AnasayfaEkspresGaleriSSSKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Baskın.

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Adolf Maynard Griswald
Ravenclaw 6. Sınıf Öğrencisi
avatar

Erkek
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 755
Yaş : 26
Kan statüsü : Safkan.
Galleon : 7046
Ekspresso Puanı : 1
Kayıt tarihi : 17/05/08

MesajKonu: Baskın.   Salı 11 Ağus. 2009, 23:25

Ne kadar da zevkli bir gündü. Bir profesörle sataşması henüz bitmişti ki, yeni cezalarına bir yenisi daha eklenmişti. Derslikten çıkarken, o etkileyici sesiyle bağıra çağıra şarkı söylemeye başlamış ve kınayan bakışlar altında, çantasını gitarmışcasına kullanmaya başlamıştı. Yanından geçen inek tipli bir kızın kulağına bağırdığı sözler, koridorda acımasızca yankılanıyordu. Kızın git başımdan der gibi yaptığı el hareketlerini rahatlıkla görmezden gelebiliyordu. Nefes nefese kalmış ve terlemiş bir şekilde kızdan uzaklaşırken, pencerelerin iç kaldırımından birisine oturdu. Derin bir soluk verdi ve sırıtarak Isadora'ya baktı. Kendisine gülen bir yüz ile karşı karşıya kalması, şu an için şaşırtıcı bir durumdu. Fakat Isadora yanına dahi yaklaşmamış, sadece el sallamış ve çekip gitmişti. Yoksa yine utanılacak bir hareket mi yapmıştı? Sanmıyordu. Burun kıvırdı ve pencereden aşağıya baktı. Yeni yağmaya başlamış yağmur, pencerenin tozlu camını dövüyordu ve görüntüyü bulanık kılıyordu. Dışarıdaki hafif rüzgar, yaprakları solmuş ağaçların titremesine yol açıyordu. Ve onu gördü. Bir anda kaşlarının çatıldığını hissetti. O rahatsızlık hissi yine bedenini ele geçirmişti.

Oturduğu taş zeminden kalkarak, öncekine nazaran gayet ciddi bir şekilde tavır aldı. Çantasını düzeltti ve üstüne çeki düzen vererek ilerlemeye başladı. Sanki az önce bir yangın alarmı verilmişti ve çıkmaya çalışıyordu. Dışarıdan öyle gözüküyor gibi bir hâli vardı. Merdivenlerin başına geldi ki durdu. Geri çekildi, kız ile karşı karşıya gelmişti. Kendisinden beklenmeyecek bir centilmenlikle yoldan çekildi. Kızın geçmesine izin vermişti. Ayak seslerinin uzaklaştığını hissederken, onun yüzüne bakamadığını farketti. Bakarsa salaklaşacağını biliyordu; bunu bilmek kendisine acı veriyordu. Ayak sesleri yok oldu. Hızla arkasını döndü ve kapısız bir girişin taştan yapılmış desteklerinin arkasına sığınarak, kızı izlemeye başladı. Koridorda sağa dönmüştü; hızlı adımlar ile peşinden gitti.

Ve kız yoktu. Slytherin cüppesinin yeşilliği içinde, beyaz bir elmas gibi kendisini etkileyen bir nesneydi o. Canlı olmasının mümkünatı yoktu. Sanki o kadar değerli bir maddeydi ki, Maynard ona asla sahip olamayacağını bildiğinden, dizginleri elinde tutamayacağını hissettiğinden uzakta kalıyordu. Birkaç sınıf vardı ve hepsinin kapısı açıktı. Bir tanesi hariç. Gözleri etrafı taradı; kimseleri göremedi. Şaşırmıştı; normalde şu an burasının tıka basa dolu olması gerekirdi. Profesör yalakaları yüzünden.

Kapısı kapalı olan kullanılmayan sınıfın kapısının önünde dikildi. Az sonra yapacağı şey için cesareti yoktu; fakat denedi. İçeriye girmek için kapının kolunu çevirdi ve açıldığını belirten sesi duyduktan sonra içeriye girdi. Çantasını önünden alarak, sırtından çıkardı. Yere attı ve kapıyı kapalı tutacak şekilde oturdu. Belki kendisi bir tehlike değildi fakat kendisinden başkaları da burayı ziyaret edebilirdi.

"Demek morlukların sebebi buymuş. Ben de ne güzel bir doğallık diye düşünmekteydim."

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Anja Ida Järvinen
Slytherin 7. Sınıf Öğrencisi
avatar

Kadın
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 132
Yaş : 25
Kan statüsü : Safkan
Galleon : 6586
Ekspresso Puanı : 0
Kayıt tarihi : 16/12/08

MesajKonu: Geri: Baskın.   Çarş. 12 Ağus. 2009, 13:46

Bulunduğu dersin ne olduğu konusunda ufak bir fikri bile yoktu. Gözleri hoşnutsuzca kapanıyor, dudakları kuruyordu. Hâlâ uykusu vardı. Burada yaşlanmamayı diledi ve dileği gerçekleşmişcesine birden derslikteki hareketlenmeyi ve katlanan parşomenlerin seslerini fark etti. Gözüne düşen bukleyi öteleyerek yüzünü hafifçe sıvazladı. Uyuşuk tavırlarının aksine hızla kalkmıştı gıcırdayan sıradan. Yaşadıklarının farkında olmayan insan sürüsüne karıştı. Mırıltılarından bazıları adlarını bilmediği ve Sihir Tarihi dersinden çıkmış olduğu tezini güçlendiren sıkıcı adamlar hakkındaydı. Duyularından birini olsun keskince harekete geçirme ihtiyacıyla önü açık olan cüppesinin iç cebinden çıkardığı nane şekerini dilinin üzerine bırakı. Ah, İsis kesinlikle bugünü kutsamış olamazdı. Koridorun öbür ucundan gelen sesler olmayan ilgisini o yöne yöneltmesine sebep olmuştu. Rock'n rollu seviyordu, tıpkı bu sevgisini açıkça ifade etme özgürlüğünü kullanan ters yöndeki şahıs gibi. Derslerinin Ravenclaw'la ortak olduğunu Anja'dan daha ileride yürümekte olan bir kızın -adını hatırlayamadığı- Slytherin'e, "Adolf bu. Aynı şamatayı Ortak Salon'da da yapmak bilinen özellikleri arasında..." gibi bir şikayetlenmede bulunuşuyla hatırladı. Nane şekerini dişlerinin arasında kırarak genzini yakmasına izin verdi. Kalabalık dağılmaya, koridor usulca sessizleşmeye başlamıştı. Uğuldayan camları bir an sonra fark etti. Yağmur, hırsla olmasa da, Hogwarts'ın bölmeli camlarını dövüyordu.
Sabah, herkes çıktıktan sonra yatakhanede sardığı kaçamak aracısı güvenli bir biçimde yanındaydı. Bugün üşengeçliği üzerinde olduğundan kalan vaktini antik düşler görerek geçirmeyi tasarlayıvermişti. Kuzey Kanadı hoş olurdu, ne yazık ki daha yakın bir yer seçmek konusundaki sinyalleri bedenindeki her kas ısrarla tekrar ediyordu. Yüzünü tam anlamıyla yerden kaldırmadan iri, siyah gözleriyle artık iyice tenhalaşan koridoru taradı. Aslında tamamen ıssız değildi; Maynard karşı yönden kendisine doğru ilerliyordu. Daha doğrusu büyük koridora açılan merdivene gitmekteydi o da. Anja'ya yol vermek için ince ve gergin bir tavırla kenara çekildiğinde gülümsemesine güç hakim oldu. Ona baktığı -en azından Maynard'ın kendisini fark etmediği- anlarda nezaket kurallarını önemseyen erkeklere mahsus tavırlar sergilediği söylenemezdi. Oğlanın kaçan gözlerini takip etmekten vazgeçerek kendisine sunulan yolda ilerlemeye koyuldu. Ayakkabısının taş basamaklardaki sesi sonlandığında sağa dönmüştü. Aralanmış geniş kapılarıyla boş sınıflar belirmişti karşısında. Rastgele girmek yerine bilinçli bir seçim yapabilirdi. Dersleri, hiç olmazsa kafasındaki sapkınlıkları yazıya dökerek kullanma aracı olarak gören; İlsir'de insanın cinsel algısını güçlendiren eski mistik karışımları öğrenmeleri konusunda profesöre ciddi iddialarını bildiren ve bunu herkesin içinde yaparak ilgiyi toplama alışkanlığı edinen biri olarak hangi dersliklerin aktif biçimde kullanıldığının az çok farkındaydı aslında. Gündüzleri genelde boş olan eski sınıfa girdi ve kapıyı ardından örttü.
Toz zerreleri eski sıraları acınası biçimde sarmıştı. Camların kararmışlığını temizleyemeyen yağmur aniden artan şiddetiyle dışarıda hüküm sürüyordu. İlerlemeye koyuldu ve bir zamanlar profesörün masası olan yükseltinin üzerindeki sis bulutunu dağıtarak bir sıçrayışta kendisini masanın üzerine itti. Tamamen yalnızdı. Ne büyük ödül. Bacak bacak üstüne atarak iç cebini karıştırmaya koyuldu yeniden. Asasına ve hemen yanındaki esrara ulaştığı zaman acele etmeden bu hoş ikiliyi çıkardı. Beş santimden daha uzun olmayan hain şeyi dudaklarının arasına sıkıştırdıktan sonra asasını eğimli biçimde tutarak minik bir kıvılcım yarattı ve gözlerini kapatıp usulca bir nefes çekti. Ne var ki ona lutfedilen yalnızlık uzun sürmemişti. Kapı aralandı, davetsiz misafiri göründü, kapı kapandı, çantasını yere fırlatan Maynard ahşap kapının önüne set kurarcasına oturdu. Her şey basitçe, hızlı ama acelesiz oluvermişti.
"Demek morlukların sebebi buymuş. Ben de ne güzel bir doğallık diye düşünmekteydim."
Sonunda olacağını tahmin ettiği şey olduğunda gülebileceğini aklından geçirmezdi fakat güldü. Esarın dumanı dudaklarından fırlayan kahkahaya karışarak öksürmesine sebep olmuştu. Maynard, onu yakalamanın yaşattığı zaferi başkalarına duyurma niyetindeymiş gibi durmuyordu. İlk kez olarak muhattabı olduğu bir cümle duymuştu ondan. Biten öksürük silsilesinin ardından beyaz silindiri iki parmağının arasında zapt ederek boğuklaşan sesini pürüzsüzleştirme çabasıyla boğazını temizledi. Öne doğru eğildi ve elinde tuttuğu masum imge aracısını Maynard'a doğru uzatır gibi bir hareket yaptı. Yüzündeki gülüşe engel olamıyordu.
"İster misin?"

_________________

Nothing is real.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Adolf Maynard Griswald
Ravenclaw 6. Sınıf Öğrencisi
avatar

Erkek
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 755
Yaş : 26
Kan statüsü : Safkan.
Galleon : 7046
Ekspresso Puanı : 1
Kayıt tarihi : 17/05/08

MesajKonu: Geri: Baskın.   Çarş. 12 Ağus. 2009, 20:51

Her şey bir tutam tozdan ibaretti sanki. Orada, üzerinde oturduğu çanta üzerinde, yaşadığı onca rahatsızlık verici plastik nesneye rağmen yine de bir şeyler düşünebiliyordu. Bir an için kendisine hayran kaldı. Sonra bunun anlık bir şey olmadığını farketti. Ve gülümsemesini tutarak, o sabir bakışlarıyla Anja'yı izlemeye devam etti. Bir an için parmakları arasında tuttuğu esrar bile olabileceğini farketse de, salak birisi olduğunu öyle kolayca belli edecek bir niteliğe sahip değildi. Ne yazık. İçeride bulunduğu odanın eskiliği ve silik görüntüsü altında oturan çekiciliğe, gözlerinin kamaşmasını engellemeye çalışması oldukça yorucuydu. Kötü kız. Kötü kız. Kötü kız. Evet, kesinlikle esrara ihtiyacı vardı.

Kızın oldukça misafirperver bir şekilde davranması ve esrarını kendisi ile paylaşması, oldukça nazik bir hareketti. Kendisine uzattığı esrar ile kızın arasında dolaşan bakışları, esrarda takılı kalmaya karar kıldı. Her daim bir yere vurduğu tırnaklarının zarar görmüş uçlarını bir an için gizlemek istedi. Hatta mümkünse yerin dibine sokmak. Utanmıştı; fakat yine de elini uzattı. Esrara doğru cesurca bir hareketle uzandı ve savunma kalkanında takılmış gibi korkarak eline aldı. Ardından dudaklarının arasına götürdü ve zaten sigara yüzünden yeterince zarar görmüş ciğerine, daha fazlasını enjekte etmeye başladı. Bunun dumanı daha fazlaydı; öksürdü. Burnunu çekerek, esrarı yeniden kıza uzattı. Gözlerinin yaşardığını hissediyordu. Sigarası ve alkolü vardı fakat esrar. İlk kez deniyordu. Bir süre daha öksürmeye devam etti ve sustu.

"Nezaketiniz için çok teşekkür ederim genç bayan."

Tıkanmış nefes borusunu güçlükle aşan hava, ağzından zorlukla söylenmiş bir cümle çıkartmıştı. Daha fazlasına ihtiyacı vardı; evet. Hafif bir baş dönmesinden başka bir şey yapmamıştı, bunu istemiyordu kesinlikle. En azından salaklaşmaya başladığını gösteren hâline bir bahane bulabilirdi. Aniden aklına bir şey gelmiş gibi fırladı; hoş zaten gelmişti de. Neredeyse dümdüz olmuş çantasının altta kalan kısmını üste doğru çevirdi. Ön gözünü açtı ve şekli yamulmuş bir sigara çıkardı. Acınası bir bakışla sigarasına baktı. Gülmesine engel olamadı. Kahkahaları derslikte, nahoş bir biçimde yankılanmaktaydı.

"Kusuruma bakma."

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Anja Ida Järvinen
Slytherin 7. Sınıf Öğrencisi
avatar

Kadın
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 132
Yaş : 25
Kan statüsü : Safkan
Galleon : 6586
Ekspresso Puanı : 0
Kayıt tarihi : 16/12/08

MesajKonu: Geri: Baskın.   Perş. 13 Ağus. 2009, 00:03

Yüzünde dolaşan bakışları hissediyordu. Biraz da gururunu okşamıştı bu bakışlar, karşısındaki gencin gerçekten hoş yüz hatları vardı. Şimdi Maynard, Anja’nın uzattığı esrarı almak için yanında belirmişti. Yüzüne düşen iki tutam saçın ardına belli belirsizce gizlenerek onu süzdü. Oğlanın bakışları, ucu yanmış beyaz silindirle Anja arasında gidip gelmekteydi. Sonunda esrarı aldı ve dudaklarına götürerek oldukça derin bir nefes çekti. Ciğerlerine dolan dumanla dışarı çıkan nefes arasında derin bir öksürük koparmıştı Maynard. Aralarına giren sis bulutu dağıldığında, Anja onun yaşaran gözlerini kırpıştırmasını izledi. Ardından hafifçe burnunu çekerek küçük hazineyi Anja’ya uzattı. Oldukça sevimli bir tablo olabilirdi bu ve genç kız gülümsememek için kendini zor tutuyordu. Maynard’ın daha önce esrar denemediği tahminini yürüttü. Öksürüğü sürüyordu, yüksek tavana çarparak ikisinin de kulağına çalınmaktaydı bu.
"Nezaketiniz için çok teşekkür ederim genç bayan."
Rica edebilirdi basitçe ama tutuklaştığını hissediyordu. Geri aldığı esrarı dudaklarına götürerek kısa bir nefes çekti ve dumanı yayvan biçimde etrafa saldı. Yanan kağıdın sesi her daim hoşuna giden ayrıntılardandı. Yağmurun doğada esen vahşi ve hükümdar havası gibi, zihnini temizlediğine inanan bu dumanı içmek onu yabanıllaştırıyordu. Maynard’daki ani hareketlenmeyi henüz fark edebilmişti. Aceleci bir tavırla kapıya yöneldiğini gördü. Komik ama gitmesini istemiyordu. Bacaklarını aşağı inmek üzere hazırlarken bu aceleciliğin altında başka tasarılar yattığını fark etti. Sırtı dönük biçimde eğilerek yerdeki çantasını kurcalamaya başlamıştı. Fermuar sesini duydu ve iki saniye ortalıkta beliren sefil sigarayı gördü. Muhtemelen üzerine oturulmaktan bu büzük şekli almıştı. Belki de Maynard pek hoyratça davranarak çantasını her daim etrafa fırlattığındandı. Gözlerini sigaradan alıp yeniden gencin yüzüne odakladığında büyük bir gülümsemeyle karşılaştı. Öyle ki tüm mimikleri aynı anda çalışma kararı almışçasına dalgalanıyordu. Gülümseme yayıldı ve kocaman bir kahkahaya dönüştü. Elindeki yamuk sigarayla aniden şenlenmişti sanki ve kahkahanın bulaşıcı olduğu rivayeti kendisini göstermek üzereydi. Derslik çınlıyordu.
“Kusuruma bakma.”
Bu lafı kesinlikle dikkate alabilirdi. Maynard’ın kahkaha atmaktan kısılan gözlerine fırlamak üzere direnen gülümsemesiyle baktı ve elini havanın içinde sallayarak ‘boşver’ gibilerinden bir hareket yaptı. Öylece kaldıkları birkaç kısa an aralarında akıp giderken, gülümsemeler usul usul silinmişti. Anja, zaten sarkıtmış olduğu bacaklarını yere değdirdi ve cüppesini düzeltme gereği duymadan gence doğru adımlamaya başladı. Birbirlerini ne kadar tanıyorlardı ki? Altı yıl önce, oturduğu Slytherin masasından Griswald adını duyduğu zamanı anımsıyordu. Aslında altı yıl boyunca aynı şatoda nefes almışlardı ama birbirlerini resmi olarak tanıdıkları söylenemezdi. Kaldığı cezalardan biri hariç, onunla uzun süre aynı ortamda bulunmamıştı bile. Aynı profesöre yarım saat arayla hakaret etmiş olmasalar böyle bir olay yaşanmayacaktı aslında. İki sene önce yaşanan bu vukuatta da uslu uslu aynı ortamda oturmuşlardı. Hayır, kesinlikle bu ilk diyalogları olabilirdi.
“Gözaltı morluklarımın tamamen yabancı maddelerin etkisiyle oluştuğunu öğrenmene üzüldüm.” dedi yarı alaycı biçimde parmaklarındaki esrarı döndürerek “Doğal biri olmamam bana bakış açını değiştirecek sanırım, tabi bir bakış açın varsa.” Gülmemek için zorlandığı kısmı atlatmıştı. Aslında cümlelerinin altında derin bir merak yatıyordu.
İki adım daha atarak Maynard’ın tam karşısına dikildi ve esrardan bir nefes daha çektikten sonra aralarına sis perdesi sokmamak adına sol yanına bıraktı dumanı. Sormak istediği şeyi tam anlamıyla seçmeye çalışıyordu. Sözcükleri esnetebilirdi, ucunu açabilir hatta boşluğa öylece bırakabilirdi ama bunları ikinci plana itecekti. Belki bir soru cümlesi kurması bile gerekmiyordu.
“Hakkımda sahip olduğun bilgi dağarcığını merak ediyorum.” -ya da izlenimlerini- daha doğru olurdu. İkinci seçeneği komik bulduğundan sunmamıştı.

_________________

Nothing is real.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Adolf Maynard Griswald
Ravenclaw 6. Sınıf Öğrencisi
avatar

Erkek
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 755
Yaş : 26
Kan statüsü : Safkan.
Galleon : 7046
Ekspresso Puanı : 1
Kayıt tarihi : 17/05/08

MesajKonu: Geri: Baskın.   Perş. 13 Ağus. 2009, 20:54

Neredeyse nefes nefese kalmıştı. Kahkaha eylemini pek sık gerçekleştirmeyen biri olarak, olayın şaşırtıcılığının etkisi altında kaldı ve kahkahasının yavaşça söndüğünü farketti. Genelde kahkahaları ironik bir şekilde olurdu; alaycıydı yani. Fakat durumda ters giden bir şeyler vardı. Hem tanımadığı birisiyle aynı derslikte başbaşaydı; hem de kendisini onun yanında, eski tutukluğunu hissetmeyeceği bir şekilde rahat hissediyordu. Belki de bunca zamandır onun yanından dahi geçerken dikkat ettiği nefes alışlarının bedeninde yarattığı kasıntılığı atmanın bir dışavurumuydu bu. Ya da sadece anlık bir kriz gelmişti, sinir krizi gibi de nitelendirilebilirdi. Sigarası salakça bir şekil almıştı; muhtemelen diğerleri de aynı genleri paylaşıyordu. Hogwarts'ta da sigara bulmak, samanlıkta olmayan bir iğneyi aramak gibi bir şeydi. Dışarı çık ve gezilerde depolama işlemini gerçekleştir. Sönen kahkahasına, gülümsemesini etkiledi ve yeni yeni çıkmaya başlamış ve düzensiz bir şekilde uzamış sakallarını sıvazladı. Anja kendisine doğru oldukça rahat bir şekilde ilerliyordu. Eşit durumda değillerdi kesinlikle. İçinde bir burukluk ve eziklik hissinin büyüdüğünü hissetti. Maynard da genelde rahat görünümlü bir kişilik olarak algılanırdı. Fakat yine o rahatsızlık hissi, bedenini ele geçirmişti.

“Gözaltı morluklarımın tamamen yabancı maddelerin etkisiyle oluştuğunu öğrenmene üzüldüm.”


Kızın alaycı tavrına somurtarak karşılık verdi. Ve onun gerçekten ne yaptığını bildiğini farketti. İnsanları etkisi altına alabiliyordu. Hayır, bunu cani bir şekilde yapıyordu. Bunu yaparken hiçbir güç harcamıyor gibi gözüküyor fakat o gözükmeyen tılsımı, ciddi bir biçimde etkili oluyordu.

“Doğal biri olmamam bana bakış açını değiştirecek sanırım, tabi bir bakış açın varsa.”

Gözlerini devirdi ve sola doğru giden duman perdesinin süzülüşünü izledi. Şimdi tam olarak karşısında bulunuyordu. Gözlerinde zaten yeterince büyük bir Anja profili varken, bunu somutlaştırmak az önceki teorilerini tamamen kanıtlar nitelikteydi. Anja bundan zevk aldığını belli edecek herhangi bir harekette bulunmamıştı. Oysa Maynard, gizliden gizliye onun bu davranışlarının altında yatan bir zevk düşkünlüğünü seziyordu. Ya da bu, Maynard'ın her zamanki deli saçması fikirlerinden biriydi. Kızcağız sadece diyalog da kurmak istiyor olabilirdi. Hatta Maynard'ın, onu gördüğü an tutuklaştığını farketmiş ve ona yardımcı olmak istiyor da olabilirdi. Ve en önemlisi arkadaş olmak dahi istiyor olabilirdi.

“Hakkımda sahip olduğun bilgi dağarcığını merak ediyorum.”

Uzmanlık sorusu. Evet, düzgün bir kafayla açıklayamayacağı bir soruydu bu. Ne diyebilirdi ki? Her gün derslerden sonra, belli bir müddet onu göz hapsinde bulunduğunu; onun hakkındaki bilgileri araştırmak için bilerek kaldığı bazı cezaların olduğunu; ya da sözde oluşan morluk muhabbetinin, kendisini etkileyen yüzünden alıkoyabilmek için uydurduğu bir geyik olduğunu. Üçünden birisini söylese acaba nasıl bir tepki verirdi. Kısa bir kahkaha attı. Ne yapacaktı yani? Neden sır saklayan şaklabanlardan olmalıydı ki? Aklından geçen ne varsa hepsini sıralamaya başladı.

"Açıkçası hakkında pek bir bilgi sahibi olduğum söylenemez. Ama inan bana bunun için uğraşıyorum. Mesela derslerden sonra belki farketmişsindir; gözüm ne hikmetse hep sende takılı kalıyor. Ayrıca dosyaları düzelttiğim sözde sıkıcı cezalar, öğrenci bilgilerini karıştırmamda bana fırsat da yaratıyor. Orada senin bilgilerini bulmak amacıyla birkaç kez bilerek cezaya kalmıştım. Ve henüz bulamadım."

Yine gözlerini devirdi. Donuklaşmış bir ifade ile yere bakıyordu. Dizlerinin karnına doğru çekildiği vaziyetten, bağdaş kurmuş bir şekle büründü. Ellerini dizlerinin üzerine salarak, sanki röportaj verircesine Anja'ya resmi bir şekilde bakmaya başladı.

"Ve şu gözaltı morluğu hikayesi de, önceden düşündüğüm bir konu. Eninde sonunda karşılaşacaktık ve bunu konuşmamıza açılış olsun diye planlamıştım. Ve gördüm, başarılı oldu."

Derin bir nefes verdikten sonra geriye doğru yaslandı. Bir an kendisini göl kenarında hissetti, yere doğru yatacaktı. Çimenlerin yumuşaklığını hissedeceğini sanarken, tahta kapıya vuran bedeni gerçeğe dönmesini sağlamıştı. Yanında da başını acıdan bir ara sıcak ile.

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Anja Ida Järvinen
Slytherin 7. Sınıf Öğrencisi
avatar

Kadın
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 132
Yaş : 25
Kan statüsü : Safkan
Galleon : 6586
Ekspresso Puanı : 0
Kayıt tarihi : 16/12/08

MesajKonu: Geri: Baskın.   Paz 20 Eyl. 2009, 16:42

Maynard, Anja’nın sözlerinden hoşlanmamış gibi dudaklarının kıvrımını hafifçe eğmişti. Şu doğallık mevzusu. Doğallık, Anja’nın bildiği en berbat yapmacıklıklardandı. Belki Maynard da bunun bilincinde olabilecek biriydi. Dışarıdan şen ama tamamen soyutlanmış genç imajı çizse de insanda merak uyandırıyordu. Gözlerinin esrar bulutunu takip edişini izledi, yöneltilen son cümle üzerine düşünür gibiydi. O, Anja’ya bunu sormuş olsa verebileceği cevaplar basit karakter çözümlemeleri veya Freud’cu yaklaşımlardan farklı olurdu kesinlikle. Taş zeminde oturan genç, bir an sonra dersliği cümleler bütününe boğacağını belli eden bir tavır almıştı.
"Açıkçası hakkında pek bir bilgi sahibi olduğum söylenemez. Ama inan bana bunun için uğraşıyorum. Mesela derslerden sonra belki farketmişsindir; gözüm ne hikmetse hep sende takılı kalıyor.”
Bu tespitte bulunmuştu gerçekten. Onu koridorda gördüğü zaman dilimlerinde, fark ettiği ya da etmediği anlar boyunca Maynard’ın bakışlarını üzerinde hissediyordu. Görülmeye değer bir tipi olabilirdi, belki de tuhaf ünündendi. Yine de göz hapsinde bulunan yalnızca kendisi değildi, Maynard da çoğu kez izlenirdi. Anja, gözlerini onun üzerinde asılı bırakmak konusunda kesinlikle Maynard’dan daha başarılıydı.
“Ayrıca dosyaları düzelttiğim sözde sıkıcı cezalar, öğrenci bilgilerini karıştırmamda bana fırsat da yaratıyor. Orada senin bilgilerini bulmak amacıyla birkaç kez bilerek cezaya kalmıştım. Ve henüz bulamadım."
Bu sözün üzerine gülümsemesine engel olamadı. Katıksız bir merak, kesinlikle bu gizliydi. Sırtını gıcırdayan kapıya vermiş bu hayran heyecanlanmasına sebep olmuştu. Parmaklarının arasında can çekişen olan esrarı umursamazca yere fırlattı. Şuan ilgisi yer altı tanrılarından uzaklaşıp Maynard’a kaymıştı. Cümlesinin bittiğini ifade eden bir göz devirmenin ardından gencin bakışları yeniden kaçmıştı. Bacaklarını bağdaş pozisyonuna alarak rahat bir hava yakalamaya çalışıyordu. Bakışlar yeniden Anja’ya dönmüştü. Şaşılacak derecede ciddiydi.
“Ve şu gözaltı morluğu hikayesi de, önceden düşündüğüm bir konu. Eninde sonunda karşılaşacaktık ve bunu konuşmamıza açılış olsun diye planlamıştım. Ve gördüm, başarılı oldu."
Kendisi böyle bir tasarıda bulunmadığı için eksiklik duydu. Her şey planlanmıştı. Maynard derin bir nefes verirken, dışarının sessizleştiğini fark ediyordu. Şimdi burada olmasaydı, Slytherin sürüsüne takılarak adını bilmediği dersine doğru sürükleniyor olacaktı. Şuanki vaziyeti kesinlikle daha ilginçti. Kaşlarını hafifçe kaldırdı ve zevk düşkünü dudaklarına eğri bir gülümseme oturttu. Bakire Mary kadar şefkat dolu görünüyordu. Oğlanın karşısında dikilmeyi kesmesi gerektiğini düşünerek dizlerini usulca kırdı ve tam karşısında, hemen hemen onunla aynı pozisyonda, bağdaş kurdu. Aralarına yeniden sessizlik girmişti. İri gözlerini dikmiş, karşısındaki yüzü inceliyordu. Önceki tesadüfleri kadar gergin değildi; Anja hakkında bir şeyler bilmek istiyor, bunun için bilerek cezaya kalıyordu. Bu düşünce onu yaşamının sonuna kadar gülümsetebilirdi. Arşivlerde, kan içip kendisini Osiris yerine koyan annesinden ya da doğanın vahşetine kapılan babasından söz edildiğini hiç sanmıyordu. Hummalı geçmişiyle dolu ayrıntıları derinlemesine düşünecek olursa hasta olacağını ya da çıldıracağını hissediyordu. Bunun zihinden sökülüp atılması, esrarla uyuşturulması gereken bir yaşam olduğunu düşündü. Anlatılması gerekiyordu, hatta anlatmak ilginç olabilirdi ama iki taraf için de yarar sağlamazdı. Geçmişin boğulması gerekiyordu yoksa o Anja’yı boğacaktı. Şatodaki kimsenin bilmediğini –en azından tam olarak bilmediğini- beyninden geçirdi. En fazla ‘deli anne’ kısmı lanse ediliyordu, o da tamamen yanlıştı. Gözlerini sağ yanına kaydırarak zeminin bölmelerine baktı.
“Hakkımdaki ahlaka bilgileri elbette Hogwarts arşivlerinde bulamazdın.”
Ahlak diye bir kavramın aslında hiç varolmadığını bildiği halde söylemişti bunu. Toplum korkusu onu yaratır ve beslerdi. Anja toplumu sevmezdi. Gözlerini kaldırdı. Yaşından büyük laflar etmeye hazırlanan çocukların coşkusuyla yeniden Maynard’a bakıyordu.
“Beni tanımaya çalışmakla iyi etmemiş olabilirsin, zira üzerinde iyi bir etki bırakmayacağım,” ah, bu konuda emindi, “yine de üzerinde etki bırakmak istediğim türden biri kişisin. Bencil ve kötücül yönümü geçelim, şahitlik etmiş oldun.”
Bir kişiyi etkilemenin onu tamamen esir etmek olduğunu biliyordu. Bu bakımdan insanların birbirlerini etkilemesi tamamen ahlak dışıydı. Hele de Anja’nın bırakabileceği etki düşünülürse, konuşmaya devam etmekle bile bencillik ettiği anlaşılabilirdi. Bu yönden düşünmek yerine, Maynard’ın da o kadar iyi bir insan olmadığını fark etmeye çalıştı. Karşısında, yeniyetme hoş yüzü hariç, bir melek tasvirinin durmadığını biliyordu.

_________________

Nothing is real.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Adolf Maynard Griswald
Ravenclaw 6. Sınıf Öğrencisi
avatar

Erkek
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 755
Yaş : 26
Kan statüsü : Safkan.
Galleon : 7046
Ekspresso Puanı : 1
Kayıt tarihi : 17/05/08

MesajKonu: Geri: Baskın.   Ptsi 21 Eyl. 2009, 00:16

Gözler insanın ruhunun dışarıya yansıyan çıkış noktası mıydı, yoksa ruh diye tasvir edilen soyutsalın aslında düşünceler kümesinden ibaret olduğu bir gerçek miydi? Karmaşık olan karşısındaki kişinin ruhu muydu, yoksa düşünceleri mi? Ya da puslu bir arazide iyi kamufle olabilen bir canlı mıydı, hemen karşısında dikilmiş durumda bulunan kişi? Anja'nın gözlerine odaklanmış gözleri, estetikten başka bir şey göremiyordu. Ya da gözlerine gelen ışık o kadar yüksekti ki, odaklanamıyordu. Karanlık bir zindanda, çıkış noktası olan fare deliğini el yordamıyla arıyor gibiydi. Ama kim fare deliğinde bir hazine saklardı ki? Bilemiyordu; kafasını iki yana belirsizce salladı. Gülümsemenin tanımlanamadığı bir ana kaptırmıştı kendisini, karşısındaki insanı anlayamıyordu. Belki de beynindeki kıvrımların azlığıydı buna sebep. Çok basit bir geometri sorusundaki, küçük inceliği göremeyecek kadar sefil de olabilirdi. Ama bu sorun değildi. O zaten sefildi. Ve tam olarak şu anda karşısında yansımasını gördü. Görsel olarak değildi belki, hatta soyutsal olarak bile olmadığı da varsayılabilirdi. Ama aynı oturuş, seninle belki bir ortak yönümüz vardır, düşüncesine Adolf'u sokan bir tavır. Sağ dirseğini, sağ dizinin üzerine koydu ve başını ona doğru yaslayarak, düşünen insan profili çizmeye çabaladı. Saçmalıktı, saçmaydı. Evet, kendisi gelmiş geçmiş en büyük saçmalıktı; ve yine kendisine göre. Nefes dahi alması, sarfettiği her harf, harcadığı her enerji, geçirdiği her zaman. Başlı başına bir zararlıydı o. Ve diğerleri. Yorgun şekilde gözlerini kırpıştırdığında, karşısında kendisini inceleyen bir çift göz gördü. 'Sanırım acı çekmeye başlayacağım.' Kasılan midesine aldırmadan, bir süre gözlerini tavanda gezdirdi. Konuşacak bir şeyleri kalmamıştı sanki, ya da Adolf konuşmaya korkuyor gibiydi. Ama kesinlikle gergin değildi. Şaklaban olmamaya, az önce karar vermişti. Hayattaki rolünü oynuyordu; bunu en iyi şekilde yapmalıydı. Kendisine karşı inançsızdı, pekala. Aslında senaryoyu pek iplediği söylenemezdi. Doğaçlaması daha zevkliydi. Ve duvardan raflara, raflardan sıralara, sıralardan zemine, zeminden de Anja'ya ulaşan gözleri; bir makinenin düzeninde işliyordu.

“Hakkımdaki ahlaki bilgileri elbette Hogwarts arşivlerinde bulamazdın.”

Gülümsedi. Gerçekten önemli miydi bu? Bir insanın bir diğerini tanıması. Asıl zevkli olan bilinmezlik değil miydi? Aslında değil. Bilinmezi araştırmaktı zevkli olan, bazı ipuçlarını yakalamak ve onları birleştirip sonuçları ortaya çıkarmak. Başlı başına bir hazdı bu belki, fakat sonuca ulaşınca insan merakı doyuma ulaşıyordu. Ve en kötüsü de başarmanın tarifsiz rahatlığıydı. Aslında Adolf, arşivlerde Anja'ya dair bilgi bulmamak için çabalıyordu. Onun gizemini seviyordu belki hepsi bu. Ama şu anda, onun geçmişine dair çok büyük bir merak duyduğu gerçeği değiştirilemezdi. Nasıl olmuştu da bu kadar farklı gelmişti, Adolf'un işitmeyen gözlerine? Bu konu hakkında hiçbir fikri yoktu; fakat aklında birtakım şeyler oluşabiliyordu. Mesela, Anja'nın geçmişini anlatma ihtimali. Bir psikolog gibi onun çocukluğuna inebilir ve şu anki durumuna sebebiyet veren nedenlerin geçiş aşamasını irdeleyebilirdi. Bir anda ağzından kısık bir kahkaha fırladı. Terbiyesizlik örneğiydi yaptığı. Ve ne yazık ki, terbiyesizin tekiydi. Kendisine yönelen gözler, konuşmasına devam edeceğinin sinyalini veriyordu.

“Beni tanımaya çalışmakla iyi etmemiş olabilirsin, zira üzerinde iyi bir etki bırakmayacağım, yine de üzerinde etki bırakmak istediğim türden bir kişisin. Bencil ve kötücül yönümü geçelim, şahitlik etmiş oldun.”

Rahatlık bedeninde yayıldı. Ayak parmak uçlarından, saç diplerine kadar. Tatlı bir uyuşukluk çöktü üzerine, ciğerleri hiç olmadığı kadar rahat nefes alışverişinde bulunabiliyordu. Gülümsedi. Birkaç cümle; insanın, ayaklarını yerden kesip, gökyüzüne kadar havalanmasını ve beyaz bulutlara oturmasını ne kadar da rahat sağlıyordu. Şaşırtıcı. Duygu denilen mekanizmanın işleyişini bilmek ve kontrolüne almak isterdi. Duygularını kontrol edebilen insanlardan nefret ederdi ki zaten aslında onların duygularını kontrol edemediğini de gayet iyi bilirdi. Çaktırmama meselesiydi tamamen. Beyin mi, kalp mi sorusuna yanıtı kesinlikle kalp olurdu. Ne kadar da çok düşünmüştü böyle. Anja'nın etkisinden miydi bilinmez fakat şu anda Ravenclaw cübbesinin içine girmiş, şaşkın şaşkın oturan genç, kendisini düşünmeye zorlayan kişinin etkisinin büyüklüğünü hissedebiliyordu. Sessizliği fazla uzatmak istemedi ve merakını da daha fazla bekletmek. Son cümleler ile alakasızca ve kabaca aklındakine yanıt arayacaktı. En kötü ihtimalle, buradan kolunda yuvarlak bir yanık ile çıkar diye umut ediyordu.

"Etkinizi arttırmak için, geçmişinden bahsetmeniz benim için yeterli olacaktır; sayın bayan."

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Baskın.
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Boş Sınıf-
Buraya geçin: