|
| Sanatçı Alımları | |
|
+76Sienna Syl O'Neil Gabriel Florent De Beau Adélaïde Bourque Catheriné Marcelline Glenn Wilson Meldrick Tempeston Emmett Josepe Miller Gregorios Pavli Azhemin Kanerva Vyacheslav Ilya Praslenko Malachy Grandley Aurora Diamond Juliet Nariel Izydor Caroline Laisaar Camilla Rivalta Saisiel Sudmella Nanami Shizuka Bandit April Way Dequan Jalen Way Mélania L. Mythique Letty Michelle Scott Genevieve Tessa Malfoy Elena Larisa Sergeevna Yulia Inessa Olegovna Anitchka Tanja Glazkova Nikolai Belaia Ardelia Marcelline Jacqueline Du Pré Lorraine Desrochers Klara Ivanov Madestie Delacrousé Failariel A. Lowett Dilara Tutku Toylan Elif Doğa Kayıkçı Albert Sven Hallstad İbrahim Emre Ürem Theoris Neith Busiris Amenhotep Busiris Arwin Jalen Crawford Christian Alexz Maxwell Charlie von Diederich Emânuelle Czechowïcz Veronicha Galinthias Angelique Gwyn Xetha Léxie Evely Lou'wers Letje Aurél Moneta Rosalié Donna Pietra Aphrodisia Dorés Nydeln Fanchone Lawrance Lizzié Auriän Andié Clariss Luisa Pietra E. Niggle Borland Franciné Widmore Méll Rachel Dilemma Nagihan Narin Sönmez Ethal Diego D'amire Acheron Leandros Crestencia Ethél Fletcher Marjorie Widmore Clarance Rothstein Elizabéth Adrianna Malfoy Lucréce Valentiné Lémieux Acantha W. Psyche Frances Sibi Chapman Felice Jade Mathé Lleweyn Chloris Julius Carvellion Euphoria Szôlôssy Marjoline Clodiën Desdemona Meadows Alexander Delahanty Aimee Leala Matisse Richard L. Guénon Maurellé Nemesis Argyris Stefan Dequarté Amortentia Cécile Derwent 80 posters | |
Yazar | Mesaj |
---|
Amortentia Cécile Derwent Emekli Cadı
Ruh hali : Mesaj Sayısı : 1343 Yaş : 32 Kan statüsü : Safkan Galleon : 13568 Ekspresso Puanı : 24 Kayıt tarihi : 26/08/06
| Konu: Geri: Sanatçı Alımları Paz 03 Mayıs 2009, 11:56 | |
| Rütbeleriniz veriliyor ^^. | |
| | | Elif Doğa Kayıkçı Beste Yazarı ~ Şarkıcı
Ruh hali : Mesaj Sayısı : 15 Yaş : 34 Kan statüsü : 0 rh+ Galleon : 11367 Ekspresso Puanı : 0 Kayıt tarihi : 04/05/09
| Konu: Geri: Sanatçı Alımları Ptsi 04 Mayıs 2009, 21:39 | |
| Elif Doğa Kayıkçı Yaş: 20 Mevki: Beste Yazarı/ Şarkıcı Örnek rp:
Saat kaçtı? ''Üç, ya da dört'' diye düşündü kolundaki saate bakarken. Zaman onu yanıltıyordu, yalnızca ikiydi saat. Zaman akmıyor muydu? Yoksa burada sadece yarım saattir mi oturuyordu? Evinin pencere kenarında oturmuş, bir yandan bardaktan boşalırcasına yağan yağmuru izliyor, bir yandan da ne yazacağına karar vermeye çalışıyordu. Ayağının altı buruşmuş parşomen parçalarıyla dolmuştu. İçi öyle ilham doluydu ki, başka hiç bir duyguya yer kalmamıştı sanki ve böyle olduğu için de çıkış yolunu bulamıyor gibiydi. Yüzlerce şey yazmıştı. Hiç biride güzel gelmiyordu. Güzel gelen bir-iki tanesini dikkatlice bir kenara koymuştu. Şimdi, bir yandan pencereden yağan yağmuru izliyor, bir yandan da düşüne düşüne bir iki şey karalıyordu kağıdına. Yeni çıkartacağı albüm için iki parça daha kaydetmesi lazımdı ancak olmuyordu. Oluyordu ama hiç bir şeyi çabuk beğenmeyen Elif bu yazdıklarını da beğenmiyordu işte. Çizdiklerinin üstüne birer çizik atarak bu kağıdı da buruşturdu sinirli sinirli. Tam o sırada büyük bir gök gürültüsüyle yerinden sıçrayıverdi. Sinirleri iki katına çıkmıştı sanki. Kendi kendine küfrederek yeni bir sayfa çevirdi. Bu sözler bu gece bitmeliydi. Son üç gündür kafasını öyle kurcalıyordu ki bu besteler, artık kendinden bile nefret ediyordu nerdeyse. Alçak sesle küfrederken, sanki kendisine sesleniliyormuş gibi hissederek başını öteki yöne çevirdi ''Abla?'' Aah, evet. Nasıl da unutmuştu! Küçük kız kardeşi gök gürültüsünden korkardı. ''Korkak tavşan'' diye geçirdi içinden ''Ne var Alin?'' ''Abla, korkuyorum'' Ayağındaki terlikleri sürüyerek yanına yaklaşmıştı. ''Ne yazıyorsun? Yeni bir beste mi? Bakayım...'' Özenle koyduğu kağıtlara doğru eğilmişti. Pencereye biraz daha yaklaşarak okumaya çalışıyordu. ''Ooo, bak bu güzelmiş. Döktürmüşüz yine? Hayrola? Bu seferki de mi terk etti yoksa'' dedi alaylı bir gülümsemeyle. ''Ver onları. Benim sevgililerim seni hiç ilgilendirmez. Doğru yatağına'' Kağıtları bir hışım elinden kaparak tekrar düzgünce aynı yerine koydu. Alin, umursamaz bir tavırla çoktan odasının yolunu tutmuştu bile. Bazen, gerçekten de kardeşini boğmak istediği zamanlar oluyordu.
Burnundan derin bir hıh çekerek tekrar arkasına yaslandı. Kısık ayarda çalıştırdığı gece lambası sadece ona yetecek denli ışık veriyordu. İşte, ilham çıkacak yolu bulmuştu. Bu şarkısını, kendisini doğduğu günden beri sinir eden kardeşine ithaf edecekti. | |
| | | Euphoria Szôlôssy Vendéglője Restorant Sahibesi
Ruh hali : Mesaj Sayısı : 862 Yaş : 32 Kan statüsü : Safkan ~ O dahil kimse bunu bilmese de. Galleon : 12104 Ekspresso Puanı : 35 Kayıt tarihi : 21/03/09
| Konu: Geri: Sanatçı Alımları Ptsi 04 Mayıs 2009, 21:44 | |
| | |
| | | Dilara Tutku Toylan Fotoğrafçı
Ruh hali : Mesaj Sayısı : 30 Yaş : 32 Kan statüsü : Safkan Galleon : 11372 Ekspresso Puanı : 0 Kayıt tarihi : 05/05/09
| Konu: Geri: Sanatçı Alımları Salı 05 Mayıs 2009, 17:14 | |
| Dilara Tutku Toylan Yaş: 20 Mevki: Fotoğrafçı
Nicole Marissa Magdalene diğer üyeliğim. | |
| | | Euphoria Szôlôssy Vendéglője Restorant Sahibesi
Ruh hali : Mesaj Sayısı : 862 Yaş : 32 Kan statüsü : Safkan ~ O dahil kimse bunu bilmese de. Galleon : 12104 Ekspresso Puanı : 35 Kayıt tarihi : 21/03/09
| Konu: Geri: Sanatçı Alımları Salı 05 Mayıs 2009, 20:53 | |
| | |
| | | Failariel A. Lowett
Mesaj Sayısı : 9 Yaş : 32 Kan statüsü : Safkan Galleon : 11358 Ekspresso Puanı : 0 Kayıt tarihi : 08/05/09
| Konu: Geri: Sanatçı Alımları Cuma 08 Mayıs 2009, 22:07 | |
| Failariel A. Lowett 21 Fotoğrafçı.
O çok yüksek köprüden baş aşağı sarkıyordu. Burası bir muggle şehriydi. Onu buraya getiren şeyse elbette ki fotoğraf aşkı. Galleon kesesininse yeniden bom boş durumda olmasının da etkisi büyüktü elbette.
Bu şehri seviyordu. Oldukça güzel kareler yakalayabiliyordu burada. Büyücü dünyasından farklı bir özelliği vardı muggle güzelliklerinin. doğal güzelliklerdi bunlar. Baktığınızda, hiç bir büyünün etkisi olmadığını biliyordunuz. Olduğu gibiydi her şey, değiştirilmemiş.
Bu yüksek köprüde, belinde büyüle güçlendirilmiş incecik bir halatla sarkmasını sağlayan şey, kargalardı. Hava kapalıydı ve gölün yüzeyi gri bir sisle kaplanmıştı. Kargalarsa burayı kendilerine mesken tutmuşlardı. Sisin içerisinden uçarak gelen bu siyah kuşlar, gölün en önemli özelliğiydi. Fai'nin amacıysa, olabildiğince serbest bir halde, bu güzelliği yakalamak.
Kendini sağa sola savuruyor, çeşitli açılarla gölü fotoğraflıyordu. Kendini öylesine kaptırmıştı ki bu işe, yavaş yavaş yukarı çekildiğinin farkına varması oldukça zaman aldı. Ne olduğunu merak ediyordu, bir hışım yukarı doğru baktığında, tepetaklak olmuş bir şekilde, asabi bakışlı muggle polisiyle göz göze geldi. Sert bir şekilde iki ayağının üzerine kondurulmuştu.
Ancak incecik halatın yere vurulmasıyla çıkan ses inanılmazdı. Sanki kilolarca ağırlıkta, demir bir zincir yüksek bir binanın tepesinden atılmıştı. Fai'nin ne yapacağına acilen karar vermesi gerekiyordu.
Derhal elini sırt çantasına daldırdı ve çantanın içinden sessizce bir şaşırtma büyüsü savurdu. Muggle kalabalığı hiç bir şey olmamışçasına dağılırken, bir kez daha ucuz kurtulan Fai bir servet değerindeki fotoğraflarıyla oradan ayrıldı. | |
| | | Madestie Delacrousé Fotoğrafçı
Mesaj Sayısı : 1 Galleon : 11351 Ekspresso Puanı : 0 Kayıt tarihi : 10/05/09
| Konu: Geri: Sanatçı Alımları Perş. 14 Mayıs 2009, 17:41 | |
| Madestie Delacrousé 22 Fotoğrafçı
Farklı bir nick ile yaptığım bir rp'dir. Bana aittir.
Gökyüzündeki karanlık örtüyü bıçak gibi yarmıştı Güneş. Perdenin açık kalan kısmından yatakhaneye sızıyordu. Yüzüne gelen bir parça ışığı, gözlerini hafifçe kısarak görmezden gelmeye çalıştı. Yorganın altındaki bedeni ise daha yeni yeni hareket etmeye başlıyor, yatakta boylu boyunca geriniyordu. Esneyerek yataktan yavaşça kalktı. İlk dersin başlamasına daha vakit olduğundan, yavaş hareket ediyordu. Küçük ve yavaş adımlarla banyoya yöneldi. İçeride bir kaç küçük Slytherinli vardı. Onlara kafasını hafifçe sallayarak çıkmalarını işaret etti. Kızlar önce duymamış gibi davransalarda, Belissa'nın sinsi bir bakış atmasıyla dışarı çıktılar. Belissa, aynı yavaşlıkla lavoboya yaklaştı ve yüzünü bir kaç avuç su ile yıkadı. Uykusuzluktan açamadığı gözlerini, şimdi biraz olsun açabilmişti. Karmakarışık olmuş kumral saçlarını savurarak, parmaklarını aralarından geçirdi. Yavaş adımlarla tekrar yatakhaneye yöneldi. Başucunda duran asasını yatağın üstüne attığı cübbenin içine yerleştirdi. Yavaş hareketlerle bir lastik tokayla dağınık saçlarını tutturdu. Bu sırada yatakhanenin penceresinde sızan ufak ışık, kusursuz cildini ve yüz hatlarını daha da belirginleştirmişti. Kafasını yavaşça çevirerek saata baktı. Zaman ilerlemiş, ders saati yaklaşmıştı. Dersliğe erken girmek istiyordu. Hareketlerini biraz daha hızlandırarak cübbesini üzerine geçirip, çantasını hazırlamaya koyuldu. Bu sabah kendini aç hissetmiyordu. Bu nedenle kahvaltıya gitmeyecekti. Son kez bir aynanın karşısında aksine baktıktan sonra yavaş adımlarla yatakhaneden ayrıldı.
Koridorda gördüğü bir kaç tanıdığa selam vererek hareketli merdivenleri ağır ağır çıkmaya başladı. Bu sırada bazı öğrenciler derslere yetişme çabası içerisinde koşuşturup duruyorlardı. Belissa hiçbirine aldırmadan yoluna devam etti. Bir kaç dakika sonra altıncı kata ulaşmıştı. Yavaşlığını bozmayarak Kehanet dersliğini aramaya koyuldu. Çok uğraşmadan yeri bulmuştu. Yavaş adımlarla kapıya yaklaştı. Profesör koltuğunda sakince oturuyor, bir kaç öğrenci de yerleşmeye çalışıyordu. Bu dersliğin garip bir dekorasyonu vardı. Profesörün ışığı fazla sevmediği pencereleri kaplayan siyah perdelerden belli oluyordu. Koskoca sınıfı sadece perde takılmamış iki küçük cam aydınlatıyordu. Renkli pullarla süslenmiş sıralar, bu loş sınıfa ayrı bir hava katıyordu. Yarım daire şeklinde, profesör masasının çevresine dizilmiş sıralar bu dağınık ortamda fazlasıyla düzenli görünüyordu. Belissa yavaş adımlarla içeri girerken, profesöre gülümsedi. Yüzünde selam verdiğini açıkça belli eden ufak bir mimik vardı. Çantasını eline alarak profesöre yakın bir yere oturdu. Ders başlayana kadar dersliği ayrıtılı bir şekilde incelemeye koyuldu. Profesör masasının arkasında bulunan cam dolabın içinde önemli oldukları belli olan ders aletleri vardı. İçini görmek istercesine kafasını hafifçe kaldırdı; ama profesörün onu fark etme olasılığını düşünerek vazgeçti. Çünkü profesörü daha tanımıyordu. Bazı profesörler zararsız davranışları yanlış anlayabiliyor ve bu bütün sene boyunca başa bela olabiliyorlardı. Bayan Providentia, böyle biri gibi görünmese de ipi baştan sıkı tutmalıydı. Her ne kadar kötü tanınan bir öğrenci olmamaya çalışsa da, kişiliğine yerleşmiş bazı davranışlardan vazgeçemiyor; bazen yanlışlar yapabiliyordu. Geçen dönem yaşadığı sorunları bu sene yaşamak istemediğinden şimdi daha temkinliydi. Belissa bunları düşünerek etrafa bakınırken, içerisi dolmaya başlamıştı.
Kısa süre sonra tüm öğrenciler dersliğe girmiş, yerlerini almaya çalışıyorlardı. Bu sırada öğrencileri bekleyen profesör, öğrencilere artık yerleşmeleri gerektiğini belirten bir bakış atarak beyaz tahtasına yöneldi. Tahtanın üzerinde beliren yazılar, profesör hakkında bilgiler içeriyordu. O sırada profesör konuşmanın daha etkili olacağını düşünmüş olacak ki başını tekrar öğrencilere çevirip kendini tanıtmaya başladı. Profesörü yeni tanıyan öğrencilerin yüzlerindeki şaşkın ifadeyi Bayan Providentia da görmüştü ve onlara bunu açıklama gereği duymuştu. Bir hayalet olması şaşılmayacak şey değildi aslında. Aynı zamanda görücülük yeteneği ve büyü beceresini kaybetmemiş olması da ayrı ilginçti; ancak sözlerinin sonunda vurguladığı: 'Lethé'nin Laneti' onun bu becerilerini kaybetmemiş olmasını sağlamış olmalıydı. Belissa ise Bayan Providentia'nın bir hayalet olduğunu ve bu yeteneklerini kaybetmediğini, yeni Slytherin bina sorumlusu olması nedeniyle ufak bir araştırma sonucu öğrenmişti. Bu nedenle diğerleri kadar şaşkın değildi. Profesör, masasının arkasındaki dolaptan çıkardığı özel tılsımlı asasını bir kaç kez salladıktan sonra, masaların üzerindeki pullu örtüler gitmiş, yerlerine harf ve sembollerle bezeli örtüler gelmişti. Öğrenciler örtüleri incelerken örtülerin üzerindeki semboller gibi parlayan yüzükler, tavandan yavaşça süzülüyorlardı. Bu sırada profesör masalardaki kitapları ikinci bir asa hareketiyle temiz parşömenlere çevirmişti. Kitaplara ihtiyacı olmadığını ve o istemedikçe getirilmemesi gerektiğini söyleyerek özel asasını, aldığı dolaba geri koymuş ve dolabı kilitlemişti. Profesör arka sıralarda, tavandan süzülen yüzükle bir oyuncakmış gibi oynayan bir öğrenciyi azarladı. Küçük bir el heraketiyle, herkes parşömenleri sıraların ortasına çekmişti. Havada süzülerek yerine gelen profesör ders hakkında bir soru sormuştu. Bir öğrencinin soruyu cevaplamasıyla profesör masadaki sembol ve harfleri açıklamaya başladı. Semboller büyüyü güçlendirmek, harfler ise zihinlerdeki sisi silmek içindi. Soruyu cevaplamak için ayağa kalkan cadıyı oturtarak yapılacakları açıklamaya başladı;
‘Şimdi, sadece gelecekten küçük bir kesit göreceğinizi unutmayarak merak ettiğiniz bir olaya veya sonuca odaklanın. Eğer konsantrasyonunuzu kaybetmezseniz harfler doğru dizilişlerine kavuşacaktır. Bundan sonra yapmanız gereken tek şey büyülü sözleri söylemek ve parşömene bakmak. Başka hiçbir şey düşünmeyin. Karışık bir zihin geleceği değil düşüncelerinizin sonuçlarını görmenize sebep olabilir.’
Profesörün sözlerini dikkatle dinleyen öğrenciler kısa süre sonra uygulamaya geçmişlerdi. Belissa ise gözlerini kapadı ve öncelikle zihnini temizleme başladı. Tüm sorunları, tüm üzüntülerini kafasından sildikten sonra tüm dikkatini parşömene vermişti. Şimdi dışarıdan gelen hiç bir sesi duymuyordu. Tamamen önündeki yüzüğe ve parşömene odaklanmıştı. Odaklandığı düşünce geleceğiydi. Sadece geleceği... Zihninde başka hiçbir şey yoktu sadece bunu düşünüyordu. Derin bir nefes alarak sessizce sihirli sözcükleri söyledi.
Bir süre, tamamen odaklanana kadar gözlerini açmamıştı. Kendini hazır hissedip gözlerini açtığında, masadaki parşömende imgeler beliriyordu. Ancak bir ara kontrolünü kaybetmiş olacak ki, parşömendeki imgeler silinecek gibi olmuştu. O an gözlerini tekrar kapayarak iyice odaklandı. Sabırlı davranmalıydı, sabırsız olmak şu anda herşeyi mahfedebilirdi. Yavaşça göz kapaklarını açtı ve parşömendeki imgeler sıraya dizilmişti. Zihnindeki kesitler, ona görmesi gerekenleri gösteriyordu. İmgeleri iyice kavradıktan sonra başını kağıttan kaldırdı ve diğerlerine baktı. Bazıları başaramamış, bazılarının zihinlerinde ufak da olsa bazı kesitler belirmişti. Başarmış olmanın sevinci tüm benliğini kaplıyordu. Kısa süre sonra profesör, bir asa hareketiyle masalardaki harfli örtüler kaldırmış; yerine dersin başındaki pulları ışıldayan örtüleri getirmişti. Tavandan masaya kadar sarkan ip yavaş yavaş yukarı çekiliyordu. İpin ucundaki yüzük ise hala sallanıyordu. Profesör herkesi görebileceği bir yere geçip, öğrencilerden parşömende gördüklerini anlatmalarını istemişti. Öğrenciler parmaklarını heyecanla kaldırırken, Belissa da parmağını kaldırmış söz almayı bekliyordu. Bu sırada söz alanlar ise parşömende gördüklerini ve zihinlerinde oluşan kesitleri hareretle anlatıyorlardı. Sıra Belissa'ya geldiğinde zihninde belirmiş kesitleri heyecanla anlatmaya koyuldu. Profesör herkesi dikkatle dinlediği gibi Belissa'yı da dinlemişti. Bayan Providentia'ya sempati duymasının bir sebebi de: her bir öğrenciye duyduğu ilgiydi. İnsana güven veren bir yapıya sahipti. Herkes söz alıp, gördüklerini anlattıktan sonra, Bayan Providentia yavaşça masasına süzüldü. Masaya geçtiğinde dersin bittiğini ve ödev vermeyeceğini söyleyerek, tılsımlı asasıyla dersliği düzenlemeye koyuldu. Bu sırada öğrenciler eşyalarını toplamaya başlamışlardı. Belissa cübbesini eline alarak sınıftan ayrılırken profesöre gülümseyerek selam verdi. "Sihirli günler, profesör" Belissa hızlı adımlarla kapıya yönelirken, profesör son kontrollerini yapıyordu. Kapıyı yavaşça itti ve yatakhaneye gitmeye karar verdi. Zihni oldukça yorgundu, biraz dinlenmeliydi.
| |
| | | Euphoria Szôlôssy Vendéglője Restorant Sahibesi
Ruh hali : Mesaj Sayısı : 862 Yaş : 32 Kan statüsü : Safkan ~ O dahil kimse bunu bilmese de. Galleon : 12104 Ekspresso Puanı : 35 Kayıt tarihi : 21/03/09
| Konu: Geri: Sanatçı Alımları Cuma 15 Mayıs 2009, 17:25 | |
| Rütbeleriniz verilmiştir. | |
| | | Klara Ivanov Piyanist
Ruh hali : Mesaj Sayısı : 253 Yaş : 29 Galleon : 11772 Ekspresso Puanı : 1 Kayıt tarihi : 14/10/08
| Konu: Geri: Sanatçı Alımları C.tesi 23 Mayıs 2009, 20:47 | |
| Klara Ivanov -olarak değişecek- Piyanist On sekiz -18- yaşında
- Spoiler:
Gülümsediğini gördü. Siyah saçları rüzgârın etkisiyle yavaşça hareketlenirken ona bakıyor, saflığını, tazeliğini belirtiyordu. Çıkık elmacık kemikleri, orantılı yüz hatları ve en önemlisi damarlarında akan kan ile cezbediyordu onu. Arina, nefes almıyordu ona zarar vermemek, kokusunun ruhuna işleyişini farketmemek için. Muhteşem yaratığın yaşamasını istiyordu içten içe; kuzgunînin yeterince rahatsız ettiği biriydi ve etrafını gölgeyle bunaltmak istemiyordu. Yoksa... İstiyor muydu? Zihninden geçen anılar arasından, tuhaf bir hüzün dolu gözleriyle karşısındaki adama baktı. Nereden geldiği bilinmeyen mavi ışık saçlarını delip geçiyor, neden burada olduğunu bilmiyordu ve anlamak için tahminler yürütüyordu kafasında. Karışık, cevapsız sorulardan daima nefret edilirdi. ''Beni buraya neden getirdin Arina? Sabah da görüşebilirdik biliyorsun.'' Dişi, dudağını ısırdı. Ona söylemeli miydi? Hayır, kesinlikle yapmamalıydı bunu. Eğer Ivan ona dikkatle bakarsa anlardı zaten. Bembeyaz bir ten, sarı gözler... Yasak Orman tekinsiz bir yerdi ama çocuk sayıldıkları zaman buraya pek çok kez gelmişlerdi. Ağır adımlarıyla adama doğru süzüldü silueti. Fazlasıyla ilerledikten sonra, onun nefesini tuttuğunu fark etti, anlamıştı. ''Sana zarar vermeyeceğim.'' Melodik sesi kulaklarında yankılanırken onun fal taşı gibi açılmış yeşil gözlerini fark etti. Eski okul arkadaşından korkmuyordu değil mi? Vampirin karşısında duruyordu ilk avı. Gözlerini mükemmel yüz hatlarında gezdirerek onu taciz ediyordu. İnce, uzun parmaklarını kaldırdı ve onun buğday rengi tenine dokundu, çehresine yayılan sıcaklığı hissedebiliyordu. Ivan kendinde cesaret bulduğunda ona doğru eğildi, dudaklarının Arina'nınkilerle buluşmasına izin verdi ve genç kadın saniyelerin yavaşladığını hissetti. Sıcaklık vücudunda yayılırken uyuşturucu etkisi yaratıyordu. Ellerini onun saçlarında gezdiriyor, muhteşem duyguyu daha da tatmak istiyordu. Gözleri kapalıydı ve kendisini soyutlamıştı bulunduğu yerden. Dudaklarını, onunkilerden ayırıp boynunu ufak öpücüklerle süslüyordu. Açlık ve kan kokusuna karşı koyamayıp pişmanlık dolu havada dişlerini derisine batırdı. Kırmızıyla süslenmiş dudaklarına değen göz yaşları onu kendinden aldığında çok geçti. Ona zarar vermek istememişti, onu kendisi gibi yapmak istemişti. Bedeni titriyor yaptığının acısıyla yere düşen yaşlara bakıyordu. Ivan iyi olacaktı, bunu biliyordu. Güçlü bir çocuktu, bunun üstesinden gelebilirdi. Genç adamı sırt üstü yere bıraktı ve cebinden ipeksi, bordo bir fular çıkartıp boynuna sardı. ''Bu, seni benden korumanın tek yolu, üzgünüm. Özür dilerim.'' Giderek ten rengi soluklaşan simaya baktı, acı çektiğini bildiği gibi onu öldüremeyeceğinin de farkındaydı. Dudaklarına son bir kez öpücük kondurdu ve arkasını dönerek bir kaç adım attı. Herhangi bir şey söylemesini istiyordu, kendisini zorlasa bile. Arina'yı belki hiç affetmeyecekti, hatasını sonsuza dek yüzüne vuracaktı. Yanından geçtiği bir gülü dalından kopardı, her ne kadar karanlık onu da zincirleyip soldurmuşsada, gülümsedi. ''Gülleri severim.''
Kendi rpmdir başka bir sitede yapılmıştır*
| |
| | | Euphoria Szôlôssy Vendéglője Restorant Sahibesi
Ruh hali : Mesaj Sayısı : 862 Yaş : 32 Kan statüsü : Safkan ~ O dahil kimse bunu bilmese de. Galleon : 12104 Ekspresso Puanı : 35 Kayıt tarihi : 21/03/09
| Konu: Geri: Sanatçı Alımları C.tesi 23 Mayıs 2009, 22:38 | |
| | |
| | | Lorraine Desrochers Slytherin 5. Sınıf Öğrencisi
Ruh hali : Mesaj Sayısı : 10 Yaş : 34 Kan statüsü : Safkan. Galleon : 11538 Ekspresso Puanı : 0 Kayıt tarihi : 08/02/09
| Konu: Geri: Sanatçı Alımları C.tesi 30 Mayıs 2009, 23:34 | |
| Artemis Deitra Lasius
Çellist - 17 yaşında.
- Spoiler:
Anlamsız ve uzantısız. Beklemediği kadar erken gelen. Bitişi ve gidişi. Bu kadar kolay alışabilmesi. İlginç geliyordu kendisine dahi. Farklı bir gözle bakmayı başarabiliyordu Dünyaya. Umursamaz ve farklı davranabiliyordu Dünyasına. Kendi Dünyası. Kendi Evreni ve içini doldurduğu kendi askerleri. Umursamadığı geçmisine adeta meydan okuyordu. En azından bunu yalancıktan bile olsa başarabiliyordu. Geçmişinin üzerine çektiği sır perdesi. Pek de sır olmayan o ‘’sır’’ perdesi. Bir ölüm... Marvin. Hayatının aşkı olarak nitelendirdiği o çocuk. Neydi şimdi bu? O cansız bedene aşık olacak durumda değildi elbette. Hayatın gerçeklerini çocuk denilebilecek bu yaşta kavramış bir insan olarak. 16 yaş. Henüz oldukça erken. Kendisine göre yaşlanmış ve eski işlevliğini kaybetmiş olan beyni. Daha ne yapabilirdi ki? Beklemeli miydi? Aklını kaçırmayı, delirmeyi ya da bir şizofreni olmayı beklemeli miydi? Herşey bu kadar da basit değildi. Hayat kaldığı yerden devam etmek zorundaydı. Başka bir çaresi yoktu. Belki de onu yas tutacak kadar sevmemişti. Farklı bir sevgiydi ona duyduğu. Hem de çok. Belki şimdi burada olsa hemen koşar, o güçlü ve sert bedenine atlar, bırakmaksızın sarılırdı. O yumuşak, güzel saçlarını okşar, sevgi dolu kokusunu içine çekerdi. Tabii ki bu böyle olurdu. Ama artık olmayacaktı. Olamazdı. Hayatını tam da düzene koymuşken bunları hala düşünüyor olması ne anlama geliyordu ki? Onu unutmaya yemin etmişti, söz vermişti kalas beynine. Umrunda olmayacaktı aptal Marvin! Ölmüştü işte. Ölmüş gitmişti. Ölürken düşünmemişti bile sevgilisini. Zaten düşünse ölmek gibi bir aptallıkla yüzleşmezdi, korkardı. Ürkerdi bundan. Terk etmezdi sevgili olarak nitelendirdiği prensesini. Bırakmazdı onu. Peki ama neden bırak mıştı? Nedense neden! Sevmiyordu artık onu işte. Ruhundaki ikilemlerle yüzleşmek şu an için hiç de akıllıca değildi. Onu aklından çıkarmak için verdiği karmaşık savaşa bile bile teslim ediyordu kendisini. Ona aşık olduğundan değil, sadece onu merak ettiğinden düşünüyordu onu. Zaten aklı o kadar karışmıştı ki. Marvin ve aşk ikilisini bir arada düşünemiyordu. Her ne kadar geçmişine perde çekmek istesede olmuyordu işte. Aklını çelen, kalbinin o anlamsız ritmini değiştiren, her gördüğünde anılarını depreştiren çocuk. Marvin’den sonraki ve ondan önceki ilk aşkı... İlk aşkların unutamaz gerçeğine inanmıyordu elbet. Ama ilk aşkını unutamadığı ve şimdilerde de aşkını tekrar alevlendirdiği bir gerçekti. Marvin’le çıkarken onu gördüğünde umursamıyordu belki. Belki de görmemezlikten geliyordu. Ama şimdi şartlar çok değişmişti. Ona muhtaç olduğu için değil, onu severken dahi Marvin’le olduğu için acıyordu aklına.
Belki Marvin kendisini sevmişti, değer vermişti ona. Artemis onu karşılıksız bırakmamak adına sevmişti onu. Sevmeye çalışmış, tam başarmaya başladığını hissettiğinde sonsuz bir elveda ile karşılaşmıştı. Pişman değildi Marvin’le olduğu için. Sadece bunu neden yaptığını anlayamamıştı. Duygularının ve hislerinin gerçek olduğuna kendisini inandırması belki engellemişti pişmanlığını. Peki ama asıl aşk. Neydi, kimdi? Onu her gördüğünde boğazının sanki sonsuza kadar öyle kalacakmış gibi düğümlenmesi, sesinin titremesi, göz kapaklarında olan mayhoş ağırlık. Bu muydu aşk? Yoksa devamı... Aşk birisine ölümüne dek bağlanmak mıydı? Onu son nefesine kadar bile sevmek miydi? Eğer aşk buysa evet, Marvin onu sevmişti. Verdiği son nefeste bile. Burada asıl pislik olan Artemis’den başkası olamazdı. Yünan güzeli... Yarım akıllı aptal! Hiç düşünememiş miydi ileride pişman olacağını. Şu an olduğu gibi vicdanı ile yüzleşmek ve hesap vermek zorunda kalacağını. Marvin’e mi hesap veriyordu? Yoksa bedeninin terk ettiği ruhuna mı? Bilmiyordu. Bilmiyordu. Şu an kesin olarak bildiği ve düşündüğü tek şey vicdan azabıydı. Asla o anlamda ‘’aşk’’ anlamında sevemediği geçmişyle bağ kuruyordu. Bu ne mümkün dü? Hiç... O yüzden kaçmıştı işte şimdi de. Her zaman yaptığı ama yaptığını kendisine dahil itiraf etmekten çekindiği şey. Kaçmak. Kaçmıştı yine. Şu durumda yapacak başka anlamlı birşey bulamıyordu zaten. Orada olmalıydı, cenaze töreninde. Marvin’in ruhunun ebediyen saklı kalacağı yere. Ayrılmayacağı. Marvin’den mi korkuyordu yoksa.? Tabii ki değil. Sadece orada bulunmaktan korkuyordu. Kendisine bunun yakışmayacağını düşünüyordu. İnsanlar orada yas tutarken, bütün arkadaşları ağlarken orada olup rol yapamazdı. Yapmamalıydı. Yoksa kendisini daha büyük bir pislik gibi hissedecekti prenses. Zamanla alışacaktı tabii ki. Sadece biraz zaman gerekliydi. Bu son anlarda bile onun yanında olmak istemiyordu. Yakıştıramıyordu bunu kendisine. O yüzden kaçmıştı. Katılmamıştı bu törene. Yalan söylemişti. Edward gibi kendisinin de Carmina’yı hastane de ziyarete gittiği yalanını söylemişti onu görenlere. Orada olursa bayılabileceğini, yaralanmış kalbininin bu acıyı kaldıramayacağını ve kriz geçireceğini... Nasıl da iyi yalan söylüyordu böyle. Yakında kendisi bile inanacaktı bunlara. Zaten kendini inandırmaya çalışıyordu. İnanması... Zor olamazdı. Peki ama neredeydi. Carmina’nın yanında olmadığına göre. Tabii ki son zamanlarda ki kaçamak yuvasına. İhtiyaç odasına. Gerçekten ihtiyacının olduğunu hissettiği yere. Gerçekten burada olmaya ihtiyacı var mıydı? Eğer yoksa burada olamazdı öyle değil mi? Oda da kendisinden yana olmalıydı. Ya da saçmalıklarına ve aptal düşüncelerine yenilerini eklemişti şimdi de. Gereksiz düşüncelere fazla mı yer veriyordu? Marvin, öldüyse ölmüştü. Artık ne yapabilirdi ki. Yas tutuyordu hem de yeterince. Ama sadece ‘’yeterince’’. Onu bırakıp gidecek kadar önemsiyorsa Artemis de ona göre davranırdı ölünün arkasından. Zaten artık hayatında kapris yapacağı Marvin’de olmayacaktı. Belki hiç kimse olmayacaktı kim bilir. Peki ama ilk aşkı, eski aşkı? Fabian... Ona olan duyguları o kadar gerçekti ki. Aşklarının hüsran ile bitmesinin tek sorumlusu mesafelerdi. Şimdi o mesafeleri aşmış olan Artemis onun aşkından başka hiçbir aşka güvenemez olmuştu. Onu hayatı boyunca yanlız bırakmayan tek kişi. Tek insan o olmuştu. Her ne kadar mesafeler onları ayırsa da. Mesafeler mesafeler... Şimdi engel değildi hiçbirşey. Tekrar kazanabilirdi Fabian’ın güvenini. Buna Arisha’da yardımcı olabilirdi. Arisha’yla arası o kadar iyiydi ki. Erkek kardeşi geçmişinde yaşadıklarından haberdar olduğundan emindi. Hatta Arisha ona çok destek bile olmuştu. Hepsi oldukça güzeldi. Peki ama Fabian... O kadar yakışıklı birisi. Tekrar Artemis’e ilgi gösterir miydi? Neden olmayacakmış ki! Prenses’de oldukça güzeldi. Hayatı boyunca Fabian dışında hep serseri, abaza insanlarla beraber olmuştu. Hepsini mutlu etmeyi bilmişti. Evet oldukça zor bir kızdı. Seçtiği erkeklerin abaza olduğunu bile bile seçmişti. Zaten onlarla da tam bir ilişki yaşadığı söylenemezdi. Hayatında gerçekten ilişki yaşadığı iki erkek olmuştu şimdiye kadar. 1.si Fabian... Diğeri Marvin. Artık Marvi olmadığına göre Fabian tam anlamıyla rekoru kendi üstüne edinmişti. Bu isveçli erkek gerçekten onu çok etkiliyordu. Belki de zor bir inan olmasından kaynaklanıyordu. Kaçan kovalanır. Misal... Peki ama onu elde etmek için ne yapabilirdi ki? Ona tekrar yaklaşmalı mıydı? Konuşmalı mıydı onunla? Bilmiyordu. Şu an bildiği tek şey biraz daha bu sessizlik sürerse çığlık atacak olmasıydı.‘’[color=#6080c0]Ne yapıyorum ben böyle!’’ saatlerdir bu gri loş ışığın altında oturup ruh gibi düşünmesine şu an anlam veremiyordu. Kendisini ne kadar da kaptırmıştı böyle. Kolundaki yelkovanı yılan şeklinde olan, tamamı gümüşten, Firuze taşı işlemeli ince saatine baktı. Saat neredeyse 5 buçuğa geliyordu. Tören 3’de başladığına göre... Neredeyse 2 buçuk saattir burada öylece oturuyordu. Oturduğu parke bozması, yanmış bir rengi andıran eskimiş tahtanın üzerinden yavaşca doğruldu. Vucudu bir anda o kadar karıncalanmıştı ki. İçinde bir ılıklık hissetti. Sanki sıcak üstüne soğuk su döker gibi. Ahh bu duyguyu çok iyi biliyordu. Vucudu kaskatı kesilmiş, uyuşmuştu. Bu durum hareketsizliğinin eseri olmalıydı. 2 buçuk saat kıpırdamadan oturmanın zayıf yan etkisi ve sonucuydu bu. Sanki çok umrundaydı! Nasıl olsa birkaç dakika sonra geçeceğini bildiğinden dert etmiyordu. Ayağa kalktığında içerideki sıcaklık onu etkilemeye başlamıştı. Sanki içeride ısıtıcı yanıyor gibiydi. O kadar sıcak olmasa bile evet, içerisi sıcaktı. Hademe adam kaloriferleri abartılı açmış olmalıydı. Yatakhane de öğrencileri pişirmeye niyetli olduğu kesindi. Bu durumun dalgasını çok yapmıştı arkadaşları ile. İçerideki sıcaklığı eleştirmeyi bıraktığında, durduğu konumun doğusunda bulunan yerdeki ayna çarptı gözüne. Yansımasını gördüğü an anlamıştı zaten. Aynanın bulunduğu yere doğru sakin adımlarla ilerlemeye başladı. Topuklu babeti tehlikeli sessizliği bozuyordu. *Tak, tak, tak...* Ne kadar da sinir bozucu bir sesti. Özelliklerine obsesifliği eklemek pek de uygun bir zaman değildi şu an. Aynaya yaklaştığında eski olduğunu anlaması zor olmadı. Kenarlarındaki desenler söğüt ağacının kurumuş dallarının damarlarını andırıyordu adeta. Paslanmamıştı. Ancak solmuş ve soyulmuştu. Neredeyse 1 ,90 vardı bu ayna. O kadar eski olmasına rağmen tozlanmaması ilginçti. Aynanın kendisi oldukça net ve parlaktı. Arkasından vuran floresan ışığı ortamı daha da geriyordu. Bu durum dikkatini dağatıyordu. Henüz saçmalama seansını sonlandırmamıştı ne de olsa. Cebindeki asasınız hızla aradı eliyle. Bulduğu an hemen çıkardı. Arkasını dönmeden asasını ışığın geldiği yöne doğru uzattı. Ani bir hareket ve bir söz de ışık kayboldu.
‘’Nox’’ Etraf şimdi zifi karanlıktı. Sadece parlayan şey gözleriydi. Sarı saçları bile sönük kalmıştı gözlerinin yanında. Sönük... Asasını tekrar cebine yerleştirdi. Aynanın önüne çömeldi, sonra da bağdaş kurdu. Zarif parmaklarıyla aynaya dokunuyordu şimdide. Hayal kurmuyordu bu kez. Sadece hissetmeye çalışıyordu. Neyi hissedeceğini bilmeden. Sadece dokunuyordu. Alev alev yanan ellerinin soğuk birşeye değmesi onu rahatlatmış da olabilirdi. ‘’Herşey için çok geç. Hem de çok’’.
En son Artemis Deitra Lasius tarafından C.tesi 30 Mayıs 2009, 23:36 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi | |
| | | Euphoria Szôlôssy Vendéglője Restorant Sahibesi
Ruh hali : Mesaj Sayısı : 862 Yaş : 32 Kan statüsü : Safkan ~ O dahil kimse bunu bilmese de. Galleon : 12104 Ekspresso Puanı : 35 Kayıt tarihi : 21/03/09
| Konu: Geri: Sanatçı Alımları C.tesi 30 Mayıs 2009, 23:35 | |
| | |
| | | Jacqueline Du Pré Ravenclaw 5. Sınıf Öğrencisi
Ruh hali : Mesaj Sayısı : 137 Yaş : 34 Kan statüsü : Safkan Galleon : 11556 Ekspresso Puanı : 0 Kayıt tarihi : 15/03/09
| Konu: Geri: Sanatçı Alımları Paz 31 Mayıs 2009, 19:27 | |
| Rütbeme Çellist ekler misiniz? Artemis Deitra Lasius benim üyeliğim. Tekrar rp yollamama gerek yoktur sanırım. | |
| | | Euphoria Szôlôssy Vendéglője Restorant Sahibesi
Ruh hali : Mesaj Sayısı : 862 Yaş : 32 Kan statüsü : Safkan ~ O dahil kimse bunu bilmese de. Galleon : 12104 Ekspresso Puanı : 35 Kayıt tarihi : 21/03/09
| Konu: Geri: Sanatçı Alımları Paz 31 Mayıs 2009, 21:40 | |
| | |
| | | Ardelia Marcelline
Ruh hali : Mesaj Sayısı : 212 Yaş : 32 Galleon : 11568 Ekspresso Puanı : 0 Kayıt tarihi : 22/03/09
| Konu: Geri: Sanatçı Alımları Salı 09 Haz. 2009, 13:25 | |
| Olessia Cardui 23 Piyanist- Ah Anja, bir kere ablanı dinlesen suç mu işlersin? - Sümsükleri takmıyorum bildiğin gibi. Bunu daha önce belirtmiştim sanıyorum. - Hadi Anja, kimin sümsük olduğunu herkes biliyor.
Hafif bir rutin ile başlayan kavganın alevleri, Anja'nın her sözüyle daha da körükleniyordu. Hayata bakış açıları uymayan iki kardeşin oynadığı bu mutluluk oyunun daha ne kadar süreceği bilinmiyordu. İki tarafında sergilediği tavırlar, barışmalarını engelliyordu. Daha ağır başlı olan Lethe için ise her şey gözüktüğünden daha zordu. Kendini bir örümcek ağına terk edilmiş gibi hissediyordu. Düşünceleri, fikirleri ve söyledikleri bir damga olarak geri dönüyordu kendine. Üvey de olsa Anja'ya saygı gösteriyor olması bile bir çözüm yolu değildi. Kavganın sonlanmasını istiyorken, sebepsiz ve aşağılayıcı sözler birbiri ardında geliyordu. Şafağın henüz sökmemiş olması, iki kardeşin de birbirlerinin yüzlerindeki ifadeleri görmelerini engelliyordu. Gecenin kör, zifiri karanlığında alevler körüklenmeye devam ediyordu.
Belirli bir ritim yakalanmış ayakkabının topuk sesleri, geniş ve loş koridorda yankılanıyordu. Pencerenin pervazından içeri doğru esen ılık meltem ise adeta okşuyordu saçlarını bir anne gibi. Anja'nın zevkle karışık acı çığlıkları da topuklu ayakkabının çıkardığı sesle karışıyordu. Güneş doğmadan olaylar başlamış, iki kardeşin bitmez tükenmez karmaşaları aralıksız sürdürüllmekteydi. Bir kilitli sandık misali açılamayan Lethe'nin duyguları her zamanki gibi benliğinde saklıydı. Kendine aittiler, kimse bilmemeliydi; ancak yüreğindeki yangınlar söndürelemeyecek cinstendi. Üvey kardeşiydi ama hisleri farklıydı. Bir kardeş olarak Anja'dan nefret ediyordu ancak içindeki tuhaf duygular onu gördüğü anda harekete geçiyordu. Onu arzuluyordu. Hatta belki onu seviyordu. İmkansızdı belki de bu sevgi. Yanlıştı, duyguları dizginlenmeliydi. Ama saklanabilir miydi sevgiler, aşklar? Çabalansa da başarılabilir miydi? ".... çünkü aynısın ve değişmeyeceksin. Beni eleştirmeden edemiyorsun ha? Ben senin kardeşin filan değilim." Doğruydu. Kardeşten de öteydi Lethe için. Hatta hayatını onun uğrunda harcayabileceği tek kişiydi. Duygular ortaya çıkmadığı sürece bunu kimse bilemezdi kendi benliği dışında; ancak ona açılmaya çabalamak zorundaydı. Kendi cinsine hissettiği acı verici hisler, karşılıksızdı ve hatta olanaksızdı. Denemek bir çıkar yolu muydu? Yoksa çaresizliğin göstergesi miydi? Lethe'nin zihnindeki tüm sorular karmaşanın düğüm noktasıydı.
Bir lezbiyenin ağzından acı veren duygular.
İçim acıyordu. Ona her bakışta hissettiklerimin yanlış olduğunu biliyordum ve azap çekiyordum. Ama onun güzelliğini inkar etmek haksızlıktı. Bembeyaz pürüzsüz tenini belki onlarca kez gözlerimin önünde hayranlıkla izlemiştim. Açıklayamadan, sorgusuz ve sualsiz. O zamanki duygularım bu kadar keskin, kuvvetli ve can acıtıcı değildiler. Onun buz kesmiş, ifadesiz yüzüne bakıyorum. Baktıkça kollarım karıncalanıyor, dilim bir düğüm atılmışçasına bağlanıyor. Bacaklarım tutmuyor ve hatta ona açıklamam gerekenleri unutuyorum. Evet, ben bir lezbiyenim. Bunu söylemek zor ama yeterince güç değil. Ben alışkınım ama ya o? O bunu duyduğunda ne yapar ve ne tepki verir? Karşılık verir mi, yoksa umursamaz mı bilmiyorum, bilmiyorum, bilmiyorum... O kadar karışığım ve çekingenim ki, bunları açıklamaya dilim varmıyor. Söylemeliyim bunu da biliyorum. Ellerimi önce bir yumruk haline getiriyorum ve söyleyeceğim. Bu sefer dönmeyeceğim kararımdan. ".... her şeye rağmen anlaşamıyoruz. Ötesi var mı? Sen ve ben farklıyız." Sözünü kesiyorum bilerek. Onun ruhuma sözleriyle bu tokat darbelerini indirmesine bir son vermeliyim ve işte verdim. Kalbimin sesini dinleyeceğim ve ona anlatacağım her şeyi. Porselen gibi pürüzsüz tenine bir kez daha dokunacağım ve ardından çekip gideceğim. " Anja, kes artık. Sana söylemeliyim artık. Nasıl söyleyeceğim? Ardından ne yapacağım inan ki bilmiyorum. Korkuyorum ama uykularım kaçıyor anlamıyorsun. Evet, sen ve ben farklıyız. Ben, ben bir lezbiyenim. Sana olan duygularım kardeşten öte, aşk. Farklıyız bunu da biliyorum. İmkansız, imkansız, imkansız. Paranoyalarıma bir an önce son vermem gerekiyordu. Beni yadırgama, lütfen. Tenine bir kez daha dokunup bir daha gözükmemek üzere kaybolacağım." Sözlerimi kalbimden akan gözyaşlarımla bitirmemek elimde değildi. Elimi bir kez ve son kez olmak üzere götürdüm göğsüne. Gözlerimi yumdum ve narin dokunuşlarımı gezdirdim. Şehvet damarlarımda dolaşırken, ne yapacağımı bilemez bir haldeydim. Ellerimi yavaşça çektikten sonra onun da sol gözünden bir damla yaş aktığını gördüm. Onun hissettiği acı farklıydı. Aşk değil, kardeş acısıydı. Bir kardeşi kaybetmenin acısı çok daha azdı aşk acısından. Bildiklerimin tümü bunlardan ibaretti. O beni hayatının aşkı olarak değil, üvey ve basit ablası olarak görüyordu. Bense onu tüm kalbimle seviyordum. Evet, bu bir acı gerçekti. Hayatımdaki tüm yaralardan daha çok kanayan ve yakan bir acıydı. Artık son bulması gereken bir acı olduğunu biliyordum. Bu hayata devam etmenin lüzumu olabilir miydi? Artık bu dünyada kalsa da yapacağım, hissedebileceğim, tatmadığım duygular olabilir miydi? Hayır, hepsini tek tek tatmıştım. Şimdi göç etmem gerekiyordu. Nereye gittiğimi bilmeden bilinçsizce göçüp gitmem gerekiyordu kesinlikle. Gözlerimi onun zümrüt yeşili gözlerinden ayırıp pencerenin açık pervazına çevirdim. Kararımı vermiştim. Gidiyordum, göçüyordum. Çevik ve hızlı bir hareketle ileriye doğru zıpladım, pencerenin çok ötesine doğru yuvarlandım. Son sözlerimde de sen vardın Anja. "Anja..." Bir lezbiyenin göz yaşları ilk kez ve son kez akıyordu... | |
| | | Euphoria Szôlôssy Vendéglője Restorant Sahibesi
Ruh hali : Mesaj Sayısı : 862 Yaş : 32 Kan statüsü : Safkan ~ O dahil kimse bunu bilmese de. Galleon : 12104 Ekspresso Puanı : 35 Kayıt tarihi : 21/03/09
| Konu: Geri: Sanatçı Alımları Salı 09 Haz. 2009, 19:51 | |
| | |
| | | Nikolai Belaia Kemanist
Ruh hali : Mesaj Sayısı : 41 Galleon : 11280 Ekspresso Puanı : 0 Kayıt tarihi : 17/06/09
| Konu: Geri: Sanatçı Alımları Çarş. 17 Haz. 2009, 17:39 | |
| J. Anjã Kjerstin Yaş: 19 Mevki: Kemanist Örnek rp: Josephine Joyeaux diğer üyeliğim. ^^ | |
| | | Elizabéth Adrianna Malfoy Perfect Li(f)e Yazarı
Ruh hali : Mesaj Sayısı : 1443 Yaş : 36 Kan statüsü : Safkan Galleon : 12565 Ekspresso Puanı : 41 Kayıt tarihi : 15/02/08
| Konu: Geri: Sanatçı Alımları Çarş. 17 Haz. 2009, 18:10 | |
| | |
| | | Anitchka Tanja Glazkova
Ruh hali : Mesaj Sayısı : 257 Kan statüsü : Safkan, bu önemli mi? Galleon : 11306 Ekspresso Puanı : 9 Kayıt tarihi : 18/06/09
| Konu: Geri: Sanatçı Alımları Perş. 18 Haz. 2009, 19:56 | |
| Adı: Anitchka Olga Glazkova Yaşı: 22 Mevki: Profesyonel Çellist Örnek RP:
Le sage ne dit pas ce qu'il sait, le sot ne sait pas ce qu'il dit. Yelkovan ve akrep üst üste gelmiş, ikiyi on geçeyi gösteriyordu şimdi. Ve Jacques kendisini tamamen hazır hissediyordu açılışa. Zaten resimlerinde hiçbir eksik olmadığı zaman, sergi için endişenlemesine gerek yoktu. Her ne kadar resmi yaptıktan sonra içine sindirememe ve sürekli bir hata bulma huyu olsa da bugün sergisine ve resimlerine güveniyordu. Gülümseyici dudağında kalıcıydı sanki, çalışırken böyle olması gerektiğindendi belki de. Ve odasının kapısı açıldı. Gitmeleri gerektiğini söylemeye gelmiş olmalıydı Dexter. Ama o daha konuşmadan kalktı yerinden Jacques. Sergiye gitmek için sabırsızlanıyordu, sanattan anlayan ve emeğe değer veren insanları görmek için. Belki Los Angeles akın etmeyecekti sergiye, mesela birkaç kişi gelecekti sadece. Ama o gelen birkaç kişi bile altın değerindeydi Jacques için, her sanatçının hissettiği gibi hissediyordu o da. Duygularını, anılarını, sevgilerini ve hüzünlerini döktüğü resimlerini seyretmek zevk alan, Jacques'in çizerken hayal ettiklerinden ve yansıtmaya çalıştıklarından çok daha farklı anlamlar çıkartan o yaratıcı insanlar için gidiyordu oraya. Serginin çok tutması ve para bakımından kazançlı olmak için değil... Bir sanaçtı parasızlığından sokağa düşse ve resimlerini yerde sergilemek zorunda kalsa bile, biri gelip bakıyor, resmini uzun süre seyrediyorsa bu o ressamın zenginlik ve rahatlık içinde yaşadığının en canlı göstergesidir. Ve bunu biliyordu Jacques, bu yüzden sergiye giderken tedirgin olduğu ve korktuğu tek şey kimsenin resimleriyle ilgilenmemesiydi. O, herkesin kendi duygularını bulacağı resimler yapmak istiyordu. İnsanlara hitap eden, duygulara... Bir tek bu amaçla vuruyordu fırçayı tuvale. Evet, bu amaçla vuruyordu belki ama resme başlarkenki düşünceleriyle resmi yaparkenki düşünceleri arasında uçurumlar oluyordu çoğu zaman. Sokakta gördüğü bir kızı veya Fransa'yı düşünüyordu. Lemoges'in ağaçlarını, Seine nehrini ya da Champs-Elysees'nin canlılığını.. Asla düşünmüyordu parayı veya resimlerini insanlara sevdirmek için neler yapması gerektiğini. Aslında hiçbir şey düşünmüyordu çizerken, çok şey düşünüyordu çünkü. Her şeyi düşündüğü için hiçbir şey düşünmüyordu aslında Jacques. Resimlerinde hayatının her saniyesinden bir şeyler vardı. Tüm çizgilerinde, dokunuşlarında ya da renkleri yok edişlerinde. Tuval ve boya elindeyken yaptığı her harekette, o zamanlarda bambaşka biri oluyordu işte. O zamanlar Goya oluyordu.
Odasından çıktığında, aklını kafasına takılan tüm şeylerden temizlemeye çalışmış sadece sergiye yönelmeye çabalamıştı. Ama o bunu denedikçe aklına binlerce şey doluşuyordu ve o en gereksiz şeyleri bile düşünmeye başlıyordu. Ve sonunda vazgeçirdi onu düşünceleri, savaşı yine onlar yenmişti. " Dexter, Doktor Goebbels'i kaldırır mısın? Onu da götürmek istiyorum. " Kapının önündeki arabasına bindi. Birkaç dakika bekledi Dexter'ın köpeğini de alıp getirmesi için. Doktor Goebbels, evden çıkıp arabaya yürürken kaslı bacaklarıyla bir heykel gibiydi. Dünyanın en güzel köpek heykeli.. Dişiliğin verdiği asalet ve kızgınlık, tüm bunlar onu bir dünya harikası yapıyordu. Doktor Goebbels, adının tersine hiç de acımasız değildi. Duygusal ve sadıktı. Onun gerçek bir dost olduğunu söylemeye bile gerek duymuyordu Jacques, her dediğini dinleyip kuyruğunu sallayarak üzerine zıplamasından da anlaşılıyordu bu zaten. Babası koymuştu köpeğine bu ismi. Goebbels, Fransa'da doğmuştu ve orada almıştı onu Jacques. Babası da adının, büyük bir köpeğin adı olması gerektiğini söylemişti. Joseph Goebbels'in adı.. Çok gülmüştü Jacques bu ismi koyarken. Adolf Hitler'in yandaşlarından biriydi Goebbels ve işgal yıllarını görmüş olan babasının, bir köpeğe verilecek en uygun ismin Goebbels olduğunu söylemesine de hiç şaşırmamıştı Jacques... " Bin arabaya Goebbels! " dedi gülerek Jac. Emiri anında idrak eden bir makine gibi anında atladı arabanın arkasında, onun için ayrılmış yere. Sırf o yolculuklarını rahat yapsın diye bagajı ona ayırmıştı Jac. Ve bunu seviyordu Goebbels, arada bir ön koltuğa zıplama denemeleri yapsa da..
Direksiyon hakimiyetinin kusursuzluğundan ve her erkekteki refleks hızlılığından yararlarınarak gaza bastı Jacques, açılıştan önce orada olup işleri kontrol etmek istiyordu. Belki de Winter da gelir, diye düşünüyordu kırmızı ışıkta duraksarken. Bu kızdan hoşlanmıştı Jacques, büyük bir saygı duyuyordu çünkü o da onun resimlerine büyük bir saygı duyuyordu. Ve anlıyordu resimden, sırf resimden de değil sanattan anlıyordu Winter. Yine de Jacques ona karşı çok da samimi yaklaşmaz, onu kendisinden soğutmaktan korkardı. Kendisini yanlış anlamasından.. Ona yakın davranmasının tek sebebi, onun çok kırılgan olduğunu görmesiydi. Gerçek bir arkadaş olarak görüyordu onu. Zaten Jacques, kolay arkadaş olurdu insanlarla. Bu ona çok şey kaybettirmişti, o ayrı.
Sergiye geldiğinde, açılmasına daha yarım saat vardı. Böylece her şeyi kontrol edebilirdi. Duvarlara asılmış resimlerinin ilkinden başladı. En değer verdiklerini ortaya yerleştirmişti. Bir sıraya göre ilerliyordu resimler, zaten mekanda ona göre hazırlanmıştı. Arkadan, Jacques'in seçtiği müzikler çalıyordu. Kafeterya da açıktı böylece insanlar sadece resimlere bakmış olmayacalardı, bunun gayet sıkıcı olduğunu biliyordu o da. Bu yüzden yarım saat sonra, sohbetin de gerektiğinin bilincinde olarak gelenlerle ilgilenmeye başladı Jacques. Sergi sonunda kendisine değer veren insanlara açılmıştı.
" Goya! " Arkasında neşeli bir ses duydu Jacques. Gülümseyerek döndü sesin geldiği tarafa. Ona hiçbir şekilde tanıdık gelmeyen 50-60 yaşlarında bir kadındı ona seslenen. Belli ki zar zor yürüyordu, elinde bastonu vardı ve destek alıyordu ondan. Yüzü kırışıklarla doluydu, çok yaşlıydı. Ama bedenen yaşlı olmakla ruhen yaşlı olmak arasındaki farkı kolayca anlayabilirdiniz ona baktığında. Gözleri hala ışıl ışıldı ve bakın, bu yaşında sergiye geliyordu. Hem de tek başına, sadece bastonuyla. " Merhaba. " diyerek elini uzattı kadına Jacques. Ve kadın adını söyledi elini uzatarak " Ben, Yvonne. Anlayacağınız gibi, Fransızım bende. Uzun yıllar ordu burada yaşıyorum, oğlum ısrar etti kanser tedavisi olman için Amerika'ya gitmen gerek diye. Fransa'nın neşeli sokaklarından ayrılmak zor oldu elbet. Ah, bunları size neden anlatıyorum ki, şapşal kafam! " Kadın biraz daha yaklaştı Jacques'e. Belli ki uzaktan pek göremiyor, daha yakından incelemek istiyordu onu. Mutlu olmuştu Amerika'da yaşayan bir Fransızın onu böyle sevmesine Jacques. " Size bir mektup vermek istiyorum. " diye ekledi Yvonne, şimdi asıl konuya geldim dercesine. Çantasından çıkarttığı sarı kağıdı uzattı Jac'a. Ardından iznini isteyerek, resimleri incelemek istediğini söyledi ve uzaklaştı. Jacques, mektubu daha sonra okumak için cebine koyduğunda garip hissetti kendisini. Gelen insanlarla ilgilenmesi gerekirken, gözünün önünden Fransa'nın geçtiğini fark etti. Evini, Paris'i Fransanın tüm güzelliklerini.. Onu, fazla tehlikeli olan yurt özleminden kurtaransa, Winter olmuştu. Yaşlı kadınla konuştuğunu duymuş ve bunun Jacques olduğunu anladığından olacak arkasını dönmüştü ve selam veriyordu ona. Gülümsedi Jacques da. Aklında düşünceleri uzaklaştırdı ve inceledi Winter'ı. Solgun gözüküyordu Winter, bitkin ve hüzünlü. Her ne kadar gülümseyerek sorsa da hatırını, Jacques onun içinden geçenleri ve duygularını fark etmişti. " İyiyim Winter. Senin nasıl olduğunu sormak istiyorum ama, anlayabiliyorum bunu gözlerinden. Neler olduğunu anlatmak ister misin? " Konuşurken bir yandan da bilerek çekmişti Winter'ı kafeteryaya doğru. Orada oturup bir kahve içebilirlerdi ve böylece anlatırdı belki Winter onu üzen şeyleri. Hem üzen, hem sinirlendiren hem de şaşırtan tüm şeyleri.. Winter'ın duygu selini hissedebiliyordu Jacques. Bir şeylerin şokunu üzerinden atmak için bol bol ağlamış gibiydi gözleri ve yüzü bunu hala atamadığını ekliyordu vücudundaki anlatıma. Neler olduğunu öğrenmek için sabırsızlanıyordu Jacques. Ama önce Winter'ın oturması için bir sandalye çekti ve o otururken kendisi de garsondan iki nescafe istedi. " Ama eğer anlatmak istemiyorsan.. Sen bilirsin Winter, " dedi sesindeki sakinliği koruyup merakı saklamaya çalışarak. Onu zorlayamazdı, ama aklının bir köşesi hala Winter'ın anlatırsa rahatlayacağını söylüyordu ona. | |
| | | Euphoria Szôlôssy Vendéglője Restorant Sahibesi
Ruh hali : Mesaj Sayısı : 862 Yaş : 32 Kan statüsü : Safkan ~ O dahil kimse bunu bilmese de. Galleon : 12104 Ekspresso Puanı : 35 Kayıt tarihi : 21/03/09
| Konu: Geri: Sanatçı Alımları Perş. 18 Haz. 2009, 20:10 | |
| Çellistlik, mevcut rütbenizin üzerine eklenmiştir. | |
| | | Yulia Inessa Olegovna
Mesaj Sayısı : 13 Yaş : 33 Galleon : 11271 Ekspresso Puanı : 2 Kayıt tarihi : 20/06/09
| Konu: Geri: Sanatçı Alımları C.tesi 20 Haz. 2009, 13:29 | |
| ~Yulia Volkova Olegovna ~22 ~Şarkıcı(Grubumuzun adı Tatu, eğer izin varsa böyle birşey açmak istedik, ünlü Tatu'yu bu siteye uygulamak için. Rütbede şarkıcının yanına Tatu gibisinden veyahutta Tatu falan yazarsanız sevinirim^^) ~Ben Genevieve. Eğer isterseniz eklerim rp^^ | |
| | | Elena Larisa Sergeevna
Ruh hali : Mesaj Sayısı : 29 Yaş : 34 Galleon : 11273 Ekspresso Puanı : 1 Kayıt tarihi : 20/06/09
| Konu: Geri: Sanatçı Alımları C.tesi 20 Haz. 2009, 13:35 | |
| ~Elena Katina Sergeevna ~21 ~Şarkıcı(Grubumuzun adı Tatu, eğer izin varsa böyle birşey açmak istedik, ünlü Tatu'yu bu siteye uygulamak için. Rütbede şarkıcının yanına Tatu gibisinden veyahutta Tatu falan yazarsanız sevinirim^^) ~ Ben Nicole Marissa. Eğer isterseniz bende ekleyebilirim rp... | |
| | | Euphoria Szôlôssy Vendéglője Restorant Sahibesi
Ruh hali : Mesaj Sayısı : 862 Yaş : 32 Kan statüsü : Safkan ~ O dahil kimse bunu bilmese de. Galleon : 12104 Ekspresso Puanı : 35 Kayıt tarihi : 21/03/09
| Konu: Geri: Sanatçı Alımları Paz 21 Haz. 2009, 01:13 | |
| Ne yazık ki gerçek sanatçıları temsil edebilmeniz söz konusu değil. Grubun ismini değiştirerek tekrar başvuruda bulunabilirsiniz. ^^ | |
| | | Genevieve Tessa Malfoy Slytherin 5. Sınıf Öğrencisi
Ruh hali : Mesaj Sayısı : 487 Yaş : 33 Kan statüsü : Safkan Galleon : 12060 Ekspresso Puanı : 15 Kayıt tarihi : 14/06/08
| Konu: Geri: Sanatçı Alımları Paz 21 Haz. 2009, 14:39 | |
| Grubumuzun adını PureBlood olarak değiştirmeye karar verdik^^ | |
| | | Euphoria Szôlôssy Vendéglője Restorant Sahibesi
Ruh hali : Mesaj Sayısı : 862 Yaş : 32 Kan statüsü : Safkan ~ O dahil kimse bunu bilmese de. Galleon : 12104 Ekspresso Puanı : 35 Kayıt tarihi : 21/03/09
| Konu: Geri: Sanatçı Alımları Paz 21 Haz. 2009, 18:23 | |
| | |
| | | | Sanatçı Alımları | |
|
Similar topics | |
|
Similar topics | |
| |
| Bu forumun müsaadesi var: | Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
| |
| |
| |