olmadığından kendisiyle konuştuğunu anladı ve kulak kesildi. Sessinde ki soğukluk Javiér'i hiç rahatsız etmemişti. Aksine Issoria'nın sesi ona hep bir masal gibi gelirdi. Sevgilisinin işaret ettiği mumlara çevirdi bakışlarını. Issoria ve alev... Ah bu kesinlikle doğruydu. Hata belki de Issoria başka hiçbirşeye benzemiyordu bir aleve benzediği kadar. Gözleri, dudakları, saçları... Her biri birer alevdi sanki. Gözleri buz mavisiydi. Ne kadar soğuk görünse de dikkatli baktığınızda gözlerindeki derinliği görebilirdiniz. Buzların arasında yanan bir ateş gibi parlıyordu gözleri. Aslında bunu bakışlarındaki öfkeye de bağlayabilirdiniz. Teni bembeyazdı ve genelde kıpkırmızı olan dudakları dikkat çekerdi. Saçları siyahtı. Esen bir rüzgarda dalgalanırken gecenin karanlığına rağmen parladığını görebilirdiniz. Belki de çekiciliğinin nedeni buydu. Alevler çekicidir fakat yaklaştığınız zaman yakarlar. Issoria'da öyleydi. Yaklaştığınız zaman yakıyordu. Javiér belkide hiçkimsenin cesaret edemeyeceği kadar yaklaşmıştı ona. Pişmanda değildi. Gerçi Javiér yaptığı hiçbir şeyden pişman olmazdı.

Mum hafif hafif titriyordu. Sanki üzerine çevrilen iki tehlikeli insanın bakışlarını hissetmişti de huzursuzca kıpırdanıyor gibiydi. Evet Javiér ve Issoria tehlikelilerdi. Üzerlerinde taşıdıkları iki parşömen parçası yüzünden birçok insanın hayal edemeyeceği kadar tehlikelilerdi. Sadece birbirlerine etki etmiyordu bu tehlikeleri. Şuan onların yanında olan herkes biran için Issoria'nın hışmına uğrayabilirdi. Ya da Javiér'in istediklerini almak için oynadığı binbir türlü oyunların kurbanı olabilirlerdi. Konu o yedi parşömen parçasını taşıyan yedi lanetli insansa hiçbir şeyin garantisi yoktu. Bakışlarını mumdan karşısındaki kadına çevirdi Javiér. Kadın ise hala mumlara bakıyordu. Ona bakarken gülümsemeden edemedi Javiér.
"Haklısın." dedi en az Issoria kadar soğuk bir ses tonuyla. Bu sırada kadının bakışları kendisine çevrilmişti. "Tıpkı bir alev gibisin Issoria. Dışarıdan bakıldığında o kadar güzel ve çekici geliyorsun ki... Yaklaşıldığı zaman ise bir o kadar tehlikeli bir hal alıyorsun. Yakıyorsun. Benide yakıyorsun. Ama ben acı hissetmiyorum." Kadının vereceği tepkiyi görmek için bakışlarını ona sabitledi. Onun yüzüne bakarken mekanın soğukluğun rağmen terlediğini hissedebiliyordu. Bunun sebebi karşısındaki alevden gelen sıcaklıktı şüphesiz.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Gecenin Cefası   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Gecenin Cefası
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: The Nocturnal-
Buraya geçin: