AnasayfaAnasayfa  EkspresEkspres  GaleriGaleri  SSSSSS  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 Karşılaşma.

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Vynsja Croweix
The Nocturnal Sahibesi
avatar

Kadın
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 1497
Yaş : 25
Kan statüsü : Safkan
Galleon : 7789
Ekspresso Puanı : 5
Kayıt tarihi : 11/02/08

MesajKonu: Karşılaşma.   Salı 15 Ara. 2009, 22:51

Ay ışığının solgun silüeti yıpranmış kaldırımlara vururken, ıssız sokağı dolduran tek ses genç kadının adımlarının taş zeminde çıkardığıydı. Kısa bir Fransa gezisi amacıyla Nocturnal'ı bir süreliğine kapatmış; birkaç gündür arkadaşlarıyla yılda sahip olabildiği tek tük tatillerinden birinin keyfini çıkarıyordu. İlk günlerini güneşli Bordeaux'da, yani ikizi Marveille ile onun güzel bir Kasım günü doğdukları şehirde şarap tadarak ve ufak tefek partilere katılarak, huzurlu bir şekilde geçirmişti, her zamanki gibi. Doğduğu şehrin eski ile yeniyi mükemmel bir şekilde birleştirebilmesiydi belki de onda en sevdiği taraf; tipik Fransız işi evler ve dar sokaklarıyla ona eski zamanları hatırlatırken, birkaç sokak ötedeki modern ve ferah yapılarıyla yeniyi gösteren bu şehir, ona Paris'ten daha romantik geliyordu. O gün öğleden sonra normalde hep yaptığı bir şeyin eksikliğini farkederek küçük, kiralık ve mütevazi dairesinden fırlamıştı. Fontjoncouse, bir dairesi ve kalmayı reddettiği aile malikaneleri olsa bile her gelişinde birkaç gün kaldığı oteldi. Eşyalarını otele yerleştikten sonra ev cini Mabelle ile aldıracaktı dairesinden, gerçi 2 bavul ve bir el çantasından başka birşey de getirmemişti yanında, önemli şeyler değildi. Derin bir nefes alıp yürüdü, Muggle alanından çıkmıştı ve ancak şimdi Cisimlenebilecekti. Zihnini onlarca kez gördüğü arka kapının önüne odaklarken, o otele aslında ne eskiden aynı bina ve dönemde olduğu Nicole, ne de otelin hoşluğundan takıldığını düşündü. Onu çeken tek şey Kostas'tı elbette, o mükemmel Yunan. Gül kurusu renkli dudakları hafif bir gülümsemenin şeklini alırken bu gece onunla biraz ilgilenmeyi aklına koyup hızlıca etrafına bakındı, miskin bir kedi dışında hiçbir canlıyı farketmeyince de dikkatlice Cisimlendi.

" ...Yatağın yanına bırak - hayır hayır pencereye bakan tarafına. Çantamı sonra getirirsin, şimdi ona ihtiyacım yok. "

Yerleştiği odaya göz atarken ev cinine talimatlar yağdırıp minik bedeninin oradan oraya koşturması karşısında tamamen tepkisizdi Vynsja. Ufak tefek bağlantıları sayesinde olması gerekenden daha ucuza kiraladığı gece mavisi ve gri renklerle döşeli süit, normalde sürdüğü sıradan yaşantısını ona unutturacak derece cömert ve zevkli bir biçimde döşenmişti. Oryantal desenli duvar kağıtları; geniş ve rahat olduğu belli olan, milyonlarca yastıkla dolu gözüken yatak; kiraz ağacından yapılma gövdesine işlenmiş çiçek ve insan motifleriyle gösterişli dolap sadece ilk bakışta göze batan şeylerdi. Tabii, son derece lüks bir restorant olan Nocturnal'ı işleten 20 yaşındaki genç bir kadının nasıl olup da olması gerekenden fazlasıyla basit bir yaşam sürdüğü çoğu kişi tarafından merak edilen bir konuydu, ama bu Vynsja'nın aile paralarına elini sürmemeye karar verişiyle gelen kendince asil bir sonuçtu. Koyu yeşil gözlerini kırpıştırıp bedenini yatağa bırakırken, karşıdaki aynadan gözlerinin hoş mavi bir renge dönüştüğünü farkedip gülümsedi. Metamorfmagusluk güzeldi, gerçekten de güzeldi.

Üstündeki kıyafetleri değiştirmeye gerek duymuyordu aşağıya inmek için; siyah bir boru paça pantalon, dar bir deri ceket ve uzun çizmeleriyle herhalde böyle bir otel için fazla normal kaçsa da halinden memnundu. Umarsız bir tavırla ellerini ceplerine sokup aynaya dikti gözlerini, birkaç saniye içinde düz, kahverengi saçları hoş dalgalara ve siyaha dönüşmüştü. Beğeni içinde dudak büktü, ayağa kalkıp kapıya doğru ilerlediğinde Kostas'ı nerede bulabileceğini merak etmeye başlamıştı. Cebinden çıkardığı çilek aromalı sakızı ağzına atıp çiğnerken odadan çıkıp kapıyı sertçe kapadı, koridorun öbür kısmından, çaprazından gelen hareketlilik gözüne çarptığında başını hafifçe o tarafa çevirdi, sadece neler olup bittiğine bakmak için. 17-18 yaşlarında olması gereken bir oğlandı sadece. Derin bir nefes alıp bara inmek için merdivenlere doğru ilerlerken az önce gördüğü oğlanın kendisine tanıdık gelmesiyle bir daha arkasını döndü, neden tanıdık geldiğine açıklık kavuşturmuştu şimdi. 2 yıl önce, o Hogwarts'tan mezun olmadan önce tanıdıklarından biriydi Jaska. Hoş görünümü ile yaşıtlarının ve ondan küçüklerin, hatta bazen büyüklerin bile ilgisini çekebilmesine karşın karakteri açısından pek de ilgi çekici değildi Vynsja için, yine de hoştu işte. Gülümsedi. Ama bulanık hatıralarından çıkardığı kesin olmayan bilgilerle onun yanına gidip konuşmayacaktı muhtemelen, o kadar da arkadaş canlısı ya da konuşkan biri sayılmazdı. Saçlarını hafifçe savurarak tekrar arkasını döndü, bara inmeye hazırdı şimdi.

Boş sayılabilecek loş barda, ücra köşelerden birindeki bir masaya oturmuş içkisini yudumlarken tanıdık birilerini görebilme olasılığının farkında olarak etrafına bakınıyordu. Kahkahalar, müstehcen fısıltılar, yavaş müzik. Tüm bunların ona son derece sinir bozucu ve iğrenç geldiği bir ortamda hala bulunmasının yegâne nedeni de bu olasılıktı zaten. Derin bir nefes alıp, son günlerde uykusuzluktan altları belli belirsiz morarmış olan gözlerini ovuşturdu. Uykusu gelmişti. Ama salak bir kadın gibi oturup, içkisini içip, yanlız geçireceği bir gece için odasına çekilmeyecekti. Bacak bacak üstüne atıp kapıya dikti gözlerini, her daim dikkat çekebilecek sarı saçlar ve çehreyi farkettiğinde dönmesini durdurmak istermişçesine eline yasladı başını, Jaska gelirse iyi olabileceğini düşündüğünde gözlerini kırpıştırıp içkisinden bir yudum daha aldı, ne zamandan beri bir öğrenciyle vakit geçirmenin hoş olabileceğini düşünüyordu ki?

_________________
O da gelecek.
Çünkü I am a pencil.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Jaska Ilmarinen
Slytherin 7. Sınıf Öğrencisi


Erkek
Mesaj Sayısı : 57
Kan statüsü : safkan.
Galleon : 6602
Ekspresso Puanı : 0
Kayıt tarihi : 10/09/09

MesajKonu: Geri: Karşılaşma.   Perş. 24 Ara. 2009, 00:55

"Sanki sisle örtünmüş gibi her şey belli belirsiz siluetlerden ibaretti. Görmüyordum belki ama, hissediyordum. Aklımdaki cevapsız sorulara bakıyordum ve önceden fark etmediğim bir şeyi görüyordum: soracağım kişi neden hep ben oluyordu? Neden var olduğumu onların -insanların- bilmesi gerekmiyordu ya da tam olarak inandığım şeyin gerçekliğini. Eğer bir rahibe soracak olursam O'nun her zaman bizi izlediği ama göremediğimiz yanıtını verirdi. Bilmiyorum, belki de tüm amaç geçiştirmek idi ama sonuçta kanıtı olmayan şeylere inanıyordu o rahip. Ben neden bunu yapamıyorum? Yunan Tanrıları kitaplarda efsane olarak geçiyor ama anlatılan onlarca hikâye var ki. Aphrodit, Hades veya Zeus... Kimsenin açıklayamadığı veya göremediği şeyler. Mantığın ve bilimin yetersiz kaldıkları…"
"Peki, insanlar nasıl bu saçmalığın farkında değiller? Sen neden birden bire bir şeye inanmak istiyorsun?" diye sordu oğlan. Dirseklerini dayadığı masanın üzerindeki mumdan dolayı yüzünün sadece belli hatları seçilebiliyordu. Elmacık kemiklerinin altındaki gölge, bir çocuğun gözlerindeki parlaklık ilk bakışta fark edilebilen birkaç detaydı mesela. Sanki bir hikâye dinlermişçesine rahattı. Jaska için tüm bu din olayları sadece inanacak bir şey gereksiniminden doğuyordu. Tuhaf diye düşünüyordu bazen. Görmediğin bir şeye tapmak, gerçekten tuhaf...
"Şey, sanırım o da inanç gözleri kör ettiğinden dolayı. Yapma, öldükten sonra çürüyeceğini ve unutulacağını bilmek seni mutlu mu ediyor?" dedi genç. Bir an için duraksadı ve hâlâ reşit bile olmamış sayılan oğlanın gözlerine dikti bakışlarını. Düşündüğü şeyleri öğrenmek istiyordu sanki. Ardından oturduğu sandalyeden kalktı. "Sanırım gitmem gerekiyor. Anlarsın ya kitap üzerine çalışacağım." Birkaç dakika sonra mumu üfleyerek ışığı yaktı. Hafif gerilmiş yüz hatlarına sahipti, oradan gitmek istediği belliydi. "Tamam" dedi sadece Jaska. Bazen sadece içinde biriyle konuşma ihtiyacı doğan insanlara rastlıyordu, gülecek şeylere değil ama daha çok ciddi konulara. Kendisi de bilmiyordu suçları, dinle ilgili yorumları veya vicdan azabı çekenleri dinlemekten memnun muydu? Aslında öyle pek bu tür olayları görmüş biri sayılmazdı herhangi bir yorumda bulunması bile saçmaydı. Kendi sorunlarını bir kenara bırakıp başkalarınınkilerle uğraşmayı seviyordu belki de. Bir anlığına bile olsa kendini umursamıyor onu ilgilendirmeyen konulardan bahsediyordu, çoğu bir saçmalık olsa dahi.

Sadece birkaç dakika sonra, bütün bu seremoni ona hiçbir şey ifade etmezken sandalyeden kalktı. Her insan gibi hayatında olan ufak değişiklikler nedeniyle sıradan rutinini bozmak zorunda kalıyordu. Halasının güya olan işleri nedeniyle bir otelde kalması gerekmişti. İlk kez 13 yaşında taşınma niyetiyle geldiği Fransa, sokakları dolduran ufak fakat oldukça dikkat çekici otellere de ev sahipliği yapmaya başlayalı epey olmamıştı, en azından büyücüler için tabii. Dünya, gittikçe gelişiyor ve yaşayanlar için daha da kötü bir yer haline geliyordu. İnsan selinin içinde sürükleniyorlardı sanki, geçen 17 yıl bir şakadan ibaretti gibiydi. Bir hikâye veya sıradan bir rüya ne fark eder ki? Sonuçta zaman hızla akarken, bir gün bu da sona erecekti. Her şeyin farkındaydı, hiçbir göz boyama isteği olmadan.
Eski evin dış kapısını aralayıp kendisini dışarı attığında bunun için sevindiği söylenemezdi. Sıradan düzenleri seven bir yapısı vardı sonuçta ve bunu bozmaktan hoşlanmıyordu. Asit yeşili gözlerini gökyüzüne kaydırdı, gri bulutların arasına sıkışmış koyu maviden etrafa yansıyan gümüş ay. Oysa istediği kesinlikle iç karartıcı bir hava değildi. Fransa’nın sokaklarına yayılan yosun ve lağım kokusu, hoş olduğu söylenemese de bir süre sonra alışacağınız türdendi. Bir süre sonra o garip dile, o garip aksanlara ve iç karartıcı boş sokaklara da alışıyordunuz tabii. Eğer yeteri kadar burada kalmışsanız ayrı kaldığınızda bunları özlüyordunuz.

***

Otele varmış, elindeki hemen hemen boş sayılabilecek bavulu bir köşeye koymuştu. Yapacak bir meşgalesi olmadığından, genç heveslerinin onu bir anlığına da olsa cezbetmesine izin vermişti. Sade ama hoş döşenmiş odadan ayrıldı. Daha çok karanlık renkler ve loş ışıklarla döşenmiş olan bara geldiğinde, aklındaki tek şey sadece sarhoş olmak ve o an ne istiyorsa -tüm sorumluluklarını unutarak- onu yapmaktı. Elbette kendisi de henüz farkında değildi bu amaçsızlığın, aslında günün tüm amacı haline dönüştüğünden. Bardan bir ateşviskisi aldı ve onu yudumlarken genelini sıkıcı çiftlerin oluşturduğu bara göz gezdirdi; tanıdık bir sima görünce duraksamıştı. Vynsja. Aslında yakın falan sayılmazlardı, aksine hakkında çok az şey bildiği kişilerden biri sayılabilirdi. Ayaküstü birkaç diyalogtan başka ilişkileri olmamıştı Hogwarts yıllarında. Bir an için yanına gidip konuşmak ve tanımamış gibi davranmak arasında çelişkiye düşse de herhalde tek başına burada durmanın saçma ve gereksiz olacağı düşüncesi ağır basmıştı. Genç kadının yanındaki sandalyeye geçti ve içkisinden bir yudum aldı.


"Seni burada görmeyi gerçekten beklediğim söylenemez. Ve, birini beklemiyorsun değil mi?" Son sözleri hafif alaycılık barındırsa dahi bunun da diğer konuşmaları gibi olacağını düşündüğünden dolayıydı o da. Hani birkaç basit laf ve ardından söylenecek bir şeyleri kalmayacaktı muhtemelen. Son bir-iki yılda ne değişmişti ki? Loş ışık altında -seçebildiği kadarı ile- Vynsja'nın yüz hatlarını inceledi; güzeldi, gerçekten güzeldi.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Vynsja Croweix
The Nocturnal Sahibesi
avatar

Kadın
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 1497
Yaş : 25
Kan statüsü : Safkan
Galleon : 7789
Ekspresso Puanı : 5
Kayıt tarihi : 11/02/08

MesajKonu: Geri: Karşılaşma.   Perş. 24 Ara. 2009, 19:24

Rengârenk spot ışıkları, barın üstüne bulut misâli çöken sigara dumanı tarafından emilip, ortama masallara özgü bir hava katarken dans eden kalabalık ve sert müzik, atmosferin bu çağa ait olduğu izlenimini de yansıtıyordu insana. Barda oturan ve ondan büyük görünmeyen iki kızın kahkahaları karşısında küçümseyen bir şekilde onları süzüp, parmağını bardağın etrafında dolaştırmaya başladı. Öğrenimini iki yıl önce, Slytherin'den başarılı bir şekilde mezun olarak tamamlamasına karşın, şımarık bir kızınkinden farkı pek az olan tavırları, eğitimini henüz tamamlamadığına karşı apaçık bir işaretti. Fakat düşünce ve zevklerini tüm çıplaklığıyla ortaya koyduğunda davranışlarıyle aralarında olan fark insanı şaşırtmaya yetebiliyordu. Ne yaşından, ne de çevresine gösterdiği tavırlarından beklenmeyecek olgunlukta olduğu ortaya çıktığında saygı toplayabiliyordu, ama mezun olduktan sonra keşfettiği üzere onun amacı saygı toplamak ya da toplumda iyi ve başarılı bir birey olarak sivrilmek değildi; sadece hayatını istediği gibi ve eğlenerek geçirmek istiyordu. Her daim zihnini meşgul eden düşünceleri bir de dışa vurursa, bu yegâne amacını gerçekleştirebileceğinden dahi şüpheleri vardı. İçi yarı yarıya viski dolu koyu yeşil camdan bardağını dudaklarına götürürken yıldızlı bir geceyi yansıtan gözleri bardaki bir diğer silüete takılmıştı. Hafifçe bulanıklaşan görüşü ve çoğunlukla da kalabalıktan, yüz ya da beden hatlarını seçemese de kim olduğunu anlamıştı onun. Ve şimdi tam da beklediği gibi, onun masasına geliyordu. Küçük bir yudum aldığı içkisini iyi cilalanmış ahşap masaya bırakırken, 3. bardaktan sonra bulanıklaşmaya başlayan zihni bu gece ilgilenmesi için Kostas dışında bir alternatifi olduğuna kanaat getirmişti.

Jaska, hatırladığı kadarıyla neredeyse her zaman içinde bulunduğu ilgi çekici durgunluğuyla boş sandalyeye otururken genç cadı kendisini gülümsemekten alıkoyamamıştı. İlgisiz sayılabilecek bir edâyla saçının birkaç buklesini omzundan geriye atarken, yanında oturan oğlanın berrak sesinin taşıdığı kelimeleri işitince yavaşça güldü.

" Doğrusunu söylemek gerekirse, yukarda gördükten sonra senin gelmeni bekliyordum. Eh, eski bir arkadaşla konuşmak iyi olur diye düşünmüştüm. "

Aslına bakılırsa, 'arkadaşlık' kelimesi onların arasındaki ilişki için biraz fazla kaçabilirdi. Nitekim her ikisinin de Hogwarts çatısı altında bulunduğu yıllarda, iletişimleri birkaç diyalogdan öteye gitmemişti. Ama Vynsja, onu tanıdığı kadarıyla bu kelimenin anlamsızlığına takılmayacağını biliyordu, bu yüzden bunun üstüne kafa yormaktansa bilinçsiz kalabalığı seyretmeyi tercih etti. Aralarındaki birkaç saniyelik doğal suskunluktan sonra, alkolün ona verdiği cesaret ve mantık kaybını vücudundaki her damarda hissederek başını Jaska'nınkine doğru yaklaştırıp onu öptü. Neden yaptığını bilmiyordu, ve eğer bunu yapmamış olsaydı neden yapmadığını da bilmeyecekti. Gerçi önemsiz görünüyordu; basit ve hızlıydı. Zihni birşeyler söylemesi gerektiğini savunurken, dudakları bir daha açılmayacakçasına kapanmıştı. En sonunda zorakî bir gülümsemeyle şekil alırlarken, geçmişinden edindiği bir takım bilgilerden yola çıkan kelimelerin döküldüğünü duydu hayal meyal.

" Fransa'da Fransız adetleri, bilirsin. "

_________________
O da gelecek.
Çünkü I am a pencil.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Karşılaşma.
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Bar-
Buraya geçin: