AnasayfaEkspresGaleriSSSKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Kızıl Kıyamet

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Leandré Marcelline
Müzisyen ~ Beste Yazarı
avatar

Erkek
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 77
Yaş : 25
Kan statüsü : Safkan
Galleon : 5834
Ekspresso Puanı : 5
Kayıt tarihi : 04/09/09

MesajKonu: Kızıl Kıyamet   C.tesi 05 Eyl. 2009, 05:29

Hava:Güneşli ve aydınlık
Yıl:1960
Mevsim: Yaz

Sintie'nin evde sihir yapmasını isteyen Leandré o görmeden asasıyla sihir yapar ve kızını sihir yapmış gibi gösterir. Kızının istediği dilekler bir bir bilmeden gerçekleşirken Catheriné bu olayı görerek kocasına ve kızına köpürüp onları kovalayarak evi yerle bir eder. Kısacası küçücük bir ev dağılması yüzünden kızılca kıyamet kopar.


En son Leandré Marcelline tarafından C.tesi 05 Eyl. 2009, 06:13 tarihinde değiştirildi, toplamda 2 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Leandré Marcelline
Müzisyen ~ Beste Yazarı
avatar

Erkek
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 77
Yaş : 25
Kan statüsü : Safkan
Galleon : 5834
Ekspresso Puanı : 5
Kayıt tarihi : 04/09/09

MesajKonu: Geri: Kızıl Kıyamet   C.tesi 05 Eyl. 2009, 06:05

Sabah erkenden kalkıp bir şeyler karalamanın verdiği keyifi balkonda çıkarmaya devam eden Leandré sonra kızı Sintie'nin küçük adımlarıyla ona doğru gelmesiyle son bulmuştur. O kadar şirin bir yaratık size doğru gelse sizde onun yanında kendinizi kaybedersiniz, emin olun o konuşma ve kendini anlatma çabası içinde oluşu görülmeye değerdir Sintie'nin, sonunda içeri giren baba ve kız hiç kimseye çaktırmadan sabah salonda çizgi film keyfi yapmaya karar verir. Leandré kızlarının ikisiyle de vakit geçirmeye bayılsa da Sintie'nin her şeyi az çok merak edişi ve yapmak isteyişi olduğundan onunla eğlence isteğini çok iyi anlıyordu. Küçükken ailesinden göremediği ilgiyi iki kızı ve karısına adayıp bir yandan da işlerini yapan bu adam, hayatında ki bu üç kadını hiçbir şekilde bırakmayacaktır. İzledikleri çizgi filmde sihir yapıldığını gören Sintie her zaman ki meraklılığı ve heyecanla dolaşıp yuvarladığı diliyle"Bende sihir yapabillir miyim? Ne de olsa benim artık bir sihirli değneyim var değil mi?" diyerek babasına çok şirin bir soru sorar. Güzel ve açık konuşmasına rağmen yuttuğu harflerin tatlılığı içinde boğulan baba, kızının yanağına kocaman bir öpücük kondurarak gidip sihirli deyneğini almasını söyler. Sintie, içinde ki mutlulukla uça uça odasında ki pembe sihirli değneyini alır ve dışından ne dilediğini söylerek her tarafa savurmaya başlar. Babası ona yetişemeyeceğinden korkasa da istediği her şeyi bir bir yerine getirerek kendi asasını kullanır. Sintie şaşkınlık içinde olsa bile, içinde ki mutlulukla her yeri ne kadar güzel değiştirdiğinden bahsetmeye başlar. Leandré onun her mutlu konuşuşunda ayrı bir eğlenceye bürünür ve adeta dadılarıyla geçirip ailesiyle eğlenemediği ve setten sette koşuşturduğu o yıllara döner. Tam bu sırada saatli bir bomba gibi patlamaya hazır durumda görünen ve hiçbir zaman ışıltısından bir parçası bile eksik olmayan Catheriné ortaya çıkar. Leandré ne kadar ortalığı toparlamaya çalışsa da çok geç kalmıştır.

Duvarların hepsi farklı bir renge bürünürken yerden aşağı yağan şekerlerden biri de kafasına düşerek onun bu tehlike de napacağını anlatırcasına yağıyor ve bir yığın halini almıştır. Karısı Catheriné sanki küçük bir çocuk edasıyla bakan Leandré bağırışlardan kaçmak amaçlı "Hepsini Sintie yaptı" dedi, ne kadar gülerek onu yumuşatmaya çalışsa da duvarların ve yerlerde ki pisliğin sebebini bildiğinden etrafta çığlıklar kopmaya başlamıştı bile. Leandré kızını bir kenara oturtarak karısının yanına koşup durumu anlatmaya çalışsa da Catherine o gün eğlenceli bir gününde olmayacak olacak ki! Hiçbir şey demeden bunun yanlış olduğunu mırıldanarak çıktığını görmüştü. Ama bu durum öyle de kolay bitmemişti. Çünkü Catheriné üstünü giyindikten sonra Leandré ve kızını çağırarak onlara "Sen ne yaptığını sanıyorsun, Sintie daha sihir kullanacak yaşta değilsin. Of Leandré bunu kaç kere söyleyeceğim o daha çocuk ve sihir yapamaz bunu yapacağını söylemen daha kötü olur, hem şu evin haline bak şimdi ne yapacağız. Söyle bana, bence bugün evde eğlenmeyin siz, sihirden uzak bir yer ikinizi de daha iyi gelir di mi Leandré" diyerek iğnemeli azalan ve çoğalan seslerde ki tonlamaları sona ermişiti. Aslında Leandré'nin en sevdiği şey karısının sinirlenerek ona kızmasıydı. Çünkü o sinirlenince onu bulmuş ve onunla görüşmüştü ne de olsa... Kızılca kıyamet az da olsa kopmuş, gök yerle bir olup şekerler bağırtıyla bir halının ucundan diğer uca geçmişti. Sintie bu durumu daha önce bildiğinden babasının arkasına saklanmış kıs kıs gülüyordu. Babası bunu görür görmez "Gene azarı yedik Sintie, gerçi ben alıştım, sizi de buna alıştırmamalıyım bir yandan haklı sanki" diyerek ona da nasihat vermeyi unutmamıştı. Baba kız dışarı çıkmak hemde sihirsiz bir yere genelde hep sihirle anlaşan bu iki kişi şimdi nerede eğlenebilirdi. En sonunda onu parka götüreceğini söyleyerek istediği gibi giyinme izni verdi. Annesi buna da kızabilirdi, ama bugün günlerden pazardı ve hiçbir sorun olmazdı. Üzerine giydiği kot ve tişörtün ardından kızının o rengarenk pembe ve morlara özenle boyanmış ve döşenmiş odasına girdi. "Hazırsan artık burada çıkalım canım, orada bir şeyler de atıştırabiliriz, hem annenin söylediklerini unutma sihirsiz yani, o değneği bırakmanı öneririm." diyerek Sintie'nin somurtmasına sebep oldu. Onu böyle görünce dayamayan Leandré onu kucağına alarak merdivenlerden hızla indirerek arabasının yanına getirdi. Ön koltuğa oturamayacağını bildiğinden arkada ki koltuğa oturttarak kemerini bağladı. Sonra da arabaya geçerek çalıştırıp İngiltere de ki Subyen Meydanına ait Meadow parka sürmeye başladı. Fransa da yaşasalar bile sihirli bir şekilde Muggle yerine gitmede yasak yoktu. Oraya vardığında deliler gibi eğlenen çocuklar sürüsünü görünce yüzüne büyük bir gülücük yayıldı. Kızını ya salıncakta sallayacak ya da kaydıraktan kaymasını izleyecekti. Daha aç olmadığı ve sabah sütünü içtiğini bildiğinden kendine de bir kahve alarak öğlen yemeğini sona saklayacaktı. İşte bir kızla babası anca bu kadar eğlenebilirlerdi. Hem Catheriné olmayınca yasak denilen bir şey de olmuyordu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Sintie Marcelline

avatar

Kadın
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 56
Yaş : 22
Kan statüsü : Safkan.
Galleon : 5841
Ekspresso Puanı : 16
Kayıt tarihi : 05/09/09

MesajKonu: Geri: Kızıl Kıyamet   C.tesi 05 Eyl. 2009, 18:50

Bir meleğin onu kıskanabileceği kadar masumdu uyurken. İpek saçları şirin yüzünün etrafından zarifçe iniyor, minik elleri yastığının üzerinde olabilecek en güzel biçimde duruyordu. Sırf ona bakmak bile insanın içini huzura boğabilirdi. Kim bilir kendisi nasıl rahat ve dingindi o sırada. Fakat sanılanın aksine küçük kızın uyumaya bayıldığı yoktu, uyumayı uzak-durulması-gereken-derecede sıkıcı bulurdu o. Ve genelde evin en erkenci üyesi olarak, sabahın henüz çok erken bir saati olmasına rağmen Sintie kıpırdanmaya başlamıştı bile. Ne havanın karanlığına ne de soğukluğuna aldırış etmeden gözlerini açtı küçük cadı. Gözlerini ovuşturup etrafına bakındı. Odasının parlak renkleri arasında kahverengi tonlarıyla kendini hemen fark ettiren köpüşünü görünce sevinçli bir nida atıp yatağından yere atladı. Zıplaya zıplaya Pluto'nun henüz yeni açılmış gözlerinin önünde sihirli değneğiyle şaklabanlık yapmaya bayılıyordu. "Hokuş Pokş, kurbaaya dönüşesuş." Sihirli kelimeleri bitirip değneğini köpeğine salladı, ardından hiçbir şey olmasa bile sanki olmuş gibi sevinçle gülmeye başladı. "Sakara makara, yerler kaplansın çikolataylaa." Şimdi de etrafı pembe tül ve simlerle çevrili değneği yere doğrultmuş aç gözlerle bakıyordu. Yine olmamıştı ama bunların hiçbiri Sintie'nin hevesini kırmaya yetmiyordu. Birkaç sonuçsuz sihirden sonra yavru köpeğini kucaklayıp odasından çıktı. Ağzında birkaç gün önce öğrendiği tekerleme, kucağında zar zor taşıdığı köpüşüyle salona indiğinde kimse yoktu ortalarda. Tekrar yukarı çıkıp o minik baş belasını uyandırmayı düşündü ama tam o sırada balkondan gelen seslerle duraksadı. Zaten gözlerini çoktan tezgahın üzerindeki sosislere dikmiş olan Pluto'yu yere bıraktı ve cam kapıyı açıp balkona çıktı. Çıplak ayakları mermere değince ürperse de karşısındaki yakışıklı adam hepsini unutturmuştu. Yamuk bacaklarıyla hızlı adımlarla babasının kucağına gidip uğraştığı şey her neyse ondan tüm dikkatini alarak kendisine yönlendirmesini sağladı. Sonra kollarını genç büyücünün boynuna doladı. En çok babasının sarılışını seviyordu Sintie. Sonsuza kadar o şekilde kalabilirdi. O kadar güven dolu ve rahattı ki. Hiçbir canavar palyaço kendisine zarar veremezdi babasının kucağındayken. Lean'in kucağında salona vardığında hızlı hızlı konuşmaya başladı. "Annem uyuyor. Ben sıkıldııım. Şimdi saat yarım pastadaysa (saat 6'yı kastediyor.) televizyonda Cindrella vardır. Bizim de işimiz yok. Baş belası bücür de uyuduğuna göre kaptan bilmem neyi açın diye tutturamaz." hemen koltuğun üzerindeki kumandayı işaret ederek, "Baak kumandayı da buldum." Yüzüne en şirin gülümsemesini yerleştirip babasına bakar bakmaz adam kızını koltuğa oturtup televizyonu açmıştı bile. Sintie prense bakmaktan babasının mutfağa geçip ardından waffle getirmesini fark edememişti ama sıcak tatlıların kokusunu alır almaz dikkatini tabaktaki waffle'a yoğunlaştırdı. Nefiiis!

Hepsini silip süpürdükten sonra tam perinin Cindrella'yı bir prensese dönüştürdüğü sahnede tekrar çizgifilme dönmüştü. Peri annesinin yaptığı sihirlerden önce bir şeye benzemeyen kızın aldığı yepyeni hali görünce heyecanlanıp hemen ayağa kalktı. Hey onun da sihirli bir değneği vardı. "Ben de sihir yapabillir miyim? Ne de olsa benim artık bir sihirli değneyim var değil mi?" Babasının tam gamzesinin üstüne kondurduğu öpücükle olumlu yanıt aldığını anlayan Sintie sevinçle odasına koştu. Merdivenleri ikişer ikişer sıçrayarak çıkıp değneğiyle birlikte geri döndü salona. Hemen aklındaki ilk büyüyü yaptı. Gerçekleşmeyeceğini bildiğinden başka bir şey düşünmeye başlamıştı ki yaptığı sihir gerçekten olmuştu. Masmavi gözlerini kocaman açıp, etrafta uçan tavşancıklara ardından elindeki değneğe baktı. Kendisi mi yapmıştı bunu? Ahh müthiş bir şeydiii. Bir daha yapmalıydı, bir şey daha. Sevimli sesiyle tavandan şeker yağmasını dilediği anda üzerine lolipoplar, marşmelovlar, renk renk şekerler ve lokumlar dökülmeye başladı. "Babişş şuna baak." Eline tutuşturduğu kıpkırmızı bir elma şekerini babasına uzatıp bir yandan sihirlerine devam ediyordu değneğiyle. Tek boynuzlu bir at, koca bir tabak dolusu hamburger, parlak lila renkte duvarlar... İyice kendini kaptırmış bir haldeydi Sintie. Tam kendisi için güzel bir balerin kostümü isteyecekken annesi koridorun başına beliriverdi. Güzel cadının yüzü gerginleşmiş, elleri belinde, sinirli bir şekilde baba kıza bakıyordu. Annesinin hiç-hoş-olmayan surat ifadesini görünce değneğini hemen arkasına saklayıp olabildiğince masum bir şekilde kadına bakmaya başladı. Ama Lean'ın direkt suçu kendisine attığını görünce yumruk yaptığı minik eliyle babasının karnına vurdu. Acıyan tek yer Sintie'nin eliydi gerçi. Ardından babasını dinlemeyen genç kadının hışımla yukarı çıktığını görmüştü. Şimdi uslu olma zamanıydı. Hemen babasının sözüne uyup koltuğa oturdu ve ayaklarını bacak bacak üstüne atıp ellerini de önünde birleştirdi. Birazdan üzerine açık renk bir bluz ve güzel bir pantalon giyerek gelen annesinin kaldığı yerden devam edeceğini tahmin etmek zor değildi. Babasıyla birlikte kadının yanına gitti. Lean'ın bacağına sarılmış onun arkasında duruyordu. Genç cadının sözleri ve onu nasıl sinirlendirdiğini öğrenmek Sintie'ye o kadar komik geliyordu ki. Biraz önce nasıl güzel şeyler yapabildiğini düşündükçe daha da seviniyordu. Herkesin dikkatini çekecek kadar büyük sihirler yapabilmişti. Gülmeye başladı. Annesi tüm sinirini de babasından çıkarmış, bundan da kurtulmuştu. Kadının sözleri bitince mutfağa gitmiş; Lean da daha fazla evde durmamaları gerektiğini söylemişti. Önce sihirler ve sonra da gezmeye gitmeek? Vay bee. Mükemmel bir gündü.

Dans eder gibi birkaç sevimli hareket yaptıktan sonra odasına gidip büyük dolabın kapaklarını açtı. Açık bir gündü. Somurtkan bulutlardan uzak. Bunu iyi değerlendirmeliydi. Hemen turuncu renkte bir şort etek çıkardı ve üzerine de pembe bir tişört giydi. Üzerinde turuncu bir gülen yüz olan pembe ayakkabısını giymeye çalışırken babasını gördü kapının eşiğinde. Yatağının üzerindeki değneği de alıp yere atladı ve babasına doğru koştu. Ama adam elindekini bırakmasını söylüyordu. Ah bu büyükler ne gıcıktı böyle! "Aman yaa. Of tamam." Söylene söylene değneği kutusuna bırakıp köpüşünün yanına gidip iyice eğildi. Hayvanın ıslak burnundan öpüp başını, Pluto'nun tüylü başına yasladı. Ardından biraz önce babasından yediği 'değnek yok' vurgununu atlatamamış bir halde somurtarak genç büyücünün yanı başına geldi. O üzgün haline dayanamayıp asasını alabileceğini söylemesini beklerken kendini onun kucağında bulmuştu. Ah neyse. Eve gelince oynardı onunla. Parlak lacivert renkteki arabalarının yanına gelince Lean kızını arka koltuğa oturtmuştu. Sintie bu arabaya tam anlamıyla bayılıyordu. O keskin araba kokusu, tekerleklerin sallantısı, yumuşak koltuklar... Babası ne de güzel kullanıyordu arabayı. Kaşla göz arasında parka varmışlardı bile. Sintie aceleyle kemerini açmaya çalıştı ama becerememişti. Bir daha denedi ve evet klik sesini duyar duymaz babasının açtığı kapıdan inip parkın kumlu yüzeyinde koşmaya başladı. Babasını çoktan unutmuştu. Rengarenk park oyuncakları, kendinden büyük veya küçük bir sürü çocuk Sintie'nin dikkatini kolayca dağıtıvermişti. O sırada tahterevallinin yanında tek başına duran kumral saçlı kendi yaşlarında bir oğlan gördü. Oyuncağa binecek biri arıyor gibiydi ama. Çocuğun yanına gidip "Hey selaam." dedi neşeli bir şekilde.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://hogwartsekspresi.editboard.com/bio-lar-f164/sintie-little
Allan Chloris

avatar

Erkek
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 32
Yaş : 22
Kan statüsü : Safkan.
Galleon : 5821
Ekspresso Puanı : 6
Kayıt tarihi : 05/09/09

MesajKonu: Geri: Kızıl Kıyamet   C.tesi 05 Eyl. 2009, 22:39

Allan, bugün bir şeyler yapması gerektiğine inanıyordu. Minik kafasında binlerce plan yapmıştı bile, yatağından henüz kalkarken. Hepsi de saçma ve imkânsız şeylerdi. Ama şu an küçük çocuk, işin o kısmını önemsiyor gibi görünmüyordu. Biricik dostu ve sadık yoldaşı olan oyuncak ayı Alfred'i kucaklayıp odasından çıkıp salona girdi. Aile üyelerinden hiçbiri orada yoktu. Sesler en azından on adımlık mesafeden, mutfaktan geliyordu. Allan'ın zihni, ailesi için hazırladığı yeni bir munzurluğa çalışmış ve bir şeyler kurmuştu. Alfred'i salondan mutfağı görecek bir yere gözcü olarak yerleştirdi ve yeniden odasına çıktı. Dün annesiyle çıktığı gezintiden sonra çıkarıp fırlatıp attığı kıyafetleri aradı ve uzun uğraşlardan ve feda edilen beş dakikadan sonra krem rengi bir gömlek -bir zamanlar beyazdı-, üstüne giyeceği mavi kahverengi şeritli bir kazak ve henüz öğrenmediği bir renkte bir de şort buldu ve büyük gayretler sonucu onları giyebildi. İş planın ikinci aşamasına gelmişti ki, ne yapacağını unuttu küçük adam. Kaşlarını çatıp yatağına oturdu, avuçlarını çenesine yapıştırıp bir düşünme pozisyonu aldı. Fark etmişti ki, planın ikinci kısmını asla hayal etmemişti. Evlerinin yakınındaki parka gidebilirdi. Ailesi buna alışıktı, onlara karşı yapılmış bir munzurluk olamazdı bu. O da işin eğlencesini parka saklardı o halde. Evet, parka gidecekti. Allan kararını vermişti ve hiçbir güç -hatta çikolatalı pasta tabancası olan yumurta adam bile- onu bu isteğinden alıkoyamayacaktı. Suratına ciddî ve kararlı; fakat yine de şirin bir ifade kondurdu. Tekrar salona indiğinde sadık dostu Alfred'in, yorulmak ve sıkılmak bilmeden, hâlâ aynı açıyla mutfağı izlediğini gördü. "Bravo Ajan Alfred! Şimdi ailemle yüzleşip onlağı haklayacağım dostum." Dedikten sonra mutfağa doğru koşar adım ilerledi ve içeride annesini gördü. "Anne! Anne! Ben pağka gidiyoğum." Annesinden bir onay beklemeden dışarı doğru ilerlemeye başladı ama Allan, tam ismini duymadığına göre bir sorun teşkil etmiyordu bu. Ayakkabılıktan siyah bağcıklı ayakkabılarını aldı, kapıyı açıp kapı eşiğine oturdu ve ayakkabılarını giymeye başladı. Ayaklarını ayakkabılara sokmak oldukça kolaydı; fakat minik Allan için bağcıklarını bağlamak oldukça zordu. Abuk subuk ve muhtemelen büyüklerin 'kördüğüm' dediği şeyi başardıktan (!) sonra kapıyı kapattı ve koşarak biraz ilerideki parka doğru yollandı.

Parkta önce tanıdık yüzler aradı. Ama dün kaydıraktan kaydığı siyahi kız ve salıncakta birbirlerini salladıkları kel çocuk ortalıklarda yok gibiydi. Bu duruma birazcık sıkılan Allan, yeni potansiyel en iyi arkadaşlarını aramak adına etrafa göz gezdirdi. Çoğu kişi kendi arkadaş grubunu oluşturmuştu bile. Alfred'i yanına almadığı için üzülüyordu Allan; ama onu yanına alırsa her tarafının çamur ve toz olacağından korkuyordu. Malları, daha doğrusu oyuncakları Allan'ın her şeyiydi ve onlar onun kıymetlileriydi. Bu nedenle oyuncaklarını misafir gezmelerine dahi götürmezdi. Kısa bir süreliğine her şey dolu olduğu için parkın çevresinde öylece dolandı ve sıkıntıdan patladı. Daha sonra, bir kız salıncaktan düştü ve ailesi bir daha ona binmesine izin vermedi. Allan, bu fırsatı değerlendirerek koşmaya başladı ve salıncağa atladı. Birkaç saniyesini nasıl sallanacağını hatırlamak için harcadı ve sonunda ayakları ve vücuduyla yapacağı hareketleri hatırlayarak uygulamaya başladı. Fakat böyle sallanmak kısa sürede canını sıktı. Salıncakta takla açmak için boyunun biraz daha uzamasını bekliyordu; o zamana kadar sallanmaktan pek hoşlanıyor sayılmazdı. Onun içinden hızını biraz arttırdıktan sonra salıncağın üstünden atladı. İki ayağı da yere basınca düşmemesi için ellerini de yere değdirdi ve dengesini sağladı. Ardından dik pozisyona geçti ve kirlenmiş olan ellerini silkeleyip, orasına burasına sürdü. O sırada tahterevalliyi boş gördü ve ağzına bir ıslık tutturarak ona doğru koşmaya başladı. Tahterevallenin aşağıdaki yarısına oturup beklemeye başladı. Ara sıra etrafına masum masum bakıyor ve birilerini yanına çağırıyordu; fakat bu şimdiye kadar işe yaramamıştı. Aniden yanına kendi yaşlarında -ama Allan'dan kısa (bu onun için gurur verici bir şeydi)- bir kız geldi, ona selam verdi. Allan da gülümseyerek
"Meğaba!" diye karşılık verdi. Yedi yaşına gelmişti; fakat hâlâ R'leri söylerken zorlanıyordu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Sintie Marcelline

avatar

Kadın
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 56
Yaş : 22
Kan statüsü : Safkan.
Galleon : 5841
Ekspresso Puanı : 16
Kayıt tarihi : 05/09/09

MesajKonu: Geri: Kızıl Kıyamet   C.tesi 05 Eyl. 2009, 23:38

Çocuğun gülümsemesini görünce bir de izin istemeye falan gerek duymadan, oyuncağın öteki ucuna oturdu Sintie de. Kısa bacaklarıyla yeri itip yükseliyor; muhtemelen kendisinden birkaç kilo daha şişman yeni arkadaşının ağırlığıyla tekrar yere iniyordu. Küçük cadının toplanmadığı için havalanıp karışan saçları bazen yüzüne geliyor, tahterevallide olduğunu unutup çekmek isterken de dengesi bozuluyordu. Sabah annesi kendisine kızgın olduğundan soramamıştı ona; kendisi de henüz nasıl yapıldığını öğrenememişti. Hem kimsenin saçlarını annesinden iyi yapabildiğine inanmıyordu zaten. Ah sahi, annesi neredeydi acaba? Kendisini affettiğini umuyordu. Onunla küsünce günleri fazlasıyla keyifsiz geçerdi. Belki bu yeni arkadaşıyla oynamayı bitirdikten sonra babasıyla ona çiçek almaya gidebilirlerdi. Sintie'nin aklı iyice dağılmışken bir anda yere sertçe indi. Aniden yeri bulan ayakları acımıştı kızın. "Yavaş olsana ya." dedi nazlı nazlı. Çocuğun "Sen de dikkat eeet." cevabını alınca gülüp kızgınlığını unuttu. Çok komik konuşuyordu ve Sintie'ye çok tatlı geliyordu bu. Ayrıca haklıydı da; annesini boşverip o ana döndü yine. Güneşli bir günde olmak ne kadar güzel bir şeydi böyle. Hiç sis ya da bulut olmamasını dilerdi. Ya da yok. Bulutları severdi. Arada sırada Sophie'yle bahçelerindeki çimene uzanıp bulutları farklı şeylere benzetmek mükemmel bir öğleden sonrası eğlencesiydi. Tabi birkaç dakika geçmeden Sophie mızıkçılık yapmaya başlamasa daha iyi olurdu. İlla onun benzettiği şey olacaktı bulut. Hah. Ona bir ara bulutların sadece pamuk şeker olduklarını söyleyip tüm hayallerini yıkacaktı. Sinsice -daha çok sevimli olmuştu- gülümsedi ve tutunmak için olan demiri sıkıca kavradı. Yine hızlanmıştı karşısındaki. Bazen hızlı olup küçük kızı yerinden zıplatan inişleri bazen durgun bir hal alıp tam ortada dengede bile kalabiliyordu. Biraz paslanmış olduğundan bu hareketler sırasında oyuncağın mavi boyasının aşındığı yerlerden gıcırdamalar geliyordu. Ama iki çocuğun da eğlencesine etki etmiyordu; parkı dolduran çığlıklar ve kahkahalar arasında yutulan onca sesten yalnızca biriydi.

Sintie'nin tahterevallideyken yapmayı en sevdiği şey karşısındakini yukarıda bırakmaktı. Onun hareketini kısıtlamış gibi hissediyordu ve bu çok komikti. Diğer çocukla sırayla aşağıya inip yukarı çıkarken aşağıda olduğu sırada oturulan kısmın en ucuna kadar gitti ve kendini iyice geri çekti. Kendisinden daha ağır olsa da yeni arkadaşını bir süre yukarıda bırakabildiği için gülüyordu. Bu sırada hala adını öğrenmediğini fark ettiği oğlana "Adım Sintie. Senin adın ne?" dedi yüksek sesle. Parkta, sokakta, alışveriş merkezinde, restoranda, nerde olursa olsun Sintie mutlaka orada gözüne kestirdiği herkesle tanışırdı. Oldukça sosyal bir çocuktu ve konuşmaya, gezmeye bayılıyordu. Yaklaşık yarım saattir oynadığı bu çocukla daha adını bilmeden arkadaş olmuştu aslında. Hatta o sırada parkta bulunan tüm çocukları arkadaşı kabul edebilirdi. Çocukluğunun ve saflığının getirdiği bu sevgi dolu hali sayesinde tanıdığı, gördüğü herkese aynı şekilde bakıyordu. Ne büyücü olması ne büyü yapamamasını önemsiyordu. Ailesi tarafından da hiçbir kısıtlama getirilmediğinden rahat, mutlu ve yaratıcı bir çocuk olarak büyüyordu küçük cadı. İleride kafasına dolacak onca önyargı ve kural kabul edilmiş yargıdan bihaber, yalnızca istediğini düşünüyordu. Tıpkı o sırada biraz ilerideki baloncunun elinde kalan son pembe balonu alsa ne kadar güzel olacağını düşündüğü gibi.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://hogwartsekspresi.editboard.com/bio-lar-f164/sintie-little
Allan Chloris

avatar

Erkek
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 32
Yaş : 22
Kan statüsü : Safkan.
Galleon : 5821
Ekspresso Puanı : 6
Kayıt tarihi : 05/09/09

MesajKonu: Geri: Kızıl Kıyamet   Paz 06 Eyl. 2009, 02:46

Kızın hiçbir şey söylemeden karşı tarafa geçmesi Allan'ın oldukça hoşuna gitmişti. Nihayet oynayacak bir arkadaş bulabilmişti kendine. Üstelik, onunla iyi anlaşmaları, hatta tanışmaları bile gerekmiyordu. Ve ikisi de buna aldırış etmeden bir alt bir üst tahterevallide oynuyorlardı. İşin belki de en iyi tarafı bu çocuksuluktu. Ara sıra hızlıca aşağı indiği oluyor, böyle zamanlarda hafif bir of çekip gene oyununa devam ediyordu. Kirlenen üstü veya acıyan dizleri umurunda değildi Allan'ın. O, oyunda olduğu zaman yalnızca oyununa odaklanırdı. Eğer çok kişiyle oynursa karşıdakinden de aynı şeyi beklerdi. O sırada karşıdakinin hareketlerini biraz gevşettiğinin ve yavaşlattığının farkına vardı. Kısakız'ın -ona bu ismi takmıştı- dikkatinin dağıtanın ne olduğunu bilmiyordu; fakat Allan bunu değerlendirmeliydi. Aşağıda olduğu zaman, ayaklarını yere iyice bastırdı ve var gücüyle zıpladı. Eski tahterevalliden çıkan gıcırtılar eşliğinde yükseldi ve kızın hızlı aşağı inmesini izledi. Anlaşıldığı üzere, bu kızın dengesini yeniden sağlamasını sağlamıştı. Kızın, Allan'a karşı feryadına cevaben ona dikkat etmesini söylemiş ve normal bir şekilde oyununa devam etmeye başlamıştı. Arada sırada gene biraz hızlanıyor, bundan zevk duyuyordu. Fazla konuşmamalarına rağmen kısa sürede iyi anlaşmışlar, güle oynaya aşağı inip yukarı çıkmaları sürdürmüşlerdi.

Allan, biraz yorulduğu için hızlı inip çıkmayı durdurmuş, karşısındaki kızla beraber normal bir şekilde oynamaya başlamıştı. Yukarı çıkma sırası ondaydı ve yavaş yavaş havalandı; fakat inmesi gereken vakit gelip geçtiği hâlde hâlâ oradaydı ve yukarıda bırakıldığını o an anladı. Bundan pek hoşlanmazdı ama aşağıda sırıtan Kısakız için bu söylenemezdi. Kızdan fazla olan ağırlığını kullanıp yeniden aşağı inerken, kızın adının Sintie olduğunu öğrendi. Bir de kendi ismi soruluyordu. Bu soru, Allan'ın hiç düşünmeden cevap verebileceği birkaç sorudan biriydi. Çünkü adı kendisini bildi bileli ezberindeydi.
"Ben de Allan." Dedi olabildiğince hızlı konuşarak. Daha sonra aklına bir fikir geldi ve bu tarz şeyleri düşündüğü zaman suratına yerleşen çarpık sırıtış gene belirdi yüzünde. İntikam vaktiydi. Ağırlığının kullanarak Sintie'yi yukarıda bırakmayı başardı. Daha sonra da, "İneyim mi?" Dedi tehdit edercesine. Suratındaki çarpık sırıtış daha da artmış gibiydi. Tahterevalliden ineceği falan yoktu ama yine de Sintie'ye o havayı vermek için demirleri sıkı sıkı tutup, birazcık kenara kaydı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Sintie Marcelline

avatar

Kadın
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 56
Yaş : 22
Kan statüsü : Safkan.
Galleon : 5841
Ekspresso Puanı : 16
Kayıt tarihi : 05/09/09

MesajKonu: Geri: Kızıl Kıyamet   Paz 06 Eyl. 2009, 03:59

Allan demeek? Ne güzel bir isimdi. Sintie İngiliz isimlerine bayılırdı. Onun hakkında daha bir sürü şey merak ediyordu ama hemen sormaya başlasa ona fazla meraklı görünebilirdi. Hoş öyleydi zaten ama neyse. Karşısındaki çocuğun kendini kurtarıp tekrar aşağıya inmesiyle hakimiyeti son bulmuştu bu arada; ama pek önemsemedi. Zaten sürekli oturmak da bir süre sonra sıkıcı hale gelebiliyordu. Aşağı yukarı, gevşeyen parçalar yüzünden biraz da dengesiz bir biçimde hareket ederken bir anda durdu. Havada kalan kendisiydi bu sefer. Demek karşılığını alıyordu Allan. Nasıl isterse; zaten Sintie'nin tahterevallide yapmayı en çok sevdiği ikinci şey de asılı kalmaktı. Gülerek ellerini serbest bıraktı ve havada bir şeyler yakalıyormuş gibi hareketler yapmaya başladı. Ayaklarını sallıyor orada kalmaktan hoşlanıyor gibi görünüyordu. Güneşin etkisiyle altın rengini andıran ve parıldayan saçlarını savuran rüzgar, kızın burnuna salıncakların yanındaki pamuk şekerlerin kokusunu taşıyordu. Yanaklarında gamzeleri belirdi, mavi gözleri mutlulukla kısıldı; gülümsedi. Allan'a bakmıyordu bile. Ne onun kötü planlarından ne de hain bakışlarından haberi vardı. Ayaklarını sallarken Allan'ın sesini duydu. İnmekten bahsediyordu, hah sanki yapardı da! Tamam büyük olabilirdi. Ama o kadar cesur olduğunu sanmıyordu. Çocuğun kendinden emin sırıtışına ve tehdidini destekleyen adımları Sintie'yi korkutmaya yetmemişti doğrusu. Daha önce parklarda ne tahterevalliden ineceğim diyenler, salıncağın önünden geçeceğim diyenler, kaydıraktan ters kayacağım diyenler görmüştü o. Deneyimliydi hani. Kendini beğenmiş bir ifade takındı hemen. "İn bakalım. Senin başın belaya girer." dedi bilmiş bir tavırla.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://hogwartsekspresi.editboard.com/bio-lar-f164/sintie-little
Allan Chloris

avatar

Erkek
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 32
Yaş : 22
Kan statüsü : Safkan.
Galleon : 5821
Ekspresso Puanı : 6
Kayıt tarihi : 05/09/09

MesajKonu: Geri: Kızıl Kıyamet   Paz 06 Eyl. 2009, 05:00

"İn bakalım. Senin başın belaya girer." Kızın cesareti konusunda etkilenmişti Allan. Ama belli ki daha önce hiçbiri tarafından bu darbeye maruz bırakılmamıştı. Daha da önemlisi; Allan tarafından düşürülmemişti. Ama birgün Londra'daki her çocuğun Allan'ın gazabına uğrayacağı aşikardı. En azından Allan ve dostu Alfred öyle düşünüyordu. Evet, Alfred şimdi burada olsaydı kesin desteklerdi Allan'ı. En azından oyuncakça bir şeyler söyler ya da yapardı. Ama ne yazık ki şimdi kendi başınaydı. Tabii bir de yeni arkadaşı Sintie vardı. Onu korkutmak için blöflerinin yeterli olacağını düşünmüştü; ama anlaşılan biraz daha zorlaması gerekecekti. Normal bir çocuk olsa çoktan düşürmüştü onu, ama Sintie'nin öyle söylemesinden olsa gerek şimdi onu düşürmeyi hiç mi hiç istemiyordu Allan. Çünkü düşeceği hâlde tehdit savunan bir kızı, onu düşürerek korkutamazdı. Onu korkutmayacaksa da işin bütün zevki ve eğlencesi kaçacaktı Allan'ın düşüncesine göre. Ve eğlenmeyeceği bir işi de yapmasına bir sebep yoktu, öyle değil mi? Ne yapacağı konusunda fikir yürütmeye başladı o minik beyni. Şimdi yüzü de değişmiş, sırıtışı kaybolmuştu. Yüzünde bile bir düşünce havası vardı. Ama ağırlığını hâlâ koruyordu ve Sintie'nin birkaç aşağı inme girişimini rahatlıkla engelledi. Aklındaki en iyi ve komik fikir Sintie'yi düşürmekti. Ama önceden kurduğu düşünceler eşliğinde bunu yapmak istemiyordu şimdi. Belki onu başka bir zaman, başka bir yerde düşürebilirdi. Evet, bunu yapacaktı. Yarısından kaltığı oturaktaki açısını düzeltmek için bir hareket yapıyordu ki dengesini kaybetti ve yanlışlıkla oturaktan tamamiyle kalktı. Fakat Sintie'yi düşürmemek adına elleriyle oturağa bastırdı, bu sırada tüm ağırlığını tahterevalliye veremez oldu ve aşağıdan yukarı doğru çıkmaya başladı. Sintie aşağı inerken, Allan'ın pozisyonu gittikçe rahatsızlaşıyordu. Çocuk, var gücüyle bir eliyle demirlere tutundu ve kendini zorlukla oturağa oturtmayı başardı. Yeniden dengeli bir şekilde yukarı çıkıp aşağı inerken "Amanın! Az daha düşüyoğdum Sintie." dedi, şaşkın bir yüz ifadesi ve ses tonu eşliğinde. Fakat sonradan çok eğlenmiş gibi göründü. Her yaşadığı tehlikeli -yani yedi yaşındakilere göre tehlikeli- maceradan sonra böyle hissederdi Allan. Kendince cesurluğunu kanıtlıyordu bir nevi.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Sintie Marcelline

avatar

Kadın
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 56
Yaş : 22
Kan statüsü : Safkan.
Galleon : 5841
Ekspresso Puanı : 16
Kayıt tarihi : 05/09/09

MesajKonu: Geri: Kızıl Kıyamet   Paz 06 Eyl. 2009, 19:08

O sırada meraklı mavi gözleri kumral oğlanın üzerinde yoğunlaşmış, kulaklarını dolduran çocuk sesleri arasında bir tanesini ayırt etmeye çalışıyordu. Aklından ufak bir senaryo aktı; Allan kalkar, ağırlık dengesizleşir, Sintie düşer, muhtemelen bacakları yaralanır... Yok canııım. İner miydi ki? Ay neden insindi? Gerçi erkeklerin böyle tuhaf eğlence anlayışları olabiliyordu. Sintie'nin aklında geçen gün bisiklete binerken gördüğü erkekler geldi. İkisi de birbirinden iri kavga etmeye çalışan oğlanlar; Allan'ın da onlardan bir farkı olmayabilirdi. Ama yeni arkadaşıyla küsmek istemiyordu daha ilk dakikadan. Daha ona çay takımını ve köpüşünü gösterecekti. Ay sahiii köpüşünü görse ne de severdi. Pluto'ya bir şeyler yedirip kocaman olmasına yardım bile edebilirdi belki. Daha yapacak onca eğlenceli şey varken aptalca bir cesaret gösterisi uğruna arkadaşını kaybetmek istemiyordu. Tam o sırada sallanmaya başladı ve aniden alçaldı. Kendini emniyete almak için demirlere sıkıca tutunup gözlerini kapatan küçük kız düşeceğini sanarken Allan'ın çabalarıyla kurtuldu. Gözlerini açıp tekrar karşıya baktığında kollarını demire sarmış, bacakları ve poposu dışarıda kaldığından düşmek üzere gibi duran Allan'ı gördü. "Heey dikkatli ol!" Bu çocuk ya salaktı -Sintie'yi düşüreyim derken kendisi düşecekti nerdeyse.-, ya da kaçırılmaması gereken bir arkadaş -Sintie düşmesin diye şekilden şekile girmişti.-. Küçük kız içten içe endişelense de Allan o kadar komik duruyordu ki. Yerine geçebilmek için çırpınan bacaklarıyla ters dönmüş bir kaplumbağadan bile gülünçtü. Dayanamayarak her duyanın hayran kaldığı sevimli kahkahalar atmaya başladı. Allan da zar zor, ne yapıp edip eski yerine ulaşabilmişti. Şimdi o heyecanlı dakikalardan sonra yine rutinlerine dönmenin güveni vardı içlerinde.

"Ben sana dedim ama. İnersen başın belaya girer diye." gülerek cevap verdi arkadaşına. Tam yukarı çıkma sırası da kendisindeydi bu arada. Durup tahterevalliye baktı... Ardından düşünceli bir şekilde, "Yaa salıncaklara mı gitsek acaba?" dedi şirin bir ifadeyle. Hatta bir süredir gözünün kaldığı balonla pamuk şekeri de alıp öyle giderlerdi belki. Babası da hazır yoktu ortalarda. Yemekten önce şeker yenmez saçmalığını duymak zorunda kalmazdı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://hogwartsekspresi.editboard.com/bio-lar-f164/sintie-little
Allan Chloris

avatar

Erkek
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 32
Yaş : 22
Kan statüsü : Safkan.
Galleon : 5821
Ekspresso Puanı : 6
Kayıt tarihi : 05/09/09

MesajKonu: Geri: Kızıl Kıyamet   Ptsi 07 Eyl. 2009, 17:42

Sintie'nin salıncak fikri Allan'ın da hoşuna gitmişti. Ama tahterevalliyi de bırakmak istemiyor gibiydi. Önce biraz gönülsüz görünüp tahterevallide bir aşağı bir yukarı inip çıkmaya devam etti. Salıncağa gitmek zevkli olabilirdi; ama salıncak genelde en çok tutulan oyuncaktı ve sürekli dolu olurdu. Ve Allan'ın en çok düştüğü yer de orasıydı. Hatta bir keresinde salıncak yüzünden uzun bir süre boyunca parka gitmekten men edilmişti. Bir şeylerin yasak olmasından her zaman tiksinen Allan, özellikle oyunun yasaklanmasından nefret ederdi. Bu, ona göre yaralanan bir süperkahramanın yaralandığı için ailesi tarafından kahramanlık yapmasına izin verilmemesi gibi bir şeydi. Bunları düşünürken Sintie'nin hâlâ ona bakıp bir cevap beklediğini gördü ve yeniden ana döndü. Sonra da yavaşlayıp Sintie ile beraber aşağıda kaldı, "Tamam, hadi." dedi ve Sintie ile beraber koşarak -daha doğrusu yarışarak- salıncaklara gitmeye başladılar. Sintie, aralardan giderek ve bazen Allan'dan hızlı koşarak boş olan salıncağa oturdu. Fakat Allan'ın sallanması gereken salıncakta kendinden küçük bir çocuk sallanıyordu. Allan, gene o kendine has sırıtışını yerleştirdi yüzüne, bir süre düşündükten sonra. Sintie gayet güzel bir şekilde sallanırken, Allan, sallanmayı bile beceremeyen küçük çocuğun yanına gitti ve kibar bir şekilde salıncaktan inip inemeyeceğini sordu. Çocuk onu umursamadan reddetmişti. Zaten Allan'ın da planı bu şekilde değildi. Çocuğa ilerideki bedava balon dağıttığını söyledi. Saf -belki gerizekalı- çocuk buna hemen kanıp salıncaktan atladığı gibi ilerideki baloncuya doğru koşmaya başladı. Baloncu ile salıncağın mesafesi fazla değildi. Onun için Allan hızlıca salıncağa oturdu. Çocuk geri dönene kadar Allan salıncakta sallanmaya başlamış, hatta hızlanmıştı bile. Çocuk geri dönerken Allan oralı olmamıştı bile. Normalde büyükler bu davranışını kötü bir hareket olarak nitelerdi ama şimdi yeni arkadaşıyla oynuyordu ve sümüklü bir küçüğün bunu engellemesine izin veremezdi. Gerçi kendisi de pek büyük sayılmazdı ama park standartlarına göre öyleydi. Büyüklük-küçüklük ve yaşları düşünürken Allan'ın aklına bir şey geldi ve hiç beklemeden, "Sen kaç yaşındasın?" diye sordu Sintie'ye bakarak. Sallanırken gayet eğlenen Sintie'nin onu duyduğundan emin değildi.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Sintie Marcelline

avatar

Kadın
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 56
Yaş : 22
Kan statüsü : Safkan.
Galleon : 5841
Ekspresso Puanı : 16
Kayıt tarihi : 05/09/09

MesajKonu: Geri: Kızıl Kıyamet   Salı 08 Eyl. 2009, 00:28

Allan'ın onayıyla birlikte, iyice yavaşlayıp dengeli hale getirdiği tahterevalliden atladı. Kuma batan ayakkabısının içine kaçan kumları umursamadan ve Allan'ı da beklemeden boş olan tek salıncağı kapmak için koşmaya başladı Sintie. Önlerine çıkan kalabalık çocuk gruplarından ve endişeli ebeveynlerden sıyrılarak, bekleyeni bayağı bol olduğu geriye kalan tüm salıncakların dolu olmasından belli olan oyuncağa, önce varmayı başardı. Hemen oturup zincirleri kavradı Fransız cadı. Ayaklarını kuma koyup gidebildiği kadar geri gitti, ardından yeri itip hızla ayaklarını öne doğru uzattı. Sallanmaya başlamıştı işte. Bacaklarını öne doğru giderken uzatıp, gerilerken büküyor hızını ayarlıyordu. Makul ölçüde bir hıza ulaştığında aklına Allan gelmişti ve aceleyle aşağıya baktı. Biraz önce başka bir çocuğun oturduğu salıncakta şimdi onun oturduğunu görünce kıkırdadı. Yeni arkadaşının park ve sokak kültürünü bilmesi hoşuna gitmişti. Ayrıca kendisiyle sırf anne babasıyla tanışabilmek için arkadaş olmaya çalışan çocuklardan da değildi. Hatta görünen o ki, kim olduğundan haberdar bile değildi Allan. Eh Sintie'nin de buna bir itirazı yoktu. Kısa sürede kendisiyle eş hıza erişen Allan'la uyumlu sallanabilmek için yavaşlayıp sonra yeniden hızlanması gerekmişti; ama sonunda birlikte geri ve ileri gider hale gelmişlerdi. Rüzgarı arkalarına aldıklarından sallanmak hem daha kolay olmuştu hem de daha yükseğe çıkabiliyorlardı. Bacaklarını sallayıp uçarmış gibi hisseden küçük cadının mavi gözleri duyduğu sesle Allan'a yöneldi. Yaşını sorduğunu görünce hiç beklemeden cevap verdi gururla. "Altı yaşındayım ben. Ya sen?"
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://hogwartsekspresi.editboard.com/bio-lar-f164/sintie-little
Allan Chloris

avatar

Erkek
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 32
Yaş : 22
Kan statüsü : Safkan.
Galleon : 5821
Ekspresso Puanı : 6
Kayıt tarihi : 05/09/09

MesajKonu: Geri: Kızıl Kıyamet   Perş. 10 Eyl. 2009, 00:34

Demek altı yaşındaydı Sintie. O hâlde Allan ondan büyüktü. Tabii bunu onu ilk gördüğü zaman ve Kısakız ismini bulduktan sonra da fark etmişti ama şimdi tespitlerinin doğru olmasının getirdiği gurur vardı içinde. Ve bu gurur sayesinde, biraz havalı bir biçimde konuşmaya başladı, "Ben de yedi yaşımdayım." dedi. Yaş konusu üstünde daha fazla durmadı ikisi de ve sallanmaya devam ettiler. Bir o yana, bir bu yana ilerlerken arada sırada hareketlerine ve dengesizliklerine gülüyorlar, birbirleriyle dalga geçiyorlardı. O an, Sintie'nin dikkatini başka bir yöne verdiğini fark etti ve o da aynı yöne doğru çevirdi gözlerini. Bir pamuk şekerci bekliyordu sessizce. Birkaç saniye içinde pamuk şekercinin önünü başka biri tıkadı. Biraz dikkatli bakında bunun, ona doğru ilerlemekte olan Sintie olduğunu anladı Allan. O aklına bir şey gelmişti ki, yeni arkadaşına bir güzellik yapmalıydı. Evet, bunu kesinlikle yapmalıydı. Salıncaktan indi ve ceplerini karıştırdı. En büyük penilerden bir ve küçüklerinden de iki tane vardı. Bu, yalnızca bir tane pamuk şekere yeterdi. Allan umursamazca omuzlarını sikti ve koşarak Sintie'ye yetişti, ikili yanyana yürüyerek pamuk şekercinin yanına varmışlardı bile. Allan, hiç gecikmeden büyük olan peniyi adama uzatıp bir tane pamuk şeker aldı ve onu Sintie'ye verdi. Başka alamayacağı için Sintie ile beraber oldukları yere oturdular. Sintie, pamuk şekerinden bir-iki ısırık almasından sonra büyükçe bir parça koparıp Allan'a uzattı. Bu ikramı anında kabul eden Allan, ağzı kulaklarında teşekkür etti Sintie'ye ve pamuk şekerinden payına düşeni yemeye koyuldu. Dışarıdan bakıldığında çok şirin bir görüntü oluşturmuşlardı. Bunu umursamayan Allan, Sintie'ye döndü ve Sintie'ye bir soru yöneltti.
"Şimdi ne yapalııım?"
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Ardelia Marcelline

avatar

Kadın
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 212
Yaş : 25
Galleon : 6262
Ekspresso Puanı : 0
Kayıt tarihi : 22/03/09

MesajKonu: Geri: Kızıl Kıyamet   Cuma 11 Eyl. 2009, 12:43

Hava aslında pek de sıcak değildi, günün erken saatlerinde. Yatakta kımıldanan iki küçük bedenin hışırtısı duyuluyordu yanlızca. Tam anlamıyla pembeyle döşenmiş, küçük lâkin iki bücür cadıya yetebilecek kadar büyük bir yerdi. Ardelia, burayı her seferinde Winx kızlarının kaldıkları odaya benzetirdi. Kokusunu duyumsar, gözlerini yumunca arkasında kanatları çıkıp onlardan birine dönüştüğünü hayal ederdi. Tam anlamıyla düşlerin gerçeğe dönüştüğü küçük dünyasıydı onun. Her zaman, pamuk kadar yumuşak ve bir peri kadar masum görünüşlü yüzünü pembe yastığının ardına saklardı. Altına giydiği pembe üzerine winx kızlarının olduğu eşofmanını da buruş buruş etmeyi ihmal etmezdi elbette. Sabah uyandığında bir kaç kez homurdanıp, tekrar gömülürdü melekler diyarında geçirdiği tatlı rüyalara.

İçeriden her sabahı aydınlatan, televizyondan gelen ses duyulabiliyor. Cindrella, tiz sesiyle bir şarkı mırıldanıyor ve ikinci homurdanışlar Ardelia'nın minik dudaklarından yavaşça süzülüyor. Sintié her sabahı olduğu gibi bu sabahı da aydınlatıyor gülücükleriyle ve güzel, büyük mavi gözlerindeki ışıltıyla. Hafifçe aralanmış dudaklarından bir kaç kelime dökülüyor Ardelia'nın, ancak Sintié duymuyor. Ardelia'nın tahta olduğunu düşündüğü pencerelerden içeriye bir esinti giriyor arada, titriyor yavaşça. Kalkıp pencereyi kapatmak bile gelmiyor aklına. Gözlerindeki uyku hala bitmemiş durumda. Bir cam misali saydam mavi gözlerinin üstüne doğru kapanmaya yelteniyor göz kapakları, ama direniyor Ardelia. Gün, eğlence, sohbet ve winx kızlarıyla geçirilen bir sabah artık başlamalı.

Marcelline ailesinin fertlerinin yaşadığı küçük evde adım sesleri yükseliyordu. Çevresine bakınan Ardelia, az önceki duyduğu seslere rağmen Sintié'ye dair hiç bir şey göremiyordu. " Sintié, gene beni almadan gitmissin. Pof!"
Melodik sesi sitem doluydu. Parka giderken unutulmaktan nefret ediyordu. Çünkü parkın yolunu henüz tam olarak bilmiyordu ki bu da parka giderken kaybolabileceğini gösteriyordu. Aldırmadan sevimli bir omuz silkişle beraber, ellerini göğsünde birleştirdi ve odasına çıktı. Üzerindeki winxli pijamalarını attıktan sonra, diğer eşyaların arasında pembe olmayan tek şeyi - çekmece - açtı. İçerisinde kendine bir mor t-shirt ve mavi etek bulduktan sonra, saçına rastgele taktığı turuncu tokasını çıkarmadan odanın kapısını vurup çıktı. Neredeyse ağlamak üzere olduğunu herkes anlayabilirdi. Gözleri dolmuş, küçük elleri tir tir titriyordu. Evin kapısını açmak için epey bir süre uğraştıktan sonra, tüm gücüyle çıktı ve kapıyı kapatmadan, çimenlerin üstüne ilerlemeye başladı. Elleri aynı pozisyonda, adımları ise küçük küçüktü. İçindeki korkusunu dindirmek adına ezbere bildiği Winx şarkısını söylüyordu. " Winx, tutusunca eleleee, bulutlar üzerindee sihirli yerleree ucalııııım wiiinx." Yanlış söylediği yerler oluşundan ne haberdardı ne de rahatsız. Bildiği gibi söylemek, dans etmek konuşmak kısacası bildiğini okumak minik Ardelia'yı anlatan sözlerdi. Bir hafta önce dört yaşına girmesine rağmen henüz "ş" ve "ç" harflerini söyleyemiyordu. "Ş" yerine "s" diyerek geçiştiriyordu. Bu da kesinlikle ona ayrı bir sempati katıyordu şüphesiz.

Adını dahi bilmediği ağaçlar tarafından gölgelendirmiş, boş bir taş yolda ilerliyordu tek başına. İleriden gelen, bir bebek arabasıyla yürüyen genç bayanı görünce yüzünün aydınlandığı fark edilebilirdi. Koşarak yanına doğru ilerledi, yüzüne sekiz dişinin ya da her ne kadarsa bütün dişlerinin görüneceği şekilde gülümsedi. Bayanın yüzündeki gülümseme de kesinlikle Ardelia'yı sevimli bulduğunu gösteriyordu. Küçük cadı, söyleyeceklerini bir anda döküldü. " Bayaan, simdi bana parka nereden gideceğimi söyler misiniiiiiiz? Sanırım kayboldum. " Bayanın yüzündeki şaşkınlık ifadesi bir anda artmıştı. Bu yaşta bir küçük kızın tek başına ne yapıyor olabileceğine şaşırmış olmalıydı. Dizlerinin üstüne, Ardelia'nın boyuna inerek bir eliyle saçını okşadı ve " Tek başına kaybolursun seni sevimli küçük kız, biz yani ben ve oğlum seni götürebiliriz. Haydi, gel peşimden." dedi. Ardından ise Ardelia'yı da yanına alarak parka ilerlediler. Ardelia tüm yürüyüş boyunca suskun kalsa da, ileride Sintié ile küçük bir çocuğun konuştuğunu gördüğünde var gücüyle koşarak yanlarına gitti. " Sintié, sen cok kötü bi kızsın. Seninle küstüm. Beni almadan gitmek yoktu haniiii?" Bakışları sert ve dudakları büzülmüş bir şekilde duruyordu. Sağ gözüyle çocuğu süzdükten sonra yüzünü tam anlamıyla ona dönerek " Heeeey sen Sintié'yi nerden tanıyo'sun? " dedi sorgular bakışlarıyla.

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Kızıl Kıyamet   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Kızıl Kıyamet
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Meadow Park-
Buraya geçin: