AnasayfaAnasayfa  EkspresEkspres  GaleriGaleri  SSSSSS  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 Yasak Kitap

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Destiny Audrie Thallimar
Hufflepuff 6. Sınıf Öğrencisi
avatar

Kadın
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 21
Kan statüsü : Muggle doğumlu.
Galleon : 6766
Ekspresso Puanı : 35
Kayıt tarihi : 23/07/09

MesajKonu: Yasak Kitap   C.tesi 25 Tem. 2009, 00:29

Saatin kaç olduğundan haberim yoktu,sanırım şölenin başlamasına az bir süre vardı –yarım saat kadar- ve ben alt kata inmek yerine Hogwarts’ın loş koridorlarında aylaklık ediyordum. Aslında nereye gitmem gerektiğinin bilincindeydim,ertesi güne yığınla ödevi olan kimseler nereye giderse oraya. Ve ben de bu ‘kimselerdendim.’ Başıma ilk kez gelmiyordu, son ana sıkıştırdığım için parşömenlerin arasında gece yarısına dek çalıştığım günler hayatımın büyük bölümünü kapsıyordu.

Bana en az Azkaban’ın girişi kadar ürkütücü gelen kütüphane kapısına varmıştım. Doğrusu yıllardır ayakta olduğu düşünülürse,üzerindeki çizikler,aşınan ahşap ve tokmağı çevirdiğimde ortaya çıkan gıcırtı,yaşına kıyasla takdir ediciydi –ne yazık ki şeklinde bir ekleme yapmadan geçemeyeceğim. İçeride soluduğum hava,fazlasıyla tanıdıktı. Yıllanmış yaprakların ve eziyetin kokusu ortama hakimdi. Buraya uğramayalı üç ay olmuştu;ancak kitapların sıralanışını unutmamıştım. Her şeyi unutan ben,zihnime kazınan bu korkunç kareden kurtulamamıştım bir türlü. Öyle ki,hiç düşünmeden adımlarım beni ihtiyacım olan bölüme götürmüştü. Az sonra İksir dersi için gerekli malzemeleri bulabileceğim bir dizi kitabın önünde dikiliyordum. Farklı boylarda yan yana dizilmiş,ciltleri yıpranmış hatta bazıları bükülmüştü. En sağdaki,benim eserimdi. Kütüphane malına zarar vermekten ötürü bir hafta cezaya kalmıştım. Tanrım,ne kadar acımasız bir görevli! Göz ucuyla beni süzdüğünü görebiliyordum. İnanın,adını bile bilmeme rağmen onda nasıl bir izlenim uyandırdığımın farkındaydım. Çekip gitmem için yalvarıyor olmalıydı. Yüzüme şeytani bir gülümseme yerleşti. Problem çocuk,geri dönmüştü.

En üst rafa uzanabilmek için parmak uçlarımda yükselerek işime yarayacağını umduğum kitabı kıpırdattım. Anında sahne değişti: Yerinden çıkarırken yanda duran kitapların yerçekiminin cazibesine kapılarak yere düşmesiyle afallayan ben ve ifadesiz yüzünde kınayan bakışlar beliren görevli. Bir de birkaç gözlüklü öğrencinin konsantrasyon bozukluğu sonucu bakışlarını bana kilitlemesi. Eğilip yerde duran kitaplardan birini alırken duyamayacağı kadar alçak sesle özür diledim. Bunu içten gelerek değil,nezaketen yaptığımı anlamışsınızdır. O esnada gözüme burada olmaması gereken bir kitap çarptı. Yasak Bölüm’den buraya gelmiş olmalıydı,cezp ediciydi. Benim bile ilgimi çekebilecek nitelikte bir kitap olduğuna göre,kesinlikle değerlendirilmeliydi. Şu mekana girip de suç işlemeden çıkabileceğim günleri görebilecek miydim acaba? Görevli başımdan gittiği sırada kitabı karıştırmaya başladım. Aradan dakikalar geçti,beş,on,yirmi... Dalgınlığıma gelmiş olmalı ki yaklaşık on dakikadır yanımda oflayıp puflayan çocuğu fark edemedim –o ana dek. Başımı hafifçe kitaptan kaldırıp etrafıma bakındığımda kütüphanenin boşaldığını,dolayısıyla şölenin başladığını anladım. Yanımda duran çocuk –Leon- gözünü elimdeki kitaba dikmişti. Durup ‘Hangisine?’ diye düşünmeden edemedim. Kırmızı mı,yoksa mavi kapaklı olana mı? Elimde duran yasak kitap mıydı yoksa? O an için tam bir inek gibi görünüyordum. Aslını bilsem de,berbat bir duyguydu. Elimdekileri telaşla rafa tıkıştırdım. Yalnızca tek bir tanesi kaldı elimde,Tılsım'ı kapsıyordu. İhtiyacım olan bu değildi,üstelik yanlış bölümdeydi;ama idare ederdi. Elveda cazip kitap! Bir süre ilgileniyormuş gibi sayfaları karıştırdım. Okuduğum falan yoktu,zaman öldürmeye çalışıyordum. Bir de Leon’un başımdan gitmesini bekliyordum. Bir ara gerçekten okumaya başlamıştım. Hala yanımda durduğunu görünce kitabın kapağını kapayıp sıcak bir gülümsemeyle ona döndüm.


“Bunu mu istiyorsun?” Yanıt alma gereği duymadan,kitabı yeniden açıp eski pozisyonuma döndüm ve yüzümdeki gülümsemeye biraz da alay katarak dudaklarımı araladım, “Çok beklemen gerekecek.”

Sıkıntılı anlarda biraz eğlenmenin kimseye zararı olmaz diye düşünürdüm hep. Bu düşüncemi hayata geçirmek için fazla beklememiştim;yalnızca bekletmiştim. O andan itibaren dönüp gitmesi benim için bir yıkım olurdu. Sinir bozucu da olsa bir-iki çift laf edip bana hala yaşamın var olduğunu kanıtlaması gerekiyordu. Öte yandan,karşımdaki kişinin tam bir kültür kurdu olma ihtimali vardı ki,onu az çok tanıyorsam buraya mecburiyetten gelmişti.


En son Destiny Audrie Thallimar tarafından C.tesi 25 Tem. 2009, 01:22 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Leon Aaron D. Bravery
Gryffindor 6. Sınıf Öğrencisi
avatar

Erkek
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 16
Yaş : 24
Kan statüsü : Safkan
Galleon : 7213
Ekspresso Puanı : 28
Kayıt tarihi : 01/12/08

MesajKonu: Geri: Yasak Kitap   C.tesi 25 Tem. 2009, 01:14

Şölen başlamak üzereydi biliyordum; ancak yeni dönemimi başlar başlamaz mahvetmek de istemiyordum. Ödevlerim vardı ve hepsini yarına iade etmeliydim. Karnım çok acıkmıştı... İçimdeki şeytan bir kez daha uyanmış ve kulağıma fısıldamaya başlamıştı; "Boşver toz kaplı, sarı yapraklı ve kalın kitapları... Şölene dön Leon! Geri dön..." Dudaklarıma yayılan gülümseme Slytherin'li bir öğrenciyi korkutabilecek kadar acımasızdı. Bir adım geriye gitmiştim... Bu kütüphane kapısından bir metre uzaklaşıncaya kadar devam etmişti. Aklımın başıma gelmesi bu sefer uzun sürmüştü. Fakat sonuçta tekrar kendime gelebilmiştim. Yüzümü buruşturarak buruk bir şekilde gülümsemiş ve alnıma yapışmış olan saçlarımı elimin tersi ile silmiştim. Sağ elimi pantolonumun cebine koyarak kütüphaneye resmî olarak giriş yapmıştım...

İçersinin kokusu hiçbir öğrencinin aklından çıkmayacak şekilde hazırlanmıştı. Eski kitap kokusu tam da kokması gerektiği gibiydi... Önünü görebilmek için bazı kişilerin - benim gibilerin - gözlerini kısması gerekirdi; çünkü havadaki toz zerreciklerini görmek mümkündü. Bulunduğum yer sinirime dokunuyor ve bu eğlenceli bir şeymiş gibi yapmaya devam ediyordu... Dişlerimi bir refleks olarak hırsla sıkmış ve gözlerimi yummuştum. İhtiyacım olan rafın nerede olduğunu kolayca hatırlayabilmemin tek yolu buydu. Zihnimimi açmam için önce ruhumu özgür kılmam gerekiyordu. Bunu gerçekleştirebilmek için ise yapmam gereken tek şey sinirimi yok etmek, bir diğer söyleyişle "sakin olmaktı"...

Sağa doğru bir dönüş yapmıştım. Sağ elimi cebimden çıkartmış ve kollarımı göğsüm üzerinde kavuşturmuştum. İlgilendiğim rafın önüne geldiğimde pantolonumun arka cebinden tahta asamı çıkartmış ve üst raflardaki kitapların üzerine doğru asamı sağa ve sola olmak üzere iki yana sallamıştım... Üst raflarda hangi kitapların olduğunu bilmiyordum ve öğrenmemin tek yolu onlara göz atmamdı... Kitaplar asamın hareketi ile yerlerinden narince çıkmış ve önümdeki masa üzerinde sıraya dizilmişlerdi. Gördüğüm kitap yüzleri kaşlarımın hızla havaya dikilmelerine yardımcı olmuştu. İksir kitapları mı? Bu rafların düzenini kim değiştirmişti? Asamı hızla tekrar sallamış ve kitapları ait oldukları yerlerine tekrar yollamıştım... Bu kütüphane rafların yerlerini bilince göze daha kolay geliyordu ki şu anda böyle bir lüks içerisinde değildim. Bulmam gereken bir Tılsım kitabı vardı...

Ne kadar geçmişti bilmiyordum... Aynı rafların önünden belki de onlarca kez geçmiştim ancak hala ihtiyacım olan kitabı bulamamıştım. Kütüphane görevlisinden yardım isteyebilirdim ancak böyle birşey yapmayı pek istemiyordum. Yardım istemek benim için daima zor olmuştu, özür dilemek gibi... Kendimi zayıf hissettiğim o zamanlara çok fazla benziyordu...

En sonunda adım atarken ayağıma bir kitap yığını denk gelmiş ve benim eğilerek yerdeki kitapları incelememe neden olmuştu... Tüm bu kitaplar tılsım ile ilgiliydi... Kütüphanede kaç tur attığımı bilmiyordum ancak böyle basit birşeyin önünden nasıl olur da hiç geçmemiştim şaşırıyordum. Kitaplığın hemen köşesinde sırtını ona dayayarak bir kitaba gömülmüş olan kızı incelemeye başlamıştım. Kızı ismen biliyordum; çünkü aynı sınıftaydık. Eh, bilmem gerekenler yalnızca bunlarmış gibi geliyordu. Ne diyebilirim, arkadaşlık kurmak belki de bana göre değildi... Hafifçe eğilmiş ve kızın elinde tutmuş olduğu kitabın ismine bakmıştım. Bulunduğum yerden yazıyı okumak zordu, bende gözlerimi kısmak ile yetinmiş ve okuyabildiğim kadarını okumuştum; "İleri Düzey Tılsım Kitabı". İşte, aradığım kitabı bulmuştum. Tek gereken o kızın kitabı bırakmasıydı. Öylece gidip ondan bunu isteyemezdim. Dikkatini çekerek beklediğimi belirtmek yeterli olacaktı. Böylece onun karşısında duran sandalyeye geçmiş ve istediğimi elde etmiştim. Onun ela gözlerini şimdi üzerimde hissediyordum. Bir yandan da yüz hatlarıma hiçbir duygu selinin karışmamasına özen gösteriyordum...

Göz kapaklarım ağırlaşmaya başlamıştı... Şölen başlamış olmalıydı ki kütüphane aniden boşalmıştı. Öyle ki görevli bile ortadan yok olmuştu... Karnım açlıktan kendini kaybetmek üzereydi. Beynim bana oyunlar oynuyordu. Sinirlenmeye başlıyor ve en kötüsü bunu önlemem gittikçe zorlaşıyordu. En sonunda onun ince sesini kulaklarımda işitmiş ve kendimi toplayarak kıza dönmüştüm. Konuşuyordu. Kabaca... "Bunu mu istiyorsun?...Çok beklemen gerekecek.” Kaşlarımı çatmış ve yüzümü buruşturmuştum. İlk defa birinin benimle bu şekilde konuştuğuna tanıklık ediyordum. Alaycı bir şekilde gülümsemiş ve etrafıma bakınmıştım. Onun umursamazca tekrar kitaba yönelmesi ile birlikte konuşmaya başlamıştım. Böyle bir durumda hala kendimi nasıl kontrol altında tutuyordum, anlamış değildim;

"Sen dakikalardır ne okuyorsun öyle ayrıca? Lütfen kitabı bitirmekle uğraşan Ravenclaw öğrencilerinden biri olduğunu söyleme bana! O kitaba ihtiyacım var?" Kızın bana dönüp bakmaması ile birlikte sertçe sandalyemden kalkmış ve kollarımı kavuşturarak onun baş ucuna geçmiştim. Onun arkasından okduğu bölüme bakıyordum. Gördüklerim karşısında kaşlarımı çatmış ve hafif bir kıkırdama ile Destiny denilen kıza tekrar yönelmiştim;

"Wingardium Leviosa? Bu büyü için yaşın geçmedi mi?" Birkaç adım atarak sonunda başını bana kaldırmış kıza tekrar yönelmiştim. Tek bir kolumu kitaplığa dayamış diğer elimi ise belime atmıştım; "Bak Destiny, ya da ismin her ne ise... Gerçek ödevin ne?"
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Destiny Audrie Thallimar
Hufflepuff 6. Sınıf Öğrencisi
avatar

Kadın
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 21
Kan statüsü : Muggle doğumlu.
Galleon : 6766
Ekspresso Puanı : 35
Kayıt tarihi : 23/07/09

MesajKonu: Geri: Yasak Kitap   C.tesi 25 Tem. 2009, 12:54

Yersiz yere sataşmamın sonucunda,çok geçmeden farklı bir ses kulaklarımı doldurmuştu. Yüz ifadesine bakılacak olursa,beklediğimden daha az alaylı bir ses tonuydu bu. Doğru sözcükler seçilmiş olsa da pek ‘rica’ havası yoktu.

“Sen dakikalardır ne okuyorsun öyle ayrıca? Lütfen kitabı bitirmekle uğraşan Ravenclaw öğrencilerinden biri olduğunu söyleme bana! O kitaba ihtiyacım var?”

Sessizce kıkırdadığımı fark ettim. ‘Kitabı bitirmekle uğraşan Ravenclaw öğrencisi’ tanımlaması,ben değil,çevremde dolanan herhangi birine dahi uymazdı. Tam altı yıl boyunca ne kadar az iletişim kurduğumuz gerçeği yavaş yavaş su yüzüne çıkıyordu. Hakkımda en ufak fikri yoktu. Eh,benim de bildiklerim kendi ürettiğim yorumlardan ibaretti. Yalnızca burada bulunmasının sebebini öğrenmiştim ki o da elimde duran Tılsım kitabıydı. Bu kez bakışlarımı doğrudan masaya yönelttim. Oysa çoktan sandalyesinden kalkıp başucuma kurulmuştu. Gözlerini kısmış,okuduğum –okuyormuş gibi göründüğüm- sayfayı inceliyordu. Bakışlarımı ondan yana çevirmeme gerek yoktu,kaşlarının çatıldığını ve yüzünde alaylı bir gülümseme belirdiğini tahmin edebiliyordum. Ancak duyduğum kıkırdamaya ve küçümseyici sözlere karşılık kitabı sertçe kapatıp,kolumun altına sıkıştırdım ve ardından başımı doksan derece çevirip gözlerimi suratına diktim. Genelde hiçbir anlam ifade etmeyen bakışları,bu kez muzipçe parıltılar saçıyordu. Son derece havalı bir edayla tek kolunu kitaplığa dayadı,diğeriniyse beline attı. Adımı önemsiz bir detaymış gibi geçiştirerek asıl konuya girişti.

Gerçek ödevim,ya da bir başka tabirle aradığım kitap neydi? Açıkçası burada geçirdiğim zaman boyunca bunu tamamen unutmuştum. Kitaplığın ikimizin ağırlığını taşıyamayacağı kanısına vararak yasladığım omzumu çektim. Birden Leon’un elini dayadığı rafta duran kitabı fark ettim. Neye ihtiyacım olduğunu biliyordum. Onun aklından geçenleri de... Kitapları takas etmek ha? Sandığımdan daha zekiydi. Kısacık zaman zarfında hakkında öğrendiğim ikinci şey buydu. Ve ben de hünerlerimi göstermekten geri kalmayacaktım. Elini sertçe ittirip,altında kalan kitabı aldım. Kitabın başlığı neredeyse silinmişti. Ancak kenarına iliştirilen yazıdan bunun kaybettiğim İksir kitabının bir benzeri olduğunu anlamıştım.

Leon,kolumun altında duran Tılsım kitabına uzandığı sırada iki-üç adım geriledim. Yüzümde muzip bir gülümseme belirdi. Az önce raftan çıkardığım kitabı işaret ederek
“İksir ödevim için gerekli olan kitaplardan yalnızca birisi.” Şeklinde ne yapmak istediğimi ilettim. Biraz daha anlaşılması için az önce oturduğu masaya yöneldim ve sandalyesini kaptım. Az sonra yanımdaydı. Elimi sağ cebime attım ve Zonko’dan alınan şaka malzemelerinin,Balyumruk’u yağmalayarak elde ettiğim şekerlemelerin altında sıkışan ufak bir parşömen çıkardım. Sol cebimdeyse yalnızca bir tüy kalem ve yanımdan ayırmadığım resim defterim vardı. Masada önceden kalma mürekkebi kullanarak,parşömenin lekesiz yüzeyini kargacık burgacık yazımla doldurmaya başladım. Saniyeler içerisinde daha önce okuduğum,okumadığım,yalnızca adını duyduğum,gördüğüm tam on üç tane İksir kitabı sıralamıştım. Son ikisini alt köşeye sıkıştırdığımdan pek okunmuyordu. Zafer dolu gülümsememi Leon’a yönelttim ve kağıdı ona uzattım.

“Görüyorsun ya,işim başımdan aşkın.” –bu sahnede araya yuvalarından çıkacak boyuta ulaşan gözler girdi- “Son ana sıkıştırdım. Ah,eğer benim için bulamayacaksan bununla da idare ederim” diyerek Tılsım kitabını aşağı yukarı salladım. Ardından alaycı bir ifadeyle sözlerimi şunu ekledim. “Wingardium Leviosa ile.”

Bu işin sonunun nereye varacağını merak ediyordum. Gerçekten önümde on üç tane kitabın dikildiğini düşündükçe tüylerim diken diken oluyordu. Göz ucuyla Leon’un artık orada olmadığını görebiliyordum. Ya şölene inmişti –şölen kelimesi açlıktan kazınan midemi hatırlattı bana-,ya da kütüphaneyi taramaya girişmişti. İlki daha makul geliyordu,ben de cebimden bu akşamki ziyafet sözcüğünü karşılayacak olan bisküvi paketini çıkardım. Buraya her zaman hazırlıklı gelirdim. Uhm,temel ihtiyaçlarım için hazırlıklı desek daha doğru olur. Elimde kalan tüm parşömenler kırıştığından,bir köşede dosyalananlardan birini çekip çıkardım. Yanımda yalnızca gerçekten ihtiyacım olan İksir kitabı duruyordu ve ben ödevime başlamak için fazlasıyla gecikmiştim. Suçu Leon’a atamazdım,eğlenceyi başlatan bendim. Ve henüz bitmemişti.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Leon Aaron D. Bravery
Gryffindor 6. Sınıf Öğrencisi
avatar

Erkek
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 16
Yaş : 24
Kan statüsü : Safkan
Galleon : 7213
Ekspresso Puanı : 28
Kayıt tarihi : 01/12/08

MesajKonu: Geri: Yasak Kitap   Paz 26 Tem. 2009, 00:05

Kolumun hemen altında, sırtı toz kaplı bir kitaba yönelmişti Destiny. Kolumu sertçe ittiriş ve raftaki kitabı çıkartmıştı. Söylediği sözle ödevinin tam olarak hangi dersle ilgili olduğunu anlayabilirdim. Derin bir soluk almıştım. Tabii, eskiden iksir kitaplarının bulunduğu kitaplık tam olarak burasıydı. Kütüphanenin düzeni 3 ayda değişmişti ve bu, bu sene gördüğüm en berbat şeydi belki de... Tam ona iksir kitaplığını göstermek için işaret parmağımı doğru yöne doğrultacakım ki, onun yanımdan uzaklaşarak az önce benim oturmuş olduğum sandalyeye oturuşunu izlemiştim... Ona fırsat vermeden Destiny'nin baş ucuna tekrar dikilmiş ve ceplerini karıştırışını gözlemlemiştim. Ne yapıyordu hiçbir fikrim yoktu ancak sonucu benim için iyi sonuçlanmayacaktı, bundan emindim...

Şimdi bir kağıda, ucu siyah mürekkep dolu bir tüy kalemle yazılar yazışını izliyordum. Olduğum yerden yazılanları okumam mümkün değildi ki bununla vaktimi harcayamazdım. Bir an önce tılsım ödevimi yapıp geç kalmış olduğum şölene yetişmek istiyordum yoksa sabaha kadar aç kalıcaktım. İçimdeki şeytan gene uyanmıştı ve bu sefer şikayet ediyordu; "Sersem! Trende birşeyler yiyecektin işte!" Bu düşünce benim iç benliğimden mi geliyordu yoksa kötülüğüm mü gıdıklanmıştı emin değildim, ancak rahatsız olduğumu kesin olarak biliyordum.

Onun yanından ayrılmış ve kollarımı kavuşturarak birkaç adım ileriye gitmiştim. Onun hareketlenmesi ile vücudumu tekrar yalnızca ismen tanıdığım o kıza dönmüştüm. Elime bir parşomen kağıdını sıkıştırmaya çalışıyordu ve ben buna izin veriyordum. Bu gün kendimde değildim... Listeyi açıp neler yazdığına baktığımda istem dışı olarak gözlerimi faltaşı gibi açmak ile yetinmiştim. On-üç farklı kitabın isimlerini gözler önüne sermiştim. Kızın isteğini anlamam ise çok uzun sürmemişti. Doğrudan doğruya tılsım kitabına karşılık bu on-üç kitabı bularak ona vermemi istiyordu. Kabul, sinsi biriydi ve bunu nasıl kullanacağını iyi biliyordu. Kaşlarımı çatmıştım. Yüzüme hoşnut dışı bir ifade yerleştirmiş ve birşeyler söylemek için ağzımı açmıştım. Ancak olan olmuştu... Bir kaç şey söylemek için geç kalmıştım, yine; "Son ana sıkıştırdım. Ah,eğer benim için bulamayacaksan bununla da idare ederim...Wingardium Leviosa ile."

***

Onun yanından uzaklaşmıştım, çünkü şu an için en gerekli şey buydu. Daha önce kimse bana bu şekilde davranmamış ve gözümün içine baka baka yapmam gerekenleri bana bildirmemişti. Destiny'nin karşısında hiç olmadığım kadar savunmasız hissetmiştim kendimi. Kız-erkek ayrımı yapmazdım, bu yüzden davranışlarımı da kişilere göre değiştirmezdim. Ancak şimdi, kimseye davranmadığım gibi ona davranıyordum. Bu günde bir gariplik vardı, ancak içimdeki şeytan hâlâ yok olmak nedir bilmiyordu...

İksir kitaplığının önündeydim ve sol elimde tahta asamı tutuyordum. Listenin başındaki 5 kitabı rahatlıkla bulmuştum; çünkü o 5 kitap yanyana dizilmişti. Onları asamın zarif hareketleriyle arkamdaki tozlu masa üzerine yerleştirmiştim. Geriye kalan 8 kitabı bulmak, az önce bulduğum 5 kitabı bulmak kadar kolay olmamıştı. Önümdeki kitaplık hâyli genişti ve toz zerrecikleri gözümün önüne geliyordu. Hem görüşüm bozuluyor hem nefes alış verişim dengesizleşiyordu. Ellerimi bir anlık saçlarıma atmış ve kendime acıyan türden bir gülümseme yerleştirmiştim. Ne yapıyordum?

"Beni kullanıyorsun ve bunu bile bile sana yardım ediyorum!"
Bulduğum 5 tane iksir kitabını sertçe masanın üzerine bırakmış ve kaşlarımı çatarak Destiny'ye bakmaya başlamıştım. "Artık şu tılsım kitabını alabilir miyim?"
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Destiny Audrie Thallimar
Hufflepuff 6. Sınıf Öğrencisi
avatar

Kadın
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 21
Kan statüsü : Muggle doğumlu.
Galleon : 6766
Ekspresso Puanı : 35
Kayıt tarihi : 23/07/09

MesajKonu: Geri: Yasak Kitap   Paz 26 Tem. 2009, 00:50

Kendimi ödeve veremiyordum bir türlü,şaşırtıcı bir durum değildi. Daha çok atıştırmakla meşguldüm sanırım. Arada bir kalemi elime alıp yetiştirmem gereken ödevle uğraşıyordum;ancak yazdığım her cümle bir öncekiyle çelişiyordu. Birkaç kağıdı bu şekilde boşa harcamıştım. Leon da yanımdan gitmişti ve şimdi kütüphanede yapayalnızdım. Çoğu kimse,ders çalışırken loş ışık ve sessizlik ister. Fakat ben öyle değilim,sessizce kıkırdanmalar,ufak tefek tartışmalar kendimi daha iyi hissetmemi sağlıyordu. Şu an koşullar kesinlikle ders çalışmak için uygun değildi. Daha fazla uğraşamayacaktım. Elimdeki kalemi masanın öbür ucuna fırlatıp,sandalyeye yığıldım. Parmaklarım şimdiden acımaya başlamıştı ve çabalarım sonuç vermiyordu. Başımı arkaya yaslayıp,zihnimi toparlamaya çalıştım. Bu da başarısız bir girişim oldu,az sonra Leon’un sert sesi kulaklarımı doldurdu. Doğrulmaya fırsat bulamadan masanın üzerine inen kitapların gümbürtüsüyle irkildim. “Artık şu tılsım kitabını alabilir miyim?”

Bu cümleyi size çevireyim, ‘Kes artık Des!’ Zararsız bir oyundu;ancak karşı taraf sıkılmaya başladığında ters giden bir şeyler olduğunu anlardım. Bu sefer ters giden pek çok şey vardı ki ben de sıkılmaya başlamıştım. Masanın üzerinde duran gereksiz kitabı uzatmakla yetinmiştim. Tavırlarında sıkça rastladığım o sert eda hakimdi yine. Dakikalar içerisinde karşılıklı oturmuş ödev yapıyorduk. Bu yerinde bir kullanım olmadı sanırım,düzelteyim: O sinirini bastırıp aceleyle ödevini yapmaya çalışıyor,ben ödevimi yapıyormuş gibi görünüyor;ancak düşüncelerimle boğuşuyordum. Kendimi haklı çıkaracak bazı gerekçeler öne sürüyordum,bunların çoğu ‘Niyetim gerçekten kızdırmak değildi!’ gibisinden işe yaramaz yorumlardı. Öte yandan onu zor bir duruma sokmuştum. Tılsım ödevini önceden yapmıştım,epey uğraştırıcıydı. Şüphesiz gece geç saatlere kadar kütüphanede kalması gerekecekti. Bunları biliyordu,bildiğini biliyordum. Buna karşılık benim için beş tane de olsa kitabı bulup getirmişti. Ve hala tek kelime etmemiştim. Hani nezaket gereği söylenmesi gereken bir sözcük vardı ya,neydi o? “Sağ ol.”

Benden daha önce duymadığı bir ses tonu olacak ki dikkati dağılarak bir an yüzüme baktı. Buraya ilk geldiğimde görevliden dilediğim özrün aksine,bu içten bir teşekkürdü. Gülümsemekle yetindim. Bu kadarı yeterli miydi? Evet,kesinlikle. Dosya yığınına yeniden uzanarak parşömenlerden birini kaptım. Sanırım ödeve başlayabilirdim. Tüy kalemimi Leon’un önünden çekip aldım ve mürekkebe batırdım. Beynimi zorlasam da,sözcükleri toparlamakta güçlük çekiyordum. Sorunların hepsini halledebilmiş değildim. Onun belleğinde sinsi ve hınzır kız olarak kalmak istemiyordum. Eğer aramızdaki çekişmeyi başlatacak adımı ben attıysam,dostluk için ilk öneri de benden gelmeliydi ki hak yerini bulsun.

Tüy kalemimi parşömenin üzerine bıraktım ve boşta kalan elimle bisküvilere uzandım. Kendim için birer tane aldıktan sonra,paketi çocuğun göz hizasına kadar ittirdim. Şöleni kaçırmıştık,karnının zil çaldığına şüphem yoktu. Açıkçası konuşmaya da yüzüm yoktu pek. Ancak şu ana kadar aklımdan geçenleri okuyormuşçasına tüm isteklerimi yerine getirmişti,değil mi? O halde şimdi de ne yapmak istediğimi anlamış olmalıydı. Elle tutulur,gözle görülür bir kanıta dayanmıyordum,yalnızca umuyordum. Tabii,karşımdaki fazlasıyla gururlu bir Gryffindor öğrencisiyse işim gerçekten zor demekti. Karşılaştığımız an hareketlerinde kibir ve üstünlük sezmiştim;ancak bana yardım ederek beni haksız çıkarmıştı. Davranışları kendi içinde çelişiyordu ve bu onun bana nasıl karşılık vereceğini kestirmemi zorlaştırıyordu. İlk kez ne yapmam gerektiği konusunda ikileme düşmüştüm. Sessizlik,sinir bozucuydu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Leon Aaron D. Bravery
Gryffindor 6. Sınıf Öğrencisi
avatar

Erkek
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 16
Yaş : 24
Kan statüsü : Safkan
Galleon : 7213
Ekspresso Puanı : 28
Kayıt tarihi : 01/12/08

MesajKonu: Geri: Yasak Kitap   Paz 26 Tem. 2009, 01:35

Nihayet... Tılsım kitabını ellerimle tutuyordum. Şu anda dudaklarıma bir çeşit zafer gülümsemesi yerleştirmeliydim belki de, ancak yüzüme hiçbir duygu katmamak ile yetinmiştim. Onun sessizliği benim sakinleşmeme neden oluyordu. Sonunda beni ne denli kızdırdığını anlamış gibiydi. Onun çaprazındaki sandalyeyi sessizce çekmiş ve üzerine oturmuştum. Sanki kitabı ezbere biliyormuşçasına ihtiyacım olan sayfayı kitabı açar açmaz karşımda bulmuştum. Cüppemin iç cebinden ikiye katlanmış sarı bir parşömen kağıdı çıkartmış ve onu masanın zeminine bırakmıştım. Kütüphaneye 1. sınıftan beri hiç mürekkep ve tüy kalemi getirmemiştim. Genelde gizlice kütüphane görevlisinin masasından aşırırdım ki gene öyle yapacaktım... Pantolonumun cebinden tahta asamı birkez daha çıkartmış ve ihtiyacım olan sihirli sözleri fııldamıştım; "Accio." Destiny'nin beni duyduğundan bile şüpheliydim...

Görevlinin masasından hızla havalanıp yanıma gelen mürekkep ve tüy kalemini elime almış ve onları masanın üzerine bırakmıştım. Buraya ne zaman gelsem bunları kullanırdım ve mürekkebi sürekli bitirerek burayı terk ederdim. En sonunda isyan eden kütüphane görevlisinin sinirini benden sonra çekerlerdi ki bu da benim en çok keyif aldığım zamandı...

Gözlerimi kitabın üzerindeki siyah yazılarda gezdirmeye başlamıştım. Bir işle meşgul olduktan sonra dünyadan kopmuşum gibi bir hâl alırdım. Kaşlarımı hafif çatar ve gözlerimi yumuşakça çatardım. Gerektiğinde okuduğum satırları işaret parmağımla üzerinden geçerdim. Bunları istemsiz yapıyordum ve beni yeterince Ravenclaw'lu olarak gösterdiğini biliyordum. Fakat bu o kadar çok da canımı sıkmıyordu. Bende üzerinde durmuyorum...

Ne kadar geçmişti bilmiyordum ancak aklım ödevimdeydi, ondan başka hiçbir şeyi düşünmüyordum. Şimdiden kağıdımın yarısını doldurmuştum. Ödevimin sona ermesine az kalmıştı, bu beni ferahlatıyordu. Duyduğum fısıltımsı bir ses başımın kitaptan karşıya kalkmasına neden olmuştu. Besbelli dikkatim dağılmıştı ve otomatik olarak gözlerimi çaprazımda oturan kıza çevirmiştim. Ne dediğini harfiyen duymuştum andak -nedendir bilinmez- duymamazlıktan gelmiştim. Yine de onun göremeyeceği bir şekilde yandan gülümsemiştim... Onu böyle mahcup görmek benim daha iyi hissetmeme yardımcı oluyordu. Öte yandan fazla sert çıkmış olabileceğimi de düşündürmüyor değildi. Kafamı hafifçe iki yana sallamış ve üzerimdeki yumuşak gülümsemeyi direkt olarak silmiştim. Ödevimi bitirmek üzere kağıdıma ikinci kez döndüm...

Birkaç hışırtlı ile gözlerimi bana doğru gelen ambalaja çevirmiştim. Bulunduğum yerden bisküvi kokusunu içime doldurabilirdim. Tanrım, o kadar acıkmıştım ki! Saatin kaç olduğunu bilmiyor olmama rağmen şölenin bitmiş olabileceğini göz önünde bulundurmuştum. Göz ucu ile Destiny'ye bakmak ile yetinmiştim. Paketi önüme uzatmıştı... Ya "Bak benim yemeğim var, sende aç kal!" dercesine bir niyeti vardı, ya da "Acıkmış olmalısın, biraz alsana?" dercesine bir şey imâ etmişti... Ne olursa olsun, 2. seçenek bana daha cazip geliyordu... Yenileceğimi aklımın ucundan dahil geçirmemiştim, ancak o bisküvilerden bir tanesi 5 dakika sonra parmaklarım arasında duruyordu...

Yaklaşık 10 dakika sonra tüy kalemini zarifçe masanın üzerine bırakmış ve kollarımı havaya kaldırarak gerinmiştim. Üzerime çöken ani bir ağırlık beni uyutabilecek kadar güçlü gibiydi... Gözlerimi kağıdın üzerinde gezdirmeye başlamıştım... Yazımı beğenmiyordum, ancak mükemmel olması da birşeyi değiştirmiyordu. Destiny'nin durumuna bakmak için gözlerimi ona çevirmiştim. Tamamen kendinden geçmiş gibi bir hâli vardı. Düzensiz çalışıyordu... Sıkkınlıktan saç telleri birbirine girmiş, çeşitli kitaplar baş ucunda yığınlar içinde kalmıştı. Kaşlarımı hafifçe yukarıya kaldırmıştım. Üzerime çöken yorgunluğun ve uykunun etkisi ile esnemiş ve asamı kavramıştım... Hafif bir bilek hareketi ile neredeyse bitmiş olan siyah mürekkep şişesi ile ucu kirli tüy kalemini görevlinin masasına geri yollamıştım... Kitabı da kütüphaneden çıkarken yerine koyarım düşüncesi ile elime alarak sandalyeden kalkmıştım. Yumuşak bir sesle ortamda saatlerdir haim olan o sessizliği bozmuştum; "B-ben... Benim ödevim bitti ve... Herneyse, teşekkürler. Artık gitmem gerekiyor. Bilirsin, açlıktan ölmeden önce..." Yumuşak gülümsememi dudaklarıma tekrar yaymış ve onun gözlerini üzerimde hissedinceye kadar öylece kalmıştım. Elimdeki tılsım kitabını raftaki boş yere koyduktan sonra hızlı aıdmlarımla küttüphaneyi terk etmiştim. Şu anda aklıma kazınmış olan tek birşey vardı ve o da kuşkusuz yemekten başka bir şey değildi...

***

Büyük Salon'a girdiğimde büyük bir yoklukla karşılaşmıştım... Ev cinlerinin ortalarda dolaşarak yemekleri sihirlerle yok ettiklerini gözlemliyordum... Şölen bitmişti... Öğrenciler ortak salonlarına, profesörler ise odalarına çekilmişlerdi... İşin en kötü yanı, belki de hiç dokunulmamış o yemekler az sonra çöpün dibini boylayacaklardı... "HAYIR!" Neden böyle bağırmış olduğumu bende bilmiyordum. Pörtlek gözlere sahip, korkunç zayıf olan ve görevleriyle yaşamayı bilen ev cinlerinin hepsini bir an için bana bakarken yakalamış ve sesimi yumuşatarak onlara yönelmiştim; "Ben gidene kadar bekleyin..."

Koşar adımlarla kendi binamın masasına doğru yönelmiş, kızgın ev cinlerinin bakışlarını görmezden gelerek tabakların arasından temiz peçeteleri kapmıştım. O sırada ne yaptığımı bende bilmiyordum. Peçetelerin taşıyabilecekleri kadar yiyeceği almaya çalışıyordum. Yeteri kadar almış olduğumu düşündüğümde yüzüme şapşal bir gülümseme yerleştirmiş ve orayı hızla terk ederek az önce gelmiş olduğum yere, kesinlikle içeride yemek yenmesi yasak olan kütüphaneye doğru yönümü çevirmiştim... En sonunda yemekten çok daha farklı şeyler düşünebiliyordum...

***

Destiny'yi ağırlaşmış gözler, bitkin eller ve hâlâ yığılı kalmış kitaplarla aynı yerinde bulmuştum. İçimdeki ses tekrar konuşmuştu ancak onu dinlemiyordum; "Buraya neden geldiğini bir kez daha açıkla bana!?". Cevabı biliyordum ancak kendi kendime konuşmak için henüz kendimi kaybetmemiştim... Ağır adımlarımla Destiny'nin oturmuş olduğu masanın yanına gelmiş ve peçetelere sarılı çeşitli urabiye tarzı yemekleri onun önüne koymuştum... Onun bana doğru bakması ile birlikte söze girmiştim; "Şöleni kaçırmışım. Korkunç açım ve kesinlikle uykumu kaçırdım..." Yeterli bir açıklama yapmamıştım ve hâlâ bana bakışını izliyordum. O sihirli soruyu sormak için belki de fazla beklemiştim, ancak büyük bir adım atıyordum. Gözlerimi kısa süreliğine yummuş ve göz kapaklarımı tekrar açmıştım. Kendimi tutmamın mantıksızlık olduğunu ön görünce söze girmiştim; "Yardım ister misin?"
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Destiny Audrie Thallimar
Hufflepuff 6. Sınıf Öğrencisi
avatar

Kadın
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 21
Kan statüsü : Muggle doğumlu.
Galleon : 6766
Ekspresso Puanı : 35
Kayıt tarihi : 23/07/09

MesajKonu: Geri: Yasak Kitap   C.tesi 01 Ağus. 2009, 14:03

Kalemimi parşömenin üzerinde gezindiriyor,saçma da olsa ‘idare eder’ sınıfına girebilecek düzeyde bir ödev hazırlamaya uğraşıyordum. Aslında,ortamdaki gerginlik yatışana kadar mürekkebi harcamayacaktım;ancak Leon’dan umudu kesmiştim ve aramızda geçen olayın izini silebilmek için daha fazla çaba sarf etmek,kesinlikle aptallık olurdu. Üzerime düşeni zaten yapmamış mıydım? Hayır,üzerime düşen şu lanet olası ödevi bitirmekti. İlk paragrafı tamamladığımı görünce yüzümde hafif bir şaşkınlık belirmedi değil. Kafam darmadağınıktı,ne ara o kadar ilerlemiştim? Gözlerimi kağıtta gezdirince,farkında olmadan parşömenin kenarına çizdiğim desenler dikkatimi çekti. Gerçekten çok sıkıldığımda elimdeki kalem amacından şaşarak ilgi alanlarımı gözler önüne seriyordu. Bu başıma ilk kez gelmiyordu,derste kullandığım parşömenlerin yarısı bilgi birikiminden ziyade sanat eseriydi. Sonra kaşlarımı çattım,boşa harcadığım kaçıncı kağıttı bu? Beş mi,altı mı? Biraz daha zorlarsam harfler gözümün önünde hareket etmeye başlayacaktı şüphesiz,kendime gelebilmek için başımı kaldırıp kurtuluşum olan kapıya baktım. Ardından,masanın üzerinde duran kırıntılara kaydı gözüm.

Açıkçası,karşılığında bir teşekkür beklemedim değil. Ancak nezaket kuralları ‘Hayattaki En Önemli On Şey’ listesine girmiyordu bana göre,dolayısıyla üzerinde durmadım. Tekrar işime dönecektim ki Leon çok daha rahat bir pozisyona geçerek ödevin –görevin- başarıyla tamamlandığı mesajını iletti. Sanırım son kontrollerini yapıyordu. İçimde kabaran kıskançlık dalgası beni ele geçirmeden önce,az evvel başımı kaldırdığım yığınla kitaba döndüm. Ya gerçekten düzenli çalışıyordu,ya da fazlasıyla zekiydi. Çünkü ben,çocuğun on dakikada silip süpürdüğü ödevi teslim edilebilecek konuma getirmek için tüm geceyi ziyan etmiştim. İkinci ihtimal de,benim fazlasıyla uyuşuk ve dağınık olmamdan kaynaklanan bir farktı bu. Sorun bende miydi? Önümde açılmış kitaplara, –çabalarım sonuç vermeyince Leon’un kafama fırlatırcasına önüme koyduğu kitaplardan yararlanma gereği duymuştum- ve oraya buraya saçılmış kağıtlara bakınca,sorgulamalarımın cevabını bulabileceğimden emindim. Ancak yanıtsız bırakmak işime geliyordu. Oysa yanımda durmuş esniyor,adeta benimle alay ediyordu. Sergilenebilecek en iyi tutumun yeni bir parşömen alarak ikinci sayfaya geçmiş olduğumu göstermek olduğuna karar verdim. Elimi uzattığım sırada çoktan sandalyesinden kalkmış,konuşmaya başlamıştı.
"B-ben... Benim ödevim bitti ve... Her neyse, teşekkürler. Artık gitmem gerekiyor. Bilirsin, açlıktan ölmeden önce..."

Bu sözler,düşüncelerimi farklı bir yöne çekmeyi başarabilecek nitelikteydi. Gözlerimi ona diktiğimde yüzünde beliren gülümseme de,haksız olduğumun bire bir kanıtıydı. Bu kadardı. Az sonra başa bela Tılsım kitabını yerine yerleştirmiş,kütüphanenin epey ihtişamlı görünen kapısını ardından kapatmıştı. Bu kez gerçekten yalnızdım,benim için kitap aramaya falan gitmemişti. Kapının çıkardığı tok sesi duymuş,kapanışını gözlerimle görmüştüm. Ne yapalım? Beni biraz oyalayabilecek tüm alternatifleri denemiştim,bir yerden başlamam gerekiyordu. İnanın,başlamak hiç zor değildi –geldiğimden beri en az beş kez başlamıştım sonuçta. Önemli olan sonu getirebilmekti;fakat ben de o potansiyel yoktu. Belki bir öğrenci için fazla çaresiz görünerek kitapları karıştırmaya başladım. Hışırtılar sinir bozucu olmaktan çıkmış,kulağa ninni gibi gelmeye başlamıştı. Ne rahatsız edici bir durum! Melodik seslerin bozulması için,kitaplardan birini yere fırlattım. Arada bir farklı sesler duymak hoş oluyordu,üstelik çıkan gümbürtüyle kapanmakta olan gözlerim açılmıştı. Çok geçmeden,epey yol kat etmiştim. Kandırdım! Olduğum yerde sayıyordum. İşime yarar sayfaları saptamış,aklıma gelen cümleleri bir araya getirmekle boğuşuyordum. Keşke anlatmak istediklerimizi sözcüklerle ifade etmek zorunda kalmasaydık. Eğer ödevler belli standartlarda yapılmasaydı,kesinlikle muhteşem çizimlerle iksir yapımlarını anlatırdım. O zaman her şey çok daha farklı olurdu,kim bilir? Belki de buraya daha az gelmem gerektiği halde,daha sık uğramaya başlardım.

Düşüncelere daldığımda yazmaya başlıyordum. Bu durum hiçbir zaman değişmemişti,bugün de bir farklılık göstermeyecekti. Aklımdan geçirdiklerimin arasında ne zaman üç cümle yazmıştım? Saçmalamamış olmayı umuyordum. Telaşa kapılarak gözlerimi kağıtta gezdirdim. Okuyunca,kulağa fena gelmiyordu. Eğer kapı açılmasaydı,dikkatimi toplayabilirdim belki. Ancak lanetli kapı yeniden açılmıştı işte,bu kez kimin geldiğini görmek üzere başımı kaldırdım. Kütüphane görevlisiydi büyük ihtimalle,biraz daha gecikseydi yemekten patladığına dair bir ihbarda bulunacaktım. Sonradan kütüphane görevlisinin uzun boylu ve sarışın olmadığını anımsadım. Ayrıca bu kadar zayıf da değildi. En önemlisiyse,o bir bayandı. Gelen Leon’du. Bu sefer ne için gelmişti? Masanın üzerinde benim ıvır zıvırlarımdan başka hiçbir şey olmadığını bilmesem ödevini unuttuğunu düşünebilirdim. Dikkatimi yeniden kitaplara yoğunlaştırmaya çalışsam da,burnuma gelen kokular bunu engelliyordu. Ah,olamaz. Açlıktan kafamda ürettiğim kokular duyumsuyordum,o koca bisküvi paketi yetmemiş miydi? Göz ucuyla peçeteye sarılı yiyecekleri gördüğümde,aklımı kaybetmediğimi anladım. Yanımda durmakta olan Leon’a baktım,bir açıklama yapmalıydı. Saniyeler içinde şöleni ve aynı zamanda uykusunu kaçırdığını öğrendim. Uyku sözcüğü şu an bana fazlasıyla uzak geliyordu. Her neyse,benim hislerimi bir kenara bırakalım. Hala onun burada bulunma sebebini duyamamıştım?


“Yardım ister misin?”

Önce,afalladım. İtiraf edeyim,şu kapıdan çıktığım an her kim için olursa olsun geri dönmezdim ben. Benim için de döneceklerini pek sanmıyordum. O ana kadar. Amacı neydi hala anlayabilmiş değildim. Ona oyun oynadığımı bilmesine rağmen dediklerimi kelimesi kelimesine –on üç kitabı beş tane olarak algılamış olabilir- yerine getirmiş,ardından bana çıkışmış ve şimdi,yardım etme girişiminde bulunmuştu. Olanları aynı saat içerisinde sindirmem pek kolay değildi. Üstelik,karşısında kendimi ezdirmeye de niyetim yoktu. Görmüyor muydu,gayet düzenli bir biçimde ödevimi tamamlıyordum (!). “Kendim halledebilirim.” Aradan bir saniye bile geçmeden,Leon’un şaşırmaya ve arkasını dönüp gitmeye fırsatı olmadan onu kolundan tutup yanımdaki sandalyeye oturtmuştum. Önüne iki tane kitap bırakarak gülümsedim. “Ama madem ısrar ediyorsun,yardımlarına hazırım.”

Görüldüğü üzere,gururu bir kenara bırakarak kurtarıcıma sığınmıştım. İhtiyacım olanın ne olduğunu bilemiyordum,bir yardımcı mı? Yoksa dost mu? Sanırım her ikisine de ihtiyacım vardı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Leon Aaron D. Bravery
Gryffindor 6. Sınıf Öğrencisi
avatar

Erkek
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 16
Yaş : 24
Kan statüsü : Safkan
Galleon : 7213
Ekspresso Puanı : 28
Kayıt tarihi : 01/12/08

MesajKonu: Geri: Yasak Kitap   Çarş. 05 Ağus. 2009, 01:06

Sorum fazla mı zordu bilmiyordum ancak cevabım epey geç gelecek gibiydi. Başta içimdeki benliğimi kolaylıkla yansıtmış olmalıyım. Destiny benim gerçekte nasıl biri olduğumu - ya da olmadığımı- görmüş olmalıydı ve şimdi ona yönelttiğim cömert teklif onu şaşırtmış gibiydi. Eh, kim şaşırmazdı? “Kendim halledebilirim.” diyerek cevap vermişti ilk başta. Çabuk pes edenlerdendim. Neredeyse zoraki yapacağım bir işi yalvararak yapmak istemezdim elbette... Kısa bir sürenin içerisinde dolanıyordum ancak düşünce selim bu süreyi bir sonsuzluğa döndürmüş gibiydi. Tüm herşeyi kurgulamıştım aklımda. Hiçbir şey demeden masanın üzerindeki çöreklerde bir tanesini alacak ve elimi kolumu sallayarak kapıdan çıkacaktım. Kendimi hafif suçluluk duygusu ve hafif sinir ile boğmaya devam edicel Destiny'nin yüz ifadesini son 5 dakika boyunca aklımda tutacaktım. Ödevimi hızla yapıp bitirdiğime inanamayan iç benliğim ile huzurla dört direkli yatağıma uzanıp uykuya dalacaktım. İşte; tüm yapılacaklar bunlardı. Ancak dediğim gibi... Bu kadar ufak süreyi yalnızca hayal gücüm büyütebilirdi. Yaşananlar yalnızca saniyeler içerisinde oluşup, saniyeler içerisinde bitmişti; “Ama madem ısrar ediyorsun,yardımlarına hazırım.”

Sandalyeye oturmuştum. Buraya oturduktan hemen sonra kütüphanenin kapısının ne denli ilgi çekici gelmeye başladığını görmeye başlamıştım. Bir yandan geri dönüp onu yalnız bırakmadığıma seviniyor bir yandan bunu yaptığım için lanetler savuruyordum. Buraya ait deildim... Kuş tüyü yastığıma ve dört direkli yatağıma aittim. Ne yaptığımı gerçekten bilmiyor gibi davranıyordum ancak harfi harfine biliyordum. Çünkü az önce yeni bir iksir ödevine başlamıştım...

İkimizinde sessizlik içerisinde gömüldüğü o zamanları yaşıyorduk. Yalnızca ağzımızdaki yiyeceklerin ısırılmalarıyla çıkardıkları sesler işitiliyordu. Biraz rahatsız edici bir durumdu şu an yaşadığım ancak katlanamayacak kadar kötü de değildi... Her iksir ödevini hazırladığımda yaptığım gibi, tekrar mırıldanmaya başlamam dikkati üzerime çekmişti. Elimde değildi... Kafamın karışmaması için böyle mırıldanmak dikkatimi toparlayan tek şeydi; "Beş adet fare kuyruğu, iki adet adamotu yaprağı, sıvı uçuk mavi oluncaya kadar karıştıralacak..." Mırıldandığımın ben bile farkında değildim. Ancak Destiny'nin gözlerini bana doğru dikip amaçsızca bakmaya başlaması dikkatimin dağılıp ona doğru bakmaya başlamam ile gerçekten ne yaptığımın farkına varmıştım. Yarı gülümseyen ve yarı umursamaz bir ifade takınmaya çalışan yüz hatlarımla omuz silkmiştim. Bu konuyu da böyle kapatmayı başarmıştım...

Masadaki yiyeceklerin yarısı tüketilmişti. Şimdi onların yerine birkaç tane kırıntı bulunuyordu. Peçetenin üstü çöreklerin bırakmış oldukları pudra şekeri ile doluydu. Karnım açken sırf bu görüntü bile ağzımın sulanmasına yetebilirdi ancak şimdi doymuştum ve önümde duran yiyecekler dikkatimi fazla çekmiyordu. Destiny'nin ödevini bitirmiştim... Ben bunu yazarken o da buraya ilk geldiğinde başlamış olduğu ödevi bitirmeyi başarmıştı. Onu fazla tanımıyordum ancak ödevlerini bu kadar aksatmayı sevdiğini de hiç düşünmemiştim. Daha yapmamız gereken çok ödev vardı ve her saniye burada durmamı daha da zorlaştırıyordu. Kütüphane kapısına omzumun üzerinden bakmaya başlamıştım. Burası büyülü bir okuldu, evet... Ancak kapının gitgide küçülüp yok olması olası birşey miydi? Gözlerimi kısmış ve kendimi bunun uykumun çok gelmesi ile ilgili olabileceğine inandırmaya başlamıştım... Bir anda herşeyin karanlığa gömülmesi ile birlikte önüme hızlıca dönmüş ve yüzümü ellerimle kapatmıştım; "Mükemmel! Profesörler dahil herkes uykuya yattı ve şu anda yatakhane dışında bulunmamamız gereken o saatteyiz. Okul hademesi tarafından burada yakalanırsak cezamısın ne olacağını düşünmek bile istemiyorum..." Saniyeler içerisinde tüm pişmanlığımı açıkça göstermiş gibiydim. Ancak ona bu kadar kötü davranmamı hiç istemiyordum. Neden ona karşı değişik davranmalıydım bilmiyordum ancak kendimi ona karşı temiz tutmak için tekrar ağzımı açmıştım; "Herneyse... Yapmamız gereken kaç eğlenceli ödev var?" Onu görmek karanlıkta çok zordu ve onunla konuşmak için onu görmeye ihtiyacım vardı. Asamı çıkartmıştım... Fısıltı şeklinde söylediğim o sihirli sözler ile asamın ucundan bir ışık huzmesinin çıkmasına neden olmuştum; "Lumos..." Evet, şimdi onu daha rahat görüyordum...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Destiny Audrie Thallimar
Hufflepuff 6. Sınıf Öğrencisi
avatar

Kadın
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 21
Kan statüsü : Muggle doğumlu.
Galleon : 6766
Ekspresso Puanı : 35
Kayıt tarihi : 23/07/09

MesajKonu: Geri: Yasak Kitap   Çarş. 05 Ağus. 2009, 15:15

Aniden değişen tavırlarıma karşılık herhangi bir tepki göstermedi. Belki buna fırsat bulamadığından,belki de hala durumu kavrayamadığındandı. Önünde duran kitaplara bakışından,ikinci ihtimalin daha yüksek olduğuna karar verdim. Aklından neler geçiyordu bilmiyorum,yalnızca tahmin edebilirdim. ‘Ah,hala vaktin varken neden dönmedin?’ Kesinlikle,içimden ona hak veriyordum. Ortak salonda şöminenin karşısına uzanıp,çatırdayan alevlerin sesini dinlerken uyuyakalmak çok daha cazipti. Neyse ki gözüme çarpan duraksama kısa süreliydi. Ona son baktığımda,içinde bulunduğu durumu kabullenmiş,kitaplara gömülmüş vaziyetteydi. Yüzümde yandan bir gülümseme belirdi;fakat sonra kaşlarımı çattım ve dudaklarımı büzdüm. Hiçbir koşul öne sürmeden,bu kadar rahat bir biçimde yardımcı olması çok,çok tuhaftı. Ya bir çıkarı varsa? Bu iyiliğin karşılıksız olduğundan nasıl emin olabilirdim? Çok fazla sorguladığımı fark ettim,bu ben değildim. Başımı iki yana sallayıp önümde açılı duran kitaplara yöneldim.

Daha önce pek çok arkadaşımla ödev yapmıştım. Kendi kendine işkence etmekten çok daha keyifliydi. Leon,tam anlamıyla arkadaşım sayılmazdı. Fakat düşmanım da değildi,aslına bakarsanız ne olduğumuz hakkında hiçbir fikrim yoktu. Aramızdaki bu isimsiz ilişki,kafamı uzun süre kurcalayamadı. En azından İksir ödevimde epey ilerlemiştim. Kağıdın yarısından fazlası çeşitli formüller,materyaller ve notlarla dolmuştu. Hala içimde kuşku vardı;ancak az evvel –yaklaşık iki dakika önce- kendime yeni bir felsefe üretmiştim: Anı yaşa! İlerde ne olacağına kafa yormadan,şu anki koşullarımı değerlendiriyordum. Zaten böyle olması gerekmez miydi? Ne zamandan beri geleceğimi düşünerek hareket etmiştim? Eğer öyle olsaydı,buruşturup attığım parşömenler ufak bir tepecik oluşturmaz,yaklaşık on dakika kadar sonra yatağımda olmam gerektiğinin bilincine vararak ödevimi meraklı veletler gibi saniyeler içerisinde bitirirdim. Gerçi,durum pek farklı sayılmazdı. Geç de olsa,ödev bitmek üzereydi. Ara sıra Leon’un mırıldanmalarına kulak kabartıyordum,biraz tuhaftı;ama rahatsız edici değildi. Yanımda birilerinin olduğunu hatırlatıyordu bana. Ah,bir de şu çıtırtılar vardı,peçetenin üzerinde duran kurabiyelerin ağza alındıkları zaman uğradıkları mutasyonun kanıtı olan çıtırtılar. Şöminenin ateşi kadar etkileyici olmasa da,bu da bir çeşit çıtırtıydı. Uhm,olmasa da olurdu. Zaten az sonra peçetede pudra şekerinden başka kalıntı kalmamıştı. Aynı zamanda parşömende boş yer de kalmamıştı ve inanın,yanımda o olmasaydı masanın üzerine çıkıp dans edebilirdim. Varsayımları bir kenara bırakalım,bunun yerine dudaklarım kıvrılarak bu gece pek sık rastlanmayan bir gülümseme oluşturdu. Bittiğine inanamıyordum,gerçek olduğundan emin olmak istercesine parşömenin köşesine dokundum. Aslında bu benim başarım sayılmazdı,Leon olmasaydı sürünüyor olurdum. Ona teşekkür borcum vardı,yoksa şöyle mi demeliyim: Ödemem gereken bir bedel?

Bunu sormanın tek çıkar yol olacağını düşünerek yüzümü Leon’a döndüm. Ancak dudaklarımı aralamaya fırsat bulamadan kütüphane karanlığa gömüldü. Ne olduğunu anlamam biraz zaman aldı,karşımdaki kişinin büyücü olmadığını bilmesem şöyle derdim sanırım, ‘Elektrikler kesildi sanırım.’ Evet,belki de ağzımdan dökülecek sözcükler bunlardı. Leon yüzünü ellerine gömerek yakınmaya başlamadan önce tabii...
"Mükemmel! Profesörler dahil herkes uykuya yattı ve şu anda yatakhane dışında bulunmamamız gereken o saatteyiz. Okul hademesi tarafından burada yakalanırsak cezamızın ne olacağını düşünmek bile istemiyorum..."

Bu cümleyi nasıl yorumlayacağımı bilemedim. Kuralları çiğnemek bu kadar göz korkutucu muydu? Ah,hadi ama! Hangi öğrenci tam anlamıyla mükemmel olabilir? Defalarca yatakhaneden kaçmıştım ben,hatta birkaç kez Yasak Orman’a bile gitmiştim. Leon,uslu çocuk muydu sanki? Yüzümde alaylı bir gülümseme belirmek üzereyken cümleyi çevirip farklı bir açıdan baktım. Tamam,buraya zorla geldiğinden emin olmuştum artık. Eğer yakalanırsak,beraber ceza alacaktık ve bu birliktelik fikri korkumu biraz olsun azaltıyordu. Ancak unutmuşum,buraya benim için gelmemişti. Buraya gelmişti;çünkü tam da düşündüğüm gibi karşılığında benden bir şey bekliyordu. Benden yararlanmaya çalışıyordu ve bu düşünce gerçekten de kırıcıydı. Aslında yalnızca yirmi altı kelimeden bu kadar çok sonuç çıkarmam bir hataydı. Ancak akla en yatkın açıklama buydu. "Her neyse... Yapmamız gereken kaç eğlenceli ödev var?" Az önce duyduklarımdan sonra bunlar başka birinin ağzından çıkıyormuş gibi geldi. Yardım etmek istiyor muydu,istemiyor muydu? Bu kadar çelişkili davranışlarda bulunmak zorunda mıydı? Daha açık ve net olabilirdi. Gittikçe rahatsız olmaya başlamıştım. Asasını doğrultup fısıldadığında karanlık biraz olsun azalmıştı. Onun yüzünü görebilecek kadar... Bu yüz,güven duyabileceğim bir yüzdü. Hakkındaki şüphelerimi tekrar gözden geçirmem gerekiyordu. Tabii önce,sorduğu soruya bir yanıt vermeliydim. Burada boş boş durmak ikimiz için de zaman kaybıydı. Durup düşündüm. Aslında yalnızca bir tane kalmıştı,yarın ders arasında yetiştirmeyi planlıyordum onu da. Madem yardımcım vardı,onu da bu gece halledebilirdim. “Endişelenme,bir tane kaldı. Uzun sürmez...” Ve içimden ekledim, ‘Az sonra kurtulacaksın!’

Yerimden doğrulup görevlinin masasına ilerledim. Asaların ışıkları ödev yapmak için yeterliydi;fakat onları sürekli elimizde tutmak işimiz epey zorlaştırırdı. Çekmeceyi zorladım. Kilitliydi,ne aptallık! Bir kütüphane görevlisinin çekmecesinde değerli ne olabilirdi ki? Asamı kilide doğrultup kilidi açtım. ‘Alohomora!’ Karanlıkta görmek zor oluyordu;fakat işimize yarayacağını düşündüğüm mumları ve çakmağı seçebilmiştim. Elimi içeri sokup onları aldım ve masada benim için ayrılan yere döndüm yeniden. Mumları sabitleyecek bir altlığımız olmadığı için,onları masaya yapıştırdım. Tanrım,o kadın bunu görünce kıyametleri koparacaktı. Gelirken kitaplıktan bir başka kitap –Bitkibilim- almayı da unutmamıştım. Kitabı ortaya koyarak işime yarar bölümleri işaretlemeye başladım. Ardından neredeyse tükenmiş olan parşömenlere uzanıp yeniden doldurmaya başladım. Yoksa başladık mı demeliyim? Evet,anlaşılan benimle sonuna kadar gitmeye kararlıydı. Pek istekli olmasa da... Ona ne diyebilirdim ki? İsterse gidebileceğini söylersem,kesinlikle yapayalnız kalırdım. Üstelik,bunu söylersem yalancı konumuna düşerdim. O beni bu yığınların arasından kurtarabilecek tek kişiydi,bu riski göze alamazdım. Biraz daha yoruma açık bir soru yönelttim.


“Bana neden yardım ediyorsun?”
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Leon Aaron D. Bravery
Gryffindor 6. Sınıf Öğrencisi
avatar

Erkek
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 16
Yaş : 24
Kan statüsü : Safkan
Galleon : 7213
Ekspresso Puanı : 28
Kayıt tarihi : 01/12/08

MesajKonu: Geri: Yasak Kitap   Çarş. 05 Ağus. 2009, 16:48

Mavimsi ışık hüzmesi asanın ucundan daha yoğun çıkmaya başlamıştı. Kanımda akan güçlü büyünün akıcılığıyla ilgili olabileceğini düşünmeye başlamıştım. Neler düşünüyordum cidden bilmiyordum... Işık Destiny'nin yüz hatlarına vurduğu an aklım başımdan gitmiş gibi hissediyordum. Sanki onu yıllar önce görmüş gibiydim. Belki de yanılıyordum? Fakat ona neden bu kadar yakın hissediyordum? Onunla ilk kez konuşmuştum, ilk kez yalnız olarak onunla aynı odada bulunmuştum. Aklımda tek bir soru vardı ki bunlardan emin miydim?

***
Bundan 8 sene önceydi... Henüz 8 yaşındaydım ve büyücü ailemle birlikte Londra'da yaşıyordum. Mevsimlerden sanırım bahardı çünkü şehir şenlik içerisindeydi. Sonunda korkunç kış sona ermişti... Bembeyaz örtü Londra'nın sokaklarından kalkmış, betonlarına ıslaklıklar bırakmıştı... Şehir parkındaki çimlerin üzerinde henüz yeni açmış çiçekleri görmek mümkündü. Her yönden mükemmel bir görüntüsü vardı. Annem'in ölümünden 3 sene sonra babam bir başka birisini hayatımıza sokmuştu. O dönemlerde birini bulup da evlenmek çok kolaydı... Henüz birbirlerini doğru dürüst tanımıyorken bile evlilik kararları alınabiliyordu. O akşam üvey annem de bizimle olacaktı ki akşamki balo için yeni bir elbise almak için şehir merkezine inmişti. Bende babamla ona takım elbise seçmeye gitmiştim. Henüz 8 yaşındaydım, takım elbiselerinin hangi günlerde giyilmesi gerektiklerini bile bilmiyordum. Ancak onunla gitmek için çok fazla ısrar etmiştim...

Eve döndüğümde üvey annemin elbisesini görmüş ve yorum dahil yapmadan odama çekilmiştim. Babam bana da kıyafet almıştı. Bir takım elbise... Bu benim ilk resmi kıyafetimdi ve şu an o tip kıyafetlerden durabildiğim kadar uzakta duruyordum... Akşam olduğunda eski model olan o arabamıza binmiştim. Ön koltuklar ayrık değil birleşikti ve hepsi deri kaplamaydı. Arabanın dış yüzeyi siyahtı... Babama uçan bir araba almamızı üzlerce kez söylemiştim ancak Londra'da kimsenin uçan bir otomobile ihtiyaç duymadığını söyler dururdu. Herneyse, büyüyünce onlardan elbet bir tane alacaktım...

Balo şehrin en büyük salonunda yapılmıştı. İsmini hatırlamıyorum ancak Londra'nın en göze batan binasına, yani saat kulesüne çok yakındı... Balo akşam 12 de başlıyordu... Arabamız durduğu an saat kulesinden gelen o gürültülü ancak bir o kadar da melodik gelen sesi duymuştum. Saat 12 olmuş ve balo başlamıştı. Neden bu kadar geç saate alındığını bilmiyordum. Uykum bile gelmeye başlamıştı. 8 yaşındaydım... Akşamları yatma saatim 10.30'u geçmezdi... O günlük bir istisna içerisinde kalmıştım...

İçerisi mükemmeldi... Ömür boyunca unutulmayacak şekilde düzenlenmişti. Kristal avizeler tavandan zemine doğru sarkıtılmıştı. Duvarlara sabitlenmiş mumlar ortama loş bir hava veriyordu. Konuklar için hazırlanmış olan ziyafet sofraları ise bambaşkaydı... Bravery ailesi ister büyücü ister muggle dünyası için ün salmış bir aileydi. Öyle ki hemen her balo için davet gönderilirdi... Büyücülerin şenliklerine katılmayı daha hevesle karşılardım. Katillerin arasında baharı kutlamak pek eğlenceli sayılmazdı. Küçüktüm ancak saçtığım sevgiden çok nefret besliyordum. Ortam güzel olabilirdi... Orkestra en güzel şarkıları çalıyor olabilirdi ancak annemin ölümünü geri alamazlardı. Annemi muggle soyu öldürmüştü ve bu affedilecek tarzdan bir şey değildi...

Gece belki de 2'ye vurmuştu. Yeni bir gün başlamıştı ve ailemizin yeni üyesi Cathrine babamla çok eğleniyor gibiydi... Oturduğum yerden onları izlemek bana değişik bir duygu veriyordu. Sıkılmıştım ve fazlası uykum gelmişti... Açık olan pencerelerden içeriye giren soğuk rüzgar, duvardaki mumların aniden sönmelerine sebep olmuştu... Avizeler üzerinde parıldayan mumlar bile çok geçmeden pes etmişti... Salon karanlık içerisinde kalmıştı. Balo bitmişti, en azından ben böyle düşünüyordum. Susmak bilmeyen muggle orkestrasına gözlerimi kaydırmış ve karanlıkta ne yapmaya çalıştıklarını seçmek için gözlerimi kısarak bakmaya çalışmıştım. Bunu yaparken önüme gelen bir karaltı ile Cathrine'in ince sesini işitmiştim; "Ah Leon! Tanrım, karanlıkta korkmuş olmalısın... İşte..." Oturduğum masanın merkezine bir mum yerleştirmişti ve ben hala onun saçma sözlerini aklımda tartıyordum. Korkmak mı? Tek kaşımı yukarıya kaldırarak küstah bir şekilde gülümsemiş ve onun gitmesini beklemiştim... Başımı sağa çevirdiğimde ise bambaşka bir yüzle karşılaşmıştım... Bir kız yüzüydü bu... Küçüktü, belki de tam olarak benim yaşımdaydı. Ne zamandan beri orada oturuyordu bilmiyordum ancak onu henüz fark etmiştim... Masanın ortasında ışık saçan mum ışığı onu görmemi zorlaştırıyor olsa bile görüyordum... Güzel bir yüze sahipti ve koca bir rüzgarla beraber tekrar yok olmuştu... Ortadaki mumun sönmesi ile birlikte o da görüş hizamdan çıkmıştı... Bu son rüzgar, gecenin bittiğini belirten bir haberci gibiydi...

***

“Endişelenme,bir tane kaldı. Uzun sürmez...” Onun cevabı beni kendime getirmişti... Gözlerimi Destiny'den çekmek istemiyordum çünkü hatıralarım içerisinde kaybolmamı sağlıyordu... Asamın ucundan çıkan o ışıkla birlikte, 8 sene önce görmüş olduğum kızın yüzü tekrar gözlerim önüne serilmişti. Gördüğüm kişinin yüzü Destiny'nin yüz hatlarına öyle çok benziyordu ki bir an için nefes almamı bile unutturmuştu. Bu olabilir miydi?

Onun kalkıp gitmesi ile tam olarak kendime gelebilmiştim. Ne için kalktığını bilmiyordum ancak öğrenme niyetinde de değildim. Düşüncelerime tekrar sarılmıştım... Eğer Destiny 8 sene önce gördüğüm kızsa ki bu çok küçük bir ihtimaldi, ya muggle doğumluydu ya da baloda bizden hariç bir safkan aile daha vardı... Son seçeneğin olası olabileceğini düşünmüyordum. Balodaki kişiyi gördüğüm andan beri ona görünmez bağlarla bağlanmış gibi hissediyordum. Belki de ona bu denli iyi davranmamın nedeni buydu? Belki de yemekleri aldığım an kütüphaneye geri dönmek ve sıkıcı ödevlerle zaman geçirme nedenim buydu? Belki de onu bir kez kaybetmişken bir daha kaybetmek istememe nedenim buydu? Aklımda çok soru vardı ve bu soruların ortak bir cevabı vardı. O cevabı bulmam için ise önemli olan o soruyu sormam gerekiyordu... "O sen miydin?"

Masanın merkezine yapıştırılan mum ile birlikte tekrar eski günleri aklıma getirmiştim. Destiny Catherine'nin yaptığı gibi ortamı aydınlatmak için mumu kullanmıştı. Asalarımızdan ışık çıkıyordu ancak yine de mum ihtiyacı duymuştu... Belki o da bir şeyler hatırlıyordu? Belki bana mesaj vermeye çalışıyordu? Dolaylı yoldan beni tanıdığını belirtmek istiyordu? Çok yorulmuştum, uykum çok falza gelmişti ve imkansız dedirticek şeyleri düşünmeye başlamıştım. Derin bir soluk alarak Destiny'nin ödevine katkı sağlamak için hamle yapmıştım ki çok kısa bir süre sonra kendime bile cevap veremediğim o soruyu sormuştu. İşin garibi, bu soruyu başkasından duymak epey garip gelmişti ve cevap vermek zordu... “Bana neden yardım ediyorsun?”

"Bak..." derin bir nefes alıp vermiş ve sahte bir gülümseme kondurmuştum yüzüme, "Saat çok geç oldu... Belki de geceyarısı bilmiyorum... Seni burada böyle bırakmak bana göre değil. Olduğumu sandığın kişiler gibi değilim. Sadece yalnız kal istemedim..." Evet, sonuçta... Yalan söylemiştim.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Destiny Audrie Thallimar
Hufflepuff 6. Sınıf Öğrencisi
avatar

Kadın
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 21
Kan statüsü : Muggle doğumlu.
Galleon : 6766
Ekspresso Puanı : 35
Kayıt tarihi : 23/07/09

MesajKonu: Geri: Yasak Kitap   Çarş. 05 Ağus. 2009, 22:52

Duyduklarıma karşılık şunu söyleyebilirdim,daha inandırıcı bir yanıt bekliyordum. En azından,daha sıradışı... İkna olmamıştım;ancak tatmin olmuştum. Yüzündeki gülümseme fazlasıyla gerçekti. Bilemiyorum,bir gün içerisinde aynı kişi hakkında bu kadar sık yorum üretmek ruh sağlığıma zararlıydı. Hakkında kesin olarak varabildiğim tek kanı hala şuydu: Bu akşam yetiştirmesi gereken ödev için,saatler önce elimde tuttuğum Tılsım kitabına ihtiyacı vardı. Gördüğünüz üzere,pek ilerleme kaydedememiştim. Defalarca söylemiştim aileme,düşünmek,kafa patlatmak bana göre değildi. Ben Socrates falan değildim. Sonuç hiçbir zaman değişmemişti ve değişmeyecekti. Ben aynı Destiny'dim,elde var sıfır. Bazen benden utandıklarını düşünüyordum,okula gitmeme bu kadar zor ikna etmişken onların emeklerini boşa çıkarmak en son isteyeceğim şeydi. Görünüşe bakılırsa isteklerimi yerine getirmek için yeterince çabalamıyordum;çünkü her dönem aynı kavgayı yaşıyorduk. 'Hayır,Destiny. Bu yıl Hogwarts'a gitmiyorsun!' Peki,ya ben onlardan utanıyor muydum? Pek çok arkadaşım safkandı,büyücülükte çok başarılıydılar ve sıradan -onlar için 'sıradan'-,mutlu bir aileleri vardı. Onlara özendiğimi fark ettim. Nedenini hala bilemiyordum,geldiğimden beri benimle dalga geçmelerine alışkındım,bunu dert etmemem gerekirdi. Yani,beş yılın sonunda mı bu konu zihnimde yer edinmişti? Ah,yine yapıyordum. Düşünceler zihnimi bulandırıyordu ve yazmaya ara vermiştim. Gözlerimi masanın ortasına yerleştirdiğim muma dikip bakınmaya biraz daha devam edersem,Leon'un tepkisini üzerime çekecektim. İnsanların benim dalgın ve boş bakışlı biri olduğumu düşünmeleri hoşuma gitmese de,şu an tam anlamıyla öyle bir izlenim veriyordum. Yanımda oturan çocuğa bakmadan yeniden ödevime döndüm.

Bitkibilim,diğer derslere kıyasla çok daha zor geliyordu bana. Benim 'bitki' anlayışım ot -hani sığırların yediği- ve sevgililere verilen güllerdi. Çığırtan adamotları bir sevgiliye verilemeyecek kadar rahatsız ediciydi. Hatta anneler gününde annenize de vermemenizi tavsiye ederim,üç yıl önce bu hataya düşmüştüm ve annem bayılmıştı. Yazık,onları ilk gördüğümde bana çok ilginç gelmişti oysa... Ne derler bilirsiniz,zevkler ve renkler tartışılmaz. Aklımdan bunları geçirirken,bir yandan da yazıyordum. Az evvel yaptığım hatayı yapmamalıydım,o bana yardım ederken benim eli kolu bağlı oturmam vicdanımı rahatsız ediyordu. Bu nedenle,parşömenin boş kalan kısımları siyah mürekkebe boyanıyordu. Ara sıra durup,yazdıklarımı okuyordum. Ödev yaparken en çok tekrarladığım davranış buydu sanırım,malum,saçmalamayı adet edinen biriyseniz ödeve hoşlandığınız çocuğun adını yazabilir ve profesöre teslim ettiğinizde de kayıtsız bir rezillik içerisine düşebilirsiniz. Evet,zeki sayılmazdım;ancak epey deneyimliydim değil mi?

Sayfanın sonuna gelmiştim,bu kadar çabuk bittiğine inanamıyordum. Bir itirafta bulunacağım,üzülmüştüm. Leon ile hiç iletişim kurmamamıza rağmen içinde bulunduğum durumdan son derece hoşnuttum. Varlığı bir şekilde beni rahatlatıyordu,nedenini bilmiyordum,sonuçta yalnızca ödev yapmıştık ve bu da zevkli sayılabilecek bir faaliyet değil. Üstelik,bir daha bir araya gelebileceğimizi pek sanmıyordum,en azından bu şekilde. Koskoca beş yıl boyunca birbirimize selam vermek ve ödev sormak dışında hiçbir ilgi göstermemiştik,öyleyse neden bundan sonra değişsindi ki? Hayır,şu anda bitemezdi. Şu ana dek yakalanmamıştık,bundan sonra da yakalanabileceğimizi zannetmiyordum. Ve hakkında daha fazla şey öğrenmek istiyordum. Öyleyse hemen bir şeyler düşünmeliydim,zekice bir şeyler. Kesinlikle bana göre değildi;ancak aklıma bir fikir gelmişti bile. Tanrım,zekamı bu tip işlere harcayacağıma derslerime ayırsaydım,eminim Einstein beni yanına çırak olarak alırdı. Uzun zamandır yalan söylememiştim,hayır... Neredeyse hiç yalan söylememiştim! Karakterimde bazı değişiklikler mi belirmeye başlamıştı ne? Elimdeki kalemi bırakıp,sahte bir biçimde alt dudağımı ısırdım. Yüzümü Leon'a döndüm ve dürüstlüğümden ödün verdim.
"Üzgünüm,unutmuşum. Fazladan bir ödevim daha var..." Durup düşündüm,hangi dersi almıyordu o? "Aritmansi! Bu saatte yapabileceğimi sanmıyorum,en azından yardım almadan,kalacak mısın?"

Son soruyu yöneltmemin sebebi,ona açık kapı bırakmaktı. Bana yardım ettiğini söylemişti,yalnız kalmamam için. Eğer bu doğruysa -ki öyle olduğunu umuyordum-,benimle kalır ve olmayan ödevimi yapmaya devam ederdi. Yalansa,şüphesiz çekip giderdi. Bu da kendime olan güvenimi fazlasıyla sarsardı. Yanıtını beklerken ayağa kalkıp kütüphanede dolanmaya başladım. Aritmansi kitaplarını arıyordum;ancak değişen düzen nedeniyle bulmam pek kolay olmayacaktı. Gözlerimi raflarda gezdiriyordum,daha önce duymadığım pek çok başlık vardı. Asamı çıkartıp etrafı aydınlattım,şimdi görüşüm netletmişti. Bir yandan da kafamdan uydurduğum ödev için neler saçmalayabileceğimi düşünüyordum. Robert'ın on Galleon'u vardı,bir bölü üçüyle kitap aldı falan falan... Bilirsiniz,lanet olasıca problemler. Belki de düşünmeme gerek yoktu,bana yardım edeceğini söylememişti,o ana kadar. Boynumda hissettiğim sıcak nefesle birlikte arkama döndüm. Oradaydı,evet sözlü olarak yanıt alamamıştım;ancak peşimden gelmesi bana yardım edeceğine işaretti. Farkında olmadan gülümsemiştim,bunu o da fark etmişti şüphesiz. Tamam,aşırı mutlu görünmesem iyi olurdu. Onu yanımda istediğimi bilmesine gerek yoktu,değil mi? Gezinmeye devam ederken,bir yandan da farklı bir konu açmaya çabalıyordum. Geldiğimden beri kitaplardan ve ödevlerden bahsediyorduk,can sıkıcıydı. Ailesine değinmek istemiyordum;çünkü o zaman dönüp dolaşıp bana gelirdi konu. Aklıma ilk gelen soru şuydu: Eee,bu mekanı sevdin mi? Buraya sık takılır mısın? Aptal! Kütüphaneye takılmak mı? Kesinlikle aptaldım ben.

"Haklısın,olduğunu sandığım kişilerden değilsin..." -bu esnada elime geçirdiğim kitaplardan birini nazikçe parmaklarına tutuşturmuştum- "Bana yardım ediyorsun,sana oyun oynamama rağmen." Omuz silktim, "Farklısın. Ve şanslısın. Eminim sana değer veren pek çok insan olmalı hayatında." Aslında emin değildim,pek sıcakkanlı birine benzemiyordu. Tek istediğim onu,onun ağzından dinlemekti. Tuhaftı,ona karşı merak duyuyordum. Şunun şurasında,ne kadar olmuştu ki tam anlamıyla tanışalı?
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Leon Aaron D. Bravery
Gryffindor 6. Sınıf Öğrencisi
avatar

Erkek
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 16
Yaş : 24
Kan statüsü : Safkan
Galleon : 7213
Ekspresso Puanı : 28
Kayıt tarihi : 01/12/08

MesajKonu: Geri: Yasak Kitap   Çarş. 05 Ağus. 2009, 23:46

Aklım ödevdeydi... Kimi kandırıyordum? Hala 8 sene önce bulunduğum o muggle balosunu düşünüyordum. Bitkileri sever gibiydim ancak şu anda aklımı bitkilerin çeperlerine veremiyordum... Arada derin nefesler alarak gözlerimi kısıyor ve düşünce konumuna giriyordum. O o muydu? O o muydu?... Aklımı kurcalayan en önemli soru sanırım buydu... Hayır, daha önemlisi de vardı... O oysa, beni hatırlayabilmiş miydi?

Bir an için ikimizin de eli durmuştu... Tüy kalemler sabitti, uçlarındaki mürekkep tükenmişti. Biz de öyle... Düşünüyorduk, ancak ben daha çok onun ne düşündüğünü düşünüyordum. Benim 8 yıl önceki halimi mi düşünüyordu? Beni tanıdığını mı düşünüyordu? Takıntı yapmak sağlıklı değildi ancak elimde de değildi. Onun ödevini tamamlamak için hareketsiz duran tüy kalemini oynatmaya başlamış ve el yazımla kelimeleri sarı parşömene yazmaya koyulmuştum...

Bitmişti... Son kelimemi cümleye başarılı bir şekilde kondurmuş ve bitkibilim ödevini de en sonunda bitirmiştim. Destiny'de üzerine düşen görevi tamamlamış gibi görünüyordu ki yüzündeki hafiflik durduğum yerden okunabiliyordu. Okuyabildiğim tek şey rahatlık da değildi... 8 sene önce nasıl biri olduğunu da okuyabiliyordum... Biliyorum... Takıntı yapmıştım, ve bu sağlıklı değildi!..

Kısa süre süren sessizliği bozan onun yumuşak sesiydi... "Üzgünüm,unutmuşum. Fazladan bir ödevim daha var..." İstem dışı olarak ağzımı şaşkınlıkla açmıştım... Göz kırpmıyordum. Belli ki yorgunluktan çökmüştüm... Duyduğum cümlenin hayal olmasını umut ederken ona bakmaya devam etmiştim; "Aritmansi! Bu saatte yapabileceğimi sanmıyorum,en azından yardım almadan,kalacak mısın?" Aritmansi sanırım bu okulda başarısız olduğum tek dersti ki bu dersi dahil almıyordum. Ona bu durumda nasıl yardım edebilirdim bilmiyordum ancak yapmak zorundaydım. Onun hakkında daha fazla şey öğrenmem gerekiyordu. Çocukluğumda gördüğüm o kızın Destiny olup olmadığını çıkartmam gerekiyordu. Muhtemelen şu anda olduğumuz gibi bir daha yakın olamaycaktık ve aklımdaki soruların cevaplanması için en uygun zaman buydu. Onun sandalyesinden kalkarak raflara doğru ilerleyişini izlemeye başlamış ve alnımı masanın yüzeyine gömmüştüm... Tanrım! Uyumak istiyordum...

Asamın ucundan hala mavi bir ışık hüzmesi çıkıyordu. Karanlık olan bu ortamı aydınlatabildiği kadar aydınlatıyordu. Alnımı masadan kaldırdığım an ise Destiny'yi görüş hizamda göremediğimi fark etmiştim. En son bulunduğu yere asamı doğrultmuş ve onu aramak için ileriye doğru bakmaya başlamıştım... Sandalyeden kalkmıştım. Adımlarım sessizdi ancak elimdeki ışık benim burada olduğumu belli ediyordu. Birkaç adım ardından onu bulmam gereken kitaplığın önünde bulmuştum. Arkası dönüktü ve böyle sinsice yaklaşmam sanırım hoş olmazdı. Ancak yine de ses etmemiştim. Ona doğru yöneldikten saniyeler sonra gelişimi hissetmiş olmalı ki arkasını dönmüştü. Dudaklarımda duran o gülümseme hala eskimemişti ki olduğu yerde saklama niyetindeydim... Ona cevabımı sessizce vermiş gibiydim ki halinden memnun bir tavırla kitaplığa geri dönmüştü... İhtiyacı olan kitabı ararken bir yandan da konuşuyordu; "Haklısın,olduğunu sandığım kişilerden değilsin..." Aradığı kitabı bulmuş gibiydi ki eline bir kitap almıştı. Söylediği sözü yüzümdeki gülümseme ile karşılamakla yetinmiştim ben de... "Bana yardım ediyorsun,sana oyun oynamama rağmen. Farklısın. Ve şanslısın. Eminim sana değer veren pek çok insan olmalı hayatında." Gülümsemem direkt olarak silinmişti. Beni seven birçok insan olabilirdi ancak yoktu. Ruh halimle herkesi kendimden soğutan biriydim. Destiny varlığımdan sıkılmıyordu çünkü onlara herkese kıyasla daha iyi davranıyordum ki bunun için bir sebebim vardı... Gerçekten Destiny'nin düşündüğü tarzdan biri değildim... Bana dönmüştü... Belli ki birşeyler söylememi bekliyordu. Bir müddet öylece durmuş ardından ise yönelmiştim; "Destiny... Olduğumu sandığın kişilerden değildim." Gülümsemiş ve onun yanından geçerek masamıza geri dönmüştüm...

Destiny yerine oturduktan sonra kitabı mum ışığının etkisi altına giren bir yere bırakmıştı... Kitabın kapağını gördüğüm an kaşlarımı çatmış ve neyin içerisinde olduğumu o an anlamıştım. Destiny kitabı kendi önüne çekmişti... Sayfaları çeviriyor ve birşeyler arıyordu... Masanın ortasına yönelmiştim... Asamın saçtığı ışığı göz önüne alarak yanan mumu nefesim ile söndürmüş ve asamı ikimizin ortasına koymuştum... Bana bakıyordu ve açıklama bekliyor gibiydi. Gülümsemiştim. Açıklamaya ihtiyacım olan tek kişi bendim; "Yalancının mumu yatsıya kadar yanarmış Destiny... Ya sen geçen sene sınıfta kaldın ya da geçen senenin konularını işliyorsunuz ki aldığın kitap 5. Sınıflar için Aritmansi kitabı..." kaşlarımı çok hafif yukarıya kaldırmıştım ve gülümsememi sabitleştirmiştim; "Bunu neden yapma gereği duydun? Belki de sadece yanlış anlamaydı bilmiyorum, belki de cidden 5. sınıfların konularını tekrar ediyorsunuz... Ama böyle düşünmüyorum." Asamın ucundan çıkan ışık Destiny'nin yüzüne daha yoğun vurmaya başlamıştı ve aklıma gelen o yüz tekrar canlanmıştı. O yüzü görüren konuşmam zorlaşıyordu... "Gerçeği söyle... yeter."
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Destiny Audrie Thallimar
Hufflepuff 6. Sınıf Öğrencisi
avatar

Kadın
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 21
Kan statüsü : Muggle doğumlu.
Galleon : 6766
Ekspresso Puanı : 35
Kayıt tarihi : 23/07/09

MesajKonu: Geri: Yasak Kitap   Perş. 06 Ağus. 2009, 00:22

Yüzündeki gülümseme aniden silinmiş,yerini donuk bakışlar almıştı. Ürkütücüydü. Neden böyle yaptığına dair hiçbir anlam verememiştim,yanlış bir şey mi söylemiştim? Tamam,sohbet falan etmeyecektik. Susmuştum,susmalıydım. Sessizliği bozan oydu bu sefer. Az evvel duyduğum sözleri yeniden söylerek,kafamın karışmasına neden olmuştu. Kaşlarımı çattım,bu kez bu sözlerin anlamı çok,çok daha farklıydı. Yabancı filmlerdeki gizemli adamlar gibi konuşmaya başlamıştı,ah! Hakkında yanılmıştım,yeniden. Madem öyle,bundan sonra hakkında hiçbir şey düşünmeyecektim. Sürekli aldanıyordum ve bu durum gittikçe rahatsız edici olmaya başlamıştı. Yanımdan geçerek birkaç dakika öncesinde oturduğumuz masaya yöneldi. Ben de çenemi ve zihnimi kilitli tutarak peşinden gelmiştim.

Sandalyeyi çekip oturdum. Gözlerimle kitabı aradım,neredeydi? O karanlık bölmelerde tekrar dolaşmaya hiç niyetim yoktu. Evet,oradaydı. Masanın karanlık bir köşesinde duruyordu. Elime alıp mum ışığında rahatça görebileceğim bir noktaya koydum. Ardından zaman kaybetmeden sayfaları çevirmeye başladım. Leon'a karşı duyduğum merak,aniden yok olmuştu. Onunla konuşmak gerçekten zordu. Anlayamıyordum,iletişim kurmak benim için her zaman kolaydı. Okula ilk geldiğimde bile herkese karşı sıcak tavırlar içerisinde olmuştum. Demek ki,sorun bende değildi. Pekala,dert etmemi gerektirecek hiçbir şey yoktu. Kendimi yargılayabilecek kadar iyi tanıyordum. Bunları düşünürken sayfalar parmaklarımın arasından kayıp gidiyor,hangi konuyu aradığımın bilincinde olmadan kitabın sonlarına yaklaşıyordum. Beni durduran,Leon'un nefesiyle aniden sönen mumdu. Bilirsiniz,bu tip tepkiler genellikle 'tehlike' işaretiydi. Gözlerimi kocaman açarak Leon'a yönelttim bakışlarımı. Onun gülümseyişini görünce az da olsa rahatlamıştım. Fakat bu gülüşte,çözemediğim bir hinlik görüyordum.

Duyduğum ilk sözlerle birlikte irkildim. Yalancı,ha? Başta neden bahsettiğini anlayamadım. Sözlerine devam etmesini bekledim. Bekleyişim boşuna değildi,yanıtımı almıştım. Eleştiren sözlerdi;ancak sesinde küçümseme duyamıyordum. Sadece yaptığım hatanın farkına varabilmiştim. Beşinci Sınıflar İçin Aritmansi Kitabı... Ahhh! Aptal,ahmak,sersem Destiny! İçimden kendime bildiğim tüm küfürleri savuruyordum. Neden bu işe bulaşmıştım ki? Yalan söylemek bana göre değildi. Yapmamalıydım;fakat yapmıştım. Kulağıma fısıltı halinde ilişen sözleri duymuyor gibiydim. "Gerçeği söyle... yeter." Gerçeği ona nasıl anlatabilirdim? Ben bile neden yaptığımı tam olarak bilmiyordum. Sanırım içgüdülerime güvenmiştim,hataydı. Ve yalan söylemiştim,bu da ikinci hata... Hata üzerine hata yapmıştım ve Leon kesinlikle zekiydi. Açığımı yakalamıştı.

Bana en cazip gelen yol,başka bir yalan uydurup bu işten sıyrılmaktı. Fakat bu konuda başarısızdım. Kendime olan öfkemden mi,utancımdan mı bilmiyorum ama yüzüm kızarmıştı. Neyse ki asadan yayılan loş ışığın altında pek belli olmuyordu. Belli olmasına gerek var mıydı,biilmiyorum. Zaten anlaşılmamış mıydı? Dersimi almıştım,yalan yoktu. O halde ne diyecektim? Düşüncelerimi ona olduğu gibi iletsem hakkımda ne düşünürdü? Sessiz dakikalar olduğundan daha uzun gelmeye başlamıştı. Dudaklarımı araladım;ancak konuşmam yine de biraz zaman aldı.
"Bak,yalancı biri olduğumu düşünmeni istemiyorum. Sana karşı dürüst olacağım;ancak tek söyleyebildiğim bunu neden yaptığımı bilmediğim. Sadece..." Bir an durdum. Sadece ne,Des? "Senin hakkında daha fazla şey öğrenmek istedim. Biliyorsun,beş yıl içinde neredeyse hiç konuşmadık." Derin bir nefes aldım. Aklımdan geçenler tamı tamına buydu. Geçerli bir bahane olamayacak kadar saçmaydı;ama dürüst olacaksam Leon benim tuhaf davranışlarıma alışmalıydı. Doğru olanı mı yapmıştım? Yüzündeki ifadeyi anlamak çok zordu,onu anlamaktan da zor. Bana kızmadığına emindim,hala hafif bir tebessümü koruyordu yüz hatları. O zaman mesele neydi? Yoksa şöyle mi demeliydim,ne önemi vardı? Kütüphanede işimiz bitmişti,daha fazla oturup kendimi rezil etmemi gerektirecek bir durum yoktu. Az sonra buradan kurtulacaktım,sevinmem gerekmez miydi?
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Leon Aaron D. Bravery
Gryffindor 6. Sınıf Öğrencisi
avatar

Erkek
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 16
Yaş : 24
Kan statüsü : Safkan
Galleon : 7213
Ekspresso Puanı : 28
Kayıt tarihi : 01/12/08

MesajKonu: Geri: Yasak Kitap   Ptsi 10 Ağus. 2009, 21:52

Kişiliğim beni daima çıkmaz bir yola sokmuştu. İnsanlar tarafından yanlış yorumlanmış, yanlış tanınmıştım. Davranışlarımdan ötürü ailemi korkunç bir soydan gelen kişilere çevirmiştim. İşte bu değişmek istediğimin asıl sebebiydi. Sinirlendiğimde dişlerimi sıkardım. Öfkemi dışarıya vurmamak için kendimle kavga ederdim... İyi bir sonuç elde ettiğimi düşünsemde her seferinde aklımın bir köşesinde dolaşan o küçük düşünceyi hatırlardım. "Hiç kimse değişemez..."

"Bak,yalancı biri olduğumu düşünmeni istemiyorum. Sana karşı dürüst olacağım;ancak tek söyleyebildiğim bunu neden yaptığımı bilmediğim. Sadece..." İşte başlıyorduk... 3. sınıftan beri kızlardan aynı cümleleri duymuştum. Onları olabildiğimce nazik bir şekilde geri çevirerek günümü yaşamaya devam etmiştim; ancak bu itirafı okulun ilk günü duymak beni rahatsız etmemiş de değildi... O an kalkıp gitmek istemiştim belki, ancak bi müddet düşündükten sonra onu dinlemek istediğimi kendime anlatabilmiştim; "Senin hakkında daha fazla şey öğrenmek istedim. Biliyorsun,beş yıl içinde neredeyse hiç konuşmadık." İki kaşımı da yukarıya kaldırarak gözlerimi hafifçe açmıştım. Tamam, konuyu farklı anlamış olabilirdim ancak hata yapmayan biri de değildim. Beni tanımak istiyordu, hakkımda daha fazla şey öğrenmek istiyordu... Bana bunu en son söyleyen kişiye biraz sert çıkışmıştım belki ancak buna dayanmak biraz zordu. Kişiliğim beni yanlış tanıtıyordu. Göründüğüm gibi biri değildim. Ben neysem, zıttı da bendim...

"Ölüm yiyenlerden değilim... Bir Gryffindor'lunun kılığına girmiş bir Slytherin'li de değilim... Ah, bir vampir de değilim..." Benim hakkımda ne öğrenmek istiyor olabilirdi bunlardan başka? Boyumu mu? Burcumu mu? Çünkü beni gerçek anlamda tanımak isteyen tek bir kişi dahil bulamamıştım ve bulabileceğimi de düşünmüyordum. Destiny'nin yüzüne bir müddet bakmak ile yetinmiş ve kendimi düşünmeye başlamıştım. İçimdeki şeytanın tekrar dışarı çıkmasına izin vererek kendimi eski bene çevirmeyi başarmıştım. Gözlerimi bir müddet yummuş ve derin bir nefes alarak sırtımı sandalyeye yaslamıştım. Böylece asadan çıkan ışığın etkisinden kurtulup kendimi karanlığa gömebilecektim... "Özür dilerim." Bu cümle benim belki de en zor yanyana koyabildiğim iki kelimeyi içeriyordu. Anlaşılmaz bir ses tonuyla da olsa niyetimi belli etmiş ve Destiny'e cümlemi iletmiştim. Olduğum yerde durarak konuşmaya devam ediyordum; "Ne bilmek istersin?"
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Destiny Audrie Thallimar
Hufflepuff 6. Sınıf Öğrencisi
avatar

Kadın
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 21
Kan statüsü : Muggle doğumlu.
Galleon : 6766
Ekspresso Puanı : 35
Kayıt tarihi : 23/07/09

MesajKonu: Geri: Yasak Kitap   Salı 11 Ağus. 2009, 23:52

Çok geçmeden lanet olası Aritmansi kitabını elime almış,orayı terk etmeye niyetlenmiştim. Gitmeden götürmek üzere masanın ortasında duran sönmüş muma da uzandım;ancak hala sıcaktı. Elim yanınca geri çekildim. Sandalyemden doğrulmaya fırsat bulamadan da Leon planlarımı altüst etti. Söylediklerine anlam verememiştim,bu dur demek miydi? Yoksa başından savmaya mı çalışıyordu? "Ölüm yiyenlerden değilim... Bir Gryffindor’lunun kılığına girmiş bir Slytherin’li de değilim... Ah, bir vampir de değilim..." Bir an olduğum yerde kaldım. Derdi neydi? Onu herhangi bir kötülükle suçlamamama rağmen direkt olarak savunmaya geçmişti. Belki de kendisini böyle görüyordu,veya gerçekten öyleydi de bunu örtbas etmeye çabalıyordu. Hakkında daha fazla kafa yormayacağıma dair kendi kendime söz vermiştim;ancak söylediği her sözle beraber biraz daha kafam karışıyordu. Bakışlarını yüzüme çevirdiğinde ben,kaşlarımı çatmakla yetinmiştim. Pof! Burayı çoktan terk etmem gerekmiyor muydu? Aslında onun benden önce gideceğini ummuştum;fakat elimi bir kez daha sandalyenin sırtına attığımda dudaklarından dökülen özürle afallamıştım. Eklemek istediği başka ne olabilirdi bilmiyorum. Az sonra görüş alanımdan çıkmış,asanın saçtığı ışıktan uzaklaşmıştı. Elbette,burada bitmemişti. Düşünüyorum da,kütüphanede geçirdiğimiz zamanın sonu yoktu sanırım. Bir görünüp bir kayboluyordu ve uyku vaktimin ne zaman geleceğini kestirmekte zorlanıyordum. Şu an yatakhanede olmam gerekiyordu,içimden yükselen esnemeyi bastırarak Leon’un sorusuna yöneldim: Ne bilmek istiyorum?

Birini tanımak istemek,birinin dostu olmak kulağa masum ve doğal geliyor;ancak böyle sorunca... Çok aptalcaydı. Onu tanımaya çalışıyordum –evet. Ya hakkında ne bilmek istiyordum? Onu biraz bekletmeye,düşünmeye karar verdim. İlk adım bildiklerimi gözden geçirmekti,bu en basit kuraldı. Geçerliliğini her zaman için korurdu. Kendini kötülüğe adamış –belki de bundan kurtulmak isteyen- safkan bir Gryffindor öğrencisi. Benimle yaşıt,gizemli falan falan... Ha bir de Tılsım sevdalısı,ki bu benim eklemem. Dolayısıyla geçerli bir yanıt değil. Ve kural iki,ya da asıl soru,bilmediklerim. (Kafamda denklem kuruyorum.) Ailesi hakkında neden bilgi almak istemediğimi açıklamıştım,arkadaşlarını da merak etmiyordum –ki söylediklerini yanlış algılamadıysam pek arkadaşı da yoktu. Bunun sebebini sormak fazla samimi olabilirdi;ancak konuşmanın gidişatı beni buna itiyordu. Düşününce, ‘Buraya sık takılır mısın?’dan çok daha iyi olduğu kesindi. Hem,şüphesiz burada kalması için belli bir neden yoktu ve eğer isterse hiçbir şey söylemeden gidebilirdi. Elimi çabuk tutmam gerekiyordu;birazdan karşılaşmamızda olduğu gibi oflamaya başlayacaktı. Hmm,bildiklerime huysuzu da ekleyebiliriz. Ve bildiklerim listesini ona açmamalıydım. Bu,tüm kuralları solda sıfır bırakacak nitelikte önemliydi. Kurallar çiğnenmek içindir,her neyse. Bir defalığa mahsus uygun davranmalıydım.
“Neden kendini ‘kötü adam’ olarak sınıflandırıyorsun? Senin derdin ne?” Eh,şey evet... Soracağım soru bundan biraz farklıydı;ancak beni en az bunun kadar ‘patavatsız’ olarak nitelendirecekti. Hem,bu da bir soruydu ve onun tuhaf davranışlarını düşünecek olursak bence ikimizin kurduğu diyalogda normal olarak sınıflandırılabilirdi. Neden çabalıyordum ki? Bu beni haklı çıkarmazdı. Sorunun cevabını almadan kaçmak için kaç dakikam vardı? Korkaktım, ‘öylesine’ biriyle yüzleşemeyecek kadar korkak.

Yüzleşmek demişken,Leon şüphesiz bana yanıtı yapıştırmak için yeniden asanın ışığı altına girdiğinde,dikkatimi çeken farklı bir noktaydı. Daha önce dikkat etmemiştim,çünkü her ne kadar dağınık da olsa ders kitaplarıyla boğuşuyordum ve ufak detaylara takılamayacak kadar meşguldüm. Fakat şu an,hiçbir işim yoktu ve en az konuşmalarımız kadar tuhaf bir biçimde bu yüz bana tanıdık geliyordu. İnsanların isimlerini kolay unuturdum;ancak yüzler zihnimde çok daha kalıcı bir etkiye sahipti ve ben kesinlikle bu yüzü biliyordum. Tıpatıp aynısı değildi,bakışları daha sert ve ürkütücüydü –ama kesinlikle oydu. Size şaşırmayacağınız bir itirafta bulunacağım,tanıdık geliyordu;ancak hatırlamıyordum. Kim olduğunu hatırlamıyordum! Hafızam böyleydi işte,bir yere kadar ilerler;ancak en can alıcı kısımda dururdu. Tıpkı dizilerin en heyecanlı yerinde kesilmesi gibi. Biri kafama patlatsa,belki yeniden devreye girerdi. Hayır,hayır tükenmişti. Aynı hızda dilim çalışmaya başlamış,kaba bir biçimde sözünü keserek düşüncelerimi anında iletmiştim.
“Bana birini hatırlatıyorsun -fazlasıyla.”

Elbette,bunu ona söylemem hiçbir anlam ifade etmiyordu. Annelerin çocuklarını yakışıklı ünlülere benzetmesi gibisinden salakça bir sözü ortaya atmıştım. Eh,beklediğim etkiyi yaratmıştı ama! Biraz şaşkın görünüyordu. Acaba kim olduğunu anlamak için dakikalardır ifadesiz bir biçimde suratına baktığım için yanlış anlaşılmalara yol açmış olabilir miydim? Kesinlikle,dilimi bağlayarak gelmeliydim buraya. Yanında söylediğim sözleri ölçüp biçeceğim birine rastlayacağımı bilseydim yapardım da. Kader. Sanırım yanılmıştım,gördüğüm yüz yalnızca ‘deja vu’ idi. Hayatımda başka Leonlar da olmuştu. Yedi yaşındayken gittiğim satranç kursunda mesela? Ah,hayır. Beni mat ettiğinde karnına yumruk attığımda ağlayarak annesine koşmamış mıydı o? Tamam,epey farklı bir yaratıktı. Ya... Annemin okulundaki yakışıklı olan? I-ıh. Aramızda dört yaş varken,üstelik muggle okulundayken karşımda duran çocukla aynı kimliği paylaşması imkansızdı. Hem dediğim gibi,ben insanları yüzleriyle hatırlardım. Aklıma gelen isimler beni saptığım sapaktan kurtaramayacak kadar gereksizdi. Omuz silktim. “Sanırım yanıldım. Boş ver.”
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Leon Aaron D. Bravery
Gryffindor 6. Sınıf Öğrencisi
avatar

Erkek
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 16
Yaş : 24
Kan statüsü : Safkan
Galleon : 7213
Ekspresso Puanı : 28
Kayıt tarihi : 01/12/08

MesajKonu: Geri: Yasak Kitap   Cuma 14 Ağus. 2009, 14:11

Annem bana her zaman olmak istemediğin bir kişiye dönüştüğün an bunu heri almak için herşeyi yapmaya hazırlıklı olmalısın derdi. Onun ölümü beni bi şeytana dönüştürmüştü. Babamın Cathrine'e aşık olup onu benim yeni annem yapması ise öfkeme hakim olmamı çok daha zorlaştırıyordu. Sakinleşebilmem için yapabilecek tek unsur, annemin geriye bıraktığı bir günlüktü... Günlüğün sayfalarında hemen her zaman benim ismim bulunuyordu. Günlük o kadar eskiydi ki şaşırıyordum. Biz büyücüydük, bu yüzden mugglelar gibi devamlı biten kalın günlüklere sahip değildik... Günlük yaklaşık 16 yıllıktı ve annem onu ben doğduğum günden itibaren yazmaya başlamıştı... İçerisinde bulunan hareketli resimler beni adeta o günlere geri döndürüyordu. Günlüğün en son sayfası ise annemin öldüğü gün yarım kalmıştı. Destiny'nin sorusu bana bunları hatırlatmıştı... Kendimi neden kötü biriymiş gibi gösteriyordum bilmiyordum; ancak şu anda kendimi annemin utanç kaynağı olarak görüyordum. Belki ben kendimi anlattığım şekilde bulmuyordum ancak beni tanıyanlar için bu böyle değildi. Annem benim eninde sonunda böyle bir adama dönüşeceğimi biliyor olmalıydı ki bana bu öğütü sürekli verirdi. Benim ise yapmam gereken onun bu sözüne uymaktı...

Destiny'nin sorduğu soruya cevap vermemiştim; çünkü cevap verilecek bir yanı yoktu. Sessizce kalıp kollarımı kavuşturmakla yetinmiştim. Bir kere özür dilemiştim. Belki bir daha dilemeliydim ancak bu sözün beni ne kadar çekinggen kıldığını daha önce fark etmemiştim. Yinede ufak bir özrün bile beni yeterince iyi biri yapabildiğini biliyordum. Eskiden belki de özür dilemenin ne demek olduğunu dahil bilemezken şimdi bunu birinin yüzüne söylemek benim için büyük bir şey sayılırdı. Kim bilir? Belki de 'insanlar değişemez' terimi fazlasıyla yalandan ibaretti?

Destiny'ye bir şey söylemek için ışığın altına tekrar geldiğimde ağzımı açmış ancak onun bakışları doğrultusunda onu tekrar kapatmıştım. Bana böyle bakmaya başlaması beni korkutmalı mıydı bilmiyordum, ancak garip bir duygu olduğunu söyleyebilirdim. Bununla beraber ona bakarken aklıma gelen o tanıdık yüz beni rahatsız etmeye başlamıştı. Yıllar önce gördüğüm kız inkar edilemeyecek bir şekilde Destiny'yi andırıyordu. Ancak dünyada herkesin bir ikizi bulunurdu... En azından bu böyle bilinirdi. Büyük bir tesadüfün olması olasıydı. Ancak bunu tesadüf olarak sınıflandırmak gönlümden kopmuyordu... Destiny'nin ağzından dökülen kelimeler benim sırtımı dikleştirmiş ve ciddi bir yüz ifadesi takınmama neden olmuştu.

"Bana birini hatırlatıyorsun -fazlasıyla.” Az önce aklımın köşelerinde oluşan düşünce bulutlarının yerine tertemiz bir cevap oturmuştu. Bahar şenliğinde aynı masayı paylaştığım o kız kesinlikle Destiny'di... En azından bu birkaç dakikalığına bir 'kesin' olarak gözüme gelmişti... Destiny ile aynı okulda okuyorduk ve beni koridorlarda veya öğrenci etkinliklerinde sık sık görmüş olabilirdi. Bunun küçük bir olasılık olduğunu düşünüyor olsam bile, konuşmanın ortasında Londra'da yapılan bahar şenliğini açmayacaktım. Belki o Destiny'di belki de değildi ancak gerçek ortaya çıktığında ne yapmalıydım henüz bilmiyordum. Sessiz kalmak şu anda yapılabilecek en doğru şeydi. Destiny'nin yanlış bir kanıya varması ile birlikte ise konunun tamamen kapandığından emin olanilmiştim; "Sanırım yanıldım. Boşver.”

Ne kadar geçmişti bilmiyordum ancak bedenimde bir sıkkınlık baş göstermeye başlamıştı. Sessizlikle geçen 2 dakika bile bana 1 saati anımsatabiliyordu. Asamın ucundan çıkan mavi ışık hüzmesi tüm yoğunluğu ile yanmayı sürdürüyordu. En sonunda kollarımı masanın yüzeyine bırakmış, başımı ise onlara dayamıştım. Oluşturduğum pozisyon üzerinde konuşmaya girmiştim; "Peki şimdi ne yapmalıyız? Başka bir ödevin olduğunu söyleme bana... Olmadığını biliyorum." O kadar gerginliğin ardından yüzümde oluşan gülümseme ile içimdeki kötülüğün bu akşamlık silinmesine neden olmuştum. Bir insanın yüzündeki en güzel kimlik, gerçek bir gülümsemeden ibaretti ve bunun yerini hiçbir şey alamazdı. Gözlerle anlatılan ifadelerin dışında, gülümseme vücudumuzdaki en canlı varlıktı...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Destiny Audrie Thallimar
Hufflepuff 6. Sınıf Öğrencisi
avatar

Kadın
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 21
Kan statüsü : Muggle doğumlu.
Galleon : 6766
Ekspresso Puanı : 35
Kayıt tarihi : 23/07/09

MesajKonu: Geri: Yasak Kitap   Cuma 14 Ağus. 2009, 15:11

Benim gereksiz yorumum üzerine kütüphaneden eksik olmayan sessizlik,beni yeniden boğmaya başlamıştı. Sebebini bilmiyorum;ancak onun burayı benden önce terk etmesi gerekiyormuş gibi geliyordu bana. Sonuçta,burada kalmaya benden daha az meraklı görünüyordu. Onun benim hakkımda merak ettiği ne olabilirdi ki? Bunu anımsadıkça,kendime karşı öfkeleniyordum. Fırsatım varken onu yakından tanıyabilirdim. Ya ben ne yapmıştım? Ortaya kurduğum cümle 'Seni zaten tanıyorum.' mesajı vermişti ve bu da ümitlerimi boşa çıkarmıştı. Daha da önemlisi,onu tanıdığım falan yoktu,yalnızca birini çağrıştırmıştı. Bunu ona iletmem gerekmediği halde ben,nedensiz yere ağzımı açmıştım. Kesin olarak emin olduğum bir diğer konu,benimle ilgiliydi. Eğer beni konuşturmak isteyen bir dizi kundakçıyla karşılaşırsam,veritaseruma ihtiyaç duymayacaklardı.

Geçen süre boyunca,başımı yeniden Leon'a döndüğümde onun kollarını masaya koyup çenesini onlara dayadığını gördüm. İçimden bir ses neden hala gitmediğini sormam için baskı yapıyordu;ancak bunun 'Çek git!' komutunun daha nazik versiyonu olacağını bildiğimden,dilimi tuttum. Bunun yerine onun konuşmasını bekledim. Ondan önce gitmeye niyetim yoktu,onunsa kalkmaya hevesli olduğu söylenemezdi. Burada sabahlamanın ikimiz için de cazip gelmediğini düşünüyordum. O halde o konuşacaktı. Neyse ki,elimle hala yaşıyor mu diye omzunu dürtüklememe gerek kalmadan onun sesini yeniden duydum. Aslında,başımı ona çevirmemden en fazla iki saniye geçmişti;ancak birisi zamanla oynuyormuşçasına saniyeler dakikaya,dakikalarsa saate dönüşmüştü zihnimde. Saatlerin neye dönüştüğünü ise hiç kurcalamamak en iyisi.
"Peki şimdi ne yapmalıyız? Başka bir ödevin olduğunu söyleme bana... Olmadığını biliyorum." Yüzündeki gülümsemeye ilk defa rastlamıyordum. Bu gece birkaç kez daha kıvrılmıştı dudakları;fakat çelişkili davranışları ona inanmamı güçleştiriyordu.

Farkında olmadan kaşlarımı çattım. Bu kez ne ona,ne de kendime kızgındım. Şaşkındım sadece. 'Ne yapmalıyız?' da ne demek oluyordu? Aklımdan geçen,yatakhaneye dönüp sıcacık yatağıma uzanmaktı. Onun aklından geçenleriyse bilmiyordum;düşüncelerini okuyabilmeyi isterdim. Çünkü anladığım kadarıyla burada biraz daha zaman geçirmenin sakıncası yoktu onun gözünde. Sözlerini kendi düşüncelerimle birleştirip ortaya bu sonucu çıkarmıştım. Ama doğru,ama yanlış. Fark eder mi? Az sonra arkadaşlarla yapılacak aktiviteleri planlamaya başlamıştım. Yemek yemiştik,abur uburla idare etmiş olsak da. Ödev yapmıştık,ki bence bu listeden çıkartılmalı. Ve boş boş oturmuştuk. Kaşlarımı daha fazla çatmaya başladığımı fark ettiğim an,Leon'a dönüp ifademi yumuşattım.
"Rahatlayabilirsin,Aritmansi ödevi yalan oldu. Başka ödevim yok,olsa da yapmazdım zaten." Ardından hafifçe kıkırdadım. İçten içe doğruyu söylediğime inandırmıştım kendimi,öte yandan... Daha demin onunla konuşabilmek için yoktan ödev var eden ben değil miydim? Hayır,bu bir yalan sayılmazdı.

Gereğinden fazla düşündüğümü fark ettim. Bana ne yapmalıyız demişti,az önce kaçırdığım fırsat ayağıma gelmişti işte. Onun hakkında az önceki gibi kaba olmamak koşuluyla istediklerimi sorabilirdim. Bu kez sorularımın kapsadığı alanı daralttım. En sevdiğin hayvan tipinden anket soruları çenemi tutmama yardımcı olabilirdi. Ama,en sevdiği hayvanı merak etmiyordum. Ben de onun gibi açık uçlu sorular sormalıydım. Pot kırmamamı sağlayan,ayrıca onun da yanıtlayabileceği türden. Hep ben mi kafa patlatacaktım? Sonra birden bu fikrimden vazgeçtim. Gizemli bir hava vermek zorunda değildim,ne istediğimi biliyordum. Onu gerçekten tanıyıp tanımadığımı öğrenmeliydim ve bunun için hazırda birkaç soru vardı. Yeniden ona yöneldiğimde,yüzümdeki gülümseme hafif sinsi bir hal aldı.
"Tamam,bu kez sorularım dersleri kapsamıyor. Söylesene,hiç satranç kursuna falan gittin mi?" Kendimle gurur duyuyordum diyebilirim. Sorgulama boyunca ona yönelteceğim soruların karşılığında alacağım yanıtlar,daima iki yönlü olacaktı. Onun hakkında bilmek istediklerime ulaşabilir,onu daha önce nerede gördüğümü öğrenebilirdim. Sonuncusunun o kadar önemi yoktu aslında,neyi değiştirirdi ki? Ancak öğrenmediğim sürece meraktan çatlayacaktım. Az önce vazgeçtiğimi kesin olarak bildirmiştim;fakat onun bakışları emin olmamı güçleştiriyordu. Benden sakladığı bir şey vardı,benim de bilmem gereken bir şey. Ve bunun,az evvel söylediğim sözlerle -bana birini hatırlatıyorsun olayı- alakası olduğunu seziyordum. Satranca gitmiş olabilirdi,belki de küçükken tam bir ana kuzusuydu? Bir defaya mahsus bulanık da olsa ismi zihnime kazınmış olabilirdi ve bunu öğrenecektim.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Leon Aaron D. Bravery
Gryffindor 6. Sınıf Öğrencisi
avatar

Erkek
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 16
Yaş : 24
Kan statüsü : Safkan
Galleon : 7213
Ekspresso Puanı : 28
Kayıt tarihi : 01/12/08

MesajKonu: Geri: Yasak Kitap   Salı 25 Ağus. 2009, 03:26

Burada hiçbir şey yapmadan beklemek, dakikalar geçtikçe daha da zorlaşıyorduş. Ona ne yapmamız gerektiğini sormuştum; ancak işin özünde onun gerçekten ne yapmak istediğini iyi biliyordum. Yatakhanesine dönmek istiyordu, şu anda soğuk olsa da, bedeni girdiği anda sıcacık olanacak olan o yorganına sarılmak istiyordu. En önemlisi ise tüm ödevlerinin bitmesi ile üzerine çöken huzuru kullanarak keyifli bir uyku çekmek istiyordu, ta ki birkaç saat sonra doğacak olan güneşi görene kadar... Benim vücudumda toplanan tüm yorgunluk, ödevlere verdiğim pozitif enerji ile daha fazla artmalıydı. Oysa şimdi kendimi hiç olmadığım kadar dinç hissediyordum. Yatakhaneye dönmek istemiyordum; çünkü döndüğüm an yatağın içerisinde yarım saat dönüp duracaktım. İşin sonunda ise uyuyamayacak, tüm akşamı sıkıntı ile geçirecektim. Destiny'nin de benim gibi hissediyor olması, aklıma gelen ilk şeydi. Bunun mantıklı mı yoksa mantıksız mı olduğunu sorgulamıyordum ancak şimdi biliyordum... Sabaha kadar pineklemek ve dersin ortasında uykudan bayılmak gerçekten mantıksız bir istekti...

"Rahatlayabilirsin,Aritmansi ödevi yalan oldu. Başka ödevim yok,olsa da yapmazdım zaten." Beni terslememişti... Bu cümle yerine daha çok; "İşin yok mu senin? Biraz uyku ikimize de iyi gelecek..." cümlesini işiteceğimi düşünmüştüm. Yanıldığımı ise saniyeler önce anlamıştım. Destiny'nin beni genel olarak tanımadığı gibi, ben de onu genel olarak tanımıyordum. Şimdi ise kolaylıkla onun her daim iğneleyici bir tavır koymadığını söyleyebilirdim. Ben nasıl diğer erkeklere kıyasla farklı bir kategoride sergileniyorsam, Destiny'de kızlar arasında farklı bir kategoride yer alıyordu. Sanırım bu, onda sevdiğim en güzel şey olmuştu...

Cümlesini karşılıksız bırakmak istemezdim; ancak buna kıyasla söyleyebileceğim bir şeyin olmadığını da biliyordum. Ufak bir gülümseme ve gerçekten uykumun olmadığını belirten yumuşak bir ifade ile ona bakmayı sürdürmüştüm. Sesimi çıkarmadan, gözlerimle konuşabildiğim o anlardan birini yaşıyordum. Ya dalıp gitmiştim ki bu sıkkınlığın verdiği duyguyla olasıydı ya da ona bir şeyler anlatmak istiyordum; ne anlatmak istediğimi bilmediğime rağmen...

"Tamam,bu kez sorularım dersleri kapsamıyor. Söylesene,hiç satranç kursuna falan gittin mi?" Bu sessizlik içerisinde işitilen tek bir kelime mucize değeri taşıyordu... Destiny'nin birden ortaya koyduğu cümle ise bana kutsal bir yapıtmış gibi gelmişti. Şimdi onun yatakhaneye dönmek istemediğini anlamış olmuştum. Onun da uykusu yoktu ve yatakhanesine döndüğü an yatağında yarım saat dönerek sabahlıyacağından emindi... Bu durum beni sevindirmişti. Sorusunu bir kez daha kafamın içerisinde tartmış ve düşünmeye başlamıştım. Cevabı kolaylıkla söyleyebilirdim, bu kadar niye beklemiştim ben de bilmiyordum...

"Hayır... En son satranç oynadığım günü bile hayal meyal hatırlıyorum. Nefret ettiğim o beyaz sakallı büyükbabamla oynanan 1 saat süren oyundu! Karşındaki oyun esnasında uyumaya başlamışsa, o oyun bitmiş demektir!"
Yaşlıların genel sorunu dakika başı uykuya dalıyor olmalarıydı. Satranç oynadığım on son zaman, annemin ölümünden birkaç ay önce yaşanmıştı... O zamanlar büyükbabam ve büyükannemi çok seviyordum ki 1 saat süren sıkıcı bir oyun için bu kadar çaba sarf etmek istemezdim. Onlara duyduğum sevgi ile birlikte sabır taşımında genişlediğini hissediyordum... Fakat şimdi onlardan en anlaşılır bir biçimde nefret ediyordum. Annemin ölümünden sonra yüzümüze bile bakmamaları acı bir gerçekti. Annemin ölümü yalnızca onun yanımdan gitmiş olduğunu bana belirtmiyordu. Onunla beraber, 2 kişinin de ardından gittiğini belirtiyordu...

Ufak bir sorunun beni bu denli geçmişe yollayabileceğini hiç düşünmemiştim; ancak bu arada oluyordu. Destiny'ye bakarak bir kez daha gülümsemiş ve sorusunun cevabını anlaşılır bir biçimde vermiş olduğumu düşünmüştüm. Beni tanımak istediğinin farkındaydım. Buna artık bozulmuyorum çünkü bozulmamı gerektirecek bir unsurun da bulunduğundan kuşkuluydum. Ben de ona bir soru sormalıydım... Ancak nereden başlayacağımı bilmiyordum. O geceki bahar şenliğinde aynı masayı paylaştığım kızın Destiny olup olmadığını ciddi bir anlamda bilmiyor olsam da, bunu öğrenmeyi cidden istiyordum. Bende, bu olaya yönelik bir soru yöneltmeyi düşünmüştüm;

"Peki ya senin aile soyun nereden geliyor? Daha da açığı, kan bağın ne? Saf kan mısın?"


P.S Değerimi bil cidden XD Saat 3.30 ve İzmir'den canlı bağlantı sunuyorum sana XD Uykum kaçtı XP
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Destiny Audrie Thallimar
Hufflepuff 6. Sınıf Öğrencisi
avatar

Kadın
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 21
Kan statüsü : Muggle doğumlu.
Galleon : 6766
Ekspresso Puanı : 35
Kayıt tarihi : 23/07/09

MesajKonu: Geri: Yasak Kitap   Salı 25 Ağus. 2009, 15:52

Yanıtı alabilmek için bir süre beklemem gerekti. Burada geçirdiğim zamana kıyasla,kaybedilen birkaç saniyenin önemi yoktu aslında. Zaten,burada kalmaya yönelik ilk hamle ondan geldiğine göre,istediği kadar bekleyebilir,hatta bekletebilirdi. "Hayır." Hı,nasıl? O,o değilse? Hmm,tüh! Tutturamadık. Neden şaşırmıştım bilmiyorum,bu çocukta yumruk yediğinde ağlayacak tip yoktu ki! Hata bendeydi,farklı bir tahmin yürütmem gerekecekti. Her neyse,böylesi daha iyiydi. Zaten satrançta iyi sayılmazdım,eğer yanıtı olumlu olsaydı benimle rekabet etmek isteyebilirdi. Ben de bu teklifi geri çevirdiğimde kendimi küçük düşüreceğimi bildiğimden dolayı kabul edebilirdim. Hatta ortaya haftalık ödevler veya Hogsmeade'de yemek ısmarlama gibi bir bedel bile koyulabilirdi ki ben,bu kadar baskıya dayanamazdım. Tanrım,neyse ki olumsuz yanıt vermişti. Bu kadar çok ihtimalin üst üste yığılarak bir sonuca varması dikkatimi çekmişti. Satrançta olduğu gibi,birkaç hamle ilerisini düşünerek hareket etmiştim -ilk defa. Bana göre değildi,kesinlikle değildi. Ancak Leon'a soracağım sorular karşısında olabilecekler göz önüne alınınca,sanırım bu geceye mahsus bu şekilde davranmalıydım.

Beni ilgilendiren sözcükten sonrasını tam anlamıyla duyamamıştım. Yalnızca oyun esnasında uyuklama kısmı kulağıma ilişmişti,kahkahamı tutamadım tabii. Bunu ben de yapmış mıydım acaba? Ah,olabilir. Bu mevzuyu kapatacak olursak,zihnim şimdiden bambaşka sorularla dolmuştu. En önemlisi şuydu: Onu nerede görmüştüm?

Bir umut,hani olur da aklıma gelir diye dudaklarımı araladım. Neyse ki benim bir şey söylememe gerek kalmadan,Leon sıranın kendisine geçtiğini düşünerek söze girmişti. Sırayla gidecektik demek ki? Bana uyar.
"Peki ya senin aile soyun nereden geliyor? Daha da açığı, kan bağın ne? Safkan mısın?" Hey,bu çocuğun yatakhanede olması gerekmiyor muydu? Bu anın geleceğini bilmeliydim. Nereye kadar kaçabilirdim? Nihayetinde kapana kısılmıştım. Gerçeğin ortaya çıkması -nedendir bilinmez- beni tedirgin ediyordu. Kaşlarım çatılmış,donuk bakışlar yüzümde yer edinmişti. Aniden değişen ruh halimi anlamak için dahi olmak gerekmiyordu. Fazlasıyla gergindim,bu soru 'yasaktı'. Henüz tanımaya başladığım biri,sınırı aşmaya,tehlikeli arazide gezinmeye başlamıştı. İşin aslı,vereceğim yanıt beni de tehlikeye sokabilirdi. Öyle ki,yanıtsız bırakmam bile kimliğimi ortaya çıkarmaya yetebilirdi. Dürüst olup olmama konusunda ikilemde kalmıştım. Daha da önemlisi,onun bunu fark ettiğinde gözlerinde beliren nefret yardımcı olmak bir yana,beni daha fazla düşünmeye itiyordu. Düşünmeye hakkım var mıydı? Elbette ne yapmam gerektiğini bilebilecek yaştaydım. "Evet,safkanım."

Doğru değildi. Ne verdiğim yanıt doğruydu,ne de yapmam gereken buydu. Sesimin bu denli rahat ve doğal çıkmasıysa beni ürkütüyordu. Yalan söylemenin bu kadar kolay olmaması gerekiyordu. Söylediğim yalanın beni tatmin etmemesi gerekiyordu. Leon tatmin olabilirdi,duymak istediğini duymuştu şüphesiz. Ancak ben,bunu hak etmiyordum. Aritmansi ödevi kadar saçma ve önemsiz sayılamayacak bir konuda dürüst davranmamıştım. Suçluluk duygusunun bedenime yayılması epey zaman aldı. Önce,kendimi haklı çıkaracak bahaneler öne sürdüm. Eğer gerçeği söyleseydim,karşımda duran sandalye aniden boşalırdı. Ve o boşluk,aynı kişi tarafından bir daha asla doldurulmazdı. Kan bağımı sorarken sesindeki tını,bakışları benim bu hatayı yapmamda en büyük etkendi. Sonra,az önce aldığım karar aklıma geldi. Birkaç hamle ilerisini düşünmek... Kararlarımdan dönmemeliydim. Bu olay nereye varabilirdi? Farz edelim,bu süreçte birbirine güvenen iki dost haline gelmeyi başardık. Ancak,bir şekilde kütüphanede 'o gece' ona yalan söylediğimi öğrendi. Gerçek açığa çıktığında ne olacaktı? O zaman daha fazla acı çekmez miydim? O anı yaşarcasına,soğuk terler vücudumdan boşalmaya başlamıştı. Soluğumun düzene girmesini bekledim bir süre. Tam da şimdi,hata yaptığımı kesin olarak kabullenebilmiştim. Bununla beraber,suçluluk duygusu korkuyu da beraberinde getirmiş ve hatamı telafi etmemin önüne geçmişti. Şu andan itibaren,her ne pahasına olursa olsun gerçeği öğrenmemeliydi.

Sıra bana geldiğinde,sırf düşüncelerimi gizleyebilmek için amaçsız,öylesine bir soru ortaya attım. Ancak benim dengesiz tavırlarım,bu soruyu da önemli bir noktaya isabet ettirmiştir eminim.
"Sen de ailenden bahsetsene biraz,soyunuzu duymuştum. Şüphesiz çok önemli mekanlara,balolara davet edilenlerdensiniz?" Üzerinde çok düşünmemiştim. Yanıtı az çok tahmin edebilirdim. Kesinlikle zengin ve soylu bir aileden geliyordu,şu an bir bulanıkla aynı masayı paylaştığını bilseydi... Of,korkunç düşünceler zihnimi bulandırıyordu. Hiçbir şey olmamış gibi hareket etmeye,düşünmemeye,duymak istediğim yanıtlara odaklanmaya çalıştım. Hmm,evet... Balolar,şenlikler falan. Meşhur aileler böyle etkinliklere sık katılırlardı. Anne ve babamın da davetlere çağrıldığı oluyordu,muggle dünyasında tabii. Benim de birkaç anım olmuştu onlarla beraber.

***
Oldukça yaramaz bir çocukluk geçirmiştim. Sokaktan döndüğümde dizlerimin yara bere içinde kalması şüphesiz normal geliyor kulağa. Ancak ben,dadılarının elbiselerinin arasına 'zararsız' yılanlar sokuşturarak pek çoğunun evden kaçmasına neden olan,banyo esnasında küveti ağzına dek doldurduktan sonra musluğu açık bırakarak evi su bastıran,babamın iş için eve getirdiği evrakların arkalarına resim çizen uslanmaz bir mahluktum. Doğrusu,bana nasıl tahammül ettiklerine inanmam oldukça zordu. Asıl mesele,bizimkilerin önemli bir davete veya şenliğe katılacakları zaman içine düştükleri sıkıntılı durumdu. Şehirde bana katlanabilecek bir başka dadı kalmamıştı. Birkaç kez komşuların gözetimine bırakıldım;ancak bu da uzun süreli olmadı. Orada da 'sorun çıkaran' olarak anılıyordum. Neler yaptığımı sormayın,az daha balkondan düşüyordum. Anne ve babama iade edildiğimde hep aynı sözleri işitirdim,"Bu çocuğun psikolojik danışmanlığa ihtiyacı var beyefendi!" Son çare olarak,beni de yanlarına almaya karar verdiler.

Düz,kırmızı bir elbise giymiş,saçlarımıysa iki yandan örmüştüm. O gece yetişkinlerin çoğu ne kadar sevimli göründüğüme dair bir şeyler gevelemişti. Ne derler bilirsiniz,dış görünüşe aldanmamak gerekir... Sonuçta,orada da rahat durduğum söylenemezdi. Babamın elini tutarak girdiğim dev mekanı birbirine kattığımı anımsıyordum. Bizimkilerin yokluğunu fırsat bilip,masanın altına sızdığımda yanımdaki kadının çığlıklarını duymuştum, "HAROLD! Masanın altında dev bir fare var!" Niyetim korkutmak değildi,sadece çilekli pastadan kalan son dilimi istiyordum. Ancak annem durumu öğrendiğinde beni kolumdan tutup masaya oturtmuş ve gece boyunca orada kalmadığım takdirde bir ay boyunca evden dışarı çıkamayacağımı söyleyerek beni tehtid etmişti. Geri kalanıysa oldukça sıkıcıydı,bir süre sonra rüzgarla beraber tüm mumlar sönmüş,karanlıkta kalmıştık. İlk ve son kez,sekiz sene önce muggle topluluğunca düzenlenen bahar şenliğine katılmam bu şekilde gerçekleşmişti.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Leon Aaron D. Bravery
Gryffindor 6. Sınıf Öğrencisi
avatar

Erkek
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 16
Yaş : 24
Kan statüsü : Safkan
Galleon : 7213
Ekspresso Puanı : 28
Kayıt tarihi : 01/12/08

MesajKonu: Geri: Yasak Kitap   Perş. 10 Eyl. 2009, 16:09

Cevabını işittiğimde beynim kendisini beklemeye almıştı. Seçeneklerim azalmıştı. Destiny'nin gerçekten "o" kız olduğunu anlamam için onun muggle doğumlu olması gerekiyordu. Evet, o zaman yaşım küçüktü ancak hâlâ herşeyi hatırlıyordum. O şenlikteki tek büyücü aile bizdik, bizden başkası yoktu... Bununla beraber Destiny'nin gerçekten muggle doğumlu olmasını istiyor muydum bilmiyordum. Muggle'lar annemin canını elinden almışlardı ve bana hayatım boyunca taşıyacağım bir nefret bırakmışlardı. Eğer Destiny böyle bir aileden geliyorsa, anne ve babası benim için bir katildi. Hiç kimse ise bunun tersini ispatlayamazdı. Benim yapamadığım gibi...

İkimizinde aynı anda ancak farklı konularda düşüncelere daldığı ve sık sık yaşanan o zamana gelmiştik. Gecenin sessizliği ortama iyice oturmuştu. Kapılar ve camlar kesinlikle kapalıydı ancak bulunduğum yerden Şamarcı Söğüt'ün çıkardığı sesleri, yasak ormandan çıkan ulumaları ve baykuşhaneden gelen baykuş çığlıklarını duyabiliyordum. Hogwarts'a iyi bir gözle bakılmadığı zaman korku hikayelerinde yer alan ürkünç şatolara benzediği çok açıktır. 1. sınıftayken yatağımda uyuyamadığım o berbat hatırlaralar ise hâlâ aklımın bir ucunda yer alır... Derin bir nefes alarak her zaman yağtığım gibi dalgınlığımı bir kenara atmış ve gözlerimi ona çevirmiştim. Düşündüklerim saçma şeylerdi ve onun ne düşündüğü merakıma dokunuyordu. Yüzünde oluşan ifade ve gözlerine oturan dalgınlık beni daha fazla dürtüklüyordu. Sormak için hamle yapacaktım ki ondan gelen soru ile ağzımı kapatarak sırtımı sandalyeye yaslamıştım. Kollarımı kavuşturmak vücudumu rahat konumuna getirmek için ideal bir yöntemdi. Ben de böyle yapmıştım... Kulağımı açmış, onu dinliyordum;

"Sen de ailenden bahsetsene biraz,soyunuzu duymuştum. Şüphesiz çok önemli mekanlara,balolara davet edilenlerdensiniz?" Tek kaşımı yukarıya kaldırmıştım. Bravery ailesinin soyunu öğrenmek istediğini duymuştum. Mantıksız bir çabaydı; çünkü soyumuz öğrenilmeye hak etmiyordu. En azından bana göre... "Gerçekten" sevgi içinde büyümüş ve büyüklerim tarafından şımartılmıştım. 5 yaşındayken hiçbir çocukta olmayan oyuncaklara ve diğer sihirli eşyalara sahiptim. Henüz kullanamama rağmen babam yeni çıkan süpürgeleri karşıma dizerdi. Ancak bunları istediğim her zaman söylenemezdi. Şımartılmak boşuma gitmiyordu. Ne diyebilirim? Nefret ile doğmuş ve ne kadar bastırmaya çalışsam da nefret içinde ölecektim. Tek derdim buydu... Küçükken bile bunları düşünürdüm ki bu yüzden şımartılmak gibi gereksiz işlere kafa yormak istemiyordum. Fazla düşündüğümü hissederek gözlerimi tekrar Destiny'ye çevirmiş ve başımı 'evet' anlamında aşağı-yukarı sallamıştım. Gereksiz bir gülümseme ile ise söze girmiştim;

"Öyle... Ama beni genelde götürmezlerdi. Küçüktüm ve beğenmediğim bir yere gittiğimizde suratımı asardım; ailemde bundan hoşnut olmazdı. Bu yüzden bakıcımla evde kalırdım. Yalnızca bir kere Londra'daki bahar şölenine gittiğimi hatırlıyorum. O da pek iyi gitmemişti..." Cümlemin tam olarak tamamlanmadığını hissettikten sonra devam etmiştim; "... rüzgar tüm mumları söndürmüştü. Berbattı!"

Asam hâlâ tüm gücüyle ışık yaymaya devam ediyordu ve kendisi masanın merkezine doğru kaymıştı. Vücudumu ışığa doğru çekmiş ve bileğimde duran saatime ışık vurmuştum. Saat neredeyse gece yarısı 3 olmuştu ve benim yavaş yavaş gözlerim kapanıyordu. Destiny'nin tekrar sessizlik içerisinde durmasını fırsat bilerek sesimi çıkartmıştım. Bu sefer ses tonumdaki uykunun yerini dolduramıyordum; "Bu günlük bu kadar yeterlidir umarım? Ödevin olmadığına eminsin... Değil mi? Çünkü bayılmak üzereyim!" Samimi bir gülümseme cümlemin sonundaki nokta görevini üstlenmişti. Fazla uzun sürememesi ise biraz acıydı. İçimdeki öfkenin sona ermesi için henüz çok uğraşmam gerektiğini biliyordum. Herneyse, önümde uzun yılların olduğunu biliyordum...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Yasak Kitap
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Kütüphane-
Buraya geçin: