AnasayfaAnasayfa  EkspresEkspres  GaleriGaleri  SSSSSS  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 Sohrani Menya(Kurtar Beni)

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Maximilian Wildstein
Ravenclaw 6. Sınıf Öğrencisi
avatar

Erkek
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 340
Yaş : 27
Kan statüsü : "Safkan!"
Galleon : 6774
Ekspresso Puanı : 6
Kayıt tarihi : 20/07/09

MesajKonu: Sohrani Menya(Kurtar Beni)   Paz 22 Kas. 2009, 22:38

    Tarih: 30 Aralaık 1960
    Hava: Soğuk, kar yağışlı
    Kişiler: Maximilian Wildstein, Genevieve Tessa Malfoy

_________________



En son Maximilian Wildstein tarafından Çarş. 02 Ara. 2009, 12:07 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Maximilian Wildstein
Ravenclaw 6. Sınıf Öğrencisi
avatar

Erkek
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 340
Yaş : 27
Kan statüsü : "Safkan!"
Galleon : 6774
Ekspresso Puanı : 6
Kayıt tarihi : 20/07/09

MesajKonu: Geri: Sohrani Menya(Kurtar Beni)   Ptsi 23 Kas. 2009, 12:34

Kış şiddetini artırırken Londra sokakları günden güne boşalıyordu. Boşalan sokaklar genç âşıklarla serserilere yuva olmaktaydı. Adım adım yeni yıla yaklaşırken insanlar evlerine çekilmeye başlamıştı. Ortalık dışarıya çıkmak için pek güvenli değildi artık. Her gün yeni bir saldırı, yeni bir baskın haberi geliyordu. Gelecek Postası Bakanlık skandallarını ve nasıl olup da bu saldırıların faillerinin yakalanamadığını yazmaktan başka bir şey yapmıyordu. Politika kanadı güçsüzleşiyordu.

Max gözlüğü yaka cebine koup gazeteyi yüzünde ufak bir tebessümle bıraktı. Bugünü güzelleştirecek bir başka şey varsa, o da dün gece Edinburgh’da Muggle yerleşim yerlerine yapılan saldırı haberiydi. Bugün mutlu olmasının diğer sebebi ise Genn’le buluşacak olmasıydı. Araya giren dönemde birbirlerini çok az görebilmişlerdi. Ancak Max, bugün tüm açıkları kapamayı düşünüyordu. Bardağının dibinde kalan kaymakbirasını da bitirdi ve hazırlanmak için yukarı çıktı. Knockturn’e gideceklerdi, giyimine dikkat etmeliydi. Wildstein ailesi uzun zamandır Knockturn Yolu’na aşina olmuş bir aileydi. Daha da önemlisi Malfoy’ların kızıyla gezecek olması seçkin olması gereğini vurguluyordu. Gün boyunca neredeyse çok az ışık alan Wildstein evinin çatı katındaki odasına çıktı. Yer yer dökülmüş döşemeler, soyulmaya ve kararmaya başlamış duvar kağıtları buranın daha orijinal görünmesini sağlıyordu. Max odasının bu rutubetli ve eski görünümünü çok seviyordu. Gardırobunun gıcırdayan kapısını araladı. Gözünü cüppelerden ayırıp Muggle giysilerinin olduğu bölüme baktı. Siyah. Her zamanki gibi asil, seçkin ve buyurgan. Ailesiyle Fransa tatilinde aldığı takımlardan birini seçmişti. Açıkçası bunları almak çok zor olmuştu. Galleon’u Muggle parasına çevirecek bir yer bulamamışlardı. Üstelik annesi tezgâhtarın anlayışsızlığına o kadar kızmıştı ki az daha Paris’in orta yerinde bir dükkândaki Muggle’a Avada Kedavra uygulayacaktı. Babası ona Muggle’ın ölmeye bile değmez olduğunu söyleyip karısını sakinleştirmişti. Geçmişin verdiği tebessümü kabul edip dudaklarının kıvrılmasına izin verdi.

Sarı beyaz saçlarını da geriye doğru tarayıp her zamanki görünüme kavuşmasını sağladı. Teni ve saçları öylesine bir uyum içerisindeydi ki Max ailesinde Rus kanı olupolmadığını merak etti. Bunu annesine danışmak üzere aklının bir ucuna not etti. Evlenip bir Black olan Wilhelmina* teyzesinin geçen yıl Genn’le çıktığını öğrendiğinde hediye ettiği muhteşem kokuyu boynuna ve bileklerine sıktı. Şimdi tamamen hazırdı. Askıda duran kışlık pelerinini omzuna aldı ve dışarı çıkmak üzere aşağı kata indi. “Anne, ben çıkıyorum.” Cevap beklemeden şömineye yürüdü ve yeşil tozdan alıp nazikçe dalgalanan alevlerin içine attı. Kendisi de hoş bir sıcaklık veren ama yakmayan şömineye girip “Knocturn Yolu!” dedi. Yeşil şimşekler, bedensiz vücutlar ve nereden geldiği belli olmayan sesler arasında uçuştu ve bir saniye sonra ayaklarının yere değdiğini hissetti.

Knockturn’ün o tanıdık kokusunu içine çekti. Küf kokuyordu, pislik kokuyordu ama yine de anlaşılmaz biçimde çekiciyi. Siyah ayakkabıları taş zeminde takırdayarak ilerledi. Bir yandan tanıdıklara gözleriyle selam veriyor, diğer yandan seçtiği giysinin ve soyadının insanlar üzerinde yarattığı etkinin tadını çıkarıyordu. O gelirken yana çekilmiş olan bir koftinin yanından memnuniyetle geçti. Kar usulca Knockturn Yolu’na düşüp erirken memnuniyeti her geçen saniye daha da artıyordu. Ama bunun keyfini istediği kadar çıkaramamıştı. Genn’le buluşacağı restorana geldiği için sokaktan ayrılmak zorundaydı. Hafif bir zil sesiyle açılan kapıdan içeri girdi. Hemen yanında beliren görevliye, “Maximilia Wildstein, iki kişilik rezervasyonum vardı.” dedi. Pelerinini de aynı görevliye teslim edip onu izledi. Her zamanki gibi annesinin zevkine uymuş, onun istediği masayı seçmişti ve görünüşe bakılırsa pişman da olmayacaktı. Cam kenarındaki masaya oturdu. Sokaktan geçenler belli etmemeye çalışarak onu işaret ediyorlardı. Onlara dikkat etmeye çalışarak Genn'i beklemeye başladı.


*Wilhelmina Black NPC karakerdir.

_________________



En son Maximilian Wildstein tarafından Perş. 07 Ocak 2010, 22:28 tarihinde değiştirildi, toplamda 3 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Genevieve Tessa Malfoy
Slytherin 5. Sınıf Öğrencisi
avatar

Kadın
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 487
Yaş : 27
Kan statüsü : Safkan
Galleon : 7558
Ekspresso Puanı : 15
Kayıt tarihi : 14/06/08

MesajKonu: Geri: Sohrani Menya(Kurtar Beni)   C.tesi 28 Kas. 2009, 18:18

Ah, je vous remercie beaucoup Mme Broderick

Mükemmel fransız aksanıyla birleştirmişti sözcükleri. Kadının gösterdiği muhteşem görselliğe karşı kayıtsız kalamazdı sonuçta. Avuçları arasında düzgünce tuttuğu gece mavisi elbise ile henüz şimdiden bir leydi havasına bürünmüştü. Elbisenin özenle paketlenmesini izleyip herşeyin olağan olduğuna kanaat getirir getirmez, kısa boylu şişman kadına küçük bir gülümseme belirtisi gösterdikten sonra dükkandan hızla uzaklaştı. Dışarısı o kadar soğuktu ki, Fransa yılın bu aylarında gerçekten çekilmez bir hal alıyordu, özellikle etrafta gezen mugglelar bunu bire bin arttırıyor gibiydi. Lakin Fransa'nın insanı kendisine çeken özel bir yanı vardı. Işıltılı paris sokakları insanın içini belki de nereden geldiği belli olmayan garip bir mutlulukla dolduruyordu. Hayat burada daha bir farklı, daha bir yaşanasıydı belki de. Elbetteki yanında, kendini her koşulda iyi hissetmeni sağlayacak birisi olduktan sonra yaşanılasıydı. Ve o kişi bu ülke sınırlarında dahi değildi. İşte bu yüzden de asıl hayat tam olarak Londra da atıyordu. Çünkü aşk tam olarak orada varolmaktaydı Genn için.

Zarif vücudunun her bir bölgesini tam olarak hissettiğinde, hızlıca ilerliyordu malikhane koridorlarında. Neyse ki büyücülük dünyasının en büyük faydalarından birisi de hiç kuşkusuz seyahat edebilme özgürlüğü ve bu özgürlüğün sadece saniyeler içinde gerçekleşmesiydi. Odasına ulaşır ulaşmaz elinde tuttuğu paketi zarif bir hareketle açarak elbiseyi vücuduna yerleştirdi. Sadece dakikalar sonra hazırdı, yüzünde alışılmamış bir gülümsemeyle birlikte son rötuşları da tamamlamanın verdiği zevkle tekrar düşündü yaşayacağı bu günü. Ah ne kadar da güzel bir gün geçirecekti hayallerine göre. Sevdiği erkeğin yanında, kollarının arasında, gözleri gözlerine kenetlenmiş bir halde, tüm dünyayı umursamadan güzel bir gün onları bekliyordu. Evet, bu gün tam olarak böyle geçmeliydi. Bütün odaya yankılanan ayak sesleriyle irkilmişti, bu saatte onu rahatsız etme cürretini kim gösterecekti gerçekten merak ediyordu, hele de Max ile buluşacağı bütün aile tarafından bilinirken. Bir elin kapıda zarifçe bıraktığı sesleri dinledi ve yavaşça dudaklarını oynatarak 'İçeri gelin lütfen' diyebildi. İnce kaşları hafiften çatılmıştı sanki. Kimseyle uğraşacak hali yoktu ki, sonuçta böyle bir günde kimseyi çekemezdi. Gelen kişiye şaşırmıştı, yıllardır onu bu odanın sınırları dahilinde görmemişti ki. İlgisizlik nefrete yol açabilir miydi? Eh Genn için bunun cevabı açıkça belliydi sonuçta. Yıllar yıllar önce taptığı büyükbabası şimdi ise yüzünü dahi görmek istemediği bir varlık halini almıştı. Küçükken gösterdiği ilginin azıcığı bile mutlu etmeye yeterdi Genn i belki ama artık herşey için öylesine geçti ki...'Evet Büyükbaba, bir şey mi istemiştiniz acaba?' Yılların verdiği tecrübeler, anılar yüzünde tamiri mümkün olmayan izler bırakmıştı. Kimisi ince çizgiler, kimisi ise iyilik ve kötülüğün çarpışması sonucu oluşan küçük yaralar. Fakat büyükbabası bu izlerle o kadar çok gurur duyardı ki, her zaferinde belki de yenisi eklenirdi vücuduna fakat o izleriyle, galibiyetleriyle mutluydu. Peki ama buraya gelmesinin sebebi neydi? Eh küçük torununu özlemiş olamayacağına göre, önemli birşey olmuş olmalıydı. 'Demek Wildstein Ailesi. İyi seçim Genevieve, seni bu seçiminden dolayı gerçekten kutlamak isterim. Ailemize ve ailemizin görüşlerine yakışır bir kişiyle birliktesin. Umarım bu büyü hiç bozulmaz. Bu arada elbisenle gerçekten muhteşem görünüyorsun. Küçük Wildstein çok şanslı bir erkek.' Bu kelimeleri bir arada duymak gerçekten de şaşırtıcıyd, hemde Theodore Alfred Malfoy'dan. Lakin atladığı birşey vardı ve bu gözden kaçamayacak kadar acı vericiydi.

'Biliyor musun, bu yıl Max ile 5. yılımız ve sen herşeyden yeni haberdar oluyorsun. Gerçekten tebrik ederim, beni bu kadar önemsediğin için binlerce kez teşekkür ederim. Belki Maximilian benimle olduğu için şanslı, ama ben seninle olduğum için o kadar şanssızım ki. Herneyse şimdi buradan gitmem lazım yoksa Wildstein ailesinin biricik oğlu beni beklemekten sıkılıp sizlerin istemeyeceği o şeyi yapacak. Benden ayrılmasını istemezsiniz değil mi? Çünkü çıkarlarınız için en doğrusu bu. Keşke birazda benim tarafımdan bakabilseydiniz.'

Adamın konuşmasına dahi izin vermeden kendisini Londra sokaklarında buldu. Bu buluşma için biraz fazla mı gösterişli olmuştu acaba. Öyle olsa bile şuan için pekte umurunda değildi. Hem sonuçta bir Malfoy kızı herzaman asil kişiliğini yansıtmalıydı. O yüzden de bu gibi küçük şeylere takılmak biraz can sıkıcıydı. Şuan kendisini mutlu edebilecek tek birşey vardı ve zaten her adımıyla birlikte ona daha bir yaklaşıyordu. Knockturn e adım atar atmaz, birçok büyücünün meraklı bakışlarını üzerinde hissetmişti. Aslında bundan şikayet ettiği söylenemezdi çünkü girdiği ortamda kendisini belli etmek bir kızın isteyeceği hayallerinden birisiydi sonuçta. Eh Genevieve gibi bir kızın bunu hayal etmesine olanak yoktu çünkü bu kendiliğinden olagelen birşeydi sonuçta. Uzun sarı saçları ve delici mavi gözleriyle öylesine ilgi çekiciydi ki. Üzerine geçirdiği beyaz manto heryerden kendisini belli eden son derece pahalı bir kıyafetti. Eh biraz farklı olmaktan ne zarar gelirdi ki, hem de heryerde siyah giyen insanlar varken. Restauranta ulaştığında yavaşça açılan kapının peşine takıldı ve bedeni saniyeler içerisinde soğuktan sıcağa teslim etti kendisini. Mantosunu siyahlar içindeki adamın yardımıyla çıkardı ve birkaç saniye sonra ise incecik bir sesle 'Wildstein adına rezerve edilmiş masa lütfen.' adam derhal kendisini takip edilmesini işaret eden bir hareketle bayana yol göstermiş ve Maximilian'ın yanına kadar eşlik etmişti kendisiyle. Güzel bir mekandı burası. Eh sonuçta Max'in seçimlerine güvenmemek bir aptallık olurdu. Öylesine gözalıcıydı ki bugün. Altın sarısı saçları geriye doğru taranmış ve pürüzsüz yüzü ortaya çıkmıştı bu sayede. Mavi gözleri öylesine sıcak bakıyordu ki, eritiyordu adeta içini. Her ikisininde yüzüne yayılan küçük bir gülümseme ile daha da artmıştı sevgilisine olan özlem duygusu. Evet karşısındaydı, tam olarak gözlerinin içine bakıyordu ama bitmemişti o özlem duygusu. Ona dokunmadıkça da geçecek gibi değildi. Birbirlerine sarıldıklarında ise sanki yıllardır bugünü bekleyen iki aşıktan farksızlardı. O muhteşem kokusunu hissediyordu her bir zerresinde. Gerçek aşk bu diye düşündü. Herşeyden öte sadece onunla olmak istemek, dünya üzerinde sadece iki kişi olmayı istemekti. Dudaklarına hızlı ve ıslak bir öpücük kondurur kondurmaz birbirlerine sıcacık bir gülümseyle baktıktan sonra masalarına yerleştiler ve o anın tadını çıkarmaya başlayabilirlerdi. 'Seni öylesine özledim ki Maximilian Wildstein, lütfen bir dahakine bu kadar uzun süre görüşmemezlik yapmayınız beyfendi.'

_________________

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Maximilian Wildstein
Ravenclaw 6. Sınıf Öğrencisi
avatar

Erkek
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 340
Yaş : 27
Kan statüsü : "Safkan!"
Galleon : 6774
Ekspresso Puanı : 6
Kayıt tarihi : 20/07/09

MesajKonu: Geri: Sohrani Menya(Kurtar Beni)   Çarş. 02 Ara. 2009, 12:06

”HOGSMEADE’DE CİNAYET!
Geçtiğimiz ay toplumsal önemi olan bir festival için ülkemize gelen ses sanatçısı Gabriel Florent De Beau’nun cesedi bulundu. Konserin hemen sonrasında ortadan kaybolan ve kendisinden haber alınamayan De Beau’nun cesedi, koku yayması nedeniyle Bağıran Barıka’nın yakınındaki bir eşikte olduğu fark edildi. Sihir Bakanlığı konuda bir açıklama yapmazken, katillerin iki kişi olduğu tahmin ediliyor. Muhabirlerimizin gözlemlerine göre arazide boğuşma izi yok. Bu nedenle ünlü sanatçının tanıdığı biri tarafından veya aniden, asa çıkarmaya fırsat bulamayacak kadar hızlı öldürüldüğü anlaşılıyor. Fransa Sihir Bakanı Uluslar arası Büyücüler Konfederasyonuna davayla ilgilenmeleri için başvuracağını söyledi. Önümüzüdeki günlerde Bakanımızın başı çok ağrıyacak gibi görünüyor.”


Gazeteyi yerine koyarken ‘Budala’ diye içinden geçirdi Max. Zamanlama hatası ve kibiri yüzünden o artık bir ölüydü. Aile içi ve aile dostlarıyla yapılan toplantılarda bu adamdan bahsedilmişti. Öldürüldüğünün ertesi günü kendi tarafındaki herkes bu adamın katlinden haberdardı. Karanlık Lord’un bunu yapan kişileri de yanında görmek istediği dedikodusu ise almış başını gidiyordu. Max onlardan daha iyi bir katil olacağını düşünmekten kendini alamadı. Reşit olmasına az bir zaman kalmıştı ve hala Karanlık Lord’la görüşememiş olması canını sıkıyordu. Elbette ailesinin onlar arasındaki konumunu bilmediği için ne yapması gerektiğini de bilmiyordu.

Gün batımı yavaşça yaklaşırken Knockturn Yolu insandan arınmaya başlamıştı. Havanın erkenden kararması da canını seven insanlar için özel bir önem arz ediyordu tabii. Genn’i beklerken boşalan sokağa bakındı. Şimdi insanlar ilgiyle birine bakıyor, geçmesi için ona yol veriyorlardı. Birkaç saniye geçmişti ki kalabalığı böyle etkileyenin kim olduğunu gördü. Malfoy Kızı Knocturn Yolu’ndaki tüm gözler kendisine çevrilmiş olarak restorana doğru süzülüyordu. Gözlerinden güç saçarak dükkana girdi. Max onun bu halini görünce gülümsemekten kendini alamadı. Mantosunu alan görevliye tiz fakat buyurgan bir sesle rezervasyonu hazırlanmış olan masayı sordu. Her halinden buy buyurgan tavırlı küçük kızdan etkilenmiş olduğu belli olan-ki etkilenmemek imkan dışıydı- görevli kendisini takip etmesini söyleyerek Genn’i Max’e yaklaştırmıştı.

10 adım öteden gözlerinin içinden gelen okyanus kokusunu alabiliyordu. Ölesiye içine çekti. Kokunun burnundan girip bütün vücuduna yayılmasıyla, her bir hücresi, her bir zerresi tekrar Genn’in aşkıyla, ona sarılma ve dudaklarını birleştirme isteğiyle doldu. O an Max, gerçekten de geri kalan beş buçuk milyar dünya insanının önemi olduğunu fark etti. Modern zamanın Adam ve Eve’i olarak karşı karşıyaydılar.

Yerinden kalktı ve sıkıca bir sarılmayla tenini teninde hissetti. Bir anda damarlarında gezinen kan kırbaçlanması gereken ateşe döndü ve söndü. Dudaklarında onunkileri hissetti. Hızlı ve küçüktü ancak uzun süren görüşememenin verdiği özlemi gidermeye yetmişti. Sandalyesini tutup oturmasına yardım etti ve sonra kendi de yerine geçti. “Seni öylesine özledim ki Maximilian Wildstein, lütfen bir dahakine bu kadar uzun süre görüşmemezlik yapmayınız beyfendi.” Max küçük kahkahasını engellemedi. ”Belki inanmayacaksınız matmazel ama geçtiğimiz aylar benim için dünya üzerinde olabilecek tek işkenceydi. Neyse ki şu an gözlerimin önünde ve sapasağlamsın. Seninle beraber olmadığım her an seni düşündüm, nasıl, ne yapıyor, güvende mi diye. Biliyorsun seherbazlar iyice tozuttu. Geçen gün bizim evi arayıp babamı götürmekle tehdit ettiler. Ama bunca zamanlık görüşemeyişimizi bunları konuşarak geçirmeyeceğiz herhalde.” Max bir an sustu. Daha sonra gözlerini Genn’in derin bakan gözlerine kilitledi. ”Sen gelirken insanların sana nasıl baktığını gördüm. İşte o an gerçekten seni sevdiğimi ve sonsuza kadar beraber olmamız gerektiğini anladım Genn. Seni hiç bırakmak istemiyorum.”



_________________



En son Maximilian Wildstein tarafından Çarş. 09 Ara. 2009, 20:22 tarihinde değiştirildi, toplamda 3 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Genevieve Tessa Malfoy
Slytherin 5. Sınıf Öğrencisi
avatar

Kadın
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 487
Yaş : 27
Kan statüsü : Safkan
Galleon : 7558
Ekspresso Puanı : 15
Kayıt tarihi : 14/06/08

MesajKonu: Geri: Sohrani Menya(Kurtar Beni)   Salı 08 Ara. 2009, 17:14

Daha önce hiç kimseden görmediği ilgiyi ve sevgiyi görmüştü Max te. Belki de ona olan bağlılığın sebebi buydu, birbirlerine olan hiç bitmeyecek bağlılıkları. Sevgidende öte, sanki aynı anda şekillendirilmiş, aynı anda bir çok özelliği yerleştirilmiş, bedenlerinde taşıdıkları uçsuz bucaksız ruhları. Hani derler ya kalbin, o kişiyle beraber atması. Belki de ikisini tanımlayan buydu, iki beden ve sadece küçücük, dünyalara bedel bir yürek. Evet, belki ideolojileri diğer insanlardan farklıydı, belki ölümün tek çare olduğuna inandıkları birer inançları vardı fakat her ikisi de iyiliğin bir nebze olsun içlerinde barınmasına izin vermekteydi, sevginin...Mavi gözleri öylesine güzeldi ki, içlerinde kaybolmamak olası bile değildi sanki. Saniyeler geçmek bilmiyordu. Elbette ki bu durum yadırganacak birşey değildi aksine zamanın böylesine yavaş akıyor olması, mutluluğun en dipsiz kuyularını göstermişti Genn'e. ”Belki inanmayacaksınız matmazel ama geçtiğimiz aylar benim için dünya üzerinde olabilecek tek işkenceydi. Neyse ki şu an gözlerimin önünde ve sapasağlamsın. Seninle beraber olmadığım her an seni düşündüm, nasıl, ne yapıyor, güvende mi diye. Biliyorsun seherbazlar iyice tozuttu. Geçen gün bizim evi arayıp babamı götürmekle tehdit ettiler. Ama bunca zamanlık görüşemeyişimizi bunları konuşarak geçirmeyeceğiz herhalde.” Aslında bir yandan kızgındı Maximilian'a. Sonuçta kendilerine verilmiş eşsiz yeteneklerini, kendisini ziyaret etme gibi gerçekleştirmesi kolay bir vukuyla gösterebilirdi. Ama ne olursa olsun, şuan Onun gözlerinin içine bakıyor olmak bütün bunları unutturmakta o kadar etkiliydi ki. Sanki yeryüzünde tek çift onlardı, tek soluk onlarınkiydi, yeryüzündeki tek arzu birtek kendileri için yaratılmıştı sanki...”Sen gelirken insanların sana nasıl baktığını gördüm. İşte o an gerçekten seni sevdiğimi ve sonsuza kadar beraber olmamız gerektiğini anladım Genn. Seni hiç bırakmak istemiyorum.” Bir an olsun ayrılığı hissetti. Ne kadar da acı vericiydi böyle. Karşısında oturan yakışıklı genç bunu ima etmek istememişti belki, lakin bir an olsun gözlerinden o hüzünlü ayrılık sahneleri geçiverdi, elinde olmadan. Binbir çeşit ayrılık senaryoları. Sonu ölümle, kayboluşla ve en acısı terk edişle biten sonlar. Bunları düşünmek için hiçbir sebep yoktu oysaki. Belki de düşünmek, eyleme dönüştürmeyi engellemede yol göstericiydi. Evet, evet. Bunları düşünmek, gerçekleşmesini engellemek için birebirdi. Sonuçta içinde duyduğu acı ve hüzün duyguları, ayrılığı engelleyebilirdi. Sonucunu bildiği bir durumu da gerçekleştirecek kadar aptal değildi sonuçta. ''Son günlerde artan olaylar yüzünden, ailemin rahatsız ediliyor olması hiç hoşuma gitmiyor. Sizin yaşadığınız kadar belli bir baskı altında değiliz fakat insanların bize olan davranışlarında da büyük farklılıklar oluşmuş durumda. İnanır mısın, artık o saçma sapan bulanıkları bünyesinde barındıran okul bile bizim için rahat bir ortam oluşturmuyor. Son yaşananlardan sonra yoldaşlık amansız çalışmalarına hız kazandırmış. Aman ne gerekli.''Malfoy ailesinin karanlık tarafa olan yatkınlığını bilmeyen olmadığına göre, bu tür karanlık taraf eylemlerinin de ele başını çektiklerini anlamayanın olmadığını varsaymak içten bile değildi. Fakat bunun önemi yoktu. Kanıtlanamayan hiçbirşey yargılanmayı beraberinde getiremezdi. Evet, gördükleri saygıdan hiçbirşey eksilmiş değildi lakin insanların korkulu bakışlarından da sıkılmıştı artık. Birçok büyücü birgün bende bunlar tarafından öldürülür müyüm kaygısı içindeydi. Belki ölümü kendilerinin elinde olacaktı fakat bu kaygılarını ailesi de dahil Genn e yansıtmak sadece, onlara olan kinlerini tetiklemekten başka birşey yapmıyordu. Ne yani, onlar kendi saflarına geçtilerde, ölümün soğukluğunu mu tattılar. Bir iki aptalın tarafına geçip, dünyayı onların eline hediye olarak vermelerinin neresi kutlanabilirdi ki. Lordu kabul etmeyenler birgün cezalandırılmalıydı. Ve işte bunun içinde büyük bir zevk duyuyordu ya zaten. Birgün, elbet birgün bazılarına kendi elleriyle vereceği ölümü düşünüp kendi kendine mutlu oluyordu aslında. Max ile ne kadar iyi bir ikili oluşturdukları burda da gösteriyordu işte kendisini. Cehennemin reşit olmayı bekleyen iki zebanisi yola çıkacaktı dünyayı yaşanılası kılmak için..

''Ah, herneyse bu konuları konuşmak için burada değiliz sonuçta. Bunları tartışmak için artık önümüzde bolca zaman olacak nasıl olsa. Nerede kalmıştık? Ah evet, seni bırakmak mı? Düşüncesi bile korkunç sevgilim. Sensiz bir hayatı inan ki düşünemiyorum bile. Yıllar önce neyi keşfettim biliyor musun Max? Artık ben diye birşey yok, biz diye bir olgu var. Çünkü ikimizde birbirimiz olmadan tam değiliz artık. İstesen de benden kurtulamazsın. Biz ayrılamayız, ayrı iki bedenin tek ruhuyuz çünkü.'' Pek sık göstermeye yeltenmediği o gülümsemesini sergiledi sevgilisine. O masum ve hayranlık dolu gülümsemesini. İçinde sadece aşk ve saflık bulunan bir bakıştı bu. Maximilian öyle bir insandı ki, bütün sorunları, bütün huzursuzlukları unutturabilen tek canlı varlıktı. Bazılarının sandığının aksine muhteşem denilebilecek bir hayatı yoktu. Dışarıdan bakıldığında, hiçbir eksiği olmayan bir kız görülebilirdi, hayatı sadece oluruna göre yaşayan bir bireyde değildi. O muhteşem hayatının altında o kadar çok karanlık kuytu köşe vardı ki, birşeylere tutunamamak bir hayatı bile yok edebilirdi belki de. Ve tutunduğu tek dal ise hiç kuşkusuz Max ten başkası değildi...




_________________

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Maximilian Wildstein
Ravenclaw 6. Sınıf Öğrencisi
avatar

Erkek
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 340
Yaş : 27
Kan statüsü : "Safkan!"
Galleon : 6774
Ekspresso Puanı : 6
Kayıt tarihi : 20/07/09

MesajKonu: Geri: Sohrani Menya(Kurtar Beni)   Çarş. 09 Ara. 2009, 12:00

Max artık biliyordu. Genn’in sonsuzluk kadar derin mavi gözlerine bakarken bildiğini fark etti. Dünyanın yaşamış olduğu çağlar, bin yıllar boyunca hiç kimse kimseyi onun sevdiği kadar derinden, umarsız ve hatta karşılıksız sevmemişti. Zamanın ötesinde bir yerlerde seviyordu onu. Mekanın ortadan kalktığı bir yerde seviyordu. Ve İlk günden başlayıp kıyamete kadar seviyordu. Gerçeği söylemek gerekirse Genn’de kendini bulmuştu Max. Sorunlu ailelerin verdiği ihmal edilmişlik, şımartılmışlık, beyinlerine kazınmış ve vazgeçilmez öldürme dürtüsü, sonsuza kadar nefret… Bir başka bedende form bulmuş halini görüyordu onda, korkusuz, umarsız ve başına buyruk. Asilliğinin, kanının onu kendine çektiği ilk günlerde, çocukluğun bilinçsiz hallerinde birbirlerine sığındıklarında anlamıştı geri kalan hayatlarının beraber yazıldığını. Kadere inanmazdı Max; ancak kader böyle güzel şeyler de çıkartabiliyorsa karşısına, itiraf etmeliydi ki ona biraz yakınlık gösterebilirdi.

Bir an, sadece bir an sevgilisinin -bu kelimeyi bir daha düşünmemeye karar verdi; çünkü kendisine Hogwarts’ta iç içe geçmiş adeta birbirini yiyen geri zekalı çiftleri hatırlatıyordu- ait olduğu kişinin yüzünde umutsuzluğu ve hüznü gördü. Lavanta kokulu dudaklarını merakla araladı, ancak konuşmadı. Yoksa onun duyduğu ve gün yüzüne çıkarmaktan korktuğu şeyleri mi dile getirecekti? Bugünlerde insanlar çok fazla şey konuşup olur olmaz sözler sarf etse de Max düşündüğü şeyin gerçekleşme ihtimalinden öylesine korkuyordu ki, inanmakla inanmamak arasında sıkışıp kalmıştı. Neyse ki Genn onu şimdilik sakinleştirecek şekilde konudan uzak, ama yeterince uzak olmayan şeyler söyledi. ''Son günlerde artan olaylar yüzünden, ailemin rahatsız ediliyor olması hiç hoşuma gitmiyor. Sizin yaşadığınız kadar belli bir baskı altında değiliz fakat insanların bize olan davranışlarında da büyük farklılıklar oluşmuş durumda. İnanır mısın, artık o saçma sapan bulanıkları bünyesinde barındıran okul bile bizim için rahat bir ortam oluşturmuyor. Son yaşananlardan sonra yoldaşlık amansız çalışmalarına hız kazandırmış. Aman ne gerekli.'' Duyduklarına ne cevap vereceğini bilemedi. Bu konuşmanın sonunun nereye varacağını kestirmeye çalışıyordu. Malfoy ailesi, baskı altında… Düşüncelerini kanıtlar nitelikte sözler… Bir kez daha dudaklarını araladı; lakin sormaya cesaret edemedi. Sanki bunu sormaması gerçekleşmesini önleyecekmiş gibi bir yargıya kapılmıştı. Yollarını beraber çizmiş bu iki ölüm meleğinin ayrılması söz konusu olabilir miydi? Hayır, bu ıstırap yaşamasını imkansız kılardı. Görüşmelerine engel olacak herhangi bir şey Max’in dünyanın yeniden yaratılmasını gerektirecek kadar hasar vermesine yeterdi. Asası ve kendine güveniyle yapamayacağı şey yoktu. Peki ya daha kötüsüyse? Ya emir büyük yerden geliyorsa? Ya Lord Malfoyların toplumdan soyutlanıp gitmesini istiyorsa? Ona da karşı gelebilir miydi? Yapardı. Ama bunun sonucunda başka büyük bir şeye tahammül etmek zorunda kalırlardı. Ak sakallı salak herif ve onun hizmetkârlarının korumasına sahip olmasını gerektirirdi. Zira Lord’a karşı gelirse onları Lord’un gazabından koruyacak tek şey Dumbledore’un koruması olurdu. Tabi bunu da karşılıksız yapmazdı. ’Karanlık Tarafı tamamen bırakmanı istiyorum Max… Bir daha asla onun adını ağzına almamanı istiyorum Max… Hayatını bizim gibi masumca yaşamanı istiyorum Max…' Hem o koruma altına alsa bile Yoldaşlık üyelerinin kınayan, sorgulayan, ‘bunların burada ne işi var?’ dercesine tiksindirici bakışlarını kaldırabilir miydi?

''Ah, her neyse bu konuları konuşmak için burada değiliz sonuçta. Bunları tartışmak için artık önümüzde bolca zaman olacak nasıl olsa. Nerede kalmıştık? Ah evet, seni bırakmak mı? Düşüncesi bile korkunç sevgilim. Sensiz bir hayatı inan ki düşünemiyorum bile. Yıllar önce neyi keşfettim biliyor musun Max? Artık ben diye bir şey yok, biz diye bir olgu var. Çünkü ikimizde birbirimiz olmadan tam değiliz artık. İstesen de benden kurtulamazsın. Biz ayrılamayız, ayrı iki bedenin tek ruhuyuz çünkü.'' Ardından gelen gülümseme, yalnız onun için aksiliğini bırakıp tozlu sandıklardan çıkardığına inandığını gülümsemesi içindeki yanlış yöne kayan bütün düşünceleri kaldırdı. O da şekilsiz dudaklarının hafif bir kıvrımla gülümsemesine izin verdi. Sonsuza kadar beraber olmak düşüncesi içini ısıtmıştı. Kendisine verilen tek ve en güzel hediyeydi Genn. Zamanın ötesine kurulan bir köprü için ilk adımdı. Hayattı. Elini masanın üzerinden uzatıp yansımasının sıcak elini tuttu. “Hadi gidelim Genn. Bugün kendimizi bu aptal hayattan soyutlayıp yalnızca kendimizi düşünelim, gelecekmiş, yoldaşlıkmış, Lordmuş kaygıları olmadan." Bir an için son kelimeye söylediğine emin olamadı. Bir kez kanına işledi mi çıkmayan umarsızlıkla devam etti. “Niye bir restoranda oturup vaktimizi harcıyoruz ki? Dışarıda yapılabilecek onca şey varken… Kimseye haber vermeden hayatımızın en pervasız gününü yaşayalım. Mesela, hadi Paris’e gidelim, Eiffel’e. Veya Roma’ya, aşıklar çeşmesine bozuk para atalım. Sadece hayata uğramış iki turist olup her şeyden soyutlanalım. Kimsenin bizden beklemeyeceği şeyleri yapıp onları aldatalım." Muzipçe gülümsedi. "Eğer bunu yaparsak peşimdeki birkaç adamı da atlatmamız gerekecek. Zannediyorum ki hem Dumbledore hem de annem peşime adam taktı. Belki onlara birkaç uğursuzluk büyüsü yapıp günün daha da renkli hale gelmesini sağlayabiliriz. Var mısın?"


_________________

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Genevieve Tessa Malfoy
Slytherin 5. Sınıf Öğrencisi
avatar

Kadın
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 487
Yaş : 27
Kan statüsü : Safkan
Galleon : 7558
Ekspresso Puanı : 15
Kayıt tarihi : 14/06/08

MesajKonu: Geri: Sohrani Menya(Kurtar Beni)   Salı 29 Ara. 2009, 14:14

O'nu hak edecek ne yapmıştı ki? Daha henüz küçücük bir bebekken karanlık bir dünyaya doğmuş, karanlığın kucağında büyümüştü. Eh haliyle de kaybolmuştu o tatlı sevimliliği yıllar içerisinde. Yerine kendisini düşünmekten başka bir şey yapamayan, aciz bir zengin züppesi çıkagelmişti. Hayatında iyiliğe dair yaptığı tek bir eylem yoktu. En azından böyle kazınmıştı unutulmaya yüz tutmuş hatıralarına. Hem neresini hatırlayacaktı ki anılarının, çalışanlarına nasıl eziyet ettiğini mi, hayvanlara işkence ettiğini mi, ailesinin her sözüne itaat edip nasıl bencil bir varlığa dönüştüğünü hatırlatan o birbiri içerisinde özverili bir şekilde erimiş hatıraları mı anacaktı yani? Hiç sanmıyordu Genn, aksine unutmak istiyordu hepsini. Elbette ki değişecek değildi bu kadar zamanın ardından. Sadece kendisini daha iyi(!) hissetmek adınaydı bu çabası. İşte böyle bir dünyanın içine gelmişti Max. Eh o da sütten çıkmış ak kaşık değildi sonuçta. Fakat ilginç bir şekilde birbirlerini tamamlıyorlar, eksiklerini gideriyorlardı. Kötülük her zaman kötüyü doğuracak değildi ya, işte bu sefer başka bir güzelliğe gebeydi. “Hadi gidelim Genn. Bugün kendimizi bu aptal hayattan soyutlayıp yalnızca kendimizi düşünelim, gelecekmiş, yoldaşlıkmış, Lordmuş kaygıları olmadan." Aptal hayat... Gerçekten de mükemmel bir tanımdı bu içinde bulundukları durumu anlatan. Çünkü birilerinin çıkarı uğruna hayatlarını feda ediyorlardı hiç düşünmeden. Peki ya bu ne kadar doğruydu ki? Ne yani Lord bütün dünyanın hâkimi olacak diye böylesine bir hayatta kalma savaşı vermek gerekli miydi? Hem dünya iyilerin elinde olsa, şimdikinden farklı olmazdı herhalde yaşantıları. Belki de daha mutlu olurlardı. Fakat lordu sorgulamak, yapılmaması gereken en önemli kısaslardan birisiydi sonuçta. Ve bunu kabul etmekte en büyük zaaflarından birisiydi işte. Ama bir yandan da hiçbir kaygı olmadan sadece sevgilisiyle geçireceği zamanları düşünmeden de edemiyordu. Sonuçta sonsuzluğa kadar erişemeyecekti insan vücutları. Bir gün yok olup gidecek, toprakla bütünleşip eriyecek ve kaybolacaktı hiçlikte. O zamana dek böylesine gereksiz şeylerle uğraşmak büyük saçmalıktı fakat doğduğu dünya böyle dönmüyordu işte. Hayat böylesine basit değildi. Özellikle de ailesi bu kadar kolay kandırılamazdı. Yine de birkaç küçük kaçamak yapamayacaksa niye yaşıyordu ki?

“Niye bir restoranda oturup vaktimizi harcıyoruz ki? Dışarıda yapılabilecek onca şey varken… Kimseye haber vermeden hayatımızın en pervasız gününü yaşayalım. Mesela, hadi Paris’e gidelim, Eiffel’e. Veya Roma’ya, aşıklar çeşmesine bozuk para atalım. Sadece hayata uğramış iki turist olup her şeyden soyutlanalım. Kimsenin bizden beklemeyeceği şeyleri yapıp onları aldatalım." O tatlı çarpık gülümsemesiyle, kendisini de güldürmeyi başarmıştı. Sözlerine aynı heyecanla devam ediyordu yine. İşte bir neden daha bu çocuğa aşık olmasına dair, aşka olan heyecanını hiç yitirmemesi… "Eğer bunu yaparsak peşimdeki birkaç adamı da atlatmamız gerekecek. Zannediyorum ki hem Dumbledore hem de annem peşime adam taktı. Belki onlara birkaç uğursuzluk büyüsü yapıp günün daha da renkli hale gelmesini sağlayabiliriz. Var mısın?" Çıldırmış olmalıydı! Evet, evet gerçekten bir şeyler olmuştu bugün sevgilisine. O aklı başında, ağır çocuk gitmiş, yerine muzip ve sevecen birisi gelmişti. Ve Genn bu haline bayılıyordu gerçekten. Elbette bunları gerçekleştirmek zor olacaktı. Ne de olsa çalkantılı gündemin baş koltuklarında beliren iki ailenin çocuklarıydılar. Fakat böylesine bir isteğe de nasıl karşı çıkardı? Hele de bu istek Max’ten gelince. Hayır diyemezdi ki O’na. Zaten şu zamana dek, ne zaman ağzından o tek kelime dökülmüştü ki. Ve yine dökülmeyecekti, onun çocukça heyecanına katılacaktı. Ne de olsa henüz fazla yetişkin sayılmazdı. Ne yani 30 lu yaşlara gelmişti de Genn’in mi haberi yoktu? Böyle kaçamaklar herkes gibi onunda hakkıydı. Sevgilisiyle böyle bir gün geçirmeyipte başka ne yapacaktı ki. Yüzüne yayılmış kocaman tebessümünün ardından derin bir nefes aldı ve sevgilisinin gözlerinin içine bakarak konuşmaya başladı. Sonsuza kadar böyle kalabilirdi aslında fakat yapılması gereken çok şey vardı bugün. ‘’Ah sevgilim, bu harika bir fikir, hem uzun zamandır asam biraz canlılık istiyordu. Peşimizdeki o aptalları atlatır atlatmaz, öncelikle Venedik’te gondol sefası isterim. Hmm, daha sonra Paris’te el ele, göz göze bir yürüyüş, eifel gezisi, ardından roma da aşıklar çeşmesine dileklerimizi tutmaya gidelim ki, eğer benden başkasını dilersen emin ol biraz sonra kullanacağım asamın tadına sende bakarsın. Çılgınca bir gün geçirelim işte, her zamanki gibi çok güzel bir fikir ürettin Maximilian, hadi bakalım bu şık ve zarif ortamdan bir an önce kurtulalım, zira iyice bayılmak üzereyim yıllardır böyle yerlerden.’’Kendisinden beklenmeyecek şekilde bir kahkaha koyuverdikten sonra Maximilian’ın elini avuçlarının arasına aldı. İşte güzel ve heyecanlı bir gün onları bekliyordu nihayet.

_________________

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Maximilian Wildstein
Ravenclaw 6. Sınıf Öğrencisi
avatar

Erkek
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 340
Yaş : 27
Kan statüsü : "Safkan!"
Galleon : 6774
Ekspresso Puanı : 6
Kayıt tarihi : 20/07/09

MesajKonu: Geri: Sohrani Menya(Kurtar Beni)   Perş. 07 Ocak 2010, 22:27

Bu kadar kolay mıydı gerçekten? Sorgulamadan, sorgulanmadan, dünyanın geri kalanını bir kenara bırakıp yalnızca kendileriyle ilgilenmek, yalnızca eğlenmek bu kadar kolay olabilir miydi? Açıkçası dünya üzerindeki bencilliği tavan yapmış insanlardan biri olan Max bunu kısmen olmakla birlikte yapıyordu. Yalnızca kendisini düşünmek… Yalnızca kendilerini düşünmek… Kaygıları elinin tersiyle ittirip diğerlerinin yaptığı gibi dünyanın keyfine bakmak istiyordu. Habersizce uzaklaşmak, başka isimlerle, başka kişiliklerle seyahat etmek güzel olsa gerekti. Çocuklar gibi mutlu… Hayatın akıp gittiği ve birbirini delicesine seven bu çiftin toplumdaki konumu düşünülürse bunu yapmak için en uygun kişiler Max ve Genn olmalıydı. Yarının karşılarına ne getireceği belirsizdi. Sonsuz beraberliğin yanında düşünülmek istenmeyen bir ihtimal daha vardı ki, gerçekleşmesine elinden geldiğince karşı koyacaktı Max. “Ah sevgilim, bu harika bir fikir, hem uzun zamandır asam biraz canlılık istiyordu. Peşimizdeki o aptalları atlatır atlatmaz, öncelikle Venedik’te gondol sefası isterim. Hmm, daha sonra Paris’te el ele, göz göze bir yürüyüş, eifel gezisi, ardından roma da aşıklar çeşmesine dileklerimizi tutmaya gidelim ki, eğer benden başkasını dilersen emin ol biraz sonra kullanacağım asamın tadına sende bakarsın. Çılgınca bir gün geçirelim işte, her zamanki gibi çok güzel bir fikir ürettin Maximilian, hadi bakalım bu şık ve zarif ortamdan bir an önce kurtulalım, zira iyice bayılmak üzereyim yıllardır böyle yerlerden.’’ Ne kadar da doğruydu. Yıllardır asilliklerinden ve üstünlüklerinden ödün vermeyen Malfoy ve Wildstein ailelerin içinde yetişmiş, o çekirdeğin içinde büyüyüp, onlar gibi meyve vermişlerdi. Onlara öğretilen, onlara dikte edilen, onların beynine enjekte edilen daima asil olmaları, saflıklarını bozmamaları ve Lord’a sonsuz bir sadakatle bağlı olmalarıydı. Başka türlüsünü düşünemiyordu Max. Belki başka bir hayatta gerçekleşebilirdi, ama Maximilian Wildstein olarak değil. Kendinden şüphe duymasına izin vermedi. Lord’a bağlıydı, evet. Ve bunu sorgulamamalıydı. Amcası Edward’ınki gibi bir son istemezdi doğrusu. Lord tarafından bizzat idam. Zaten bu kadar dehşeti kanında olduğu için yapıyordu, sırf öyle gördü, öğrendi veya öğretildi diye değil. Hayat onun için ölüm demekti ve ölüm onunla beraber gelip onsuz gidecek olandı.

“Venedik’te gondol sefası, müthiş. Paris’te yürüyüş, sensiz güzel olmaz zaten. Eiffel, o koca demir yığını biz olmadan bir anlam ifade ediyor mu ki? Roma ve aşıklar çeşmesi… Bunda şüphen mi var Genevieve Tessa Malfoy!? Sence ikimizden başkasını bu işe karıştıracak kadar insancıl mıyım? Ben sadece seni ve beni seviyorum sanmıştım. Bencillik sadece içinde sen olunca güzel hanımefendi. Bunu aklınızın bir köşesine not edip bir daha sakın unutayım demeyin! Sizsiz bir hayat, sorgulanmamış bir hayat demektir. Ve sorgulanmamış bir hayat yaşamaya değmez!” Heyecanın ve enerjinin damarlarında hareket ettiğini hissetti. Oturduğu yerde kımıldandı ve asasını çıkarıp restoranın az ilerisinde bekleyen adama doğrulttu. Adamın kendisini gördüğünü biliyordu, ancak takip ettiği anlaşılmasın diye tepki verememişti. Sesine buğulu bir hava katıp fısıldadı. “Imperio!” Adam adeta hissizleşmişçesine olduğu yerde durdu. Yaşadığına dair tek kanıt nefes alış verişinin neden olduğu göğsündeki körükvari hareketti. Max yine yerinde kımıldandı ve Genn’e döndü. Yüzünde yasaklanmış olan bir şeyi yaparken takındığı yarmaz çocuk ifadesi vardı. “Evet küçükhanım, birde bir. Ne diyorsunuz? Devam edelim mi?” Teklif edercesine elini uzattı. Hayata geri dönmek için bir teklif… ‘Sadece’ kendileri için yaşamalarını sağlayan bir teklif… Gözlerindeki heyecanlı ve istekli kıvılcımları gizleyemiyordu.

_________________

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Sohrani Menya(Kurtar Beni)
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Vendéglője Restorant-
Buraya geçin: