AnasayfaEkspresGaleriSSSKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Ateşler İçerisinde Büyüyen Aşk

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Maximilian Wildstein
Ravenclaw 6. Sınıf Öğrencisi
avatar

Erkek
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 340
Yaş : 26
Kan statüsü : "Safkan!"
Galleon : 5978
Ekspresso Puanı : 6
Kayıt tarihi : 20/07/09

MesajKonu: Ateşler İçerisinde Büyüyen Aşk   Ptsi 27 Tem. 2009, 23:52

    Tarih: 13 Kasım 1960 Cuma
    Hava Durumu: Sabah yağan yağmurun etkisiyle hava serin ve puslu.
    Oyuncular: Genevieve Tessa Malfoy, Maximilian Wildstein
    Kurgu: Hogwarts'ta tanıştıkları ilk yıldan beri birbirine aşık olan bu çiftin yıldönümüdür. Bunu kutlamak için çok sevdikleri ejderhaların yanında buluşmak için sözleşirler.


_________________

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Genevieve Tessa Malfoy
Slytherin 5. Sınıf Öğrencisi
avatar

Kadın
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 487
Yaş : 26
Kan statüsü : Safkan
Galleon : 6762
Ekspresso Puanı : 15
Kayıt tarihi : 14/06/08

MesajKonu: Geri: Ateşler İçerisinde Büyüyen Aşk   Salı 28 Tem. 2009, 09:12

-Ah hayır! Elbisem!
-Önemli değil Tess görünmüyor bile.
-Lanet olasıca terzi şu okuldan kurtulduğum anda başına yağacak lanetlerin haddi hesabı olmayacak.
-Tamam sinirlenme bana bırak.

İncecik belinden nasıl olurda bir elbise hata vererek üzerine otururdu ki. Elbette aptal bir terzi ile çalışırsa olacağı buydu. Büyücülük dünyasının sözde en iyi terzisi gerçektende yeteneğini göstermişti işte. Kırık beyaz rengindeki göz alıcı elbisesi bel boşluğundan hafifçe yıpranmıştı. Yanında taşıdığı yarım akıllı Georgina şimdi o küçücük beyniyle yardıma kalkışıyordu ya işte o iğrenç anlardan birisi daha çıkagelmişti. Kızın hiçbir şeyden anladığı yoktu lakin eli bu tür dikim işlerine yatkındı sanki. Bir süre sonra daha ne olduğunu bile anlayamadan o pürüz ortadan hiç varolmamışcasına yok oluvermişti. Şaşkınlığını mutlulukla gizleyip kızdan ilk defa içten bir teşekkürü esirgemedi. Kırmızı ve dolgun dudaklarından dökülen teşekkür ifadelerinin ardından boy aynasının karşısında kendisini süzüyordu mavilikleriyle. Üzerini tam olarak kavrayan bir elbiseydi bu. İnce askılı ve ince uzun bacaklarını harkulade bir şekilde sarıyordu. Saçlarını Max'in sevdiği şekilde bukleler halinde omuzlarına bırakmış ve onun en sevdiği kokuyu sürmüştü. Zaten tüm bu hazırlıklar, gerilimler, heyecanlar onun için değil miydi? Bu günün o özel anı için. Kaç yıl olmuştu? 4 mü? Evet tam olarak 4 yıl. Ne kadar da uzun bir zaman dilimiydi böyle. Aşk biten birşeyse niçin bu iki gencin sevgisi bitmek yerine daha da alevleniyordu? Gözlerine her baktığında niçin kendisinden geçiyordu Tess? Artık büyük bir parçası olmuştu Max, benliğinden koparıp atamayacağı büyük bir parça. Yıllarca kah üzülüp, kah sevinmişlerdi. Birçok tersliğe boyun eğmişlerdi lakin birbirlerinden bir kez dahi kopmamıştı bu iki genç aşık. Belli ki gerçek aşkı yakalayabilen hatrı sayılır kişilerdendi kim bilir. Üzerine dikkatlice göz gezdiriyordu şimdi, en küçük hataya bile katlanamazdı. Hayatının dönüm noktası olan bir günün 4. yılında küçücük bir hata dahi istemiyordu. Mükemmeliyetçi kişiliği yine boy göstermişti işte. Elinde olsa bu günü kendisi hazırlardı lakin bu yıl dönümünde herşeyi Max'ın ellerine bırakmıştı. Eh sevgilisinin ne kadar titiz olduğunu bilen bir erkek büyük ihtimalle muhteşem bir gün hazırlıyordu güzel sevgilisi için. En azından böyle umuyordu Tess. Böylesine bir günün fiyasko ile sona ermesine gönlü razı olmazdı çünkü. Malfoyların asil kızına yaraşır bir gece istiyordu. Tabi bunu Hogwarts'ta nasıl becerebileceklerse. Üzerine işlemeli krem bir şal geçirdi, gecenin berraklığında üzerindeki pırlantaların parlaması için. Eh gösterişe önem vermesi burada da kendisini gizlememişti. Slytherin yatakhanesinden hızlıca ve seri adımlarla ayrıldı. Görünmek şuan için isteyeceği en son şey olurdu herhalde. Kimseye yakalanmamayı başararak, Max'in de aynı şekilde yanına gelebilmesini umarak ilerledi karanlık yolda. Hava sanki birşeyler biliyormuşçasına elini uzatmış ve o siyahımsı sislerini geceye hapsetmişti. Yıldızlar güzelliklerini bu gün insanoğluna sergileyemiyordu. Aslında yıldızlarla bütünleşen romantik bir gece belki de daha muhteşem olurdu velakin böyle olmayışı birşeyleri eksik kılacaktı. Aslında önemli olan beraber olmak değil miydi? İster bir okul köşesinde, ister kocaman bir malikhane de, isterse bir balıkçı meyhanesinde. Önemli olan kalplerin buluşmasıydı. ''Bunu düşünen ben miyim, Yüce Merlin?'' Yüzünde hafiften bir çizgi halinde gülümseme izleri belirmişti. Paraya ve asalete düşkün olan bir kızın bunları düşünmesi gerçekten şaşırtıcı ve traji-komik olsa gerekti. Ayakları onu her sene sıklıkla gittiği o yere doğru bilinçsizce götürüyordu. Bu kez geliş sebebi çok farklıydı. Tam tamına 4 yıl önce kaybolmuştu burada. Merak duygusu belki de ilk kez başını bu denli bir belaya ve bu denli bir mükemmelliğe sürüklemişti. Ejdarhalara olan ilgisi onu buraya çekmiş olsa da o gün yaşayacağı durum ejdarhaları görme heyecanından bile kat be kat fazla bir mutluluğu doğuracaktı. Hiç sönmeyecek bir ateşin ilk kıvılcımlarını atacaktı ateşlerle çevrelenen bu yer.

Sessiz bir günde meraklı bir genç kız gelivermişti Ejdarha çiftliklerine. Bu yaratıklara bir an olsun bakmak ve ağızlarından var olan o ateşlerin havada nasıl özgürce süzüldüğünü görmekti tüm isteği. Hesaba katmadığı tek şey ise tek olmadığıydı. Ravenclaw binasından 2. sınıf öğrencisi sarışın bir çocukta peşindeydi aslında. Yaşıtlarına nazaran uzun boyu ve asil duruşuyla etkileyici birisiydi. Hislerini hiç bir zaman itiraf etmemişti Tess. Zaten 11 yaşındaki küçük bir kızdan bunu beklemekte aptallık olurdu ya. Yavaşça ejderhaların yanına yaklaştı. Görünürde bir tek kişi dahi yoktu. İşte doğru zamanı yakalamıştı. Uzun, devasa bir ejderin yanına ilişip onun kırmızı ve pullu gövdesini inceliyordu. Burnundan çıkan sıcacık ateşlere aldırış etmeden sinsice yaklaşmıştı yanına. Merak duygusunu yavaştan giderirken sükunetini bozmadan sadece izliyordu varlığı. Arkadan gelen bir sesle irkilmişti. Nasıl bir sesti o öyle. Öylesine büyüleyici bir aksanı ve yumuşacık bir sesi vardı ki, içinde uyanan hayranlık duygusuna dur diyemeden vücudunu çevirdiğinde O'nu gördü. Gelecek yıllarda gerçek aşkı kendisine tattıracak olan çocuk tam karşısında duruyordu. Güzel dudaklarını yavaşça oynatıyordu şimdi. ''Fazla yaklaşmasan iyi edersin Malfoy. Senin gibi şeker kızları bir lokmada yiyebilecek büyüklükte farkında mısın?'' Ardından çarpık bir gülümsemeyle Tess'e bakmıştı çocuk. Nereden tanıyordu ki kendisini. Ah tabi Hogwarts'ın en ilgi çekici ailesi hiç kuşkusuz Malfoylar. Onların her bir bireyini tanımamak elde değildi. Slytherin'in asillerini tanımamak zaten olanaksızdı. Gittikleri her yerde dikkat çeken bir aile bireyleriydi her biri. Zaten tüm okul kendisini tanıyordu ya, eh bu da popülaritesine bir artı daha kazandırmamış mıydı. ''Uyardığın için teşekkürler. Herhalde beni bir lokmada yutarsa böylesine bir görselliği yaşadığın için memnun olursun ha. Malfoyların küçük kızı bir Ejdarha tarafından katledildi. Ne büyük skandal. Ne büyük komedi olurdu değil mi?'' Umursamaz bir şekilde ejderhanın kocaman gövdesinin yanından ayrılıp yakınlarda bir çam ağacının dibine oturdu. Kalbine birşeyler oluyordu çünkü. Hiç olmadığı kadar hızlı çarpıyordu. Korkudan değildi bu çarpıntı içinde birşeyler oluyordu. Yoksa hoşlanmış mıydı o çocuktan? İyi ama kendisine bakar mıydı bu çocuk. Bir kademe büyüktü kendisinden. Yeni gelmiş bir çömezi sever miydi? Elbette ki sorunun cevabı çok açıktı lakin o sıralarda Tess bunun cevabını hayal dahi edemezdi.

Aynı ağacın gövdesine yaslamıştı bedenini. Şalına iyice sarılmış ve sessizce Max'i beklemekteydi. Etraf topağın hafif kokusuyla dolmuştu, bunu çevreleyen tek şey ise teninden yayılan çiçek kokuları olsa gerekti. Herşey O'nun en sevdiklerine göre yapılmıştı. Renkler, kokular. Bir öğrenci görse baloya gidermiş gibi hazırlanmış Tess için ne derdi acaba? Gülüp geçeceği kuşkusuzdu lakin bunu kendi yanında göstermesi biraz cesaret isterdi. Kesinlikle ve kesinlikle arkasından güler ve diğer bütün eziklere bunu yayardı. Olmayacak birşeyi düşünmek kadar saçma birşey yoktu aslında. Nereden gelmişti ki şimdi bu düşünce aklına? Beklemenin verdiği sabırsızlık yaptırıyordu bunu elbette. Zaman ilerliyor ve Max'in hiçbir zaman yapmadığı bir durum için endişeleniyordu. Dakik bir çocuktu. Geç kaldığı pek görülmemişti. Genellikle bekleten hep Tess olmuştu. Peki bu gece ki tersliğin sebebi neydi? Başına birşeyler mi gelmişti yoksa? Huzursuzlanmıştı Tess. Sadece birkaç dakika daha bekleyip bu sefer yola koyulacaktı. Belki de ormanda başına birşey gelmişti. Zaman giderek daralırken bu sefer yaslandığı ağaçtan vücudunu kurtarıp gitmeye hazırlandığı sırada, sıcacık bir el kavramıştı omzunu. Nazik bir hareketle vücudunu kendisine doğru çevirmiş ve ıslak dudaklarını kendisininkine bastırmıştı. ''Niçin bu kadar geç kaldın Max. Senin için öylesine endişelendim ki. Yıldönümümüzü senin lanet bir gün olarak tarihe geçirmen isteyeceğim en son şey biliyorsun.''

_________________

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Maximilian Wildstein
Ravenclaw 6. Sınıf Öğrencisi
avatar

Erkek
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 340
Yaş : 26
Kan statüsü : "Safkan!"
Galleon : 5978
Ekspresso Puanı : 6
Kayıt tarihi : 20/07/09

MesajKonu: Geri: Ateşler İçerisinde Büyüyen Aşk   Salı 28 Tem. 2009, 14:26

“Lanet olsun! Bir gün senden büyük bir intikam alacağım Hallstad.” Sinirli bir şekilde söylendi. Ravenclaw kulesinden çıkmış buluşma yerine gitmek için Hogwarts’tan ayrılıyordu ki akşam nöbetçisi olan KSKS profesörü Magnus Lars Hallstad’a rastlamıştı. Geri zekalı bulanık meraklısı çantasında ne olduğunu sormuştu. Max de kaçamak cevaplar vererek önce biraz hava alacağını, sonra da kütüphaneye çıkıp ders çalışacağını söylemişti. Adam inanmışa benziyordu; çünkü Max insanlar yerine dersler ve kitaplarla uğraşmayı yeğliyordu. Ve bu da onu tanımayan biri için bile fark edilmesi çok kolay bir şeydi. Onun binasında ve sorumluluğunda olmaktan nefret ediyordu. Kendi başına açtığı belaların anı zamanda onun başına da açıldığını bildiğinden dikkatsiz davranıyor, kurallara pek kulak asmıyordu. Oysa Slytherin’de olsa böyle bir şey olmazdı. Binasının adına leke sürmemek ve Profesör Black’i zor durumda bırakmamak için elinden geleni yapardı. O ve diğer birkaç kişi koskoca okul içinde saygı duyduğu bir avuç insanlardı. Dumbledore ise… Dumbledore ise ölümünü görmek istediği biriydi.

Max şimdi okuldan çıkmış, akşam serinliğinin çökmeye başladığı arazide yürüyordu. Güneş ilerideki dağlarının ardında erirken kafasındaki tüm düşünceleri sildi ve yalnız bu akşama odaklandı. Genn büyük ihtimalle gelmiş olmalıydı. Kahretsin! Geç kalmak, insanları bekletmek sevmediği şeylerdi, hele ki söz konusu Genn ise. Ormanın içine ilk adımını atar atmaz kendini güvende hissetti. Çantasındaki şişeler ve kadehler tıkırdadıkça geçmişi hatırladı. Onunla ilk karşılaştığı, daha doğrusu takip ettiği akşamda aynı bu akşam gibi puslu ve yalnızdı. Soylu aile Malfoyların okula yeni başlayan kızı Tess, ejderhaları ziyarete gelmişti. İki aydan fazla bir süredir onu takip ediyordu. Hogwarts Ekspresi’nden indiği andan itibaren onda farklı bir şeyler olduğunu anlamıştı. O günden sonra nereye gitse gizlice peşinden dolaşmış, uygun anı beklemişti. Her zaman olduğu gibi bu uygun an kendi kendine oluşmuş, sözcükler dudaklarının arasından fırlayıvermişti. Ejderhalara ilişkin uyarısına kulak asmayarak alaylı bir şekilde cevap vermişti. ''Uyardığın için teşekkürler. Herhalde beni bir lokmada yutarsa böylesine bir görselliği yaşadığın için memnun olursun ha. Malfoyların küçük kızı bir Ejdarha tarafından katledildi. Ne büyük skandal! Ne büyük komedi olurdu değil mi?'' Ve Max, o güne kadar böyle bir şey söyleyebileceğini düşünmeyen Max, aniden hislerini ortalığa döken bir cümle söylemişti. “Bu en son isteyeceğim şey olurdu küçük hanım.” Dört yıl! Koskoca dört yıl geçmişti. Hogwarts’ın gördüğü en uyumlu çift olmuşlardı. Onlara çevrilen gözlere, kulaktan kulağa aktarılan garip fısıltılara aldırmadan koridorlarda dolaşmışlardı. Her yıldönümünde yeni tanışmış gibi heyecan içerisinde aynı ağacın altında buluşmuşlardı. Ejderhaların uzaktan gelen seslerini duyduğunda rahatladı. Yaklaşmıştı. Dünyada önemsediği iki belki de üç insandan biriydi o. Güneş gibi sarı saçları ve delici, derin bakışlarıyla ona bağlanmıştı. Birine bağlanabileceğini hiç tahmin etmezdi Max, ta ki dört yıl öncesine kadar. O zaman yaşadığı on iki yılın ne kadar boş geçtiğini anlamıştı; Ancak bunu sorun etmiyordu. Birlikte geçirecekleri o uzun yıllar geçmişte kalan on yıla değerdi.

Sonra onu gördü. Yine o ağacın yanındaydı. Ağaca yaslanmış, belli ki onu bekliyordu. Sarı saçlarını sevdiği gibi bukleler halinde omuzlarına bırakmıştı. Kokusunu almaya çalıştı Max. Her bir derin nefeste lavantaları duyumsuyordu. Birkaç saniye kıpırdamadan durup onu izledi. Toprağın bulutlu, gökyüzünün açık olduğu bu akşamda dünyaya inmiş Venüs gibi görünüyordu. Bembeyaz teni ejderhaların alevlerinin yansımasıyla parlıyordu. Onu daha fazla bekletmek istemiyordu. Çantasını yere bırakıp sessizce yaklaştı. Eliyle elini kavrayıp kendine çevirmiş ve özür yerine geçeceğini umarak, basit bir özürden daha değerli olan öpücüğüyle onu kendine getirdi. Islak dudaklar birbirine kenetlendiği anda alev nehirleri vücudunu sarmış, damarlarında akıyor, dudaklarına ulaşıyor, oradan da Genn’in bedenine naklediliyordu. Gülümseyip onu bıraktı.

''Niçin bu kadar geç kaldın Max. Senin için öylesine endişelendim ki. Yıldönümümüzü senin lanet bir gün olarak tarihe geçirmen isteyeceğim en son şey biliyorsun.'' Çantasının yanına gidip battaniyeleri ağacın altına, ejderhaların görülebileceği bir yere seriyordu. Şişe ateş viskisi, leziz olduğu her halinden belli olan kocaman bir pasta çıkarıp koyarken Genn’e cevap verdi. “Elbette biliyorum Genn. Ama lanet olası Hallstad beni sorguya çekmek üzereydi. Ona affedilmez lanet yapmadığım için kendini şanslı saymalı. Neyse fark etmez, artık buradayım ne de olsa. Bak sana ne getirdim.” Elindeki zümrüt rengi ateş viskisi şişesini gösterdi. “Okula sokmak çok da zor olmadı. Bugünlerde bunak Dumby problem çıkarmamayı kendine iş edindi sanırım.”

Son olarak Max bu akşamın önemini belli eden kadife kutuyu çıkarıp rastgele ama görülebilir bir yere koydu. Kırmızı kadife ateşlerin ışığında parıldarken şık takımını bozmamaya çalışarak oturup ağaca yaslandı ve Genn’i de yanına çağırdı. Sesini çıkarmadan bu doğaüstü güzelliği izliyordu. Bütün akşam oturup onu izleyebilirdi. Ailesinde yüzyıllardır nesilden nesile aktarılan bu hediyeyi gördüğünde vereceği tepkiyi merak etti. Gümüşün üzerine işlenmiş Latince bir söz: Ad Astra Per Aspera, yani zorluklarla, yıldızlara kadar. Ve sözün tam üstünde küçük, yıldız şeklinde bir pırlanta. Kendi aşklarının da yıldızlara kadar uzun ve onlar kadar parlak olmasını dileyerek gökyüzüne baktı. Kendisine göz kırpan ışıklar bu akşam ona hiçbir şey ifade etmiyordu: çünkü yanında onlardan çok daha parlak biri vardı.

_________________

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Genevieve Tessa Malfoy
Slytherin 5. Sınıf Öğrencisi
avatar

Kadın
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 487
Yaş : 26
Kan statüsü : Safkan
Galleon : 6762
Ekspresso Puanı : 15
Kayıt tarihi : 14/06/08

MesajKonu: Geri: Ateşler İçerisinde Büyüyen Aşk   Salı 28 Tem. 2009, 18:05

Eski puslu hava yerini bu sefer yıldızların oynaştığı bir geceye bırakmış gibiydi. Parlak yıldızlar geceyi aydınlatıyor, iki genci adeta aşklarıyla yanıp tutuşturacakçasına romantik bir ortam kılıyordu. Her şey öylesine mükemmel gidiyordu ki, gecenin tek sorunu Max'in gecikmesi olmuştu ki, gelişiyle birlikte bu problem hiç açılmayacakçasına kapanmıştı. Tess görür görmez tüm dünya zevklerinden sıyrılmış tek bir zevke odaklanmıştı, aşka. Gözleriyle gözlerini buluşturduğu anda içinde beliren dalgalanmalara dur diyemeksizin süzüyordu O'nu. İnce dudaklarını zarif şekilde oynatışını gözlemliyordu. Beyaz bir tenle buluşmuş hafif pembemsi dudaklar, beyazlıkları çevreleyen sarı uzun saçlar ve en az kendininkiler kadar gizemli mavi gözler. “Elbette biliyorum Genn. Ama lanet olası Hallstad beni sorguya çekmek üzereydi. Ona affedilmez lanet yapmadığım için kendini şanslı saymalı. Neyse fark etmez, artık buradayım ne de olsa. Bak sana ne getirdim.” durdu ve elindeki zümrüt yeşili şişeyi gösterdi gecenin karanlığında. Öylesine güzel parlıyordu ki yıldızların eşliğinde. “Okula sokmak çok da zor olmadı. Bugünlerde bunak Dumby problem çıkarmamayı kendine iş edindi sanırım.” Kendine hâkim olamayarak gülümsedi Tess. Max ile olduğu sıralarda zaten hep gülümserdi ya. Sıcak ve samimi bir gülümsemeyi esirgemediği yegâne kişilerdendi çünkü. Kendisine değer veren ve en az verdiği değer kadar aynısı gören bir kişiydi Max. Dumby hakkında da ne kadar haklıydı. Yıllar geçtikçe iyilik delisi Dumby, öğrencilerinden daha çok varlığı yıllardır apaçık bilinen ve faaliyetlerine hızla devam eden Zümrüdü Anka ile ilgilenmekteydi. Eh bu da işlerine geliyordu öğrencilerin elbette. Yönetim ilk defa bu denli kendisini salıvermiş yaklaşmakta olan savaşın hazırlıklarını tamamlamakla uğraşmaktaydı. Elbette onları bekleyen hazin sonu hesaba katmadan kendilerine aptalca bir güven aşılayarak yapıyorlardı bu planları. Dumby ve aptal takımı, Voldemort'a nasıl karşı koyabilecekti ki. Gerçekten kazanabileceklerine inanıyor muydu bu aptal ZAY takımı? ''Ah Max eminim kendi yeteneklerini de göz ardı etmiyorsundur. Bir şeyler saklamak konusunda oldukça ustasın çünkü. Hem Dumby'nin de önemli işleri var unutma. Mağlubiyeti hazırlamak için aptal takımıyla ne kadar çok uğraştığını biliyoruz.'' Yavaşça gülümsedi söylediklerine. Bu gece aslında en son düşünmek isteyeceği şey hiç kuşkusuz yaklaşan savaş ve stratejiler olacaktı. Zaten çoğunlukla bununla ilgili planlar kurulmuyor muydu? Bu gece bunların her birinden uzak sadece aşkın ateşiyle yanıp tutuşmak istiyordu bütün her şeyden öylesine uzak.

“Bu en son isteyeceğim şey olurdu küçük hanım.” Sarışın çocuk ne kadar da centilmendi böyle. Kendi küstahlığına ne kadar da asil bir cevap vermişti. Yoksa Tess birilerini etkilemeyi başarabilmiş miydi? Özellikle de karşısında dikilmekte olan maviliklere bürünmüş bu tapılası varlığı. Çocukça bir hayranlıkta olabilirdi her şey. Hani küçük kızların hep hissettiği türden aptalca şeyler. Henüz ergenliğe yeni yeni alışmakta olan küçük kız kalbinde değişik dalgalanmalar yaşar. Etki altına girdiği bir erkeğe olan ilgisi onun küçücük kalbine yer edinir. Bitmesi muhtemel bir sevgidir bu lakin unutulmaz da böyle bir şey. Çünkü gerçekten sevmek için atılması gereken birçok adım vardır. Lakin bu tür bir sevgide hiçbiri olmaksızın sadece hayranlık söz konusudur. Ve işte bu da hiçbir zaman belleklerden silinmez. Bunun bir adı bile vardır hatta çocukluk aşkı. Acaba bu sarışın çocukta kendi çocukluk aşkı mıydı? ''Madem bu isteyeceğin en son şey, isteyeceğin ilk şey ne olurdu acaba?'' Kendi cevabı çok açıktı. O'nu istiyordu çünkü. Mavi gözlerini niçin daha önce fark edememişti. O gizemli bakışlarını, büyüleyici sesini daha önce niye hiç fark etmemişti. Bu gece ilk kez farkına varmıştı bir şeylerin. O da eğer bu gerçek aşk olmasa bile O'na karşı hissettikleri yabana atılır cinsten duygular değildi. Küçücük ve körpe kalbi öylesine hızlı çarpıyordu ki, her bir ritmi öylesine anlamlı atıyordu ki aşk sanki onun bedenini her bir zerresine kadar kaplamış, kör bir kıyıda hapse almış gibiydi. Tek çıkışta elbette ki çocuktan yayılan karanlığı delip geçen o muhteşem ışıktı. Peki ya duyguları karşılıklı mıydı? Belki de sadece kendisinden bir alt dönemde okumakta olan küçük bir kıza olan saf bir acıma duygusuydu her şey. Kendi kendisine gelin güvey olmak ne kadar doğruydu ki? Lakin bu yaşta da küçük kızların tek tesellisi umut değil miydi zaten. Böyle olmamasını umuyordu, sadece samimi bir arkadaşlık olmasını istemiyordu bunun. İstediğini dile getirmek ne kadar da zordu böyle. Özellikle de karşısındakine istemeksizin küstahça yanıtlar verirken.

Eskisi kadar göz alıcı bir erkekti. İlk âşık olduğu andan itibaren hiç değişmemişti sanki. Her zaman aşık olduğu o 12 yaşındaki Max tı karşısındaki. Ve hiç değişmeyecek gibiydi. Çünkü belleğine yer edinen o tapılası yüzü yıllar sonra bile aynı aşkı beslemesini sağlayacaktı ona. Buruşmuş bir yaşlı bile olsa aşkı hiç bitip tükenmeyecekti. Buna izin veremezdi çünkü kalbi. Hala ilk gün ki gibi büyük bir heyecanla atarken. Ağacın önüne oturup eşyaları yerleştirir yerleştirmez, vücudunun ağırlığını ağaca verip küçük bir el hareketiyle kendisini de yanına çağırdı. Özenle hazırladığı mükemmel kıyafetine bir haksızlık olacaktı bu lakin yine de Max’in yanına ilişmek şuan için yapmak isteyeceği ilk arzusuydu. Yere oturmuştu şimdi, biricik aşkının yanına. Onun sıcaklığını hissedebiliyordu teninde. Ne kadar da sıcaktı bu gece. Soğuk havanın aksine vücudu tam tersi bir şekilde alev alevdi. Gökyüzünde hürce dolaşan kıvılcımlarla birlikte iyice sarıldı sevgilisine. Soğuk tenine değen alevleri bir bir çekerken içine sadece ona dokunmakla yetiniyordu. Konuşmak istemiyordu Tess. Sadece sarılmaktı tüm istediği bir süreliğine. Sıkı sıkı kavramak vücudunu, hiç bırakmayacakçasına. 1 sene sonra mezun olunca ne yapacaktı peki Tess. Daha 1. Sınıftan beri sürekli yanında olan bir varlıktan nasıl kopabilecekti? En zor günlerde bile birbirlerini bırakmayan bu çift nasıl ayrılığın tadına bakacaktı. Belki ruhsal olarak ayrılmayacaklardı lakin bedenleri 1 yıllık bir ayrılığın kollarına atacaktı kendisini. Son yılı bir kâbus olacaktı, bundan ölesiye emindi Tess. Bunu düşünmek bu güzel geceye haksızlıktı aslında. Geleceği veyahutta geçmişi değil şu anı düşünmelilerdi. Yaşadıkları ve yaşayacakları bu uzun ve güzel geceyi. Belki de sonunda büyük bir ceza bekliyordu kendilerini lakin her şeye değerdi. Hem de her şeye. Gözlerini etrafında gezindiriyordu şimdi. İki adet kadeh ve leziz bir ateş viskisi. Ateşlerin benliğinde gerçekten de anlamlı bir içkiydi bu. Küçük bir kadife kutu ilişti bu kez gözüne. Dikdörtgen şeklinde yumuşacık bir maddeden yapılmış gibiydi. Önemli olan dışı değildi elbette. İçinde var olmakta olan o gizemli şeydi. Aslında bunu tahmin etmek hiçte zor değildi. Küçük bir kutu, içerisinde ne barındırıyor olabilirdi ki. Hem de hiç zor değildi bunu tahmin etmek, lakin sürprizi bozmak istemiyordu. Eğer tahmini doğruysa büyük ve mükemmel bir gece geçirecekti ikisi de. Hiç unutulmayacak gecelerden birisini. ‘’Maximilian Wildstein anlaşılan sürpriziniz leziz bir içkiyle bitmiyor. Sanki kadife bir kutu daha var sürprizleriniz arasında, ne dersiniz?’’

_________________

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Maximilian Wildstein
Ravenclaw 6. Sınıf Öğrencisi
avatar

Erkek
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 340
Yaş : 26
Kan statüsü : "Safkan!"
Galleon : 5978
Ekspresso Puanı : 6
Kayıt tarihi : 20/07/09

MesajKonu: Geri: Ateşler İçerisinde Büyüyen Aşk   C.tesi 01 Ağus. 2009, 11:33

''Ah Max eminim kendi yeteneklerini de göz ardı etmiyorsundur. Bir şeyler saklamak konusunda oldukça ustasın çünkü. Hem Dumby'nin de önemli işleri var unutma. Mağlubiyeti hazırlamak için aptal takımıyla ne kadar çok uğraştığını biliyoruz.'' Eh, bir açıdan bu da doğruydu. Max birkaç yıl önce okulun gizli geçitlerini ve zayıf noktalarını keşfetmeye başlamıştı. Şu anda yudumladıkları ateşviskisini de öyle getirmişti zaten. Ne yani? Tüm postaların hademeler tarafından kontrol edildiği bir zamanda yetişkin olmayan birine gönderilen bir şişe ateşviskisi dikkat çekmez miydi? Gerçi onları okandırmak Max için çok da zor olmamıştı. Eminim ölüm yiyenler için de zor olmayacaktır diye düşündü. Yaşlı bunak gece gündüz varlığı aşikar bir toplulluk için çalışıyor, okulu ihmal ediyordu. Max bu durumdan şikayetçi değildi. Onun işine geliyordu ama arkasında bıraktığı nöbetçiler, örneğin Haallstad, zorluk çıkarmak için elinden geleni yapıyordu.

Aşkın verdiği sıcaklıkla gece ısınmaya başlamıştı. Dört yıl önceki gece de aynı bu gece gibiydi. Soğuk orman, iki gencin karşılaşmasıyla ısınmıştı. ''Madem bu isteyeceğin en son şey, isteyeceğin ilk şey ne olurdu acaba?'' Max güçlü ve inatçı bir çocuktu. İstemediği bir şeyi kimse ona asla yaptıramazdı; ancak bu gece içindeki dürtülere karşı koyamıyor, kendini arzularının pençesine bırakıyordu yavaşaça. Kızdan hayli etkilenmişti. Soylu Malfoy kanının damaralarında dolaşıp yüzündeki porselen reni ifadeye vurması da büyük bir etkendi tabi. Bu kız istediği her şeyi birine yaptırabilir diye düşündü; ama bu düşüncesini kendine sakladı. Kendinden küçük bir kızın kontrol girmek en son isteyeceği şeydi. Temkinli olmaya çalışarak cevap verdi. "İlk şey,ilk şey kalbinizi kazanmak olurdu sanırım. ira sizden etkilenmemek mümkün değil. Seni istiyorum Genn." O andan itibaren bugün dördüncü yılını dolduran aşk başlamıştı.

Max bunun basit bir çocukluk aşkından farklı olduğunu düşünüyordu. Ona göre ikisi sonsuzluğa adım atacak iki kişiydi. Bir yerlerde bu kadar derin tutkunun insanı öldürebileceğini okumuştu. Genn eğer bir gün onu bırakmaya kalkacak olsa bile Max bunu yapmamaya yeminliydi. Bu akşamki küçük hediyesi aslında bunun küçük bir kanıtı, bir anlamda teminatıydı. Resmi anlamda olmasa da Genn'i kendine bağlamak istiyordu. Çünkü bir yıl sonra o Hogwarts'tan ayrılacak ve Genn devam ediyor olacaktı. Hiç şüphesiz Max çok yoğun olacak, Lord için hizmetlerde bulunacaktı. Ama Genn'in bir an olsun aklından çıkacağını düşünmüyordu. Sürekli onu ve gelecekte birlikte yapacakları işleri düşünüyor olacaktı. Eğlenmek için yapabilecekleri çok şey vardı. Bunları kendine saklamaya karar verdi. Gerçi Lord aklını okuduğunda bunları görecek ve çok sevinecekti büyük ihtimalle. Kadehinden yakıcı bir yudum daha aldı. Ne zamandır konuşmuyorlardı? Ne zamandır sadece öyle oturmuş, birbirlerine sokulmuş, geceyi ve kendilerini seyrediyorlardı? Daha da önemlisi, ne kadar daha beraber olacaklardı? Geçmişte, şimdiki zamanda ve gelecekte çok fazla soru vardı. Soruları bırakıp anın tadını çıkarmaya baktı. Bir an sonra Genn'in konuştuğunu duydu. Anlaşılan hediyesini görmüştü. "Maximilian Wildstein anlaşılan sürpriziniz leziz bir içkiyle bitmiyor. Sanki kadife bir kutu daha var sürprizleriniz arasında, ne dersiniz?" Max güülümsedi. Muzip bir ifadeyle yüzünü Genn'e çevirip cevap verdi. "Ne diyebilirim ki? Sürprizleri ve getirilerini seviyorum. Özellikle de senin için olanları. Uzanıp kutuyu aldı ve Genn'e uzattı. "Hadi aç! Eminim çok beğeneceksin."


_________________

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Ateşler İçerisinde Büyüyen Aşk   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Ateşler İçerisinde Büyüyen Aşk
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Ejderha Çiftlikleri-
Buraya geçin: