AnasayfaEkspresGaleriSSSKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Eski Günlerden Gümüşî İplikler...

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Julia Leppanen
The Wizard's Daily/Velhoen Päiviä Editörü
avatar

Kadın
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 251
Yaş : 27
Kan statüsü : Melez
Galleon : 6020
Ekspresso Puanı : 13
Kayıt tarihi : 02/07/09

MesajKonu: Eski Günlerden Gümüşî İplikler...   C.tesi 18 Tem. 2009, 00:18

Kimseden işaret yoktu bu yeni sayılabilecek yerde…Binanın inşası yapılalı sadece 2 ay olmuştu ve daha dergi basıma başlamamıştı.İşler ağır aksak ilerlemekteydi.Vakit daima bu binada oldukça yavaş geçmekteydi.Sıkıcı ve hüzün verici…Ama Julia şundan emindi,ilk sayı çıktıktan sonra dergi mükemmel bir hızla ilerleyecek ve müthiş yerlere gelecekti.Çünkü piyasadaki saçmalıklar ibaresi dergilerin hiç biri gibi değildi The Wizard’s Daily…

Uzunca koridorda tek yankılanan ayakkabıların yankılanmakta olan topuk sesleri idi.İki kişinin bu koridorda ilerlediği besbelliydi.Çünkü ayak sesleri birbiriyle oldukça uyumsuzdu.Birisi hızlı,sert ve önden ilerlerken diğeri daha sakin,geriden takip eden ve yavaşça olandı…Julia önde ilerlemekteydi ve şu an aklının derinliklerinde ve de kalbinde,sebebini bilmediği bir istek,sadece bir his,ona bunu yapmasını söylüyordu.Sorgusuz,sualsiz ilerlemeye devam etmekteydiler.İlerledikçe,daha derinlere doğru hareket ettikçe bu uzun koridorun ışığı git gide loşlaşıyordu.Işık daha da azalıyordu.Julia arkasını döndü ve Nicole’ün gözlerine içten bir gülümsemeyle baktı ve :

-“İstersen asanı hazır tut…Biraz ilerisi oldukça karanlıktır…Yanlış anlama,güvenlik için.”dedi ve ufak bir tebessüm etmekteydi şimdi.Julia ise Nicole,daha fazla heyecanlanmasın diye düşünerek asasını çantasından çıkarttı ve hızlı bir hareketle “Lumos Maxima.”diyerek fısıldadı.Asadan birden devasal boyutta bir ışık huzmesi fırladı ve çok hoş süslerle donatılmış pirinç kapının önüne geldiler.Julia,bu koridorun en dibindeki pirinç kapının,tam ortasında bulunun kurt başı işaretine asasını sokarak “Penopalliloholoppuannia” dedi mükemmel derecede bir hızla. .Daha sonra yeniden arkasında oldukça korkmuş görünen Nicole’ü sakinleştirmek ve ona karşı güvenini bütünleştirmek için:

-“Tekerleme tarzı şifrelere bayılırım.Anlaması ve taklit edilmesi zordur.Eğer yanlış şifreyi söylersen de kapı kafanda patlar…Zor kelimelere dilimin dönmesi sevdiğim bir özelliğim…”dedi hafifçe gülümseyerek ve “Klik” sesinin ardından sözlerine devam etti hiç aralık vermeden,“Ofisime hoş geldin…” dedi içten bir şekilde.Kapıyı aralamış ve Nicole’e yol vererek onun önden geçmesini bekler bir hâlde.

Nicole’ün içeri adım atışından sonra,Julia da hızlı bir adımla içeri adım attı.Oda bir adım öncesiyle uyuşmayan bir biçimde aydınlıktı.İçerisi inanılmaz parlaktı.Julia daha taptaze gibi hissettiren tertemiz havayı içine soludu ve direkt olarak gözü tam odanın karşısında bulunan genişçe kırmızı renkli ve çok şık perdeye baktı ve daha sonra hemen ilerleyerek pencereyi açtı.Pencerenin tam önünde ise yeni gibi görünen tertemiz bir masa vardı ve onun çaprazında üstünde kendine ait kitaplığı olan eskice bir başka masa daha…Masanın sağ ve sol tarafında iki tane unicorn boynuzu biçiminde ışık saçan süs eşyası ve bunları simetrik olarak takip eden iki süs bitkisi vardı.Tavandan ise çeşit çeşit,adeta bütün tavanı kaplıyormuşçasına sarkan ahizeler...Rengarenk ve ışıl ışıl…Julia’nın karşısında mükemmel ferah bir ortam bulunmaktaydı.İrili ufaklı insan ve hayvan figürleri ise usta bir heykeltıraşın elinden çıkmış olmalıydı…Yerler ise siyah mermerle kaplıydı ve bir ayna kadar görüntüyü yansıtmaktaydı.Odanın serinliği ise insanı daha dinç kılmaktaydı.Julia iki kolunu da kaldırıp gerinerek:

-“Buraya kesinlikle aşığım.Bütün bir bine beni inanılmaz sıksa da bir tek bu oda benim hislerimi yumuşatıyor ve beni rahatlatıyor ve şunu da söylemeliyim ki burası benim pek de uğrak yerim değildir.Sayılı gelmişimdir.Çünkü ne kadar çok gelirsem o kadar çabuk büyünün bozulacağından korkuyorum…Burası adeta büyülü bir yer…” dedi yeniden gülümseyerek ve birden gözleri gümüşî ve parlak renkte ışık saçan ahizelere dikti…

Masanın üstünde ise yıpranmış bir kâğıt parçasının üzerindeki,çiziktirilmiş saçma sapan görünen yazılar arasında ise tek göze çarpanı şuydu:

“Aslında kimse kötü değildir…Bu kavram görecelidir.Benim doğrularım beni iyi yapar.Başkalarının doğruları başkalarını…İNTİKAM alındı…”


_________________





"Neutä rathié,erst coia ti'dachié Amärs välma ù näs anwa merrokomién û erst a'pellou chin kásos..."
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Nicole Marissa Magdalene
Fontjoncouse Otel Ortağı
avatar

Kadın
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 4533
Yaş : 25
Kan statüsü : Safkan
Galleon : 7367
Ekspresso Puanı : 75
Kayıt tarihi : 02/07/08

MesajKonu: Geri: Eski Günlerden Gümüşî İplikler...   C.tesi 18 Tem. 2009, 00:57

Yollar bitmek bilmek bilmiyormuş gibi üstüne üstüne geliyordu. Yaşadığı her şey geçmişten bir parçayı canlandırıyor etrafı alevlerle sarıp lanetlemek istiyordu. Yürüdüğü yollar büyüyor kalbine bir ok gibi saplanıyordu. Sevdiklerinden mutlu bir biçimde kaçmıştı; ama o bile yalandı belki de. Yaşamını geçmişini kapatarak geleceğini doğru yaşayabilir miydi? Yalanlarına kulp bularak taktığı mutluluk maskesi neydi peki? Derginin binasına gelmişlerdi. Nicole ölmüş, bitmişcesine Julia'yı takip ediyor, her adımında ki hızlılığa şaşkınlığa dönüyordu. Ne yapıyordu bu kız? Üzerinde ki yorgunluk ayaklarında da hakimdi. Her an düşüp bayılacak gibiydi. Julia'ya bunu belli etmemek için uğraşsa da yüzü çoktan sararmıştı. Girdiği yollar karanlık, asasını çıkarmasını istemesi, yaptığı büyüyle her yerin aydınlanması, ardına bir kapı daha bu kapı daha çok para harcanmış sanki her damlasında bir insan eli değmiş Muggle yapımı, ama söylenen bir söz... Büyümü bu? Darmandağınık bilinmeyen bir ışık huzmesi gibi ortaya saçılan güzellikler...

Aklını yitirmek üzere olan Nicole, midesi her girdiği ve karşılaştığı şeyle daha da içine çekiliyor. Julia'nın dedikleri ve yüzü hayal meyal soluklaşıp sonra kendine geliyor. Keyfi yerinde aslında; ama bilmediği bir yere girmesi onu telaşlandırıyor. Julia'nın o içten gülüşü ve çocuksu samimiyeti olmasa Nicole çoktan kaçıp giderdi. Gerçi o her dakika kaçmak için planlar yapıyordu, hayattan yüklü tazminatlar üstüne üstüne geliyordu sanki.... İşini orada ki çalışanlar bu halini görse harap olurlardı. Hele Albert zaten bunu görmeyecekti. O bugün alışverişe çıkmıştı. Elinde tuttuğu poşet ve içindekiler belki de onu ayakta tutuyordu. Etraf o kadar düzenli ve aydınlıktı ki daha demin yaşadığı karanlık alemlerin üstüne bunun gelmesi gene onu garipleştirmişti. Büyülü bir yer burası, cidden insanın içini garipleşen hatta sabah sabah sarhoş edip hafif heyacanla rahatlığı bir araya getiren bir yer.... Her adımda oranın niye bu kadar parıldadığını ve diğer odalara hassa daha bir nizami döşendiğini merak etti.

Nicole ve bu sefer çekinmeden hatta sıcak bir tavırla"Burası mükemmel, gözlerim kamaşıyor, içimi kıpır kıpır ediyor bu avizeler bana eski evimizde ki avizeleri hatırlattı. Ama o kadar yüksekte kalırlardı ki ben küçükken yetişemezdim ve şimdi büyüdüm, hala evime yetişemiyorum. Çünkü evimin yolunu bulamıyorum."diyerek sonunda dertli bir iç çekmişti. Bu sırada gözüne çarpan bir kağıtta bir şeyler karanlanmıştı. Bu yazı, gözünü alınca İNTİKAM yazısının büyük harflerle yazıldığını gördüğünde "Sanırım sen bana burayı gösterdin, çünkü burada herkesten gizlediğin ama benimle eş değer bulduğun bir şey var. Bana yardım mı ediyorsun. Yoksa derdine ortak mı arıyorsun. Ne kadar çok korksam alışık görünmesemde benim de sakladığım bir sürü şey var." diyerek diğer tarafını açığa çıkarmıştı. Etrafta kimse yoktu ve buranın havası gittikçe daha da ısınmasına sebep oluyordu. Anlatmak istediklerini dilinde tutmak istemese de karşısındakini beklemeyi yeğledi. Bu halini gören ona Nicole diyemezdi. Belki de o çift karakterliydi Aşkı sevgisi bir yerde sona erip bilmediği düşüncelerinin açısında boğularak yok edecekti. Dedesi şu ana kadar arayıp bulmayı dilediği tek kişiydi. Aşkı ve arkadaşları önemliydi; ama sırları ve içten içe çıkmaya başlayan kişiliği de onu daha cazibeli kılıyordu.

_________________
[center]
Bazen hiç kimse göründüğü gibi değildir
[/center]
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Julia Leppanen
The Wizard's Daily/Velhoen Päiviä Editörü
avatar

Kadın
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 251
Yaş : 27
Kan statüsü : Melez
Galleon : 6020
Ekspresso Puanı : 13
Kayıt tarihi : 02/07/09

MesajKonu: Geri: Eski Günlerden Gümüşî İplikler...   C.tesi 18 Tem. 2009, 02:12

Julia şimdi kafasını yorgun argın aşağıya doğru eğmişti…Nicole’ün de yorgun olduğu her hâlinden belliydi ve konuşmaya başlamadan önce,duvarın hemen önüne dayatılmış kırmızı deri koltukları gösterdi sarışın büyücüye.Sonrasında ise insan figürlerinin olduğu heykellerin olduğu tarafa doğru yönelerek ellerini duvara dikkatli bir şekilde dayadı.Bir şeylere ulaşmaya çalışıyor gibiydi.Karanlıkta kötü olmuş gibi duvara boş boş bakıyordu…Sadece bir şeyler mırıldanarak parmaklarının ucuyla bir şeyleri hissetmeye çalışıyordu.Daha sonra ise birden gözlerini kırptı ve dudaklarını ısırarak tırnaklarıyla kavradığı ufak çıkıntılı bir tuğla benzeri taşı kendine doğru çekti ve birden taşlar başka bir büyüyle hareket etti.

Hareket eden siyah-beyaz mermerden duvar taşları ileri geri gidiyordu ve daha sonra bu hareketlilik git gide yere doğru yayılıyordu…Birden taştan yapılma ve büyük bir kase beliriverdi.Antik çağdan kalma Yunan çeşmelerini andırmaktaydı.Etrafında sarmaşık ve dallı işlemeler vardı.Sonra da Nicole’ün gözlerinin içerisine bakarak,

-“Evet Nicole…Hazırsan gelebilirsin…Bunun ne olduğunu açıklamaya gerek yok.Aslında bu dedemin bir hatırası.Çok kıymetli olduğunu söylerdi daima…Aile yadigârımız denebilir.” dedi ve bu şekilde Nicole’ü oturmuş olduğu ve rahat ettirdiğini belli eden kırmızı deri koltuklardan tekrar kaldırdı.Julia,ufak bir hareketle çanağı su ile doldurmuştu…Şimdi ise gözleri tavanda asılı olan el yapımı yıldızları andıran,gümüşî renklerdeki yaldızlı ahizelere bakıyordu.Asasını ortalarda bir yerlerde kaybolmuş olan,gömülmüş gibi görünen bir ahizeye doğru doğrulttu ve seri bir el hareketi yaptı.İlk başta bütün bir tavan sallandı ve Nicole,yeniden tedirgin hissediyordu ama Julia,şunun da farkındaydı,Nicole artık eskisi kadar tedirgin değildi ve korkmuyordu da…Bu apaçık belliydi.Gözlerinde biraz da olsa cesaret vardı…Ufak ama uzun bir sarsıntının ardından yıldız şeklinde bir ahize tavandan koptu ve havada salına salına Julia’nın sol avucunun içerisine ilerlemekteydi.

Nicole,şimdi Julia’nın sol avucunda tuttuğu bu kristali andıran yıldız biçimindeki ahize parçasını yavaşça inceliyordu ve dikkatini neyin çektiğini Julia da çok iyi anlamıştı ve ortamdaki sessizliği dağıtarak,

-“Tahmin ettiğin gibi…Kopan parça hâlâ ışık saçıyor…Gümüşî renkte yaldızlı ve parlak bir ışık...Sırlarımı saklayacağını biliyorum ve doğrusunu söylemek gerekirse şu an aptallık yapıyormuşum gibi hissediyorum.Ama bir şeyler var.Eğer böyle hissetmemiş olsam yani daha farklı hissetsem kesinlikle seni buraya getirip de tedirgin etmek istemezdim ama içimden bir şeyler,içimden kopan bir ses,senin de doğru yolunu bulacağını söylüyor bana…Senin buna ihtiyacının olduğunu sürekli söyleyip duruyor.Senin pes ettiğini hissediyorum hayata karşı.Hâlbuki savaşmak varken…Kazanmak varken...”dedi gülümser bir şekilde ve en sonunda beklenileni yaptı.Su dolu çanağın içine tıpasını açmış olduğu ahize parçasından çıkan gümüşî renkli parlak ipliği suya narince attı.Suyun içinde mürekkep gibi dağılan ip yavaşça görüntüleri oluşturmaktaydı.Suyun yüzeyi parıl parıl parlamaktaydı ve Nicole’ün izlemesini ister gibi gülümsedi ve daha sonra Nicole kafasını daldırdıktan sonra kendisi de çanağın içine doğru eğildi…

Nicole ve Julia konuşmanın ortasına düşmüşlerdi…Uzun boylu,zayıf ve kahverengi saçlı bir adam vardı.Hemen hemen yirmili yaşlarında gibi görünmekteydi ve Julia’ya gülümseyerek “Hoş geldiniz güzel kız…Bugünü bekliyordunuz değil mi?..Tıpkı bizim gibi…”dedi sesini yüksekten kısağa doğru giden bir tonlamada kullanarak ve daha sona eliyle bir kapıyı gösterdikten sonra buyurun anlamında arkasını döndü ve kapıyı açık tutarak bekledi.
Julia’nın ise hissettiği tek şey intikam ve kaybolan zamanların acısının dineceğiydi.Bembeyaz ve tertemiz bir başlangıç karanlık bir olayın ardından gelecekti tıpkı zifiri karanlığın ardından doğan güneş gibi.Nihayetinde odaya girdiler ve yanındaki Sanna olarak çağrılan sarışın mavi gözlü kız “Antti,şu kapıyı kilitler misin lütfen”dedi bu uzun boylu adama ve daha sonra da Julia’ya bakarak “Eh…Bu arada sana Kävevoo’nun burada olduğunu söylemeyi unuttum.Onu buraya getirdik”dedi ve gülümsedi ve şimdi karşıda bir sandalyeye iplerle bağlı olan adama baktı.Adam ağzını açıyor ve çığlık atmaya çalışıyordu halbuki ağzını kapatacak hiçbir şey yoktu ve tekrar Antti’ye bakarak “Antti adama susturma büyüsü mü yaptın…”dedi ve Antti de evet anlamında kafasını salladı.
Julia ise kafasında sadece bu işi bitirme isteğiyle Antti’ye şöyle bir baktı ve “Sanırım onu çözeceğim.Bırakalım kaçsın böylesi dahah adil olacaktır ne de olsa ablama taciz ederken ablam bir sandalyede bağlı kalmamıştı…” dedi ve bir hançerle ipleri kesti. Şimdi adam iple bağlanmamış olmasına karşın başını aşağıya eğmişti ve Julia sert bir tokat attı ve adamın başını tutup yukarı kaldırdı ve adamın yaşlı yüzüne tükürdü ve avazı çıktığı kadar bağırdı “Hadi kalk ayağa seni köpek leşi!Ablam da böyle ağlıyordu değil mi?!Ama sen ona acımadın.Şimdi ben sanan fırsat veriyorum kaç işte!”.Adam ayağa kalktı ve hemen kapıya doğrulmaya çalıştı ve Julia kahkaha atarak asasını gözlerini kısmış ve hedefine doğrultmuş şekilde salladı ve asanın ucundan fırlayan ışık huzmelerinin çıkmasıyla adamın yere kapaklanması bir oldu.Julia hemen adamın yanına giderek, genişce odanın havasını teneffüs etti ve çömelir halde adamın yerle bir olmuş gibi duran ve ağlayan suratına bakarak “İşte bu da benim mutlu sonum!”diyerek hançeri adamın sırtına defalarca sapladı ve “Sen ablamın katiliydin!Nasıl yaptın bunu ona.Senin gibi bir ucube ondan daha fazla yaşamayı hak etmiyor!!”diye haykırdı ve adamın artık kanlı bedeni öylece harap olmuş bir et yığını olarak zeminde uzanıyordu.
Antti ise kapıya yöneldi ve tekrar asasını sallayarak kapıyı açtı.
Dışarıda hemen kapının önünde uzanmış görkemli mi görkemli bir kurt vardı ve Julia kanlı elini siyah bir beze sildikten hemen sonra “Kävevoo!”diye kurta sarıldı ve hayatında temiz ve parlak bir başlangıç yapamaya artık hazır gibi görünmekteydi…

İlk görüntü burada sona ermişti ve hemen vakit kaybetmeden ikinci kez asayı salladı ve yeni bir ahize parçası avuçlarının içinde belirdi…Nicole çanağı hâlâ izlerken çanaktaki ipliği aldı ve yerine yerleştirdi.Bu sırada ise yeni elinde tuttuğu düşünselini hemen açarak çanağa boşalttı…Şimdi vakit kaybetmeden kafasını suya daldırdı ve yeniden bir sahne meydana gelmekteydi..

Karanlık toz tutmuş bir odada iki kişi öpüşüyordu…Öylesine tutkulu görünüyorlardı ki,Julia,ilk başta bu görüntülerden utanmıştı…Sonra siyah saçlı,uzun boylu,beyaz tenli ve mavi yeşil arası gözleri olan kız çocuğu kendinden biraz uzaklaştırmıştı.Kızın sırtı duvara dayalıydı ve bu kız Julia’nın ta kendisiydi…Sevgilisi ise siyah-sarı renkli ve kıvırcık saçlı,beyaz tenli,uzun boylu ve gözleri masmavi bir çocuktu…Julia yaslanmış olduğu duvardan kendini geri atmıştı…Bu kez toz tutmuş odadan okul formasını giyinmeye gidiyordu…İkisi de yarı çıplaktı ve burası Nicole için tanıdık geliyordu…Hogwarts’ın içiydi…Pek de öğrencilerin bilmediği binlerce gizli odadan sadece birisiydi…

Kız üstünü başını toparlamaktaydı ve ilginç ve de sert bir aksanla hızlı bir biçimde “Okuldan mezun oluyoruz Luke…Bu son senemiz ve seninle bir yaşam kurmak için yanıp tutuşuyorum…Mezun olduktan sonra evlenecek miyiz?” dedi ve o kadar içten gülümsemişti ki bunu derken…İlk defa bu tebessüm yüzünde görülmüştü…Çocuğun ise keyifli suratı birden tuzla buz olmuştu.İlk başta pek bir şey demese de Julia’nın konuşmasını devam ettirmesi üzerine en sonunda sabırsız ve soğuk bir biçimde, “Neden daima evlenmek,evlenmek ve evlenmek…Yapma daha birbirmizi tam olarak tanımıyoruz…”dedi ve Julia’nın yüzündeki gülümseme şimdi başında karabulutların belirmesiyle yok oluvermişti.Kız sinirli bir şekilde: “Hamile olabilirim!En azından hamile olabilecek kadar uzun süredir çıkıyoruz tam bir yıl ve bu bir yıl bir birimizi tanımak için yeterli değil demek!Sen de biliyorsun bu mümkün!Eğer hamileysem çocuğumu doğuracağım ve sen de onun babası olacaksın!” diyordu emir verir bir biçimde…Çocuk ise pantolununu yukarı çektikten sonra çıkışa doğru ilerlemekteydi ve Julia son bir hareketle çocuğun kolunu kavrayarak : “Bana bak!Sen kendini ne sanıyorsun?!Yüzüme bak!” dedi ve çocuk arkasına dönerek sinirli bir ifadeyle: “Seni fahişe… Bu senin sorunun.Eğer hamileysen bile benden olduğunu nereden bileyim?Hem evlenecek olsam senin gibi bir bulanıkla mı evleneceğim…Hayal kurma ve p*çini de al uzaklaş buradan!” demişti…Julia ise hiddetlenmişti.Aynen bir kutra benziyordu ve sinirlenince daha da bozulan aksanıyla çocuğa “Bu hayatında yaptığın son şeydi…Emin ol!”dedi ve daha sonra yüzüne bir tokat patlattı ve cüppesinin cebinden asasını çıkararak, “O bulanık dediğin şey senin annen!” dedi ve çocuk ona tam bir hamle yapacakken asasını hiddetli bir şekilde savuran Julia’nın ağzından "Avesgeolus!” sözleri çıktı ve asadan çıkan kahverengi ve mavi ışıkların patlamasıyla çocuk birden taşa dönüşmüştü…

Düşünselinin sonuna gelmişlerdi ve şimdi Julia,sadece Nicole’ü izlemekteydi…

_________________





"Neutä rathié,erst coia ti'dachié Amärs välma ù näs anwa merrokomién û erst a'pellou chin kásos..."
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Nicole Marissa Magdalene
Fontjoncouse Otel Ortağı
avatar

Kadın
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 4533
Yaş : 25
Kan statüsü : Safkan
Galleon : 7367
Ekspresso Puanı : 75
Kayıt tarihi : 02/07/08

MesajKonu: Geri: Eski Günlerden Gümüşî İplikler...   C.tesi 18 Tem. 2009, 15:24

Zaman hızla akıp gidiyordu, iki cadının da üzerinde yorgunluk vardı. Fakat bir şeyleri ortaya çıkarmanın ya da söylemenin en küçük bedeliydi o yarım kalmış esnemeler... Julia Nicole kırmızı bir koltuk göstermişti. Oturmak cafeden kalkarken istediği son şeyken şimdi istediği tek şeydi. Büyülü bir cadı da olsan yorulduğunda oturmak, enerjini depoladığında ayağa kalkmak istiyordun. Kırmızı koltuk o kadar rahattı ki bir an uyuyacağını sanmıştı Nicole. Bu o kadar uzun sürmedi çünkü Julia Nicole'ün şimdi de ayağa kalkmasını istiyordu. Hacıyatmaza döndüğünü düşünen Nicole, az da olsa topladığı enerjisini ayağa kalkmaya zorladı. Julia'nın önceki yaptıklarına bir anlam veremiyordu; ama belli ki gizli kalmış bir şeyler vardı. Zaten öncesine oranla kendini daha iyi hissediyordu. Buranın havası üzerinde ki korkaklığı almıştı. İntikam soğuk yenen bir yemekti bu yüzden kendini açmayı ve kafasında kurduğu cümleleri sona saklayacaktı.Ayağa kalkmanın ardından gene bilmediği bir yolculuk ve izler onu bekliyordu. Bir anda kapalı ve pencerenin açık bir yerde olsalarda Nicole yüzüne bir rüzgar esti. Bu rüzgar bir mezar taşı kadar soğuktu. Nicole bunun da bir şeyler ifade ettiğini anlıyordu; ama söyleyerek açıklamaları ve göreceklerini uzatmanın bir anlamı yoktu. Beklemek, şu ana kadar her şeyi böyle kazanmıştı. Bunu da kazanacaktı. İçinde ki kaybolmaya yüz tutmuş tarafı elbet bir gün ağır basacaktı. Bunu biliyordu. Çünkü onun üstüne yalandan bir sıva çekerek diğer motiflerle süslemek çok zordu.

İçinden geçen düşüncelerinin yanı sıra şimdi Julia''nın elinde ki parlak kristali inceliyordu. Ne olduğunu anlamıştı, ona hiç görmediği belki de cafe de anlattığı anısını gösterecekti. Bunun inanılmazlığı karşısında büyük bir merak uyandırmıştı. Julia -“Tahmin ettiğin gibi…Kopan parça hâlâ ışık saçıyor…Gümüşî renkte yaldızlı ve parlak bir ışık...Sırlarımı saklayacağını biliyorum ve doğrusunu söylemek gerekirse şu an aptallık yapıyormuşum gibi hissediyorum.Ama bir şeyler var.Eğer böyle hissetmemiş olsam yani daha farklı hissetsem kesinlikle seni buraya getirip de tedirgin etmek istemezdim ama içimden bir şeyler,içimden kopan bir ses,senin de doğru yolunu bulacağını söylüyor bana…Senin buna ihtiyacının olduğunu sürekli söyleyip duruyor.Senin pes ettiğini hissediyorum hayata karşı.Hâlbuki savaşmak varken…Kazanmak varken...” demişti. Bu uzun konuşmanın ardından Nicole içinde çıkmaya hazır olan savaşını düşündü. Onun çıkmasını istese de bu neye yarardı ki onun savaşı hep kendiyleydi. Suçlu kim olursa olsun her şey onun sayesinde gerçekleşiyordu. Nedenli, nedensiz her şey ona bağlıydı? Bilmeden zarar verdiği herkes ondan kaçıyor ve kayboluyordu. Tek dayanağı vardı o da otel ve içinde ki sevdikleri... Tabi bir de Albert vardı; ama o da zarara uğrarsa işte Nicole bundan sonrasında yaşamayamazdı. Düşünceselinin içine kafasını uzattığında tek düşündüğü sevdikleriydi. Oysa içinde gördükleri sevmedikleri ve bir kenara attıklarını hatırlatacaktı.
Dişleri sapsarı pis görünüşlü bir adam göründü ve sanki Nicole orada ki bir hayaletmiş gibi etrafta olanları izledi. Adamın pislik olduğu her halinden belli oluyordu. Bir de iki kız vardı. Biri Julia'dı. O zamana oranla daha sade ve pürüzsüz bir güzelliğe sahipti. Nicole onu görünce kendi kardeşini görmüşcesine sarılmak istedi. Ama düşünceseli o istemeden oynuyordu. O bir hayaletcesine izliyor, çıtını çıkarmaya çalışınca sesler daha da yüksek hale geliyordu. Adamın pis sesi kulaklarında yansıdı. Kapıya doğru yönelen bu kişiler, kapının kilitlenmesi... Her şey Julia'nın anlattığı gibi ilerliyordu. Konuşmalar ve görünüm daha da etkilemişti Nicole'ü anlattıkları şeylerin bir parçasıydı bu ve Nicole'de şans eseri güvendiği tek kişi. Düşünceseli berbatlaştıkça Nicole içine batıyor engel olmaya çalışıyordu; fakat Julia ablasını öldüren bu Muggle adama dersini acı çektirerek de olsa vermek istiyordu. Sonu pek de şaşırtıcı değildi; ama etraftaki kan ve onun kokusu Nicole'ün midesini altüst etmişti. Yapacağı bir şey yoktu. Bu konuşmalar sır olarak her seferinde kafasında dönüğ ona acı çektirip kardeşini öldüren sözde ailesini hatırlatacaktı.

Julia hiç vakit kaybetmeden bir düşünceseli daha göstermeye başladı. Bunların ard arda gelmesi Nicole'ü biraz telaşlandırıyordu. Ama onun içine girince merak çoğalıyor ve sessizce izliyordu. Bu sefer ki yer farklıydı. Nicole ilk farketmese de bu iki yarı çıplak kişinin yerini biliyor gibiydi. Evet burası Hogwarts'dan başka bir yer olamazdı. İki kişi giyiniyor, ama çırılçıplak bunun yasak olduğunu biliyordu. Julia'nın gerçek haline yanında baktığında utandığını anladı. Sonra bilmediği bir şekilde bir kavga çıktı. Nedeni Julia'nın evlenmek istemesiydi. Bunu duyan adam hep böyle davrandığını söyleyince, Julia hamile olabileceğinden bahsetti. Adamın aldığı zevk umurundaydı bu yüzden ona sayıp pis bulanık ve fahişe demeye başlamıştı. Yapmadan önce düşünecektin. Julia'nın gözünü bürüyen sinir ve intikam hırsı burada da mevcuttu. Nicole burada da bir ölüm ya da şu ana kadar hiç yapmadığı bir sihir bekliyordu. Tam bu arada asadan çıkan büyülü bir ses ve ardından taşa dönüşen bir çocuk. İtiş kalkışta nasıl bu kadar hızlı haraket ettiğini anlamıyordu bile.Sonra içine girdiği suyun dışına çıkma vakti gelmişti. Dışarı çıktığında Julia Nicole'den yorum bekliyordu Nicole uzun bir yorum yapacağını farkedip derin bi nefes aldı. "Sen bunların hepsini yaptın. Ablanın intikamını anlıyorum, ya o çocuk taşlaştırdın ve bir denize mi attın? Yaşadıkların ne kadar tehlikeli; ama yüzünde ki tebessüm onları temizlediğinin kanıtı mı? Bunları izlememin nedenini bilmiyorsun. Ben biliyorum; ama yapabileceğime emin değilim. Ne de olsa tam ne olduğunu bilmiyorum, kardeşim öldüğünde yanında değildim. Bana bir mektup geldi. Belki de ölmedi. Bu düşünceselleri bizim salonda da var; ama oraya gitmek evdekilerle yüzleşmek, ne kadar doğru ki kendi malikanemi bile babam inşaa etti. Şimdi orada kalmıyorum; ama sanırım orada görmediğim ve benden saklı bir çok ipucu var. Sen yaşadıklarını atlattın, bir de benle birlikte yaşadıklarımı atlamaya ne dersin? Ya da bunu bugün konuşarak yarın kendim halletmeliyim etrafta kimse olmamalı. Çünkü bunu ben yarattım ve sonladırmak bana ait. Zorlansam da bunu yapmayı üzerimde ki laneti kaldırmayı buna borçluyum. Yalanlı geçmiş sonsuza kadar sönecek." diye bilmediği cümlelerin içine atmıştı kendini ve Julia'yı. Sanki içine girip çıkan birileri vardı da sürekli karar değiştiriyordu. Karanlık yok aydınlık. İkilem yalanlardan kanına işlemişti. Bunu açığa kavuşturmak ona güç ve kazanç sağlayacakı. Yorgunluktan eser yoktu, aksine gözleri şimdi ışıl ışıldı. Bir taraf onu eline almış, yeniden zafer dermişcesine oynamaya başlıyordu.

_________________
[center]
Bazen hiç kimse göründüğü gibi değildir
[/center]
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Julia Leppanen
The Wizard's Daily/Velhoen Päiviä Editörü
avatar

Kadın
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 251
Yaş : 27
Kan statüsü : Melez
Galleon : 6020
Ekspresso Puanı : 13
Kayıt tarihi : 02/07/09

MesajKonu: Geri: Eski Günlerden Gümüşî İplikler...   C.tesi 18 Tem. 2009, 18:19

İşte şimdi Julia’nın beklentileri meyvesini vermişti.Tek amacı Nicole’e yardım etmekteydi.Onun gözlerinin içine baktığı an artık Nicole’ün de Karanlık Taraf ile ilgili bağlarını çok kolay bir şekilde görebiliyordu.O da kendince doğru yoldaydı…Tıpkı Julia’nın da kendini doğru yolunu çizmiş olduğu gibi…Artık sarışın cadının bakışlarında pek çok değişik şey görünüyordu.Karmaşa,nefret,huzur,korku,cesaret,çaba ve en belirgini ise intikam…İntikama susamış,alev alev kıvılcımlanan bir çift göz…İşte tam bu anda Julia gerçeği fark etmişti.Nicole gerçekten de ciddi sorunları olan bir kişiydi.Hayatının tamamını bilmiyordu ve öğrenmek için de can atıyordu.Çünkü nasıl bir yaşam bir insanı bu hâle getirir bunu merak ediyordu.Bu yüzden arada sessizliğe izin vermeden bir an önce Nicole’ün sorusunu cevapladı ve :

-“Luke…Eski sevgilim.Aptal bir Slytherin öğrencisinden fazlası değildi.Aklı daima uçkurundaydı.Bana sald…Ehem…Pardon.Benle beraber olduğu zaman beni sevdiğine inanıyordum çünkü bütün bir okul onun peşindeydi,o ise benim…Neyse ki onun gerçek yüzünü sürdüm ve çok geçmeden bana yaşattığı bu utancın intikamını aldım…Bir zamanlar bir kitap bulmuştum,ablamdan kalan.Eski odasındaydı yani şu an onun hatıralarının yaşadığı odadaydı.O da Hogwarts’ta sevilen bir öğrenciydi ve bütün profesörler ona çok güvenirdi.Kütüphanenin yasak bölümüne girmesi bile okul müdüründen izin aldığı ve onu haberdar ettiği sürece gayet kolaydı.Çünkü Jenny’den eminlerdi.Bir gün kütüphaneden incelemek amacıyla çıkarmış olabileceği muhtemel olan bir kitaba rastladım.Bir büyücünün nasıl yeni büyüleri keşfedebileceğini anlatmaya çalışmıştı.Onun boş odasında uğraşırken Jenny’nin ufak notları ile karşılaşmıştım.sık sık ‘Ae’,‘Geo’ tarzından kelimelere rastlıyordum ve sonra ilk defa o man kafanın üstünde ‘Aesgeolus’ gibi denenmemiş bir büyüyü denedim.Her neyse işte…Jenny çok iyi bir seherbaz olacaktı.Ama ne oldu?Pis muggle ona elini sürerken,ablamı pohpohlayan lanet seherbazlar yardımına gelmedi!Bize yardımcı olan ablamın arkadaşı ve bir zamanlar Slytherin öğrencisi olan,senin ve benim gibi bir Ölüm Yiyen olmuş Sanna idi…Seherbazlar bunu engelleyemezlerken Sanna yardım etmeyi denedi…Yani bunu sen de biliyorsundur.Eğer büyücüysen tek dostların senin gibi insanlardır.” Diyordu ve sürekli soruları cevaplama isteği hissediyordu çünkü hâlâ açıklamalıydı belki de bu Nicole ile başka bir ortak nokta bulmalarına sebep olacaktı ve de Nicole’ün kendi tarafını seçmesini sağlayacaktı.

Bu sırada eliyle küçük bibloların tam ortasında ilginç ve neredeyse canlı gibi duran heyekeli işaret ederek Nicole’e :

-“Onu bi yere atmadım.O bizimle.Taşa dönüştükten sonra onu okulda bırakmak aptallıktı…Onu aldım ve minyatürleştirdim sonra da her yerde yanımda taşıdım…Diğer sözlerine gelince…” dedi ve şimdi tedirgin olma sırası Julia’daydı.Ama çok da tedirgin sayılmazdı.Merakı,tedirginliğinden üstündü o an için.Aniden ve de hiç düşünmeden :

-“Senin kararın…Senin doğruların.İstersen seninle seve seve geleceğim.Sana yardım olacağım.Çünkü sen benim ablamın,yaşasaydı o berbat olaydan sonra bürüneceği haklı kişilikle aynısın.Sana yardım etmek benim için bir zevk olacaktır.Özellikle de hepimiz yalnızken en azından şimdi tutunacak bir dalımız var gibi görünmekte.Sen Fransa’da yaşıyorsun,ama bu mesafeler,ne hissettiklerimizi engelleyemez.Çünkü senin gibi birini bulduktan sonra asla bırakmam…Tabii ki sen de istersen.Ama işlerini tek başına halletmek istersen her ne kadar sana yardım etmeyi arzulasam da sen dilemedikten sonra,sana engel olmayacağım…” dedi ve yeniden aynı sevimlilik bürüdü suratını…Hava ise artık kararmıştı.Güneş,Londra ufuklarını terk etmekteydi…

_________________





"Neutä rathié,erst coia ti'dachié Amärs välma ù näs anwa merrokomién û erst a'pellou chin kásos..."
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Nicole Marissa Magdalene
Fontjoncouse Otel Ortağı
avatar

Kadın
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 4533
Yaş : 25
Kan statüsü : Safkan
Galleon : 7367
Ekspresso Puanı : 75
Kayıt tarihi : 02/07/08

MesajKonu: Geri: Eski Günlerden Gümüşî İplikler...   Paz 19 Tem. 2009, 02:10

Karanlık çoktan şehri ayakları altına almıştı. Nicole şimdi, düşüncelerle yanıp tutuşuyordu. Onu dindiricek ve vücuduna kan pompalayan damarlarına dur diyecek bir tek kişi vardı. Onun da yanında olmasını ne kadar isterdi. Bunları duysa ona karşı mı çıkardı, yapacaklarını onu alıkoyan karanlığa girmemesini mi isterdi. Ne yapacağını bilmese de onun elinde ki sıcaklığı alıp kurutmasına o masum duran yüzüne ihtiyacı vardı. Gözünü bürüyen kin hala üstündeydi. Karşısında ki bunu bilmişcesine ona bakıyor daha bir içtenlikle yanında her zaman olucakmışcasına bakıyordu. Onu bırakmak istemiyordu. Nicole'ün bu halinden tek anlayan belki de oydu. Yaşadıkları onu sarsılmaz bir duvar haline getirmiş gibi görünse de bu böyle değildi. Bunu biliyor ve buna engel olmanın vaktinin geldiğini hissediyordu. Saatler hızlı adımlarla geçerken o da bunun farkına vararak önlem almaya bakacaktı. Belki de şu ana kadar hiç tahmin etmediği bir şeyle yüzyüze kalacaktı. Ama bunu artık yapmalıydı. Kendinden emin duruşu ve az da olsa üzerinde maske haline gelmiş sırıtışı... Bundan vazgeçmeyecekti, ölümün o tatlı ekşi yüzünü gördüğünde bile bu halini koruyacaktı. Çünkü bu haldeyken ne soğuk ne de sıcak oluyordu. Her şeyin ortası bu maskenin içinde saklıydı. Üzüntülerin nefretin veya hiç solmayacak kini kapayacak kırmızı ya da siyah boyalar ardına girmiş gülücük....

Nicole'ün söylediklerine Julia'nın tepkisi beklediği gibiydi. Bunu yaptığına mutlu olmuş ve artık her şeyi açık açık konuşmak istiyordu. Elinde olan ne varsa ortaya koymuş olup ardından Nicole'ün ne yapacağını beklemeye koyulacaktı. Bunu tahmin etmek o kadar zor değildi. Ablasının mükemmel bir seherbaz olacağını ama olmadığını taşlaştığı adamın şu an burada bizimle olduğunu söylemişti; fakat kekeleyip başka bir şeyi anlatırken bir anda cümleyi çevirmesi Nicole'ün oldukça garibine gitmişti. Bunu sonra uzun uzun soracağını düşünürken Julia hala anlatmaya devam ediyordu. O konuştukça Nicole içinde boğuluyor ve bir dedektifçesine parçaları birleştirip gözünde canlandırmaya çalışıyordu. Yaşananlar hep birbirinin ayrı bir türeviydi. Julia ve Nicole'ün hayatı da az da olsa birbirine benziyordu. Aslında karakterleri de farklı noktalarda olsa da kesişiyordu. Julia yardım eden Sanna'ysa Nicole yardım eden Liz vardı. Gerçi şimdi pek görüşemiyorlardı. Ama o bütün arkadaşlarından en değerlisiydi.

Son teklifine gelen cevap da Nicole bırakılmıştı. Artık ne olursa olsun yanında olacak başka biri daha vardı. Onu bir kardeş gibi görse de yaşadıkları ondan daha fazlaydı. Şimdi tek iş onun ağzından çıkacak kelimelerdeydi. Ama saatin geçliği ve otelden sadece küçük bir notla çıkması onun telaşlanmasına neden oluyordu. Kimbilir onu merak eden ne çok kişi vardı. Konuşmaya başladığında ki ses kendinden emin ve pürüzsüz haline dönmüştü. Kafasında bir şeylerin netleşmesi buna yansımıştı, çünkü hayat hep beyninden bir yansıma oluşturuyordu. "Ben biliyorum, anlıyorum. Yanımda olmana çok sevinirim. Desteğe ihtiyacım olmasa da yardıma ihtiyacım olabilir. Ama şimdi hava karardı ve ben bugünü atlattığımızı düşünüyorum. Yapacaklarım açık ve net hala büründü. Kalbim rahat; ama bir notla çıktığım otelim eminim büyük telaş içinde bu yüzden benimle otele gelmeni istiyorum. Seni orada villamın misafir odasında ağırlayabilirim. Ya da istemezsen otelin içinde ki bir suitte, ne dersin sence bugün daha fazla ileri gidemeyecek kadar yorulmadık mı? Dinlenmek uyumak, hatta seni sevdiğim kişiyle tanıştırmak isterim" diye elinden geldiği kadar nazik ve bir yandan da fevri olmaya çalışmıştı. Ne cevap alacağını bilse de bilmemezden geliyordu. Bugün kimse ona hayır dememişt. Elinde duran poşetteki iki değerli eşya bile bunu bilirken beklemek tam bir işkence oluyordu.

_________________
[center]
Bazen hiç kimse göründüğü gibi değildir
[/center]
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Julia Leppanen
The Wizard's Daily/Velhoen Päiviä Editörü
avatar

Kadın
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 251
Yaş : 27
Kan statüsü : Melez
Galleon : 6020
Ekspresso Puanı : 13
Kayıt tarihi : 02/07/09

MesajKonu: Geri: Eski Günlerden Gümüşî İplikler...   Paz 19 Tem. 2009, 13:30

Güneş,artık tamamıyla kaybolmuştu ve şimdi Julia’nın aklına gelen kırdığı pot daha şimdi bir tokat gibi şiddetle yüzüne çarpılmıştı Nicole’ün ilginç bakışları tarafından…Bu gerçekten Julia’nın tekrardan tedirginleşmesini sağlamıştı fakat durumu olağan gibi göstermeye çalışmaktaydı ve de asıl gerçeği anlatacak gücü kendinde bulamamaktaydı ve aslında o konuşmanın üzerinden de vakit geçmiş gibiydi.Tek istediği şey bu konuyu ilerde irdelememesiydi…

Nicole bu sırada cevabı bilmesine rağmen hâlâ cevap için Julia’yı bekliyordu.Aslında bu Nicole’ün biraz cesaretsiz olduğunun ipucuydu belki de hayatındaki olaylara karşı gösterdiği tavırlar için…Çünkü kalkıp gitmelerini istemesi gerekeceği yerde,cevabını kendinin de bildiği bir soruyu yöneltmişti Julia’ya.Julia ise gözlerini yumdu Ufak biblonun yanına giderek onu kavradı ve :

-“Senin kafanı öyle bir kırmak istiyorum ki…” dedi heykelciğe bakarak ve daha sonra “Luke olmadan bir yere gidemem.Onun için de yerin var mıdır acaba?” diye ekledi.Yüzünde ılık ve narin bir ifade vardı Nicole’e bakarken daha sonra elinde tuttuğu heykelciğe yeniden dönerek “Hadi gidiyoruz aptal…”dedi ve bir an için o narin yüz ifadesi bir canavarınki kadar sert ve korkunç olmuştu.Göz bebeklerinde intikamın vermiş olduğu haz duygusu çok belirgindi.Şimdi asasını salladı ve birden boşlukta çıkan ufak çaplı patlama ve kıvılcımlarla yerde bir bavul belirdi.Luke’un heykelini bavula gayet özensiz bir şekilde yerleştirmekte olan Julia,daha sonra bavulun kulpunu tutup çekerek :

-“Ben Fransızca bilmem.Umarım bu sorun olmaz.Yani kocan Fransız sanırım,nasıl tanışacaksak…Bir de senin bana şu anlatmak isteyip de anlatamadıkların…Gözlerinden çok belli oluyor orada anlatırsın umarım.Unutmadan,bu arada gideceğimiz yer Paris’ti değil mi?” dedi şakacı bir ifadeyle ve tekrar gözlerinde parlayan şiddetli bir ışık vardı.Çalışma masasının altından birden bir süpürge çıkardı ve “Süpürge mi,cisimlenme mi?” diyerek gülümsedi.Şu an yolculuğa büsbütün hazırdı.Bu sıradan bir macera olmayacaktı.Karanlık bir şeylerin kokusunu şimdiden ciğerlerinde hissedebiliyordu.Gözlerinin kanlandığını hayal edebiliyordu ve de o siyah cüppenin altında demirden maskeli hâlini,kendi deyimiyle gerçek suretini açığa çıkarma vaktinin geldiğini yavaştan yavaştan sezimlemekteydi .

Nicole’ün ise tercihi cisimlenmeden yana gibiydi.Bu yüzden Julia, “Anlaşıldı!” dedi gülümseyerek ve asasını son bir sallayışla bütün pencereler büyük bir şangırtı sesi ile kapandı Düşünseli çanağı yeniden siyah-beyaz parlak mermer tuğlalar arasında gömülmeye başlamıştı.Her şey odaya ilk girdikleri düzene gelmişti.Sanki birileri zamanı,bir bandan geriye sarıyormuşçasına her şey eski tertipli hâline bürünmüştü.

Geriye tek kalan bir şey kalmıştı ve birden “ŞAK!” sesi bütün odada inlediği anda,tüm ışıklar karardı ve artık oda yıllardır insan girmemiş gibi kasvetli,karanlık ve bomboştu…

_________________





"Neutä rathié,erst coia ti'dachié Amärs välma ù näs anwa merrokomién û erst a'pellou chin kásos..."
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Eski Günlerden Gümüşî İplikler...   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Eski Günlerden Gümüşî İplikler...
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Mantar Pano :: The Wizard's Daily/Velhoen Paivia-
Buraya geçin: