AnasayfaEkspresGaleriSSSKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Çimler.

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Monica Clodiën
Ravenclaw 7. Sınıf Öğrencisi
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 246
Kan statüsü : Safkan.
Galleon : 6109
Ekspresso Puanı : 5
Kayıt tarihi : 26/06/09

MesajKonu: Çimler.   C.tesi 23 Ocak 2010, 02:30

Yavaş yavaş birbirlerinden ayrılan göz kapakları, tavanda asılı lambaya kaydı. Sağ ve sol kolları, yan taraflarına doğru açılmış bir şekilde sırt üstü uzanıyordu yatağa. Sol tarafına doğru kayan gözleri, birisini arıyordu. Her uyandığında yanında olmasını ve hayatının her anında görüntüsünün bulunmasını istediği birisini. Öyle birisi var mıydı? Yatağın üzerinde oturmaya başlayan beden, birkaç dakika içerisinde ayağa kalkarak doğruldu. Kapıya açılan büyük pencerenin iç tarafına asılmış mavi perdeler, dışarıdan gelen soğuk rüzgârla beraber havalanıyorlardı. Burun deliklerine dolan temiz havayı, ciğerlerine ulaştırdı hemen. Rüzgârın çıplak tenine değmesiyle içine giren ürperti, onun bir anlık titremesine yol açtı. Dün akşam ne yaptığını unutacak kadar içmiş olabilir miydi? Öyle olsa gerek; çünkü en ufak bir şey bile hatırlamıyordu. Birkaç saniye hafızasını tekrar gözden geçirerek bundan emin oldu. Yatağın diğer tarafında bulunan beyaz gömleği hemen eline alarak, üzerine geçirdi. Altındaki siyah eteği değiştirme gereği duymadan, yatağın yanı başında duran sehpanın üzerindeki bardağı eline alarak viskiyi kafasına dikti. Tekrar sehpanın üzerine koyduğu bardaktan çıkan ses, küçük bir şiddetle odada yükseldi. Kafasına saplanan ve sonra tekrar çıkan bıçakların acısı, her saniye biraz daha artıyordu. Sıcak bir kahve alıp tekrar yatsa hiç fena olmazdı. Tabî, bu kafayla çok iyi kahve bulabilirdi. Düşünmeyi bıraktığında, kapıya doğru ilerledi. Bu sırada eteğinin dışına çıkmış gömleğinin, hareketlendiğini hissetti. İnce parmakları, kapıya ulaştığında kolunu çevirerek açtı. Dışarıya attığı birkaç adımdan sonra üstten bir düğmesinin açık olduğu gömleğinin içerisinde dolaşmaya başlayan soğuk hava, koridorda daha fazlaydı. Soğuk havanın, içeriye girmesini önlemek istercesine arkasından kapıyı serçe kapattı. Yaz gününde bu soğuk rüzgârın neden ya da nereden geldiğini merak ediyordu doğrusu. Güneş, tüm etkisini göstermeye devam ederken tabiî ki serinlik çok işine geliyordu. Bundan şikâyetçi değildi.

Aşağıya ulaşmak için merdivenlerden yavaşça ve sallanarak inmeye başladı. İnce uzun bacakları, kusursuz bir şekilde yürüyüşüne devam ediyordu. Alev kırmızısı saçları, her zamanki gibi kabarmış görünüyorlardı. Kafasına büyük bir uyum içerisinde yerleşen saçlar, büyük bir asalet içerisinde duruyorlardı. Saçlarıyla uyum içerisinde olan dudakları, beyaz teninde kırmızılığını ortaya çıkartıyordu. Adımlarını bahçeye çevirdi. Orada zaman geçirmek hoşuna gidiyordu. Derin bir nefes aldı ve yeşil gözlerini bahçeye çevirdi. Kalabalığın içerisine dalmak istemediği için, bahçeyi seçmişti. Sabahın bu saatlerinde genelde fazla insan olmuyordu. Beyaz yüzüne yerleştirdiği kibir, diğer insanlara bakarken her zaman ortaya çıkıyordu. Hafif rüzgârın kızıl saçlarını oynatmaya başladığını hissedebiliyordu. Bundan ne kadar rahatsızlık duysa da bir nevi zevk alıyordu. Narin bedeni için gereğinden fazla hızlı ilerliyordu. Ama buna aldırmadan yoluna devam ediyor, yeşil gözlerine kestirdiği hoş çimlere ilerliyordu. Birkaç dakika içerisinde istediği yere geldiğinde, kırılgan bedenini yemyeşil çimlere bıraktı. Kibir ifadesi gitmiş tatlı yüzünü dışarıya çevirdi, otelin dışına. Güneş kaybolmadan ne kadar da masum görünüyordu insana. Gökyüzünün çekiciliğine kapılmış bedeni, hafifçe esen rüzgârla beraber kendisine geldi.

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Castor Xanthopoulos
Slytherin 6. Sınıf Öğrencisi
avatar

Erkek
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 136
Yaş : 23
Kan statüsü : Safkan.
Galleon : 6896
Ekspresso Puanı : 13
Kayıt tarihi : 04/06/08

MesajKonu: Geri: Çimler.   Paz 24 Ocak 2010, 17:01

İnsanlar hayatlarında kalıplaşmış olguları değiştirmek isterler çoğu zaman. Hepsi işe başlarken nehri geçeceği umuduyla asılırlar kayığa. Bazıları vardır ki kayığa oturmaktan bile korkarlar; çünkü her an batacağı korkusu kaplamıştır her bir yanlarını. Değişim sürecini yakalayabilecek enerjileri olsa bile, cesaretleri yoktur hayata tutunmaya. Başarısız olacaklarına adları kadar emindirler; üstlerine gitmemek, her şeyi olağanca karşılamak gerekir. Kayığa canıyla sarılanların da nehrin ortasında batanları vardır. Düştükleri en ufak bir umutsuzluk ya da nankörce daha fazlasını talep etmeleri batırmıştır kayığı. Yüreklerine çöken başaramama korkusu ya da beyne düşen o tamahkârsızlık kıvılcımı ağırlaştırır kayığı. Ortaya gelene kadar geçtikleri çetrefilli yol bir hiç olur gözlerinde. Yüreklerinde tek bir söz vardır aslında; daha fazlası! Castor ne o kayığa binenlerden ne de yanına yaklaşanlardandı. Hayatında hiçbir şeyi değiştirmek istemiyordu. O’nun adına çektiği acı ve özlemi bile silmek istemiyordu beyninden. Nerede olduğunu bilmeden geçirdiği günlerin sızısı büyüse de kalbinde; bir yerlerde var olduğunu bilmek, ölümü yok sayarak giyotine şeref veren bir mahkûmun idamına benziyordu aslında. Günden güne ölürken yaşamış olmak böyle bir şeydi herhalde. Oluşturduğu tezat bile can yakıcıydı; tıpkı beyinde palazlanmış koyu, yapışkan ve ağdalı bir tümör gibi… Ne kadar bakmaya yeltense de hayata; gözkapaklarını açamıyordu onun yokluğunda, nereden geldiği belli olmayan bir güç yapıştırmıştı onları birbirine. Eğer şimdi yok olsa feveran ederdi bütün geçmişine; binlerce, on binlerce…

Her zaman yaptığının aksine gömleğini pantolonunun belinden içeri sokmazken bağladığı kravatı da yatağın üstünden alıp boynuna geçirmedi. Klasik giyinmekten bıktığı söylenemezdi, yapmak istediği; sadece yaşam tarzında yapmadığı değişiklikleri, kıyafetlerine taşımasıydı. Giydiği lacivert, koton pantolonun altına geçirdiği spor ayakkabılar da bunu doğrular nitelikteydi zaten. Bir otel yöneticisinden çok; prestijli bir işe sahip aileden gelme, burnu havada, baba parasıyla dış görünüşüne şekil veren birine benziyordu şimdi. Asla olmadığı ve olmayı dilemeyeceği bir şeye… Saçlarına dokunmasına gerek yoktu. Her zaman olduğu gibiydiler. Paris’e yakın olmasalar da insanın Fransa’da olması kullandığı parfümleri elbette değiştirir. Sıktığı her yere yayılan parfüm damlacıklarını da görüp hafifçe gülümsedikten sonra odadan çıktı. Havanın son zamanlardakinin aksine oldukça açık oluşu bahçeye sürüklüyordu Castor’u. Gülümsemesi iyiye işaretti aslına bakılırsa. Değişim sürecinin başladığının işareti, olmasını istemediği şeylerin, duvarları yıktığının işareti… Dışarıdan bakan herkes onun gerçek bir Adonis olduğuna yemin edebilirdi oysa dış güzellik konusunda her zaman kendini kusurlu bulmuştur. Kalbinde olmayan masumiyet, haliyle yüzüne vurmadı hiçbir zaman. Gök kadar beyaz cildinin üstündeki akuamarinler an geliyor birer safire dönüşebiliyordu. Dudakları erkeklerde olması gerekenden biraz daha kalındı ama bu onu rahatsız etmiyordu. Kendinde gördüğü her kusur daha da rahatlatıyordu onu. Dört dörtlük olmak ona göre değildi. Kusurlu fakat mutlu olmak istiyordu o, herkesin kendisi için ölmesini değil… Çimlerin üzerinde yavaşça ilerlerken gözüne ilişen kızıllığa bakıp adımlarını hızlandırdı. Ne kadar anne ve babasına düşman olsa da kız kardeşlerini severdi. Aslında ikizleri ayırmak zor oluyordu, onları bulalı ne kadar olmuştu ki? Yine de Monica olduğundan yüzde yüz emin olduğu kız kardeşinin yanına giderken gülümsemeye çalıştı. Tıpkı onun gibi yere saldı bedenini. Zümrüt gözler safirlerle buluşurken gülümsemesini soldurmamaya çalıştı. “Günün bu saatinde ve bahçede… Bunu neye borçluyuz prenses?”

_________________



    Look into my eyes, you will find sadness and loneliness
    Just look inside my soul..
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Monica Clodiën
Ravenclaw 7. Sınıf Öğrencisi
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 246
Kan statüsü : Safkan.
Galleon : 6109
Ekspresso Puanı : 5
Kayıt tarihi : 26/06/09

MesajKonu: Geri: Çimler.   Paz 24 Ocak 2010, 23:08

Kusursuz burnunu tıkayan keskin koku, gözlerinin önünde canlanan genç adama aitti. Abisine. Kafasını yavaşça ona çevirdi. Muhteşem çehresine yayılmaya başlamıştı gülümsemesi. Kızıl saçlarıyla sarılı yüzünün her bölümü oynamaya başlamıştı. Gözleri, güneşin yansımasından daha fazlasını aktarıyor, dudakları her zamankinden daha fazla açılıyordu. Dudaklarındaki vişne tadını alabiliyordu. Bütün dudağını yalamak istiyordu. Ama bitebilirdi. Kızsal bir endişelenmeyle sarsılırken gözlerinin içine baktığı genç adam konuşmaya başladığında kendisindeydi. Prenses. Ne kadar kulağa çocukça gelse de bu, genç cadının genç adamdan duymaktan zevk aldığı bir hitaptı. Gerçekten burada ne yapıyordu? Kendisine maske olarak seçtiği geceden nasıl vazgeçip, güneşin tepeye yükselen bu saatinde dışarıya çıkmıştı? Bu cevaplayamayacağı sayılı şeylerdendi, şuan için. “Değişiklik yapmak istedim. Sanırım. Peki, sen burada ne yapıyorsun, yakışıklı prens?”

Kan dolaşımı, iki katına çıkmış durumda damarlarında akmaya devam ediyordu. Gözlerinin içerisine baktığı adamın bedenine sahip olma duygusu, içini yiyip bitiriyordu. Her seferinde kendisini engellemek için bir bahane arayıp buluyordu. Şimdi bir bahane bulacak gücü bulamıyordu kendisinde. Her geçen saniye, onu biraz daha arzuluyordu. Ne yaparsa yapsın dinmeyecekti sevdası. Vazgeçemeyecekti ondan. İstemiyordu zaten, tıpkı diğerlerinden aşkını gizlemek istemediği gibi. Dar, karanlık bir ara sokakta yaşıyordu aşkını. Paslanmayacağını bildiği bir hikâyeyi ömür boyu ayakta tutmak için çabalıyordu. Işıldayan gözlerinden ince dudaklarına iniyordu sevgisi. Hiç pes etmeksizin de doğruca hızla çarpan kalbine gidiyordu. Her an parçalanmaya hazır bir kalp vardı arkasına gizli. Belki ilk defa birisine bu kadar bağlı olduğunu hissediyordu. Kalbinin bağları, bu kadar sıkı tutuyordu aşık olduğu adamın kalbine. Acıyla çığlık atıyordu bedeni, isyankâr bir edayla kendini aşkın savunmasız kollarına bırakıyordu. Aşkın gücünü, bedeninde hissetmeye başlamıştı. Durmadan artan heyecanı, genç yüreğine bağlanmıştı. Bağlanan yüreğini saran ipler, bir yılan misali kıvrılarak bütün bedenini sarıp sarmalamayı başarmıştı. Bunu bir şekilde bitirmeliydim. Onu her gördüğümde bütün bedenini daha fazla arzulayacaktım. Arzuladıkça da kalbime oyulmuş aşk, tazelenecekti. Hiçbir zaman söküp atamayacağım bir takıntı hâlini alacaktı belki de. Ne olursa olsun sevecektim onu. Bırakmayacaktım asla peşini. O, bırakmak istese de; kalbim, asla vazgeçmeyecekti ondan.

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Castor Xanthopoulos
Slytherin 6. Sınıf Öğrencisi
avatar

Erkek
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 136
Yaş : 23
Kan statüsü : Safkan.
Galleon : 6896
Ekspresso Puanı : 13
Kayıt tarihi : 04/06/08

MesajKonu: Geri: Çimler.   Paz 31 Ocak 2010, 02:52

Birilerini mutlu etmek için onlara milyonlarca pahalı hediye veya kucak dolusu para vermenize gerek yoktur; sıcacık bir gülümseyiş yeter çoğu zaman. Hava o denli güzelken, kuşlar cıvıldıyorken ve su şırıltılar çıkararak akıyorken Monica’yı gülümsemesinden mahrum edemezdi. Onun da bu kadar mutlu olduğunu görüyorken… Genç kızın verdiği yanıtla biraz daha sırıtırken elini kendi saçları arasında dolaştırdı. Aslında tik haline gelmiş de olabilirdi. Ne zaman fazlaca gülümsemesi gerekse başını kaşırdı, sanki çözmesi güç bir problemmiş gibi… Her şeyi sahte bir gülücükle iyiymiş gibi gösterebilirdi fakat gözlerinde sönen ışıkları hiçbir şekilde açıklayamazdı. Karnına doğru çektiği bacaklarını elleriyle bağladı. Dudaklarına bir öncekinden daha iğreti bir gülümseme yerleştirdi. “Hava genelde olmadığı kadar güzel ve… Bahçede dünyalar kadar güzel kızılların var olduğu kulağıma ilişti. Fırsat bu fırsattır dedim, kendimi buraya attım. Fontjoncouse’un büyüsüne bedenimi kaptırmayalı uzun zaman oldu.” Zulada saklanmış bir ütopya gibiydi Fontjoncouse. Harabenin ardından yaratılabilenlerin en mükemmeliydi belki. Başını yukarı kaldırıp kör edici güneşe bakmaya çalıştı. Tıpkı her çocuk gibi güneşe bakmaya çalışırdı küçükken. Bir süre sonra kendi güneşinin var olmadığını anlamıştı Castor. Var olsa bile yok olup gidebildiğini…

Lyra’dan sonra çok değişmişti her şey. Lyra onun hayatındaki dönüm noktasıydı aslında. İki senelik bir ilişkiydi, zor zamanlar geçirmişlerdi fakat Desdemona’nın varlığı bozguna uğratmıştı Lyra’nın ardından hissettiklerini. Böyleleri var mıdır bilinmez; birisini bu kadar tutkulu, bu kadar karşılıksız sevebilenin çıkacağını sanmıyordu arkadaşları. Hayat demekti onun için Desdemona. Castor’u sevmese bile, kendisini sevmesine izin vermişti farkında olmadan. Uzaktan da olsa seviyordu onu Castor, kimseyi sevemezdi böyle. Şıpsevdi takımının yakınından uzağından geçmezdi o. Lyra’nın yaptığı fedakârlıkların hiçbirini unutmuş değildi. Eğer kalp kimi seveceğini bilseydi bu denli yanar mıydı? Mükemmel gibi görünen gününün de mahvolmasını istemiyordu. Gerçi Desdemona’nın var olduğu düşüncelerin hiçbiri günü mahvetmezdi; sadece içine kapatırdı Castor’u, bilinmezliğe sürüklerdi, bataklık daha da derinlere çekerdi. Başını istemsizce iki yana sallayıp düşüncelerinden kurtulmaya çalıştı. Tatlı esen meltemin çimlerdeki ahenkli dansına takılmış gözlerinin derinlerinde ruhuyla verdiği mücadelenin ateşleri körüklenirken bedeninin kız kardeşine biraz daha yaklaştığını fark etmemişti bile…

_________________



    Look into my eyes, you will find sadness and loneliness
    Just look inside my soul..
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Monica Clodiën
Ravenclaw 7. Sınıf Öğrencisi
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 246
Kan statüsü : Safkan.
Galleon : 6109
Ekspresso Puanı : 5
Kayıt tarihi : 26/06/09

MesajKonu: Geri: Çimler.   Paz 31 Ocak 2010, 03:51

Yaraları depreşip azaldı, sineye damlalar sızdı, aşksız yaşamanın hayali ezdi onu, anılar içinde gezdi her zaman ki gibi. Hasreti yüreğini deşti, ebediyen onu unutacağını sandı. Gidişi nemli toprağını deşeledi. Bedenini kendisi için kazdığı çukura attı. İçinde ki ışık söndü, yüreği kendini çukura atarken sadece kendisini gömmedi, kalbinde aşkı için açılan mezara gömdü kendi elleriyle. Umudu kaybolup gitti karanlığın derinliklerinde, gözleri nemlendi. İçinde ki aşk duygusu kabardı bir den. Her Kadehini kaldırdı, sözlerinin isyanına. Ruhu bedeninden çıkıp gitti, yokluğu ve varlığı belirsizleşti. Otel binasının her gece yansıyan şatafatı, önüne uzanan ihtişamlı ormanın heybetli bakışlarıyla destekleniyordu. O neredeyse kusursuz binanın etrafında, bir şeylerin arkasına gizlenmiş ses çıkaran onca şey bitişiğinde duran genç adamı istiyordu. Ama kimseye kaptırmaya niyeti yoktu. Derin derin solumaya devam ederken gözleri, genç adamın dudaklarına kaydı bir an için. Gözleri kızın dudaklarıyla temas ederken kızın konuşmasını dinledi. Ama hiçbir tepki vermeden öylece durdu ve yüzünde bir sırıtış vardı hâlâ.

Ah, kesinlikle onun iltifatlarını dinlemek gibisi yoktu. Bir kızı tatmin etmesini biliyordu. Her konuda. Hızlanan kalbi, kuşun kanat çırpmasına benziyordu. Güçlü ve kararlı. Karnından kalbine çıkan ince sızı, bütün bedeninin titremesini sağladı. Havaya kalkan tüyleri, bedeninin her santiminde etkili oluyorlardı. Kafasının içerisindeki karmaşayla ilgilenirken, bedenlerinin iyice yaklaştığından haberi bile olmamıştı. Seyreyen dudağı ve son kez titreyen bedeni, beklediği o kopma anının birkaç saniye önceki belirtileriydi. İnce dudakları, dikkatle hayalini kurduğu o kusursuz dudakları öpüyordu. Teninin sıcaklığı, her zamankinden daha fazlaydı. Genç adamın vücut ısısını ilk defa bu kadar yakından inceliyordu. Yeşil gözlerini gizleyen ince göz kapaklarını kapatmış, sıkıca yumuyordu. Gerçeklerden kaçmak o an için zekâsının uygun bulduğu tek mantıklı çözümdü. İnce parmaklarını, abisinin o mükemmel yumuşak saçlarının arkasından içine soktu. Parmaklarını saçlarının içerisinde gezdiriyor, arada da sıkıca kavrıyordu saçlarını.

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Castor Xanthopoulos
Slytherin 6. Sınıf Öğrencisi
avatar

Erkek
Ruh hali :
Mesaj Sayısı : 136
Yaş : 23
Kan statüsü : Safkan.
Galleon : 6896
Ekspresso Puanı : 13
Kayıt tarihi : 04/06/08

MesajKonu: Geri: Çimler.   Perş. 04 Şub. 2010, 17:16

Rüzgarın çimler üzerindeki dansını izlerken gözü dalıyor Castor'un. İlk çığlıklarından gözlerindeki son ışıltıya kadar, hayat deyip kenara fırlattığı kelimenin ulviyeti altında eziliyordu şimdi. Bir şeylerin varlığından bu denli korktuğunu sanıyorken, asıl kendi kendini uçurumun bilinmezliğine sürüklüyordu. O olmadan hiçbir şeydi. Adını anabilmek bir tarafa O'nsuz nefes almayı öğrenmesi bile uzun zamanını almıştı. Karanlık yiyordu içini, ardında bıraktığı; renklerin her bir tonu kullanılarak yapılmış devasa tablodan eser yoktu şimdi. Pamuk bulutlar yoktu, gökkuşağı yoktu, dingin bir deniz yoktu.. Şimşekler sarmalamıştı her bir yanı. Çıkardıkları pembe-mor ışıklar yansıyordu ağaçlara, alıyordu özgürlüklerini. Bulut ağlıyordu, pamuk tarlasından uçup gelmiş bedeni kasvete mahkûmdu şimdi. Rüzgar taramıyordu çimlerin saçlarını, hoyratça esiyordu. Yüceliğini kabul ettirmek istercesine esiyordu, neleri yıktığını önemsemeden.. 'Gittin..' dedi dudaklarını hafifçe kıpırdatarak. 'Gittim.' Biriken gözyaşları buğuladı gözlerini. Tıpkı O'nun gözleri gibiydi şimdi gözleri.. Yazdığı senaryonun karşısına geçip izliyordu olanları. Oyunun en heyecanlı yerinde eve götürülen bir çocuk gibiydi, pamuk şekeri alınmış bir çocuk.. 'İsimsizler gibiyim. Kalacak yerim yok, bir karakterim yok. Sen yoksun, ben yokum..' Koskoca bir oteli yok sayıyordu onun varlığının yokluğunda. Kalacak yeri yokmuşçasına bakıyordu etrafına. Sanki gördüğü bütün bu ihtişamın bir parçası ona ait değildi, sanki güçlü değildi.. 'Gel.. Yalnızca gel.'

Kendince bir şeyler mırıldanırken dudaklarında hissettiği bir şeylerle vurgun yemiş dalgıç gibi kaskatı kesildi. Kim olduğunu biliyordu, olmaması gerektiğini bildiği gibi.. Gözleri yavaşça kapanırken kızın onu öpmesine izin verdi. Kendi de ona karşılık veriyor muydu bunun farkında bile değildi. Yanlış giden bir şeyler vardı ama kimsenin onu düzelttiği yoktu. Düşündükleri yok olmuştu çünkü. Boşluk her yerdeydi. Vücuduna değen tenin sahibine ne kadar öfkeli olsa da yapamıyordu, bırakamıyordu.. Saçlarının arasında bir şeyler geziniyordu. O an o kadar büyüleyici, bir o kadar da yanlış geliyordu ki.. Ne bir şeyler yapmaya gücü vardı ne de onu itmeye. Bir kızın isteklerinin altında ezilmişti sert mizacı. Şimdi her şeyden çok kendine kızıyordu, buna izin verdiğine. O'nu yavaşça geri iterken kırıcı olmamaya çalıştı, reddetmek oldukça kırıcıydı zaten. Dudaklarını kızınkinden ayırdığında hala gözleri kapalıydı. Belki gözlerini açmaya cesareti yoktu belki de öfkelenmekten korkuyordu. Sesini ve nefesini sakin tutmaya çalıştı. “Bu yanlış Monica. Sana ne kadar bağırsam az fakat bunun hiçbir şeye çözüm olmayacağının farkındayım. Ben.. Abinim Monica, yatağa atabileceğin erkek arkadaşın değil. Annem, seni bana emanet etti. Seni, bana.. Benden her şeyi iste ama bunu isteme. Ruhumu isteme benden, anılarımı koparmaya çalışma. O'na bunu yapamam..” Sonunda tarif ettiği kişinin annesi olmadığının farkında değildi belki Monica, bilmesine de gerek yoktu. Başını diğer yana çevirip sessizce düşündü. Nerede yanlış yaptığını anlamaya çalışıyordu. Belki de doğmuş olması hataydı. Zaten legal bir ilişki de değildi annesiyle babasının yaşadığı. Monica'yı kırdığını biliyordu, kendisini affettiremeyeceğini de.. Fakat ne yazık ki yapabileceği bir şey yoktu.

_________________



    Look into my eyes, you will find sadness and loneliness
    Just look inside my soul..
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Çimler.   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Çimler.
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Bahçe-
Buraya geçin: