AnasayfaEkspresGaleriSSSKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Karlar

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Madeleine Yvonne Roux
Merignac Libraire Sahibi
avatar

Kadın
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 5
Kan statüsü : Safkan
Galleon : 6014
Ekspresso Puanı : 0
Kayıt tarihi : 31/07/09

MesajKonu: Karlar   C.tesi 01 Ağus. 2009, 13:21


Karakterler: Madeleine Yvonne & Lucien Roux
Zaman: Kış / Aralık

Sık koyu bulutlar ne kadar izin verirse o kadar doğuyordu güneş. Sabah henüz gecenin soğuğundan ve buz kestiren rüzgârından kurtulamamıştı. Hala rüzgar kapıların çarpmasına neden oluyordu ve öyle bir uğultu çıkartıyordu ki, uykusu derin olan Lucien’i bile uyandırabilirdi. Bu nedenle zaten gecenin üçünden beri uyumayan Mado pencerelerin tümünü kapatmış, perdeleri ise güzel manzarayı izlemek için açık bırakmıştı. Böylece pencerenin önündeki rahat koltukta oturarak, arada kitaptan başını kaldırıp manzaraya bakabiliyordu. Ve manzaranın içindeki Nice henüz yeni uyanıyordu. Evlerin çoğunun ışığı kapalıydı ve şehri sadece doğmakta olan güneş ile birlikte yanan sokak lambaları aydınlatıyordu. Bu haliyle çok daha güzeldi Nice. İnsanlar uyanıp, kandırılmış ve yıkanmış korku dolu beyinleriyle Nice’i kirletmeden önce, Nice çok daha güzeldi… Elindeki kitaba döndü tekrar Mado, ve karakterlerin içerisinde kaybolup gitti. Çünkü kitabın karakterlerinden en kötüsü bile, Dünyadakilerden çok daha iyiydi.

Lucien yatakta sağa-sola dönüp duruyordu ve bu onun uyanmak üzere olduğunun belirtisiydi. Böylece Mado kitabını kapatıp başka bir evrenden koptuğunda güneş çoktan doğmuş, sokak lambaları sönmüş ve insanlar sokaklara dökülmüştü.

Erken uyanmayı seviyordu Mado. Lucien’i uyurken seyretmek zevkliydi çünkü. Yastığı başının altından alıp kolların arasında onu sarılırcasına sıkmasını izlemek Mado’nun içinde büyük bir şefkat duygusunun oluşmasına sebep oluyordu. Korkusuz olmak için dondurduğu kalbindeki anaç duygunun ortaya çıktığı nadir saatlerden biri… Onu benim gibi birine bağladığım için suçlu hissetmeli miyim? Aklında uçuşan düşünceler melankolinin gri havasına kapılıyordu Lucien’i izlerken. Peki hissetmeliysem, neden bu kadar mutluyum?
“ Günaydın Mado “ Onu yalnızlığından ve melankolisinden kurtaran Lucien’in uykulu mağrur sesi olmuştu. Uykudan uyandığında her insanın olduğu gibi o da olduğundan farklıydı. Gülümseyerek, Lucien’in yataktan kalkmasıyla cevap verdi ona. Ardından asasının küçük bir hareketiyle birlikte mırıldandı “ Toplan “ Yatak emir büyük yerden dercesine saniyesinde kendi kendine toplanmış, odanın görünüşünü eski haline getirmişti. Bu sırada Lucien, ayılmaya çalışıyordu. Dün kendisini ikna etmişti muggle parkına gitmeye. Mado da asla kabul etmeyeceği bir şeyi, Lucien istediği için kabul edivermişti her ne kadar her zamanki gibi birkaç kez inatçılık etse de. Şimdi de dolabından pelerin dışında daha mugglesal bir şey bulmaya çalışıyordu üstüne. En sonunda siyah dar bir pantolon buldu dolabından, yanında da kendisini sıcak tutacak beyaz bir kazak yeterli olmuştu muggle gibi görünmesine. Giyinirken Lucien de gözleri üstünde, kararını değiştirmediğinden emin olmaya çalışıyordu. Bu muggle parkına neden gitmek istediğini hala anlayamıyordu Madeleine…

Kızıl saçlarını karışık dalgalarından kurtarmak amacıyla tararken – bu tür konularda büyüyü tercih etmiyordu – Lucien de giyiniyordu. Gidecekten emin olmuş olmalıydı. Yüzünde her zamanki gibi garip gülümsemesi vardı ama Mado için bu gülümseme garipten çok alışılmıştı… Kahvaltı sevmeyen bir çift olarak, mutfağa uğramadan evden çıkmışlardı. Henüz ikisi de konuşmuyordu. Mado’dan yayılan bir gerginlik mevcuttu çünkü. Hala içinde bir istek yoktu muggle kokan parka gitmek için. Yine de her şey istediği gibi olamazdı bu nedenle kabullenmesi gerekliydi – aklında bu konuyu fazlaca büyütüyordu sanki –

Üzerindeki mantoya sarılarak cisimlendikleri yere bakındı Mado. İngiltere’nin Nice’ten epey farklı bir muggle kentinin yakınlarındaydılar. İyi bir yer seçmişlerdi böylece hiçbir muggle bir anda beliren bu iki kişiyi görmemişti. Görmelerini ve onları oracıkta öldürmeyi o kadar çok isterdi ki Mado..


“ İlla ki getirdin beni buraya Lucien. Bari bunu yapmama izin ver “ dedi gözlerine masum bir bakış yerleştirmeye çalışarak Mado. Asasını çıkartarak etrafa baktı tekrar. Hiçbir muggle görünmüyordu. Sabahın erken saatleri olmasının da katkısı vardı bunda. Bu saatte sadece Nice’in çalışkan halkı uyanık olurdu. Yine de her ihtimale karşı dudağındaki çarpık alaycı gülümsemeyle büyüyü söyledi Mado. Muggle kovucu büyünün yapıcısı tarafından basitleştirilmiş olanı parkı sararken Madeleine rahatladığını hissedebiliyordu.

Lucien’in şaşkın bakışlarını üzerinde hissederken hafifçe titriyordu Madeleine. Yine de memnundu halinden. Kışı severdi, hele bulutların önceden haber verdiği Aralık karı yağmaya başlayınca buraya geldiklerine sevinmişti bile. Kar koyu yeşil montunun üzerinde beyaz izler bırakıyor ve rüzgâr Nice’tekinden biraz daha az olsa da kızıl saçlarını uçuşturuyordu. Saçlarından bazıları gözüne bazıları ağzına giriyor, onları yok etmemek için kendisini zor tutmasına ve son iradesini göstermesine sebep oluyordu. Yine de sabah ve kar güzeldi. Hatta park bile güzeldi – bunda büyünün etkisi bambaşka bir konu –

Kolundaki simgenin ağır görev sorumluluğu bir an olsun uzaklaşmıştı üzerinden. Eğer Lord onun bir muggle parkında olduğunu bilseydi kızardı bariz. Yine de onun Mado’yu izlemekten başka bir sürü işi vardı. Böylece Madame Roux, birkaç saatliğine rahat olabilirdi. İçinde Lord’a uygun bir şey yapmadığını söyleyen sese rağmen…
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Aleksandre Lucien Roux
Merignac Libraire Sahibi
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 6
Galleon : 6016
Ekspresso Puanı : 0
Kayıt tarihi : 31/07/09

MesajKonu: Geri: Karlar   C.tesi 01 Ağus. 2009, 22:20

Lucien kırbaç sesine benzeyen bir sesle aniden evin önünde belirivermişti. Asasını sallayarak kapıyı açtı ve içeri girdi. Dükkandaki onca kitaptan sanki hiç sıkılmamış gibi ilk işi evlerindeki küçük kütüphaneye yönelmek olmuştu. İnce ve soluk tenli eli kitaplar üzerinde dolaştı sonra bir tanesini buldu: “L’enfer” Kırmızı renkli bir kitap aslında onu aramaya başlamadan önce orda değildi. Direk bulamamasının sebebi de buydu zaten. Kendisinin yaptığı ufak bir tılsım sayesinde sadece onu arayan kişiye gözüküyordu. Kitabı bulduktan sonra asasıyla dokunduğunda kitap hafifçe parıldadı. Işık bir anda tüm kütüphaneyi kapladı ve söndüğünde kütüphanenin yerinde bir kapı duruyordu. Kapıyı açarak içeri girdiğinde çalışma odasını her zamanki sessizliğinde buldu. Bu oda Lucien’in huzur denen şeyi bulduğu yegane yerlerden biriydi. Birkaç tane büyük kurşuni rafta dükkana bile koymayıp kendine sakladığı kitaplar yer alıyordu. Karısı Mado hala pek hoşlanmasa da aralarında muggle kitapları da vardı. Muggle kitaplarının olduğu bölümlerden birine doğru gitti ve kırmızı ciltli ve kalın haliyle büyücü kitabı gibi duran kitabı eline aldı ve karıştırmaya başladı. Bir muggle’ın gözünden büyücüler bu kitapta öyle güzel anlatılmıştı ki kendi tarihlerini bilen kofti türü biri olduğunu düşünmüştü. Kitabı biraz karıştırdıktan sonra kaldığı yeri buldu ve üzerine kırmızı bir örtü konulmuş masanın yanında duran kemik rengi sallanan sandalyesine kuruldu ve ileri geri sallanırken okumaya başladı. Odanın sessizliği böylece hafif gıcırtılarla bölünmeye başladı. Gözleri kitabın satırları üzerinde gezinirken bir süre sonra tümüyle dalmıştı. Gözünün önünde kitabın öyküsünün geçtiği yeşil çayırlar gelmişti. Karakterlerin orada kamp kuruşu, konuşmaları ve yaşanan olaylar bir sinema izler gibi zihninin içinde oluştu. Tam kitabın en derinine dalmıştı ki bir ses hayallerini dağıttı ve onun yerine uçuk pembe renk auraları zihninde uçuştu. Kim geldiğini gayet iyi anlamıştı.

“Merhaba hayatım” Tahmin ettiği gibi karısı Mado içeri girmiş ve masanın üzerine oturup gözlerini üzerine dikerek konuşmuştu. Kitabın kapağını kapayarak ona sarıldı. Kokusunu özlemişti. Aşklarını öldürmeyen ender evli çiftlerdendiler hala ama arada tartışmalar da olmuyor değildi. Her daim sakin konuşması, ikna edici tavrı ve sinestezisini kullanarak onu ikna ettiği zamanlar oldukça fazlaydı. Sadece o sinsi yılan lordu söz konusuyken onu yumuşatamıyordu. Mesela bugün sabah yatağından kalktığında bir notla kaybolmuş ve tüm gün kendisini dükkanda yalnız bırakmıştı. Ne olduğunu söylemediği işinin lordunun istekleri ile ilgili olduğunu tahmin edebiliyordu. “Mehaba Mado. Günün iyi geçmiştir umarım.” Ondan ayrıldığında konuşmuştu ama yüzündeki gülümsemeden sinirini belli etmişti bir parça. Karısı onu sakinleştirmek için mi yoksa özlediği için mi bilinmez Lucien sallanan sandalyesine oturduktan sonra onun kucağına oturmuş ve sorusunu öyle cevaplamıştı. “Evet… Her şey yolundaydı. Tek eksik olan sendin.” Ancak Lucien hala bir parça soğuktu. Kendisinden bile üstün tuttuğu bu adamı kıskandığını birkaç kez şaka ile karışık dile getirmişti ama bunu yapmasındaki asıl sebep başkaydı. Lucien’in onu ne amaçla bulduğunu bilse şimdi kollarında olmak yerine ondan ayrılırdı kesinlikle. Çocukluğundan bu yana yalnız büyütülmüş ve karanlık ailesinin içinde bir sürü kirli oyuna tanık olmuştu. Bu oyunların sonunda ailede tek sevdiği insan olan babası o Hogwarts’tan mezun olduğu sıralarda öldürülmüştü. Ailenin ölümyiyen kesiminin lordun isteği ile bunu yaptığını sonradan öğrenmişti ve o günden beri kendince haklı bulduğu bir işe girişmişti. Öncelikle Roux ailesine tıpkı diğerleri gibi şeytani işlere girişmeye müsait bir karanlık büyücü olarak görünmüştü. Aile bunun üzerine onun babası gibi olmadığını düşünerek onu öldürmemişlerdi. Lucien onlar sayesinde pek çok karanlık işte pek çok karanlık kişiyle tanışmaya başlamıştı ve sonra geceleri birer birer yok oluvermişlerdi. İkna kabiliyeti sayesinde kimse kendisinden şüphelenmemişti bile. Şüpheyi artırmamak için babasını öldürdüğünü bildiği Andrew Amca hariç aileden kimseyi öldürmemişti. Ama bir ölümyiyen öldürmeyi öyle arzulamıştı ki! İşte Mado’ya bu yüzden yaklaşmıştı. Onun birkaç ölümyiyen dostunu ve onu öldürebilmek için. Ama onu kendisine aşık etmeye çalışırken Lucien ona aşık oluvermişti. Bundan pişman da sayılmazdı. Çünkü onun sert karakterinin altındaki yumuşak kalbini bir tek kendisi biliyordu. O ölmeyi hak eden biri değildi. Bu düşünceyle içindeki aşk büyüdü ve yüzünde içten bir gülümseme oluştu.

“Pardon daldım yine.” Düşüncelerinden sıyrılırken bir mırıltı şeklinde çıkmıştı sesi. Hafifçe öksürüp sesini normal tonuna getirdikten sonra devam etti. “Benimki de her zamanki gibiydi. Yeni gelen kitapları yerleştirdim ve okula gidecek çocuklara kitap sattım. İşin tek yorucu tarafı da buydu sanırım.” Karısı gülümseyerek onu tamamladı. “…ve sonunda da kendini buraya attın.” Onunla biraz sohbet etmeye koyuldu. Konuşacak konu bulmayı hep becerirlerdi. Bu sefer konu elindeki kitap olmuştu. Ondan ve anlattıklarından bahsederken başta muggle kitabı diye ilgisiz görünürken sonraları dikkatini çekmeye başlamıştı. Biraz önce zihninde canlanan manzaradan bahsederken ise gülümsemişti. Lucien’in böyle yerler sevdiğini biliyordu. Sonunda da Lucien ağzındaki baklayı çıkarıp konuyu orada gördüğü gibi bir yere gitmeye getirdi. “Ancak… Benim böyle bildiğim tek bir yer var. Meadow Park. Hoş bir muggle mekanı ama…” Karısının kucağından inip kaşlarını çatmasına neden olmuştu. Bunun sonrasında başlayan tartışma gün boyunca sürmüştü. Lucien’in çenesi hiç durmuyordu elbette ve gittikçe de onu yumuşatıyordu. Sonunda onları umursamazsa muggleların yanında olmanın öneminin olmadığını önemli olanın birlikte olmak olduğunu kabul etmişti. Sonunda rahat bir nefes alarak uyuyuvermişti. Sabah sorun çıkarmamasını umuyordu.

***


Ertesi gün uyandığında hala içinde şüpheleri sürüyordu aslında. “Günaydın Mado” derken ondan uyanır uyanmaz konuyu bugün gitmekten vazgeçirmeye getirmesini bekledi. Ama olmadı. Biraz daha sonra konuşacağını düşündü. O ise hazırlanmaya başlamıştı. Memnun sayılmazdı bundan ve anlamıyordu. Bunu gözlerinden görebiliyordu ama yine de karşı çıkmıyordu. Yüzüne bir gülümseme yayıldı. Sanırım Lorduna karşı bir zafer kazanmayı başarabilmişti. ‘İsmi lazım değil’ bundan haberdar olsa pek memnun olmazdı çünkü. Garip garip ona bakmayı bırakıp kendisi de hazırlanmaya koyuldu. Üzerine açık yeşil bir kazak altına da bir kot pantolon geçirmede gecikmedi. Sonra da birlikte Nice’tan oldukça uzakta, İngiltere’de olan parka geçtiler. Yeşilliklerin hafif beyaz karlarla karıştığı güzel bir parktı. Karısı en azından kar yağmasından memnun kalmıştı. Onun kardan hoşlandığını bilirdi. Lucien de severdi. Ama erimeye başladığında pek hoşlanmazdı doğrusu. Gözlerinin önünden geçip giden beyaz topları izleyerek kaldılar bir süre Parkta henüz kimse yoktu ki istedikleri de buydu zaten.[/color=white] “ İlla ki getirdin beni buraya Lucien. Bari bunu yapmama izin ver” Lucien omuz silkmekle yetindi. O ise tahmin ettiği gibi zaten olmayan muggleları daha da uzak tutacak büyüyü yaptı. Basit ama güçlü bir büyüydü bu. Zira Hogwarts da dahil pek çok büyücü mekanından mugglelar böyle uzak tutuluyordu. Bir banka geçtikten sonra kolunu ona atarak konuştu. “Pekala… Mugglelardan da kurtulduğumuza göre buranın tadını çıkarmanın zamanı gelmedi mi, sence de?” Asasını salladı ve bir şeyler mırıldandı. Hiç yoktan ortaya çıkan bir müzik çalmaya başlamıştı. Sonra da bir çağırma büyüsü mırıldandı ve nereden geldiğini bilmediği bir şişe şarap ve iki kadeh onlara doğru uçtu. Kadehleri doldururken yüzünde muzip bir gülümseme vardı. Bu gecenin güzel geçmesini umuyordu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Karlar
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Meadow Park-
Buraya geçin: