AnasayfaEkspresGaleriSSSKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Nicole'ün Villası

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Nicole Marissa Magdalene
Fontjoncouse Otel Ortağı
avatar

Kadın
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 4533
Yaş : 25
Kan statüsü : Safkan
Galleon : 7369
Ekspresso Puanı : 75
Kayıt tarihi : 02/07/08

MesajKonu: Nicole'ün Villası   Paz 19 Tem. 2009, 23:09

Hava: Hafif esen rüzgar Fransa'nın sabah sıcaklığını kırar ve insanlar sabahın sıcaklığını bahçelerde ve villanın özel yapılan açık balkonunda geçirir.
Zaman: Hava tamamen karanlık ve yıldızlar ve ay karanlığa ışık tutuyor
Kişiler: Julia Leppanen, Nicole Marissa Magdalene, Albert Sven Hallstad
Yıl: 1960

_________________
[center]
Bazen hiç kimse göründüğü gibi değildir
[/center]
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Nicole Marissa Magdalene
Fontjoncouse Otel Ortağı
avatar

Kadın
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 4533
Yaş : 25
Kan statüsü : Safkan
Galleon : 7369
Ekspresso Puanı : 75
Kayıt tarihi : 02/07/08

MesajKonu: Geri: Nicole'ün Villası   Ptsi 20 Tem. 2009, 00:06

Odanın aynı sihirli küçük bir kutu gibi kaybolup eski izbe olma şeklini izledi Nicole, Julia'nın konuşmalarını sorularını sabırla dinliyor ve ardından da konuşmadan başıyla kendi istediğini söylüyordu. Süpürgeyle uçmaktansa cisimlenmeyi tercih edecekti tabiki de Hogwarts'dan beri uçmuyordu ve cisimlenme süpürgeyle uçmaya göre daha güvenliydi. Cisimlendikleri yere giderek kendilerini sessizliğin ve karanlığın içine atmışlardı. İçinde ki düşüncelerin konuşmasından konuşmaya gücü kalmamıştı Nicole'ün ayrıca da yorgunlukta bastırmıştı. Julia'nın da öyle gözüküyordu; ama Fransa'ya varınca bunun hepsinin söneceğini biliyor gibiydiler. Sessizliğin içinde kaybolan ikili artık Fransa'nın yolunu tutmaya hazırdı. Julia'nın hızlı hazırlanışı ve taşlaştırdığı Luke'la arasında ki konuşma Nicole'ün komiğine gitmişti. Nedense onu hem anlıyabiliyor hemde anlayamıyordu. Onun samimiyeti ve çocuksuluğu saflığını korumasına yetmişti belki de ama bunun ardında yatan gizlenmiş bir sürü şeyi de öğrenmişti. Julia'nın tavırları hep değişken olsa da yüzünde ki ve gözlerinde ki ifadeden görünen çocuksu yüz sayesinde göze batmıyordu. Cisimlenmenin ardından Fontjoncouse'un o devasa kapısının önüne gelmişlerdi bile.

Hava sabahta ki sıcağa nispet yapıp onu geçtim dercesine esiyor insanın tenine değdikçe rahatlatıyordu. Nicole Julia'nın bavullarının evinde ki misafir odasına taşınmasını istedikten sonra, otelin o devasa kapısını açıp Christopher ve diğer çalışanlarıyla konuştu. Oldukça meraklı ve telaşlı olmalarını beklerken hiç kimse de bir telaş yoktu. Demek ki herkes onun kendini alışverişe kaptığını hissediyordu. Gelicek eşyaları söyledi odasına gizlice götürülmesi gereken saat ve yüzük poşetini de saklamalarını rica etti. Şimdi tek kişiyi bulmak kalmıştı. Albert nerede olabiilirdi. Ya bütün günü yatakta uyuyarak geçirmişti ya da o da Nicole gibi bir yere giderek dışarıyı keşfe çıkmıştı. Nerede olduğunu bilmiyordu; ama onu özlediği bir gerçekti. Julia'yla çok konuşmadığının farkına vararak " Şimdi sıra kocam sandığın ve yeni bulduğum sevgilimde kimbilir nerededir şimdi, bugün kendimi alışverişe ve yalnızlığa adamasaydım belki onunla olabilirdim. Ama bu da bir şeyleri açığa kavuşturmak için gerekliymiş. "diyerek ona bir açıklama yaptı. Geç olduğunu biliyordu; fakat oradan ayrılırken aklında o kadar çok şey vardı ki bu yüzden konuşmayıp düşünmeyi tercih etmişti. Bugünün ardından olacakları kafasında tartıp biçiyor, ailesinin hala aynı evde oturup oturmadığını düşünüyordu. Yapacaklarını Albert'ı da bulduktan sonra birbir anlatacak ve ikisinin de bu konu da ya yanında olmasını ya da onu bırakmasını isteyecekti.

Yaptığı doğru değildi bunu biliyordu. Bir nokta koymasa kendi kendini yiyerek tüketecekti. Bunun olmaması için bir bedel ödemeliydi. Hem bu bedelin bir nedeni de onun için ölen küçük kardeşiydi. Bunu bilmeyen iki güvendiği kişi artık öğreneren Albert ve Julia Nicole'ün sakladığı sır perdelerinden kurtularak belki de rahat haraket edecekti. Aşkın ne yöne gittiğini ve ne bağlamda yaşandığını bilmiyordu, kardeşi gibi gördüğü ve şans eseri karşılaştığı Julia'nın yerini de bilmiyordu. İki bilinmeyenliğin; ama güçlü bir sevgi bağlarının içinde artık açılabilirdi. Onlardan başka kimsenin bilmemesi ve yok edilenlerin hayatı boyunca çektikleri vicdan azabı da sönecekti. Julia'ya bir kez daha dönerek, "Albert sanırım, villada olmalı... Çok uykun gelmediyse seni onla tanıştırayım ve ardından anlatacaklarım var. Buna dayanabileceğini umuyorum; ama buna ben dayanabilir miyim bilmiyorum. Neyse beni takip et." Fontjoncouse otelinin içinden çıkarak villarların oraya doğru yol almışlardı. Salonda yanan ışığı gördüğünde içi içine sığmayan Nicole, şimdiden anlatacaklarını kafasında toparlamaya çalışıyordu. Yalanlı geçmişini kardeşini, ani ölümünü, babasının karısına yaptığı ihanetin kendi annesi yani karısının kardeşi olduğunu, hepsini bir bir anlatacak ve sonra bunun acısı bir bir çıkartması gerektiğini söylecekti. Kendine olan son güvenini de topladıktan sonra çantasından anahtarını alarak kapıyı açtı. Kapıyı açtığında salonda ki ışık gözüne gözüne vuruyordu. Albert salonda oturup her zaman ki gibi bir iki kadeh bir şeyler içiyordu. Nicole "Ben geldim, bir misafirimiz var ayrıca da size anlatacaklarım var" diyerek içeri girdi Ardından gelen Julia'yı gören Albert ayağa kalkarak onun elini sıktı. "Bu Julia canım, ve Julia bu Albert" diyerek resmi bir şekilde tanıştırmıştı ikiliyi, iki kişi de birbirini süzüyordu. Nicole hiç vakit kaybetmeden kafasındakileri söylemek istediğinden boş olan iki viski kadehi aldı ve dolaba giderek en ağır viskilerden birini çıkardı. Normalde viski sevmezdi; ama şu an içkilerin en sertine ihtiyacı vardı. Albert telaşsız ve sakin görmek onu sevindirmişti. Sarılıp öpmek ona güven ve sıcaklık vereceğinden anlatacaklarının bitmesine kadar böyle bir temasta durmamaya çalıştı.

Viskileri doldurduktan sonra viskinin dolu olduğu şişeyi bir kenara bıraktı ve bardağına yöneldi. Bir anda içtiği yarım bardak gırtlağını yakmıştı; ama bu hissi seviyordu ve bu onu cesaretlendiriyordu. İki kişiye de yakın olabileceğini düşündüğü tek bir koltuğa geçti ve "Şimdi beni kesmeden dinlemenizi istiyorum. Canım sen beni biliyorsun; ama yaşadıklarım artık bana ve içimdeki insana çok fazla gelmeye başladı. Bugün tesadüfen tanıştığım yeni bir dergi sahibi Julia bana bunları hatırlattı, kendisi de ne olduğunu bilmiyor. Fakat ben buna daha fazla dayanamıyorum. Benim kardeşim vardı hatırlarsın, bir hastalıktan ölmüştü demişlerdi. Üzülmüştüm, çünkü öz kardeşim sanıyordum. Ama benim ne annem gerçek annemdi ne de kardeşim, belki aralarında en gerçeği ölen ya da büyükannem tarafından öldürüldüğünü düşündüğüm kardeşimdi. Babam annem sandığım kadını kardeşiyle aldatmış ve ben bunları ömür boyu saklanmış dedemin mektubundan öğrendim. Kaçtım ve buraya saklandım bana kalan tek miras ve gerçek belki de bu, bilmiyorum. Ama hayatımı yalana bürümüş ve sevdiğim, masum olan kişinin intikamını almam lazım. Yoksa ömür boyu kendimi ve ailevi yapımı suçlayarak siz bilmeseniz de eriyeceğim." Uzun ve yorucu bir cümle, altından kalkamayacağını düşündüğü ve karşısındakilerin belki de sonsuza kadar karşı çıkacağını düşündüğü gerçekleri yansıtan yalandan arınmış lanetli cümleler bütünü... Albert'ın yüzü hissizleşmiş ve donuk bir hal almıştı. Julia'nın gözleri parıl parıl parlıyordu. Nicole ise sinirden gözyaşlarını tutamaktan korkuyordu. İçinde ki kin ve nefret artmış olsa da sevdiğinden gelen bir söz ya da anlamlı bakış ona yeterdi. Julia Nicole gittikçe daha da hayran kalıyorken, Albert Nicole'ün geçmişinden ve babasıyla arkadaş olup sahtekarlık içinde büyüdüğü aileden nefret mi edicekti? Ne yaparsa yapsın, Nicole buna zor da olsa ayak uydurmalıydı. İster yanında olsun ister olmasın hayatının soru işaretlerini geride bırakacak bir nokta gerekiyordu. Belki bunun sonunda kendisini bile öldürmenin zamanı gelecekti. Hiç kimsenin bilmediği bir gün yalnız başına kardeşinin yanına gitmek, kötü dursa da aslında tek çözüm lanetli insanların teker teker ortadan kalmasıydı.

_________________
[center]
Bazen hiç kimse göründüğü gibi değildir
[/center]
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Albert Sven Hallstad
The Puzzle Ortağı
avatar

Erkek
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 319
Yaş : 26
Kan statüsü : Safkan
Galleon : 6140
Ekspresso Puanı : 13
Kayıt tarihi : 27/04/09

MesajKonu: Geri: Nicole'ün Villası   Ptsi 20 Tem. 2009, 03:45

”Aşkım, seni bırakıp gittiğim için çok özür dilerim. Daha sonra bunu telafi edeceğimden kuşkun olmasın. Yalnız senin için yaşayan, Nicole.” Kaliteli kağıdı bulduğu gibi ikiye katlayıp masanın üzerine koydu. Siyah mürekkebin bıraktığı kıvrımları inceledi. El yazısının ona ait olduğu kesindi; ama aceleyle yazılmış olduğundan, estetik açıdan yoksundu. Biraz beklemenin bir sorun yaratacağını sanmıyorum. Zira bir ömür onu bekledim. Yatak odasının açık balkon kapılarından giren tatlı esinti sabahın yoğun sıcaklığını alıp götürmüştü sanki. Albert içinden gelen isteği bastırmamaya karar verdi. Çıplak ayaklarıyla güneşim kızdırdığı taşı hissetti. Temiz havayı ciğerlerine çekti. Aslında çoktan başlamış olan yeni güne selam verdi. Dışarıdan geçen insanlar ona, o sokaktaki insanlara selam veriyordu. Selamlaşmadan hemen sonra yanlarındakine dönüp kendisi ve Nicole hakkında dedikodu yaptıklarına emindi ama bu onu rahatsız etmiyordu.

Giyindi ve villanın merdivenlerinden aşağı indi. Mermer basamakların hemen yanındaki telefonun ahizesini kaldırıp santralin hatta bağlanmasını bekledi. ”Fontjoncouse Otel Santrali, buyurun?” Albert biraz çekingen konuştu. ”Mademosielle Magdelene’in villasına tek kişilik kahvaltı ve koyu bir kahve lütfen.Bir de Gelecek Postası.” Genç kız memnuniyetle cevap verdi. ”Peki Monsieur Hallstad. Hemen geliyor.” Albert bahçedeki sandalyelerden birine oturup beklemeye başladı. Tüm dünyanın tanıdığı isimler şimdi kapısının önünden geçiyordu. Birkaç dakika içinde kahvaltısı geldi. Garsonun cebine bahşiş olarak birkaç galleon bıraktı ve sabahın tadını çıkarmaya başladı.

Saatler boyunca gazetesini en ince ayrıntısına, en küçük haberine kadar okudu. Garip olaylar görünmeye başlamıştı. İnsanlar kayboluyor, olmaması gereken şeyler Muggle’ların gözü önünde gerçekleşiyordu. Öğlenin kavurucu sıcaklığı eşliğinde kitabını okuyor; Ancak hiçbir şey anlayamıyordu. Hamağın hafif salıntısı uykusunu getirmişti. Rüyalar, rüyalara doğru uçuyordu şimdi.

Birden etrafta beliren şak sesiyle açılmakta olan uykusundan tamamen uyandı. Mini barın yanına gidip kendine bir kokteyl hazırladı ve oturup gelen’leri’ beklemeye başladı. Bir kişinin daha ayak sesleri geliyordu. Nicole’ün sesini ayırt edebiliyordu. Bir kadınla konuşuyordu. Çok beklemeye kalmadan Nicole ve misafiri esintinin eşliğinde içeri girdiler. ” "Ben geldim, bir misafirimiz var ayrıca da size anlatacaklarım var"” Ayağa kalktı ve kadının elini sıktı. Odadaki herkes kendisi aksine gergin görünüyordu. Bir kez daha Nicole’ün sesi duyuldu. ” "Bu Julia canım, ve Julia bu Albert”Bir yandan sol eliyle Nicole’ünbelini kavramıştı. Ona ve kendisine güven verdiğini biliyordu. Ve ardından bir bıçak kadar keskin, bir o kadar da anlamlı kelimeleri söyledi. Albert duyduklarına inananamıyordu. Bu kız neler yapmıştı böyle? ”Tamam hayatım, geçecek hepsi. Ben buradayım” Kolunu sıkıca beline doladıktan sonra ellerinden tuttu. Bir daha asla bırakmak istemiyordu bu elleri.




_________________

Hayatın anlamı ne çabuk değişirmiş. İkiydik, üç olduk. Tek kalpte birleştik.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Julia Leppanen
The Wizard's Daily/Velhoen Päiviä Editörü
avatar

Kadın
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 251
Yaş : 27
Kan statüsü : Melez
Galleon : 6022
Ekspresso Puanı : 13
Kayıt tarihi : 02/07/09

MesajKonu: Geri: Nicole'ün Villası   Ptsi 20 Tem. 2009, 15:04

Çok hoş hissettiren serinlik eşliğinde ruhunu dinlendirirken,kalbine birden oturan heyecanla şimdi içeri giren bu adama gözlerini dikmiş olan Julia,Albert’ın garipser bakışlarında kaçmaya çalıştı ilk olarak.Ancak o bakışların yokluğunu hissetmek ne yazık ki mümkün değildi.Aslında bu adam şüphelenmekte oldukça haklıydı…Ama Julia rahatsız olamaya başlamıştı ve ortamdaki havayı dağıtmak için tavana doğru bakarak daha sonra kafasını sağa


Boynunu şimdi daha rahat hisseden Julia birden “Tanıştığımıza memnun oldum.Ben Julia Leppanen,Fin asıllıyım ve mesleğim editörlük.Aslına bakarsanız,ben de sizin gibi ilginç bakardım şu durumda kendime…Nereden çıktığımı merak ediyor olmalısınız.Ancak bunu anlatması çok uzun sürecektir bu yüzden Nicole’ün açıklamada bulunması daha iyi olur.” dedi ve açıkça Albert’in düşünceli ve inceleyici bakışlarını üstünden çekmesini gizli kapaklı bir tavırla anlatmaya çalıştı.Ama yine de bu normal bir olaydı.Zaten Nicole de olayları açıklayacaktı belki de bu Albert’ın,Julia’ya güvenmesini sağlayacaktı.


Aradan çok geçmeden aklında yeni soru işaretleri ve yeni tahminler uyanmaktaydı.Ölüm ve kan kokusu burnuna kokuyordu,gözleri gitgide keskinleşiyordu.Mavi-yeşil göz irisleri,giderek buz mavisine çalan bir mavi haline geliyordu ve göz bebeklerinin siyahı griye doğru kaymaktaydı. Öldürmek ve yok etmek çok kolay bir şeydi tabii ki de ama esas problem nerede,ne zaman ve nasıl gerçekleşeceğiydi.Hiç bir şey bilmeden hazırlıksız öldürmek ve yok etmek,yakıp öylece yıkmak çok zevksizdi.


Şimdi giderek artan merakının etkisinde olarak “Anlat bakalım Nicole…Hem geçmişini hem de neden buraya geldiğimizi” dedi gülümseyerek ve içten bir şekilde.Kanında akan kan çılgınlaşmaya hazırdı.Etrafı yakıp yıkarken ortalıkta minik bir serçe gibi sıçrayarak koşmayı çok özlemişti.Ateş ve kan kokusu…On altı yaşından bu yana en sevdiği parfümün kokusu gibiydi artık.

_________________





"Neutä rathié,erst coia ti'dachié Amärs välma ù näs anwa merrokomién û erst a'pellou chin kásos..."
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Nicole Marissa Magdalene
Fontjoncouse Otel Ortağı
avatar

Kadın
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 4533
Yaş : 25
Kan statüsü : Safkan
Galleon : 7369
Ekspresso Puanı : 75
Kayıt tarihi : 02/07/08

MesajKonu: Geri: Nicole'ün Villası   Ptsi 20 Tem. 2009, 16:10

Klasik bir tanıştırmanın ardında içilen içki ve sonra da açıklanan sır, çok büyük bir tepki ve haykırma beklerken, karşısında ki iki kişi de de anlayış mevcuttu. Nicole bu duruma şaşırmış ve gözleri dolmuştu. Yapacakları aklına geldikçe kendinden nefret ediyordu. Kendini oldum olası bir pislik gibi hissederken elini kana buluyor nasıl temizleyebilecekti ki! Albert'ın tuttuğu elleri bir anda ısınıyor ve onu kurutmasının yerine terletiyordu. Bunu sevmemişti. Onun yanında huzur ve ılıklığı bulurken şimdi stresten yapış yapış olan ellerini ilk defa elinden çekip gözlerinden istemsizce gelen gözlerine götürdü. Küçük bir çocuk gibiydi şu an; ama yarın bütün taş kalpliliğini üstünde toplayarak öcünü almalıydı. Dedesini istiyordu yanında, ona tek gerçeği bahşeden o beyhude yüzü görmeyeli ne kadar olmuştu? İstese de göremeyecekti zaten. Üzerinde ki yorgunluk ve yarının yükü sırtına binmişti. Binen yükleri atması zaman alacaktı. Albert'ta da bu şok vardı. Onun o narin vücudunun ya da yüzünün bu olaya tanıklık etmesini izlemiyordu. Julia'yı bile istemiyordu aslında; ama gene de bir destek bir gölge onu daha da güçlendirmeye yetebilirdi. Güç ne kadar da barbacaydı, Nicole bu hala düştüğüne inanamayacak haldeydi. Şaka gibi bir günün sonunda örülen ağlar onu yarına hazırlanmasını bekliyordu. Kaçıp kaçıp sonunda düştüğü ağ yarın çözülerek patlayacaktı.

Kaderin ona daha fazla oyun oynamaması için kan akıtmak öldürmek ve kırıp dökmek, belki de yalanlı geçmişinden kalan bütün inşaları yerle bir etmek istiyordu. İntikam ateşli ve çekici olduğu kadar dayanılmazdı da, çünkü içinde bir yerlerde hep saf Nicole ayaklanarak ona engel oluyordu. Sevecen Nicole, bunu bir günlüğüne unutmanın zor olmaması gerekti. Sadece yarın akşam ortadan yok olarak anılarını yalan bürüyüp kirleten yalancı ailesinden intikamını alacaktı. Konuşmamaşı ve sadece gelinden gelen gözyaşlar Albert ve Julia'yı tedirgin etmesin diye titrek bir sesle "Ben anlatmak ve yalana dönmek istemiyorum. Yarın ben olarak uyanmayacağım belki de; ama ondan sonra ki gün aydınlık olacak. Karanlık yüzüm beni yalana boğan kişilerin kanıyla sona ericek işte, başka bir açıklamaya gerek var mı Julia" demişti. Sonra Albert'ın yüzüne bakarak terli ellerini onun tenine sürdü "Sen bunu hakketmiyorsun; ama bu olmazsa bende ölüceğim. Ya da belki.." söyleceği cümleyi yarıda kesmişti. Kesmesi onu ve etrafında ki sessizlikle birlikte dudaklarını buz gibi kesiyor, ortadan ikiye bölüyordu. Kendini parçalanmış ortadan ikiye bölünmüş hissetse de yapmak zorunda oldukları başını yiyordu. Hayatını zindana çeviren ve mutluluk çeviren herkesten intikam alarak bitmeliydi. Zor da olsa yaşamalıydı. Sonuna gelmeye korkmaktan bu sefer korkmalıydı.Korkmayacaktı da, onlar bunları yaparken nasıl korkmamışsa da o da gözü yaşlı etrafı kanla da olsa bitirip silecekti ve elinin tersiyle unutup geleceğine bakacaktı.

Gözyaşlarıyla beslediği dudakları gözyaşının tuzuyla büzüşmüş kalmıştı. Kalbini hissetmiyordu, zaten ne bir atış vardı onda ne de davamı. Yarın ölüme yürürcesine babasıyla yüzleşecekti. Son sorularını sorarak savurduğu asasıyla o güven verici yalan bakışları bir kenara atacaktı. Büyükannesi de onun yanında olurdu büyük ihtimalle ya da başka bir seyehat onu da yanına çağırırdı, babası Nicole'ü gördüğü anda, hemen bir büyüyle gelen şifacı gelerek oğluna siper ederdi ve Nicole hiç gözünü kırpmadan kinle ona ve öldürülmüş kardeşinde ki tüm acıyı alırdı. Bunu düşünürken bile oluşan yalanlar kulağında çınlıyor, hiç çıkmayan bir çığlığa bürünüyordu. Sevdiklerini kaybetmemek adına da belki bu adak her şeyden önde gelecekti. Bu bir izi silecekken bir yandan da bırakıp hayatının sonunda kadar sürdürecekti. Bunu bilse de sonunu kendini de feda etmek gerektireceğini bilse de önce yarına bakmalıydı.

_________________
[center]
Bazen hiç kimse göründüğü gibi değildir
[/center]
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Julia Leppanen
The Wizard's Daily/Velhoen Päiviä Editörü
avatar

Kadın
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 251
Yaş : 27
Kan statüsü : Melez
Galleon : 6022
Ekspresso Puanı : 13
Kayıt tarihi : 02/07/09

MesajKonu: Geri: Nicole'ün Villası   Ptsi 20 Tem. 2009, 18:52

Bu beklenen bir şey değildi açıkçası. Karşısındaki sarışın mavi gözlü cadının gözlerinden akan parlak damlalar, yansıyan ışıkla birlikte adete bir inci tanesi gibi görünmekteydi ve tamamlayamadığı bir cümle…O cümle ne anlama gelmekteydi ki… Nicole’ün hiç böyle hissedeceğini düşünememişti ve şimdi de soğukluk ve keskinlik hissi geçmişti Julia’nın damarlarının içlerine...O, ağladıkça, içinde ürpen bazı duyguları yeniden hissediyor ve bunları Julia da yaşıyordu. Ama Nicole’ün içinde bulunduğu hâl öylesine kötüydü ki… Büyükanne ve babasından intikam alamamak onu her geçen gün daha da acı çeken bir insan haline getirmekteydi. Bu acıdan kurtulması gerekiyordu. Daha fazla izin verirse kendine zarar verecekti ve Nicole, ölmesi gereken son kişiydi. Hatta ölmemesi gereken kişi idi… Yaşadığı şu anki vicdan azabı ile dolu hayatın nedeni babasının ta kendisiydi.

Pencerenin önündeki tül perde içeri giren ve de hafif bir meltemi andıran rüzgârı hissediyordu Julia şimdi. Kendisi de içten içe vicdan azabı duyuyordu. Bir an için pamuk kadar yumuşak ve bir buz kadar soğuk elleriyle, farkında olmadan yüzünü tutuyordu. Gözleri şok içerisindeydi. Olduğu yerde birden yere çöktü ve öylece kaldı. Buz mavisine dönmüş gözleri,kör bir insanınki gibi boşlukta bir noktaya odaklanmış ve öylece boş boş bakarak sayıklıyordu. Onun da gözlerinden yaşlar boşalıyor ve yıllar sonra ona ablasıymış gibi hissettiren bu güzel cadıyı üzdüğü için kendisi de ağlıyordu.

Diz üstüne çökmüş ve avuç içleriyle yerin zeminine bastıran genç cadının saçları bozulmuş,göz yaşları yere damlamıştı. Boynu ise büküktü ve bu hüzünlü manzaranın ardından Albert’in, Nicole’ü teselliye çalıştığı bir anda “Şey…Ben gideyim. Böyle olsun istememiştim. Gerçekten özür dilerim.” sözleri döküldü genç ve güzel cadının ağzından.

Gözlerindeki puslu buz mavisi kalkmış, kızarmış ve şişmiş gözlerle ayağa kalkmaya çalışan Julia, yumuşak ve un kadar beyaz elleriyle asasını çıkardı ve bavula doğru savurarak, bavulun ortandan kaybolmasına sebep olmuştu. Birden karşısında duran iki kişi de şimdi ona odaklanmıştı ve şaşkın görünüyorlardı. Nicole ise hâlâ sıkkın hissediyordu.Terlemişti ve hiç olmadığı kadar da tedirgindi…

Çilek gibi kırmızı dudaklarını aşağıya büken ve kaşlarını aşağı doğru indiren genç cadı, hafifçe dengesiz bir şekilde, tek bir adım attığı sırada, “İnan böyle olsun istemedim Nicole… Ben, ablamda hissettiğim şeylerin aynısı sende hissettim. Ama senin bunlardan kurtulman lazım biliyorsun. Bu içindeki lanet seni gitgide öldürür. Bizim dünyamız acımasız. Bu acıları çekmek senin suçun değildi ve kimse seni üzmemeli de! Bunu diyen bendim ve görüyorum ki şimdi senin üzülmenin sebebi benim. Sana bu günü bir iksirle de olsa tümüyle unutturmayı çok dilerdim. Çok üzgünüm…Gerçekten çok üzgünüm…” dedi umutsuzca, içinde kanayan bir yara var gibiydi ve git gide dayanılmaz oluyor sanki onun kalbini yakıyordu.

Vedalaşmak için son bir kes Nicole’ün yanına yürüdü ve onun terlemiş bileklerini yumuşakça kavradı. Nicole’ün alev gibi bilekleriyle,Julia’nın buz kadar soğuk eli birleşince çok tatlı bir ılıklık meydana gelmişti. İşte Julia şimdi huzurlu hissediyordu, ama buradan gitme vakti gelmişti. Asasını dik bir şekilde havaya doğrulttu ve gitmeye hazır gibi hissediyordu…

_________________





"Neutä rathié,erst coia ti'dachié Amärs välma ù näs anwa merrokomién û erst a'pellou chin kásos..."
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Albert Sven Hallstad
The Puzzle Ortağı
avatar

Erkek
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 319
Yaş : 26
Kan statüsü : Safkan
Galleon : 6140
Ekspresso Puanı : 13
Kayıt tarihi : 27/04/09

MesajKonu: Geri: Nicole'ün Villası   Cuma 24 Tem. 2009, 15:19

"Sen bunu haketmiyorsun; ama bu olmazsa bende ölüceğim. Ya da belki.." Albert donup kalmıştı. Bir an Nicole’ün akıl sağlığından endişe etti. ”Nicole! Neler söylüyorsun? Kendine gel, ne olur! Seni böyle görmeye dayanamıyorum.” Şimdi onunla birlikte gözünden yaşlar süzülüyordu. Tuzlu su dudaklarına ulaşıp dilinde acı bir tat bırakıyordu. Julia’nın özür dileyen sesini duyuyor; ancak umursamıyordu.

Sevdiği kadının göz göre göre ölmesine izin veremezdi tabii. Ancak tek çare olan bu yöntem, ikisine de çok zarar verebilirdi. Diğer yandan onu birisine, üstelik yakınlarından birisine asasını doğrultmuş olarak görmek, intikamın tatlı duygusunu hissetmesini izlemek çok daha acı vericiydi.

”Git! Git ve yap bunu ama bir daha asla bahsini açma! Asla söz etme! Mutlu olacaksan git ve yap bunu; ama benden sana katılmamı veya seni o şekilde izlememi bekleme! Git dedim Nicole, ne bekliyorsun hala?” Kızgındı. İki kadına da arkasını döndü ve salonun diğer köşesine ilerledi. Bir kadehe adını bile okumadığı sert bir şeyler doldurdu. Bir yudum alıp kadehi karşıya fırlattı. Kırılan cam bütün evi inletmişti. Şişeyi alıp kafasına dikti. Bu akşam olacak diğer şeylerin yanında içkinin acısı onu etkilemiyordu.

Koltuklardan birine çöküp orada kaldı. Çok geçmeden tek duyduğu şey iki kadının ardı ardına gelen cisimlenme sesleri oldu.


_________________

Hayatın anlamı ne çabuk değişirmiş. İkiydik, üç olduk. Tek kalpte birleştik.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Nicole'ün Villası   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Nicole'ün Villası
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Villalar-
Buraya geçin: