AnasayfaEkspresGaleriSSSKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Black 'Jeck' - Kısım 3.

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Rocìo del Nieves
Suikastçı
avatar

Kadın
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 800
Kan statüsü : Safkan.
Galleon : 6185
Ekspresso Puanı : 8
Kayıt tarihi : 31/07/09

MesajKonu: Black 'Jeck' - Kısım 3.   Perş. 27 Ağus. 2009, 09:37

Claudia hızlı ve hafif adımlarla okul girişindeki merdivenlere ulaşmayı amaçlarken, ona doğru esen rüzgarın etkisiyle uzun kahverengi saçları dağılıyor, bazen önünü görebilmesi için gözlerinin önünden onları çekmesi gerekiyordu. Artık iyice arkasında kalan Jeck'e bir daha dönüp bakmadı, zaten çoktan gitmiş olması akla fazlasıyla yatkın bir ihtimaldi. Gecesinin büyük bir bölümünü Claudia'nın sağ salim Hogwarts'a gelebilmesi için harcamıştı, neden geri kalan saatlerin tadını bir yerde eğlenerek geçirmek istemesindi ki? Kız kısa süre içinde büyük avluyu geçip, beyaz mermerden merdivenlere ulaşmıştı. Bir dakikalığına durdu, uzun ve ince parmaklı elini alnına götürdü ve muhtemelen şimdi etkisini tam olarak hissettiği Ateş Viskilerinin sonuncusunu hiç içmemesi gerektiğine kanaat getirdi. Serin havayı derince içine çekti, merdivenlerden hızlıca çıktı ve yine durdu. Son bir kez, güzel bir anının hatırlaması zevkli olacak bir kısmının zihninde yer almasını pekiştirmek amacıyla arkasına döndü. Gri gözleri önce hızla etrafa bakındı; Ay, çiçek bahçeleri, uzaktan ay ışığının vurmasıyla parlayan Bitkibilim serası, bekçi kulübesi... ve Yasak Orman. Sonuncuya gözlerini diktiğinde duraksadı Claudia, orada olmaması gereken biri Orman'a doğru yürüyordu. Hogwarts'a nasıl, neden girmişti peki? Ya da bekçi olmadığı bariz olan bu adam orada ne yapacaktı? Birkaç saniyelik şaşkınlığının ardından farketti, bir işi varmışçasına aceleyle Orman'ın içine doğru yürüyen adam, beklediğinin aksine henüz gitmemişti ve şimdi, Claudia'nın sadece 'özlem gidermek' olarak adlandıramayacağı bir şekilde Hogwarts arazisinin en tehlikeli kısmına girecekti. Peki o ne yapmalıydı bu durumda? Olasılıkları zihninde hızlıca tarttı, eğer Jeck'e yetişip neyin peşinde olduğunu anlamak istiyorsa bunu hemen yapmalıydı, burda durup düşünürken zaman kaybetmeyecekti. Ama 6 yıllık öğrenimi boyunca Hogwarts'ta, keşfetmediği tek yer olarak adlandırabileceği Yasak Orman'a girme fikri, onu gecenin geç saatlerine kadar Hogsmeade'de bulunma fikrinden daha çok ürkütüyordu açıkçası. Yine de bir şekilde Jeck'in orda ne yapmaya gittiğini merak ediyordu, hem de fazlasıyla. Daha fazla düşünmedi, Hogwarts'a girmek için olduğundan çok daha fazla bir hızla Yasak Orman'a doğru koşmaya başladı. Jeck'i girişte yakalamak için fazla vakti yoktu.

Kısa bir sürede nefes nefese, yanakları sarfettiği çaba ve az da olsa soğuktan dolayı pembeleşmiş bir şekilde girişte sessiz, yavaş adımlarla dolaşıyordu genç cadı. Burası açıklıkta bulunan şato civarından daha sıcaktı, yine de ona hala az da olsa soğuk geliyordu. Farkında olmadan, hala omuzlarında duran ceketi iyice üstüne çekti. Bir eli asasını sıkıca kavramışken, olabilecek her şeye karşı kulağını iyice açmıştı. Jeck eğer olağanüstü bir hıza sahip değilse, ki zaten onun 'şans' adında bir gücü vardı, ikincisine gerek olduğunu düşünmüyordu Claudia ve olması fikrinden de hoşlanmadığını farkederek sessizce güldü. Onun bir 'özel gücü' var mıydı peki? Ah, evet tabii ki. Mesela merağı, ısrarcılığı sayesinde başına çok güzel bela açabiliyordu, ki bu konuda hiç kimseyi üstüne tanımamıştı şimdiye dek. Olması zarar veren türden bir güç, mükemmel. Genç cadı ormana gireli birkaç dakika olmuştu, ve hala sık ağaçların henüz başlamakta olduğu bölgedeydi. Yine de acele edip, olası bir tehlikeye karşı savunmasız olmayı tedbirli ama yavaşça ilerlemeye tercih ederdi. Tabii eğer önünde rahatça kullanabileceği bir zaman dilimi olsaydı. Lanet olsun. Neden arkasına dönüp bakmıştı, hatta neden Jeck gitmemişti ki? Şimdi kendisini, onu bulmaya ve amacının ne olduğunu öğrenmeye zorunlu hissediyordu ve eğer kendisini biraz bile tanıyorsa, bu yolda kesin bir sonla karşılaşıncaya dek gideceğini biliyordu. Endişeyle dudağını ısırıp, koşmaya başladı yine. Bu sefer çok fazla hızlı değildi, yoksa koşarken uğultusunu daha da çok duyduğu rüzgar sayesinde hiçbir şey duyamazdı. Gerçi ağaçlar rüzgarı kesiyordu, ama bir yere kadar. Henüz tamamen kesebileceği kadar sık ağaçlıklı bir bölgede olmasa da, burası da kesinlikle tehlikeliydi, en az Orman'ın içi kadar.

Yorulmuştu, ayrıca her ne kadar uzun bir çizme giymiş olsa da ara sıra çevresinden dolaşmayıp, çabuk olması umuduyla aralarından geçtiği dikenli çalılar sayesinde Hogwarts'a döndüğünde bacaklarında bir çok kırmızı, çizgi şeklinde iz göreceğinden emindi, canı yanmasa da onu rahatsız ediyordu. Duyabildiği tek ses kendi nefes alıp verişleri, farkında olduğu tek hareket koşarken kendisinin yol açtıklarıydı. Yine de yabancı bir harekete karşı, irileşmiş gri gözleriyle etrafı da tarıyordu. Hızını biraz düşürmesi gerektiğine kanaat getirdiği sırada birkaç metre uzağındaki büyük, kırmızı çiçeklerle bezeli çalının ardında birşeylerin kıpırdadığını gördü... oldukça büyük birşeylerin. Anında durdu, parmaklarının eklem yerleri asayı sıkıca kavramaktan bembeyaz olmuştu ve hafif bir sızı hissediyordu, yavaşça omuz hizasına kadar yükseltti ve fısıldadı. Etrafına fazla olmasa da bu karanlık gecede Claudia'nın ileriyi görebileceği şekilde ışık saçan asasını ileriye doğru uzatmıştı şimdi de, korktuğu her zaman gibi kalp atışları fazlasıyla hızlanmıştı ve hafif, garip bir şekilde dönmeye başlayan başının heyecanının belirtisi olduğunu biliyordu. Etrafı sık, kökleri toprağın yüzeyine çıkmış olan yaşlı ağaçlarla çevriliydi ama yer şimdi toprak ve taştan ibaretti, çimenlerde olduğundan daha hızlı koşabiliyordu ama birşeylere takılma riski daha yüksekti. Eğer gördüğünden, bir gölgeden ibaret olmadığından emin olduğu karaltıyı boşverip geçip gitse, arkasından kolayca gelebileceğini düşündü. Ama eğer yaratığı görüp, etkili bir büyüyle onu durdurursa daha fazla güvende olacaktı. Hem de iyice artmış olacak olan güveni, onu fazlasıyla motive edecekti. Sessiz ve yavaş bir biçimde yaklaşmaya çalıştı büyük çalıya, gözünün önüne gelen saçını kulağının arkasına atmıştı ki yerde duran kuru bir dal parçasına bastı. Az sonra neler olabileceğini düşünüp yavaşça gözlerini kapadı, dudakları onun sertçe ısırmasından dolayı iyice açık kırmızı bir renge bürünmüştü. Expelliarmus... Hayır, çok saçma, burda büyü yapacağım şeyin bir asası yok ki. Peki, Ebublio o halde... Ama yoo, etkisi fazla güçlü değil. Ah, o halde Confringo, Tanrı aşkına o halde onu veya etrafındaki şeyleri patlatayım! Kızgınca söylendi, gözlerini açtı ve çalının arkasına dikti. Kayda değer bir hareket yoktu, sadece dalların uçlarını süsleyen kırmızı çiçekler rüzgar yüzünden belli belirsiz sallanıyordu. Bu Claudia'yı nedensizce, biraz da olsa rahatlatmıştı ve bir adım attı. Asasının ucuyla çalıyı dürttüğü anda, kendisine çevrilen parlak, nokta şeklindeki gözleri gördü ve geri geri gitmeye başladı. Gerekli büyü neydi? Coningo, Confentus, hayır. Yaşadığı şokun etkisiyle onu bile unutmuştu, ve Yasak Orman'da karşılaşabileceğiniz en berbat yaratıkların rahatlıkla başında gelebilecek bir dev örümcek ona yaklaşıyordu. Etrafı ağaçlarla kuşatılmış, genele göre açıklık sayılabilecek bir yerdeydiler ve çıkması da dikkat gerektiriyordu, yanlış yere saparsanız Yasak Orman'ın en ıssız taraflarına gidebilirdiniz. Kaçamazdı. O anda indirmiş olduğu asasını yeniden doğrulttu ve güçlü bir sesle, aklına gelen büyüyü yaptı. Şoku atlatmıştı, şimdi sadece mantığıyla burdan sağ çıkmayı planlıyordu.

" Confringo! "

Elinin ani bir şekilde titremesi sonucu asasından çıkan parlak mor büyü örümcek yerine onun yanındaki kayaya isabet etmişti. Kaya gürültüyle parçalara ayrılırken, küçük bir parçası da Claudia'nın omzuna çarpmıştı. Acı yoktu, önemseme yoktu. Bu küçük hasarla, eğer burdan sağ çıkabilirse de ilgilenebilirdi ama şimdi zamanı yoktu. Kayanın çoğu parçası rastgele etrafa savrulurken, birkaç iri parçası da örümceğe isabet etmişti ve bu, genel dev örümceklere göre küçük sayılsa da genç cadıdan belirgin derecede daha büyük, daha iri olan örümceği sinirlendirmekten başka bir işe yaramamıştı. Yaratık kızgınlığını belli eden bir tıslamayla öne doğru atılıp, yavaş sayılabilecek bir şekilde ilerlemeye başlamıştı. Ne kadar vardı aralarında, 10-15 metre? Claudia'nın burdan çıkmaya zamanının yetebileceği kadar değil. Genç cadı yeniden geri geri gitmeye başlamıştı, ama birkaç adımdan sonra iri bir ağaca sırtının dayandığını hissetti. Durup büyü yapmaktan başka bir çaresi yoktu, ama başarılı olup olamayacağını bilmiyordu. Derin bir nefes alıp yutkundu, şimdi çalıya bakarken olduğundan çok daha hızlı atan kalbinin sesini kendi bile duyabiliyormuş gibiydi. Örümceğe odaklandı, yapacağı herhangi bir harekette büyüyü yeniden yapacaktı ve bu sefer, hedefi tam karşısında olduğu için başarı şansı daha da yüksekti. Birkaç saniyenin ardından örümcek öne doğru atıldı, ama Claudia'nın yapabildiği tek şey beklediğinin aksine gözlerini kapayıp, şu işi acı olmadan halledebilmeyi dilemek olmuştu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Jeconiah
Kurtadam
avatar

Erkek
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 136
Yaş : 27
Kan statüsü : H.B.
Galleon : 6587
Ekspresso Puanı : 0
Kayıt tarihi : 15/12/08

MesajKonu: Geri: Black 'Jeck' - Kısım 3.   Paz 30 Ağus. 2009, 07:14

Bulutların arasından süzülen hilal şeklindeki ay olmasaydı Jeck'in gözleri bile o karanlıkta ilerleyebilmek için zorlanırdı; fakat ayın cılız ışığı sayesinde ormanın kalbine doğru daralan patikaların ana hatları ve kalın ağaç kökleri çok net seçiliyordu. Cılız ay ışığı bununla da kalmıyor biraz önce duran yağmurun çalıların üstünde bıraktığı çiğ tanelerine çarpıp onları elmas parçaları gibi gösteriyordu. Böylelikle gözlerini orada açan biri ilk bakışta zengin olduğunu düşünüp sevinç çığlıkları atabilirdi fakat çiğ damlalarının elmas olmadığını anlayınca sevinci gölgelenebilirdi, tabii sevinç çığlıklarını attıktan sonra Yasak Orman'da çiğ damlalarının elmas olmadıklarını anlayabilecek kadar yaşarsa. Jeck bu görüntü şöleninin yanında toprağın nemli olmasını da kendi avantajlarından biri olarak sayıyordu çünkü izleri takip edebilmek kalıplaşmış nemli toprakta, uçuşan kuru toprağa göre çok daha kolaydı. Şartlar bu kadar lehineyken Jeck'e sadece sürüyü bulmak kalıyordu. Bunun bilincinde olan genç adam adımlarını çok hızlı atmıyordu çünkü sürünün izine hesapladığı gibi tam zamanında ulaşırsa sürüyü izleyip Yasak Orman'dan çıkması da çok zamanını almayacaktı.

Durgun ormanda ağaçların dallarının yavaşça sallandığını hissetti. Bunun üzerine hızlıca kendi çevresinde döndü; her şey hala düşündüğü gibiydi. Yasak Orman'ın çevresinde gece boyunca hakim olan soğuk rüzgar yine esmeye başlamıştı ve o soğuk rüzgar Yasak Orman'ın o kesiminde kendisini ancak sakin bir esinti olarak hissettirebiliyordu. Jeck, olduğu yerde durarak ormanın dışından gelen esintiyi içine çekti ki bu esinti beraberinde çarptığı her şeyin kokusunu da getirmişti. Bunların içerisinde zehirli oldukları kokularından anlaşılan çiçeklerden, kuytu dallara yuva yapmış baykuşlarınki bile vardı. Hatta Jeck, çok tanıdık bir kokuyu da aldığını fark etti: Kendisine Hogwarts'ı hatırlatan bir koku, aslında çok yabancı olmasına rağmen daha önce karşılaştığını bildiği bir koku.. Jeck bunun basit bir açıklaması olduğunu biliyordu ve kendisine göre de o basit açıklama arkasından bıraktığı şatoydu. Oradan gelen bir kokunun hem yabancı hem de tanıdık olmasından daha doğal ne olabilirdi? Yabancıydı çünkü o kokuyu yaklaşık bir asırdır hiç içine çekmemişti, bir diğer yandan tanıdıktı çünkü bir asır önce de olsa hayatının neredeyse yedi yılını muhtemelen bu koku içerisinde geçirmişti. Daha fazla aklını bu konuyla meşgul etmeyip tekrar önündeki daralan patikada eski temposuyla yürümeye başladı. Adımlarını, bilerek çok temkinli atıyordu çünkü bir yabancı olarak ormanın sahiplerinin düzenini bozmak istemezdi.

Yasak Orman'ın, tehlikeli canlılarla karşılaşmak için yeterince içerisinde olduğunun farkındaydı, ne var ki biraz daha ilerlemesine gerek kalmadan yerdeki izleri fark etti. İzler bir sürüye ait olamayacak kadar az fakat sürüsünden kopmuş bir kurt için epeyce fazlaydı. Jeck, izlere daha yakından bakmak için yaklaştı ve çok da yaklaşmasına gerek kalmadan izlerin aslında kurtlarla bir alakası olmadığını anladı. Bu izler tek bir canlıya aitti ve Jeck bu canlının kendisinden biraz daha iri bir örümcek olduğunu tahmin edebiliyordu. Ezilen toprağın henüz tam kurumamış olmasından izlerin yeni olduğunu anlaşılıyordu fakat genç adam yine şanslı olduğunu düşünerek örümceğin kendisiyle zıt yönlere gittiğini fark etti. Kendisini yavaşlatacak bir engel daha Jeck, hiçbir şey yapmadan önünden geçip gitmişti. Tekrar doğrulan genç adam önünde uzanan ve artık neredeyse çalılardan görünmez hale gelmiş patikayı süzdü. Havada hiçbir canlının yarattığı tedirgin esintiler yoktu, ne de o canlıya ait bir koku. Güvende olduğundan emin olan Jeck yeniden yoluna devam edecekti ki arkasından çok yakın olmayan fakat yine de genç adamın hoşuna gitmeyen hışırtılar işitti. Olabilecek her şeye karşı olduğu yerde bir miktar eğildi ve sesin geldiği yönü dinlemeye koyuldu. Büyük ihtimalle bir av-avcı müsabakasıydı bu çünkü adımların sesleri sanki bir kovalamaca varmış gibi birbirinin peşi sıra gidiyordu ve alçalan seslerden, avla avcının kendisinden uzaklaştıklarını işitebiliyordu. Genç adam kendisini güvende sayabilecek kadar uzak olduklarına, özellikle de avcının uzak olduğuna emin olduktan sonra hala tam olarak doğrulmamış bir şekilde kendi yoluna döndü; fakat daha başını yeni çevirmişti ki çok tanıdık, korku dolu bir ses işitti ve uzaklardan yükselen bir ışık kütlesinin ağaçlara düşürdüğü gölgeyi gördü.

O tanıdık ses ile esintiden gelen tanıdık kokuyu birleştirdiğinde neyi ne kadar çabuk yaptığının farkında değildi ama kendisini sesin geldiği yöne doğru koşarken buldu. Ormanın kıyısına gidiyor olması işine yaramıştı; çünkü sese doğru koşmayı sürdürdükçe ağaçların sıklığı azalıyor ve kendisini yavaşlatan dal ile çalıların sayısı da buna bağlı olarak düşüyordu. Jeck'de biraz önceki temkininden eser kalmamıştı ve önüne çıkan çalılık türü ne varsa geçmek için zarar vermek, bazen de zarar görmek zorunda kalıyordu; ne kadar hızlı koştuğunun farkında değildi ama arkasında bıraktığı ağaçların dallarının, sallanış şeklinin doğal bir esintiyle alakalı olmadığı belliydi. Her ne kadar tüm gücünü sarf ettiği efora verse de aklının bir yanında da duyduğu ses ile ilgili yanılmış olabileceğinin örnekleri geçiyordu çünkü okulun kapısına varana kadar izlemişti onu. Bu, kendisini bu kadar uzaktan tuzağa düşürebilecek kadar yetenekli bir böcürtün işi olabilir miydi? Peki ya Yasak Orman böyle bir türe de , tabi var ise, ev sahipliği yapıyor olabilir miydi? Jeck'in aklından bu ve bunun gibi pek çok soru geçiyor ama hiçbiri genç adamı yavaşlatmıyor, aksine merakını kamçılayıp daha hızlı koşmasını sağlıyordu.

Çevrede biraz önce gördüğü izlerden yükselen koku yoğunlaşmıştı ve Jeck, olası durumu aklına getirmemeye çalışıyordu. Sesin geldiği yere neredeyse vardığını biliyordu ama hızını koruması gerektiğinin de farkındaydı. Başını kaldırdı ve bakışlarının kendisinden en az elli metre ileride duran, hakkında yanılmadığını gördüğü örümceğe çevirdi. Sekiz bacağının verdiği çeviklikle, karşısında gözlerinin açık olmadığını fark ettiği kıza doğru ilerliyordu: Claudia. Jeck, ağaca yaslanmış kızın kaskatı kesildiğinin farkındaydı ve o an içinde yeterince hızlı olamadığını, geç kaldığını düşündü. Üstelik örümcekle arasındaki mesafeyi, örümceğin Claudia'yı ile arasındaki mesafeden önce kat edemezse belki çok daha geç kalabilirdi. Sekiz bacaklı bir yaratıkla nasıl başa çıkacağını bilmiyordu, bildiği tek şey ondan daha çevik ve güçlü olabileceğiydi.

Jeck, bu yaratığa çarpmadan önce Claudia'ya doğru son hamlesini yaptığını fark etti ki bu da genç adamın yaratığa doğru son hamlesiyle eş zamanlıydı. Bütün o mesafe boyunca koştuğu hızıyla örümceğe sırtını dönerek çarptı ve yaratığın ona has bir çığlıkla önüne çıkan ilk ağaca yapıştığını fark etti. Hasar alan sadece örümcek değil aynı zamanda ağaç da artık eskisi gibi dik durmuyordu. Genç adam, örümceğin ölmediğinin farkındaydı fakat en azından hava ışıyana kadar kendisine gelemezdi. Bu da hala yanında duran Slytherinli kızı Yasak Orman'dan çıkarmak için ona gerekli zamanı tanıyordu ama Jeck o an için öncelik sırası düşünemeyecek kadar kızgındı. Claudia'nın yaptığı düşüncesizliğe bir anlam veremiyor, dahası neden böyle bir şey yapmış olabileceği ile ilgili hiçbir açıklama getiremiyordu aklına. Slytherinli kızın nefes alıp verişlerini işitebiliyordu ve belki de sırf bu yüzden kendi kendisine onun iyi olduğunu kanısına varmıştı. Bakışlarını Claudia'ya çevirmediği için gözlerinin hala kapalı mı yoksa artık açık mı olduğunu bilmiyordu ve belki de Claudia'nın ne yaptığıyla hiç ilgilenmiyordu. Daha çok da kızgın olduğunu için nasıl olduğunu sorma faslını atlayarak
" Ormanın senin gibi biri için ne kadar tehlikeli olduğunun farkında değil misin? Ne işin var burada? " diye sordu; ses tonu yüksek değildi ve genç adam yanındaki kızın yüzüne bakmak yerine bakışlarını hareket etmeyeceğini bildiği örümcekten ayırmıyordu. İfadesi tamamen kabaydı ama kızın yaptığı düşüncesizlik ve örümceğe çarpmadan önceki sahne aklına geldikçe bunu hiç umursamıyordu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.hogwartsekspresi.com/lejantlar-karakter-kartlary-f164
 
Black 'Jeck' - Kısım 3.
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Yasak Orman-
Buraya geçin: